14-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow DOLAR İMPARATORLUĞU
DOLAR İMPARATORLUĞU PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 17
KötüÇok iyi 
Yazar Fahri Yurtsever   
15-12-2007
DOLAR İMPARATORLUĞU, Finans-Kapital ve IRAK Saldırısı
                                                                             
                                                                                            Fahri Yurtsever
Bağdat düşmedi, teslim edildi.
 
Savaş başlamadan, bunun üç günde bitmeyebileceğini, orada yaşayan insanların, sonuçta Saddam Hüseyin’i sevmeseler bile, kendi vatanlarını savunabileceğini ve hatta savaş sonrası bile direnmeye devam ederek, koalisyon güçlerine Irak’ı dar edebileceğini, kendi topraklarını savunan milletleri hafife almamak gerektiğini söylediğimizde, birileri müthiş savaş makinesi ve fevkalade akıllı bomba sahiplerinin papağanlığını-amigoluğunu yapıyordu.
Umm Kasr, Basra, Nasiriye, Necep, Kerbela müdafaalarından sonra, bunun Bağdat’la taçlandırılması gerekirdi, maalesef olmadı!

Bağdat’ın bu kadar kolay düşeceği, uluslararası havaalanının hiç çarpışmadan teslim edilmesiyle açıkça belli olmuştu. Bu nirengi noktasının teslim edilmesi ve şehir içinde tahkim yapılmaması, köprülerin atılmaması, ordunun halen ortada görülmemesi, 4-5 gün öncesinden beri, Bağdat’ta yoğun bir direniş olmayacağını gösteriyordu. Çokça söylendiği gibi, şehir etrafında petrol dolu hendekler-tümsekler-barikatlar diye açıklanan sözde savunma hattı, zaten teknik olarak olacak şey değildi! Mantıklı da değildi. Ana yollar dururken, dağdan-bayırdan şehre girmeye çalışmak, olsa olsa aklı kıt bir komutanın taktiği olabilirdi!
Peki, Bağdat halkı niçin mukavemet etmedi?
Bağımsız bir direniş örgütlenmesi olmadığı için, halkın ordunun etrafında toplanması ve onun inisiyatifinde çarpışması gerekiyordu, bekleniyordu. Baas ve ordu, bu isteği-kuvveti organize ve koordine etmeliydi. Etmedi. Büyük ihtimalle, Saddam ve ordu üst yönetimi, çetin muharebelerin yaşandığı, Bağdat’tan önceki direniş noktaları olan Nasiriye, Necep ve Kerbala’nın düşmesi üzerine, direnişi 'anlamsız' bularak kendilerini kurtarma yolunu seçti. Bağdat’ı terk etti. Dolayısıyla, başıboş kalan erat ve halkta direnme azmi gösteremedi.
Bundan sonra ne olacaktır? Irak genelinde direniş olacak mıdır? Elbette, olacaktır.
Özellikle, güney bölgelerinde bunun nüveleri oluşmuştur. Orta bölüm ve Bağdat’ta insanlar ailelerinden birilerini, Amerikan ve İngiliz bombaları–füzeleriyle kaybettiler. Bunun sorumlusunu unutmayacaklardır. Kuzeyde Musul ve Kerkük’te nispi de olsa çatışmalar var ve buralarda peşmergelerin işgali söz konusu olacak, insanlar mal-mülklerini kaybedeceklerdir. Belki de, ilk çatışmalar buralarda başlayacaktır. Bu çatışmalar ve silahlı olmayan direnişler, elbette 'düşük yoğunluklu savaş' olarak sürecektir. Genel olarak, Orta-Doğuda gelişen Amerikan aleyhtarlığı ve hatta düşmanlığı, daha önce Lübnan’da Amerikan askerlerine karşı girişilen saldırılar, bu tespite de altyapı oluşturmaktadır.
ABD, uzun süre Irak’tan çıkmayacağını, 25 yıllığına bölgeye geldiğini açıkça ifade ederken; bizde kimi çokbilmişler, "Amerika’nın, kısa sürede Irak’tan çekilmesini ve Filistin-İsrail sorununa çözüm getirmesini, Türkiye’nin de Amerika ile beraber hareket etmesini, hatta bölgeyi bilen olarak Amerika’ya yol göstermesini" salık vermektedirler.
