25-10-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
FELLUCE KATLİAMI VE ŞİA'NIN TARİHİ MİSYONU PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 17
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
29-08-2005
Image
Iraktaki Şiilerin önde gelen liderlerinden El Hekim, Türkiye’yi ziyaretinde, Amerikalıları kendilerinin davet ettiğini söyledi. Kendi ülkelerine işgalci çağırmak ve ardından bunu deklare etmek, savaş boyunca öldürülen onca masum sivilin sorumluluğunu hissetmemek bunlara has bir duyarsızlık olsa gerek.  
Felluce’deki direnişçilere,  Amerikan askerleriyle birlikte Kürt ve Şii grupların da saldırmakta olduklarını gazetelerden okumuştuk. Birlik olup ülkelerini işgal eden yabancı unsurlara karşı beraberce çarpışması gereken insanlar, aksine birbirini kırmaya duruyorlar. Kürtleri belki biraz anlamak mümkündür, çünkü onların İslam’i duyarlılığa sahip olan örgütlerini, Amerikalılar bu ülkeye girer girmez bombaladılar. Geriye sadece ırk kaygusuyla hareket edenleri kaldı. Fakat Şiiler’e ne oluyordu ki modern haçlılarla birlikte kendi kardeşlerine saldırıyorlardı? Dinlerinin hangi ideali ve prensibiyle bağdaştıracaklardı bu durumu? Yüz yıllardır birlikte yaşadıkları, hakim unsur onlarken bir zararını görmedikleri Sünni kardeşlerinin, ellerine ilk geçen ilk fırsatta boğazına sarılmakla dini hangi yararı sağlayacaklardır? Cennete daha kolay mı gideceklerdir?
İnsanın olduğu yerde ihtilaf olması da kaçınılmazdır. Hatta bunu genelleyip insan yerine canlı kelimesini koymak daha doğrudur. Bir arada büyüyen çam ağaçlarının güneşe ulaşıp diğerinin gölgesinde kurumaya mahkum olmamak için hızla boy attıklarını, diğerleriyle ölümüne yarıştığını okumuştum bir yerde. Hayvanlar da birbiriyle kavga ederler çeşitli nedenlerle. Bir tutam ot için dövüşür, zayıf olan hakkını güçlüye teslim eder ve olay biter.  İnsanlar arasında anlaşmazlık çıkmasını yadırgamak mantıklı değildir. Bundan dolayı savaşı önlemeye yönelik projeleri hep ütopyacı olarak görmüşümdür. Savaşı engellemek neredeyse canlı hayatını bitirmekle eş değerdir. Tabii bununla demek istemiyorum ki savaş mubahtır, herkes gücü yettiğine istediğini yapsın. Savaşın insanca kuralları ve amacı olmalıdır. Hiçbir canlı sadece savaşmak için savaşmaz. Bir itin kemiğine başka biri ortak çıkarsa ancak, ona hırlar. Bir öküzün ağzından samanı almak için boynuz yemeyi göze almalısınız. İnsanın da yaşarken bazen çıkarları başka insanlarla ya da insan topluluklarıyla çatışabilir. İşte böyle durumlarda çözüm için insanca kurallar girer devreye. Problemi çözerken karşıdaki insanın varlığını, yaşama hakkının kabulü temel ilkedir. Adaletli olmak ve adaletli davranmak sunacağınız önerinin karşı taraftan da kabul görmesini sağlayacaktır.

 Böylece iki taraf için de eşit bir çözüme ulaşılabilecektir. Bunları gözetmezseniz karşı tarafı savaşmaya, hakkını aramaya kendi ellerinizle itmiş olursunuz. Hiçbir canlı sırf siz istemiyorsunuz diye kendi bedenini ölüme terk etmez. En güçlü duygu olan ne pahasına olursa olsun hayatta kalma istenci hemen devreye girecek ve ona normal zamanla kıyaslanmayacak bir mücadele azmi ve direnci verecektir. En şiddetli savaşlar haksızlığa karşı çıkan insanların yapmış olduklarıdır. Sizin haksız olduğunuza ve kendi varlığını tehdit ettiğinize inanmışlarsa, korkunç bir direnişle, ölüm-kalım savaşıyla karşılaşmanız kaçınılmazdır. Sonuçta elinizdeki imkanlarla onu yok edebilir, varlığını ortadan da kaldırabilirsiniz. Ancak bu geçici bir durumdur. Bir müddet sonra, ortadan kaldırdığınızı sandığınız şey, yeniden çok daha güçlü olarak karşınıza dikilecektir. Bu tarihte hep böyle olmuştur ve olmaya devam edecektir.

   İnsan grupları içinde belli çıkarlar için savaşmak anlaşılabilir bir şeydir. Nihayetinde sizce çok makul, mantıklı ve adil gelen bir şey karşı tarafa hiç de öyle görünmeyebilir. Böylece savaş kaçınılmaz bir hale gelir. Ancak bazı savaşlar var ki insanın anlaması gerçekten mümkün olmuyor. Mesela kan davaları. Her nasılsa biri bir diğerini öldürmüşse eğer, bu eylemde suçu olmayan kaç kuşak sonraki insan işlemediği, hatta hiç tasvip etmediği bir şeyin bedelini ödemek zorunda kalması anlaşılabilir mi? Veya karşı taraf, öldürme eylemine karışmamış dünyadan habersiz bir sabiyi katletmekle nasıl bitmez kini için tatmin duyabiliyor?

