16-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow YOLSUZLUK EKONOMİSİ
YOLSUZLUK EKONOMİSİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 25
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
15-11-2007
YOLSUZLUK EKONOMİSİ
                                                                                           
                                           Raci Durcan

     Malezya Devlet Başkanı’nın Kriter’de de yankı bulan ‘En büyük yolsuzluk İslam Ülkelerinde oluyor’ sözünü hatırladınız mı?

     Dini kurallara halkın itibar ettiği, Batı'da olduğu gibi insan vicdanına hapsedilmediği bu ülkelerde böyle bariz bir günahın yaygınlaşması ilginç ve üzerinde düşünmeye değerdir.

      Bu haberin medyada yer almasıyla aynı tarihlerde ziyaretinde bulunduğum bir arkadaşımın üniversitede okuyan çocuğunun 6 ay yurt dışında kaldığını öğrendim. Staj yahut okul organizasyonu olarak değil, şimdilerde meşhur olan Avrupa Birliği fonundan gitmiş. Döndüğünde muhafazakar bir aileye mensup bir kız çocuğu olarak diğer kardeşlerinden farklı duruyordu. Kültürel amaçlı olduğu söylenen bu tür projelerin işe yaradığı(!) giyim tarzından anlaşılıyordu.
Son birkaç yıldır Avrupa Birliği fonları küçük işyerleri için popüler bir kaynak olmaya başladılar. Gerçi buna rağbet eden daha çok piyasada yeterince yer bulamamış ve arayış içinde olan firmalardır. Fakat gün geçtikçe yaygınlaşacakları anlaşılmaktadır. Muhtemeldir ki çalışma hayatını kökten değiştirecek, bozacaktır. Düşününüz, geçenlerde Rize’de bir köyün almaya hak kazandığı fonu reddettiği haberi gazetelerde yankı bulmuş, köylüler alaya alınmıştı. Köylüler haklı olarak kimsenin kimseye bir karşılığı olmadan bu kadar büyük bir meblağı ödemeyeceğini düşünmüşlerdi. Nedenini anlamayınca da tedbir olarak parayı red etmişlerdi.

     Şimdilerde banka kredileri de küçük işletmelerin alabileceği şekilde düzenlenerek genişletilmiş bulunuyor. Her gün cep telefonlarınıza ‘filan bankada şu kadar kredi emrinize hazır’ kabili mesajlar geliyor olabilir. Biraz düzgün çalışan esnafın, yahut memurun ardından ayrılmıyor bankalar. Gün geçtikçe daha çok insan bankalarla, krediyle ve borçla muhatap olmaktadır, olacaktır.

     Bu; ticari konseptin değiştiği, değiştirilmesi hedeflendiği anlamına gelmektedir. Kısıtlı kaynaklarla iş yapan küçük müteşebbisin önü belki iyi niyetlerle açılmak istenmektedir. Fakat bu konunun ülkemizde iyi etüt edilmediği kanaatini taşımaktayım. Biraz sonra anlatmaya çalışacağım mahzurları açıklayan başka bir düşünceyle ben şimdiye kadar karşılaşmadım.