ABD’ne akıl vermeden önce, ülkemizi nelerin beklediğinin kaygısını duymak, bu zevatın nedense hiç aklına gelmez.!
ABD’nin bölgeye gelmesi, bölgede ne gibi değişikliklere yol açacaktır, ülkemizi ne gibi tehlikeler beklemektedir, hesap etmeye çalışmak, ortaya koymak gerekmez mi?   
1-Türkiye, halen stratejik önemde, güneydoğu kanat ülkesi midir?
2-İyice güçten düşürülmüş, dişleri çekilmiş Irak’ın, 'açık işgal' gereksinmesinin altında yatan asıl sebep nedir? 3-Asıl güç kimdir?
3-Bu senaryoda, Türkiye’ye biçilen elbise nedir?
4-Bölgede coğrafi-siyasi-jeopolitik nelerin değişeceğini ve ülkemizi nasıl etkileyeceğini öngörmek gerekir?
ABD’nin temsil ettiği asıl gücü bulmak ve bu gücün menfaatine olan, yada menfaatine dokunulduğu için gerçekleşen bu saldırıdaki, menfaatin ne olduğunu araştırmak, irdelemekle işe başlamak gerekir. Menfaat deyince, illaki paranın yönünü takip etmek şarttır.
Önce güç-kimle başlayalım: Bilinen bu güç, uluslarüstü finans-kapital veya küresel sermaye olarak adlandırılmaktadır. Asıl üslenme yeri Amerika olup, İngiltere başta olmak üzere Avrupa kökenli ve Amerikan tabiyetlidir. Aslında, ülke önemli değildir. Ama bir askeri güce ve mali-ticari mekanizmalara, gerekli siyasal manevraları yaptırabileceği siyasi ve hatta sosyal-insani kurumlara, örgütlere ihtiyacı vardır.
Bu gücün esas silahı, asıl enstrümanı Amerikan Doları’dır. Tohumları, 2. Dünya Savaşı’nın sonlarında atılmış, dolara uluslararası para hüviyeti kazandırılmış, tezgah petrolün dolar karşılığı satılması kararı, dolar basımının altın karşılığı olmaktan çıkarılması -1973- ile tamamlanmıştır.
1945 ten sonra, ulusal ekonomiler, önce ithal ikameci sonra neredeyse tamamıyla ithalata dayalı tüketim ekonomilerine borçlandırma yoluyla dönüştürülmüş ve giderek ülke ekonomileri çökmüş, muz cumhuriyetlerine dönmüştü. Bu süreçte borçlandırma, gelişmiş ülke ekonomilerinin dolayısıyla kredilendirilmesi, dolayısıyla enflasyon ihracı idi ve hem sanayi hem ticari kapitali geliştiriyordu. Kendiside anormal faizlerle çığ gibi büyüyordu. Sahneye, uluslararası dev şirketler ve hizmet sektörü çıktı. Paralel olarak ilk globalleşen, kendisi başlı başına bir ihraç metaı haline gelen, Amerikan Doları oldu. Meta olmanın yanısıra, güçsüz ülkelerde devalüasyonlar veya konvertbilite ile, sürekli değerlenen bir meta veya gerektiğinde mali silah.
Bu durumu düzenleyen başlıca finansal organlar, IMF-Dünya Bankası’dır.
Uluslararası ticaret, evvelce GATT, şimdilerde DTÖ eli ile kontrol edilmektedir.
Askeri organ, ABD ordusu ve NATO’dur. Birleşmiş Milletler, OPEC gibi örgütlerle dengeler sağlanmaktadır.
ABD veya uluslarüstü -küresel/global- finans-kapital yada Federal Rezerv, dünyaya başlıca Dolar satmaktadır. Karşılıksız basıldığı iddia edilen paranın, 4 ila15 trilyon dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir. Arkasından, petrol-enerji ticareti, ilaç ve tıbbi malzeme, harp sanayi ürünleri ve teknolojileri, iletişim teknolojileri ve hizmetler gelmektedir. Hollywood filmleri, ticari meta olmaktan ziyade, psikolojik harp ürünleridir, medya desteği unutulmamıştır.