    İslam dininin yer yüzünü şereflendirmesi üzerinden geçen bunca zaman içinde bir çok yorumlar ve çeşitli düşünce ekolleriyle karşılaştık. Bunların içinde sadece bir tanesini anlamakta çok zorluk çektiğimi söylemeliyim: Şiilik. Bu hareket başlangıçta siyasi bir hareket olarak doğdu. Hilafetin Hz. Ali’nin hakkı olduğunu iddia ederek bunu kabul etmeyenlerle savaştılar. Yenildiler fakat bir kenara çekilip kaderlerine razı olarak topluma iştirak etmediler. Bunu siyasi bir mezhebe dönüştürdüler. Hz. Aliden çok sonra bile hilafetin onun soyundan gelenlere ait olması gerektiği iddiasıyla çeşitli dönemlerde ayaklanma çıkardılar. Hanif Müslümanlar, olmuş geçmiş bir olayın davasının bu kadar uzatılmasını anlamsız bularak kavgadan uzak durmak istemelerine rağmen; onlar bunu hiç unutmadılar. Her fırsatta gündeme getirmekten yarar umdular. Ellerinde güç olmadığında toplum içinde diğerleri aleyhine gruplaştılar. Muhalefet duygusu derin bir kin duygusuyla yoğruldu. Müslüman’la değil İslam düşmanlarıyla savaşmayı şiar edinerek yönünü batıya çevirmiş Osmanlının tabanını kaydıracak kadar tehdit oluşturduklarında Kahraman Yavuz’un atının ayaklarında ezildiler. Osmanlının en cengaver padişahını batıda yapacağı fetihlerden alıkoyup Müslümanların iç işleriyle uğraşmak zorunda bıraktılar. 

    İdarenin bir başka grubun hakkı olduğu iddiasıyla mevcut otoriteye itaat etmemek olarak kısaca ifade edilebilir Şia ekolünü. İhtilafın taraftarları ortada yokken kavgayı günümüzde de sürdürmeleri incelenmesi gereken bir psikolojidir.  Sonuçta olayın kahramanları tarih olmuştur. Ne Yezid’i mezarından çıkartıp tahtını terk ettirebiliriz, ne de Hüseyin’i yeniden Halife yapabiliriz. Bu işin çoktan bitirilip gündemden düşmesi gerekirdi. Sanıyorum burada, uzunca hüküm süren tarihi Pers imparatorluğunun Müslüman Araplar tarafından ortadan kaldırılmış olması önemli bir rol oynamaktadır. Böylece iktidardan düşmüş ve önemini yitirmiş olan topluluk, buradan bir ihtilaf noktası yakalayıp tekrar eski iktidar konumuna dönmek için eline bir koz geçirmiş oluyordu. İktidar hırsıyla bu konuyu   hep canlı tutup, dini bir anlamı varmış gibi siyasal amaçları için kullana geldiler. Tarih sahnesine çıkışlarından bu yana sadece Müslüman kardeşlerine kılıç çekmiş olmak gibi ağır bir ithama muhatap oldular. Batısında sırtlarını dayadıkları ve tehlike gelmeyeceğine emin oldukları Osmanlı varken Doğuya, Çine veya Hindistan’a yönelip oralara İslam adaletini götürme fırsatına karşın, Müslümanlar arasında kargaşa çıkarmayı kendi amaçlarına daha uygun buldular. Bu tarihi olayları tekrar etmek yarasız diye düşünülebilir. Ancak yenilerde Afganistan ve Irak’ta olanlar dolayısıyla İslam düşmanlarıyla sınırdaş olduklarında da bu İslam düşmanlarına karşı durmak onlara cazip gelmedi. Öç alma duygusunun diri kıldığı bu topluluk savaşçı nitelikler taşıyor. İnandıklarında namlulara karşı vücutlarını siper edip gidiyorlar. Ancak nedense Şah’ı devirdikten sonra dahi ilk savaşları Komşu Irakla oldu. Kendi başlatmadıkları fakat çok önce bitirilebilecek bir savaşı uzatarak gereksiz Müslüman kanı dökülmesine neden oldular. Sonra tarihi düşmanları Amerika ile Afganistan’da komşu oldular. Bir Müslüman ülkenin işgaline engel olmak için çaba sarf etmek yerine neredeyse buna sevindiklerini hayretle izledik. Kukla Afgan hükümetinin devir teslim töreninde tek bakanlık düzeyinde temsil edilen tek Müslüman ülke olarak orada bulunmaktan  imtina etmediler. Şimdi ise Irak’ta Amerika Müslüman bir halkı katlediyor ve ne yazık ki Şiiler de ya onlarla birlikte diğerlerine silah sıkıyor ya da direnişe katılmayıp işgali onaylıyorlar.

     Şia tarihi boyunca hep Müslümanlarla cedelleşmiş olmak ithamından kurtulmak için Irak’ta yakaladığı fırsatı tepip, ne yazık ki bir kere daha konumunu tescilliyor.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 29-08-2005 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 60 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
60266838 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net