     Sanayileşme günümüz konjonktüründe bigane kalamayacağınız bir olgudur. Diğer uluslarla rekabet edecekseniz, hatta onların altında ezilmeden varlığınızı sürdürecekseniz bunu sanayileşmeden yapamazsınız. Sanayileşmek diğer ülkelerin üretim gücüyle rekabet etmek demektir de. Ürettiğiniz basit bir cıvatayı eğer gereğini yapmamışsanız yanınızdaki komşunuza bile satamazsınız. Daha ucuzu ve daha kalitelisi hemen bir başka yerden gelir bu potansiyel müşteriyi elinizden alır. Uluslararası düzenlemeler bu şekildedir. Ülkeyi kendi içine kapatıp dünya sisteminden bigane, bir kenarda durmanız da mümkün değildir. O halde yapacağınız tek şey, ülkeniz üreticisini uluslararası üreticilere rakip hale getirmektir. Bunu bazı siyasi düzenlemelerle yapmanız mümkündür. Zaten Cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan buydu. Bazı koruma kanunlarıyla ülke içindeki kimi üreticilerin güç kazanması hedeflendi. Fakat bunun mahzurları çabuk ortaya çıktı. Kolay kazanmaya alışan üretici, dış pazarda rekabet etmek yerine koruma kanunlarını sahiplenerek konumunu devam ettirmeyi tercih ediyordu. Hatta bunu için ülkenin önünü açmayı hedefleyen düşüncenin gelişmesini engellemekten çekinmiyordu. Hazineye yapışıyor, başkalarının faydalanmasını engellemeye çalışıyordu. Günümüzde oyuna küresel sermaye de dahil olduğundan bu zaten mümkün değildir. Mesela sizin Milli Eğitim Bakanlığınızın gücü, okullarda cep telefonunu yasaklamaya yetmez. Ders esnasında çocuğun derse ilgisini azaltan ve zararlı olduğu hem bu bakımdan hem de sağlık açısından kesin olan bu aletlerin okula girmesini engelleyemezsiniz. engellemeye kalkışan bürokratın konumunu korumaya devam edeceğine dair kimse garanti rdrmrz.
      Sanayileşme İngiltere’de başladı, Kuzey Amerika’da tekamülünü tamamladı. Kaynakların yetersiz olduğu İngiltere’de sanayileşmenin halka maliyeti büyük olmuştur. Maden ocaklarında ve fabrikalarda hamile kadınlar, çocuklar 16 saat çalışmışlardır. Onların yaşadıkları dram birçok edebi esere konu teşkil etmiştir. Amerika’da ise bunun bedelini Afrika’dan toplanan zenciler ve ülke topraklarının asıl sahibi yerliler ödemiştir. Müteşebbisin birinci derecede ihtiyaç duyduğu şey olan sermaye; kıtanın kaynakları talan edilerek temin edilmiştir. Binlerce yıl yerliler tarafından özenle korunmuş bizon sürüleri hesapsızca avlanarak derileri satılmıştır. Balta girmemiş ormanlar, kereste yapılmak için kesilmişler, arazi sahibi yerliler katledilerek topraklarına el konulmuştur. Yağları için yüz binlerce balina avlanarak ekolojik sistem bozulmuştur. Ele geçen bu zenginliklerin(toprak, maden) işlenmesi için insan gücü yetmeyince (nüfus azlığı- daha düne kadar Almanya’ya işçi gönderiyorduk) makineleşme gerçekleşmiştir. Şimdi makineler, otomasyon nedeniyle insana ihtiyaç duymadan, büyük miktarlarda üretim yapıyor. İnsan, Osmanlı yıkılalı beri yeniden önemli hale gelmiştir. Hatta ondan öte kutsal bir konum kazanmıştır. Şimdi insan alışveriş mabetlerinde adeta yarı tanrı gibi karşılanmaktadır. Modern tüketim merkezleri bir ibadethane edasıyla dekore dilmekte, müşteriler gurur ve kibir içinde mal seçmektedirler. Bu nokta ayrı bir yazının mevzusudur.

     Ülke olarak talan edilecek bir kaynağa sahip değilseniz, Amerika gibi sanayileşmeniz de mümkün değildir. Onlarla aynı kulvara girmeniz, ancak onların yapmaktan imtina ettikleri şeyler olabilir. Nitekim dünyada şu anki sanayileşme bu minval üzeredir. Şimdi sizin üretmeyi başardım dediğiniz şeyler, karlılığının azalması nedeniyle batının yıllar önce size terk ettiği şeylerdir. Bunu bile yapabilmek için müteşebbis bulamayabilirsiniz. Binlerce yıl insanın genine işlemiş olan tarım ve hayvancılığı terk ettirerek, sanayi mamulü üreticisine dönüştürmek kolay değildir. Bu her şeyden önce kültürel bir hadisedir. Teşvikler  bu amaçlıdır. Müteşebbisi yeni bir hayata yeni bir düzene alıştırmak istemektedir. Bu yeniliğin tadını alması için ona imkan sunulmasıdır. Dünyanın sanayileşmek isteyen ulusları bu yöntemi izlerler yahut izlemek zorunda hissederler.

    Peki, insanı müteşebbisw dönüştürecek bu kaynak; sermatye nereden bulunacaktır? Bu kaynak çalışan, gerçekte bir iş başaran, üreten insanların verdiği vergiden başka bir şey değildir. Devlet bunları çeşitli isimler altında .. fonu diye toplayarak diğerlerine dağıtır. Diğerleri dediğimiz içinde, bir şey başarıp işini geliştirmek isteyenler olduğu kadar; hiçbir becerisi olmayanlar da olabilir. Bu nokta çok önemlidir. Dağıtımdan aslanlar kadar sırtlanlar (parazit beslenenler) da pay kapabilirler. Sırtlanların daha çok pay aldığı bir dağıtım, amacına ulaşmış sayılmaz. Çünkü bu sırtlanlığı teşvik olur. Avrupa Birliği vs. fonları sanki bana bunun içinmiş gibi geliyor. Gerçekliği su götürür ve sadece kağıt üzerindeki fikirlere yüksek meblağlı paralar ödenmektedir. Üstelik bunların uygulanıp uygulanmadığını denetleyen bir mercii de yoktur. Fonu alanlar bunu Avrupa Birliğinden aldıklarını düşünüyorlar. İsmi böyle olunca ben de öyle zannetmiştim. Meğer hükümetimiz, Avrupa birliğine mecbur olduğu miktarı ödüyor ve sonra Avrupa birliği kotasından tekrar bize, proje karşılığı ödeniyormuş. Bizim paramızın kimlere ödeneceğine Avrupa Birliği karar veriyor. Bu da haraççılığın modern versiyonu olsa gerek.