1990 a gelindiğinde, Amerika tek süper-emperyal-hegemonik güçtür. İlgilenmediği ülke olmadığı gibi, üsler haricinde bölge orduları kurmuştur. Orta-Doğu ile, Merkez Kuvvetler Komutanlığı ilgilenmektedir.
Pek tabii, her şey kendi karşıtını da doğurur, geliştirir.
Bir zamanlar, sanayi-kapitali de finanse eden bu güç, özellikle son yirmi yıldır sadece parayı 'finanse' etmekte, dünya ticaretini elinde tutmaktadır. Markalaşmanın ve hizmet-iletişim sektörünün öne çıkmasının altında yatan budur. Ülke ekonomilerini, sanayi devlerini, ya sıcak para hareketleri ile borsalarda çökerterek yada ülkelerde mali buhranlar yaratıp, alaşağı ederek kendini çoğaltmaktadır.*
Dolayısıyla, sanayi-sermayesi ve ülke sanayilerini kollamaya çalışan ulus-devletler ile çatışmaktadırlar. Avrupa ABD çatışmasının altındaki asıl sebep budur.
Güçsüz ülkeler, ne kadar bağlı olurlarsa olsunlar, kendi sanayilerini, sanayicilerini, iktidarlarını da korumaları gereken genelde ulusal/merkeziyetçi devletlerdir. Her ne kadar globalleşme-küreselleşme ve özerk kurullar, özelleştirmeler, DTÖ gibi örgütler eli ile, bu devlet yapıları yumuşatılmışlarsa da teslim alınamamaktadır. Bu durum, sadece geri kalmış ülkeler için değil, Avrupa ülkeleri ve kendi ülkeleri dahilinde de geçerlidir. Ulus devletlere dönüş eğilimi, milliyetçilik duygularının yükselişi, ülke içi sınıf kavgalarının yerini, ülke bağımsızlığının elde edilmesi, devlete sahip çıkılması gibi fikirlere bırakmasının asli sebebi budur. Amerikan muhalifliğinin sebebi de bu olmakla beraber, artık tehditkar bir Rusya’nın olmaması, dost-müttefik bakış açısını değiştirerek, ABD’ne eleştirel bakmayı da sağlamıştır.
Finans-kapitalin algıladığı asıl büyük tehlike, 2000 yılının başında,  İran-Irak gibi başlıca petrol üreticisi ülkelerle, Rusya, Çin ve Almanya-Fransa’nın bir araya gelerek, petrolün artık Euro karşılığı satılması kararı almaları ve kısmen-oransal uygulamaya başlamalarıdır.
Saddam Hüseyin kontrolden çıkmakla kalmamış, Rusya, Fransa ve Çin’e ciddi petrol imtiyazları vererek karşı cepheye geçmiştir. ABD’ne rağmen, Suudiler, İran ve Suriye Filistin’e destek vermekte, birtakım terör örgütlerini politik kısaslar için beslemektedirler. Malezya, Venezulla, Meksika kontrolden çıkmış, Arjantin zor zaptedilmiştir. Amerikan karşıtlığı, yer yer 'teröre' dönüşmekte, küreselleşme karşıtlarının sayıları milyonları aşmaktadır.
Zaten, ülkeleri doğrudan yönetmeye niyetlenen, artık bu konuda önünde askeri bir güçte kalmayan, petrolü-enerjiyi ve iletim yollarını doğrudan denetim altına almak için yola çıkan ve 1992 de bunu ulusal strateji haline dönüştüren ABD, önce Orta Doğu’da Kuveyt’e yerleşip, Suudi Arabistan üslerini takviye etmiş, dağılan Rus cumhuriyetlerini kontrol altına almakla devam etmiş, bu arada Amerikan harp sanayii de yeniden üretilmişti.
11 Eylül istenilen fırsat oldu. Artık her türlü müdahale için uygun zemin, muhalefeti bastırmak için sebep vardı. Küresel terör ve terör tehdidi. Ülke içinde demokrasi askıya alınmakla kalmadı, can güvenliği bahanesiyle, iç ve dış kamuoyu desteği -her türlü hukuk dışılık için- sağlandı. Hedef ülkeler, Müslüman olduğu için terörün adı, İslam-i Terör konuldu. İsrail bile, Filistinlilerin terörüne maruz kalıyordu!
Afganistan, bölgede tek istikrara kavuşmayan ülkeydi, karışıklığın nereye götüreceği belli olmazdı. İran etkisine açıktı. Yıllık 400 milyar doları bulan getirisiyle birlikte, uyuşturucunun kontrol dışına çıkmaması da çok önemliydi. Orta Doğu-Irak operasyonu hazırlanana kadar, bu ülke işgal edildi. Bu operasyonda, zedelenen itibarın yeniden tesisi, El-Kaide’nin (aslında Taliban'ın) cezalandırılması ve bir uluslararası sınamada söz konusudur, elbette.
Türkmenistan, Afganistan, Pakistan ve ABD arasında, petrolün Umman Denizine taşınmasına ilişkin 4 lü anlaşma imzalanarak, operasyon tamamlanmış oldu. Yeni üsler oluşturuldu, ikili anlaşmalar yapıldı.
Sıra, Orta Doğuya geldi. Dünyanın ikinci büyük petrol üreticisi ve milyarlarca varil rezervi olan Yaramaz Çocuk Saddam’ın ülkesi, hem ilk hedefti, hem de biçilmiş kaftandı. "Saddam, ülkeyi terk etse bile, oraya gidilecek, Irak işgal edilecekti." Amerika tam bir imparatorluk gibi hareket etti.
Asıl gaye, petrole el koymak veya fiyatını kontrol altında tutmak değildir. Petrolün dolarla alınıp satılmasının devamını sağlamak, dolar hakimiyetini sürdürmektir.
Pektabii, fiyatıyla da oynayarak, rakipler üzerinde baskı kurulabilir. Yükseltilerek, Almanya-Fransa ve Çin, düşürülerek Rusya üzerinde baskı-şantaj sağlanabilir. Anti-parantez, petrolün ABD’nin eline geçmesi, alternatif enerji kaynaklarının geliştirilmesinin önünü büyük oranda kapatacaktır. Yine, bu olayla, B.M. yıkıldı demek yanlış olmayacaktır. Artık, ABD istemediği sürece kimseyle uzlaşmayacak ve paylaşmayacaktır.
Bu güçler arasında, önümüzdeki dönemde, Orta Doğuda ve özellikle Suudi Arabistan üzerinde ciddi çatışmalar olacağı söylenebilir. Arkadaki asıl hedef Suudi Arabistan olmak üzere, aşamalar Suriye-İran üzerinden İsrail’in güvenliği de sağlanarak, huzurlu bir müttefikle yürümek, bu arada müdahil olabilecek bölge ülkelerini yeniden düzenleyerek, Amerikan-İsrail mevcudiyetine taraftar etmektir. Bölgedeki varlık ve tehdit ile, siyasal olmaz ise askeri güçle, esasen doların hakimiyeti -petrol ticaretinde ve dünya ticaretinde- sürdürülecektir.
Yeni kurulacak Irak hükümeti ki, sadece idari bir hükümet olacaktır, İsrail’le iyi ilişkiler kurabilecek yapıda olmalıdır. Bu yüzden KDP-KYP ağırlıklı-etkin olacağını söylemek yanlış olmaz. Şiilere, yönetimde -Cumhurbaşkanlığı gibi göstermelik - yer verilmesi muhtemeldir. Kısa sürede, KDP-KYB Federe Devleti her halükarda kurulacak ve bu manivela ile, İran baskı altında tutulacaktır. İleride, bu sayede, İran ve Türkiye’nin küçültülerek, zayıflatılması yolu da açılmış olacaktır.
Elbette, hem kendi iç çelişkileri, hem finans-kapital ve sanayi-kapital arasındaki çelişkiler, hemde bölgede ve dünyada gelişecek karşıt güçler, dünya kitlesel muhalefeti bu seyrin gidişini etkileyecektir. Sürecin 20-30 yıl olarak proğramlandığı göz önüne alınırsa, taktiksel değişiklikler olabileceğini, önceliklerin değişebileceğini belirtmek gerekir. Bölgenin cehenneme dönebileceğini, Irak içinde bile gelişebilecek muhalefet ve olası çatışmaların önemli olduğunu, bu planları ne kadar etkileyebileceğini de. Uluslarüstü Finans-Kapital geldiği aşamada, kendine engel gördüğü bütün ulus-devletleri parçalamak; devletleri ekonomiden koparıp, idari bir kurul haline getirmek-zayıflatmak istemektedir. Bunun sonuçta, ekonomik olarak tükenen ülkelerden sermayenin geri dönemeyeceği, halkların ayaklanacağı vb sebeplerle yürümeyeceği açıktır. Dünya, gerçekten küçülmekte ve milletler yakınlaşmaktadır. Teknolojik gelişmelerle, üretimin dünyayı rahatça doyurabileceği aşamaya gelinmiştir. Bu ciddi tezat, büyük olaylara sebep olacaktır.
Türkiye:
Ana üssün Irakta kurulması, bölgede Türkiye’nin stratejik önemini -Amerika için önemini- tamamen ortadan kaldıracaktır. İmparatorluk bakiyesi ve güçlü bir Türkiye, kimsenin işine gelmemektedir. Bunda tarihsel ve kültürel etkilerde, bir öç alma da söz konusu edilebilir. Zaten, SSCB’nin dağılmasından ve ABD’nin Kuveyt’e yerleşmesinden sonra, jeo-stratejik önemi iyiden iyiye azalmış ülkemize, Avrupa Birliği kapısına bağlanmak marifeti ile de, ekonomik ve siyasal alanda diz çöktürülmüştür. İstenilenler yapılmaz ise, bir günde uçuruma yuvarlanması işten bile değildir.
Süreç, bugünden yarına, güçlü devletin yumuşatılması, direnen temellerin bertaraf edilmesi, ülkemizin tümüyle açık pazar haline getirilerek yağmalanması, Kıbrıs’ın verilmesi, Kürt asıllı vatandaşlarımıza güneydoğuda güçlü belediyeler ve geniş kültürel haklardan öte, etnik haklar verilmesi, böylece ayrı bir kimlik olduklarının sabitlenmesi ve EGE ve Ermeni meseleleri ile hızla, tavizlerle akacaktır. Sonra...
Bu dönemde, Avrupa Birliği Türkiye ilişkileri de, şu an geliştiğinden farklı gelişmeyeceği gibi, daha dayatmacı olacağını çıkarsamak gerekir.
Stratejik önem gibi kartlarımız olmadığına göre, Amerika’dan lütuf ve merhamet beklemek fayda verir mi? Biz senin en iyi dostunuz, kölen-kulun-yanaşman olayım demek işe yarar mı? Sn. Denktaş’ı suçlarlarken, Kıbrıs için destek ummak ne kadar doğru olur? A.B. için destek istemek, kuzuyu kurda emanet etmek değil midir?
Dostumuz yoktur. Ülkelerin dostu yoktur. Sadece komşularınızla, çıkar birliğine dayalı dostane ilişkileriniz olabilir ve dünyada ittifaklarınız.
Hele hele tarih birliği, dil birliği veya din birliği olmadan, yakın ilişkilerden bile bahsetmek kendi kendimizi aldatmaktır.
Elbette, bu gidişi tersine çevirmek ellerimizdedir.
Fahri Yurtsever
Ankara  09.Nisan.2003


*   Ciddi bir kaynak göstermemi isteyenler, Pretty Woman filmini bir kez de bu gözle seyredebilirler. :)
** Amerika niçin -Avrupa gibi- petrolü satın almayı tercih etmiyor, niçin siyasi-ekonomik-diğer baskı yöntemlerini bir kenara    
     itiyor sorusunun cevabı buradadır.
 
Cumhuriyet 09.12.2007

DOLARA DARBE
İran, petrolü Avro ile satacak

TAHRAN (AA) - İran yönetimi, dolarla petrol ticaretini tamamen
durdurdu. İran Petrol Bakanı Gulamhüseyin Nozeri , artık petrol
ticaretinde doların tamamen silindiğini, dolardaki aşırı değer kaybı
ve güvensizliğin petrol ihracatı yapan ülkeleri buna mecbur
bıraktığını kaydetti. İran olarak son Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü
(OPEC) toplantısında, petrol satışında güvenli bir dövizin
kullanılmasını önerdiklerini ifade eden Nozeri, bunun için kurulan
komisyonun gelecek toplantılarda konuya ilişkin görüşünü
açıklayacağını belirtti. İran Milli Petrol Şirketi (IOC) Genel Müdür
Yardımcısı Muhammed Ali Hatibi , iki ay önce, petrolün yüzde 65'ini
Avro, yüzde 20'sini yen ile sattıklarını bildirmiş, geri kalan miktarı
da değerli ıdövizlerle satacaklarını belirtmişti.

Yorum
Yazara Sorularım Var:
Yazar kubha açık 2007-12-15 13:39:51
1. Karşılıksız dolar basıldığı bir vakıa. Ama dolarla senelerdir elde edilen sonuç şimdi Euro ile elde edilmek isteniyorsa? Adı eskiden dolarmış, şimdi Euro olmuş ne farkeder. O da kağıt, bu da kağıt? Üstelik Euro'nun matbaası da Dolara itibar kazandıran gücün elinde iken? (II.Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'nın ordusunun ve merkez bankasının tam bağımsızlık kazanmadığı herkesin malumudur.) 
 
2. Batılılar bu kadar sophistike çalışırken, 1. maddede işaret ettiğim basit gerçeğin tüm dünyada kısa sürede farkedileceğini hesaba katmamış olmaları mümkün mü? 
 
3. 20 yıldır süren ve şu an zirve seviyesinde olduğunu tahmiz ettiğimiz karşılıksız para platformu üzerine inşa edilen para piyasası enstrümanlarının sonu geldi mi? Yani gerçek malın, üretimin ve altının değer kazanacağı, buna karşılık matbaadan çıkan kağıdın satın alma gücünü yitireceği süreç başladı mı? Başladıysa bu sürecin neresindeyiz?
Selam
Yazar selahaddin açık 2007-12-15 14:01:35
Fahri bey Dolara mı darbe olacak yoksa ellerine bol miktarda dolar bulunduranlaramı? Bilirseniz son 5-6 yıldır rezerv mecburiyetinde bırakılan bir çok ülkenin elinde patlıyacak dolarlardan kim karlı çıkacak.(çin rezervleri trilyon doları aştı) son beş yılda %80 değer kaybeden dolardan sizin söylediklerinize bakılırsa 14trilyon dolaşan doların 6 trilyonu erimiş oldu kısa günün karı.Son yıllarda dolardan kaçan uluslararsı sermaye gelişmekte olan ülkelere ve diğer yatırım enstrümanlarına yüklendi. İran bu arada drenişe geçti ama değeri düşen doların amerikalılara faydası var benimde piyasalara 14 trilyon borcum olsa değeri düştükçe keyf ederim. İranın bundan sonra yapacağı euro satışları ,yüksek değerlenmiş 2. bir paraya yatmak olacakki gelecekte süreç tersine dönerse bu seferde dünya euronun değer kaybından zarar edecek. Doğrusu elin uyanığının parasıyla ne işimiz var kardeşim Allahın verdiğini Allahın yarattığı şeylere yatırmak en doğrusu. Demir bakır altın arsa, tarla ada yat gerisi parsa vs ff:) ff:)
2 numaralı yorumcuya...
Yazar semazen açık 2007-12-16 01:08:20
sanki esat keşşaf hoca konuşuyor 
Yazar girisim açık 2007-12-18 10:56:11
Yazı güzel bir yazı ancak bazı konuların güncellenmesi gerekiyor. Yazıda ekonomi ile siyaset harmanlanmış. İkisini birbirinden ayırmak pek mümkün değil zaten. Fakat bu zaman içinde saddam'ın amerikan istihbaratına bağlı bir eleman olduğu anlaşıldı.  
Kağıt parçalarını/Avro, dolar v.s) değerli yapan arkalarındaki siyasi güçtür. Yoksa herkes bir ton ağacı boyayıp bir isim vererek tedavüle verirdi. 
Yazıda eleştirecek birkaç nokta olmakla birlikte ben sadece şunu sormak istiyorum sn yazara: Cari açık dediğiniz şey de para yani sonuçta bir ton kağıt değil mi? Öyle olunca bu kadar büyütmenin bir anlamı var mı? Nasıl olsa kimse size niye bu kadar para basıyorsunuz demiyor. Kimse karışmıyor.  
İki numaralı yorumcunun dediği gibi ekonomik sistem gerçek değerler üzerine oturmadıkça bu sistem yürümez. Bir yere gelip dağılacaktır. 
Raci D.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 19-12-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85710676 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net