    Bankalar şu sıralar güvenilir müşterilerine imza karşılığı kredi vermeyi yaygınlaştırmakla meşguller. Belki iyi niyetli düşüncelerle müteşebbisin önünü açmak istiyorlardır. Sanayileşeceksek müteşebbise kaynak yaratmak zorunludur. Fakat bu kaynağın direkt olarak müteşebbisin eline verilmesinin çok uygun olmayacağını düşünüyorum. Bunun yerine üretimde kullandığı girdilerin azaltılmasında yarar vardır. Bunlar işçi maliyetleri, kira girdileri, enerji gibi şeyler olabilir. Çalıştırılan işçilerin sigorta masrafı alınmaması yahut asgari ücret tutarının devlet tarafından karşılanması, bazı bürokratik işlemlerin maliyetlerinin devlet tarafından karşılanması da olabilir.

     Geçenlerde bir arkadaşım anlattı, Almanya’ya 2.000 dolarlık bir mal ihraç etmesi gerekmiş. Bunun için ihracatçılar birliğine üye olmak gerekiyormuş. İhracatçılar birliği yıllık 100 YTL aidat alıyormuş. Vaktinde ödemediğiniz zaman bir sürü ceza biniyor. Hele küçük ihracatçıysanız bu kaçınılmaz, çünkü üye olduğunuz dahi unutursunuz. Sonra bu kadar küçük bir mal için gümrükçünüz sizden en az 150 YTL talep ediyor. Avrupa Birliği sizden ATR talep eder. Bunun için ticaret odası üyeliğiniz gerekiyor. Onların aidatları yıllık minimum 300YTL den başlıyor. ATR boş evrakından dahi para alınıyor. Üretim bölgesinden uzakta bulunan bürolarına gitmek gelmek için benzin ve adam tahsisi gerekiyor. Bütün bunları birleştirdiğinizde zaten küçük olan üreticinin dünya pazarına mal vermesi zorlaşıyor. Zaten sanayiniz küçük çapta üretimler için teşkilatlanmıştır.  Bürokrasi sanki bunu da elinizden almak, rekabet şansınızı yok etmek için yapılanmış gibidir.

    Üretici desteklenecekse daha gerçekçi yaklaşımlarla yapılmalıdır bu. Mesela yukarıda bahsettiğim bütün masrafları devlet üstlense daha iyi değil mi? Aksi takdirde sırtlanları besleyerek aslanların hayat şansını yok edeceğiz. Rize’deki köylüler çok haksız sayılmazlar. Şu anki haliyle fonlar zaten bozuk olan iş hayatının adalet terazisini eğerek daha da bozmayı amaçlıyor gibi.

    İslam ülkelerindeki yolsuzluk daha uzun süre gündemde olacak. İslam’la hiç alakası olmayan bürokratik kurallar, bu bariz günahı bizlere normalmiş gibi gösterecek.

    Yolsuzluk ekonomisi, dünya konjonktürü bu şekilde seyrettiği sürece gerek İslam ülkelerinin, gerekse kalkınmak isteyen diğer geri ülkelerinin kaçınılmaz bir gerçeği olarak önünde durmayı sürdürecek. Ta ki kökten bir değişim gelene kadar.

     Böylesine köklü değişimleri insan kendi eliyle gerçekleştiremez.

Yorum
katkım olabilir mi?
Yazar kubha açık 2007-11-15 23:25:19
1. teminatsız kredi olmaz ki. sözleşmeye atılan imza da bir teminattır. bankalar imza teminatı ile kredi verdikleri zaman muhataplarının ticaret ünvanının lekelenmemesi endişesinin düzeyini ölçerler ve bu düzeye göre risk analizi yaparlar. 
 
2. bankalar para ile oynar ve karlılık esastır. iyi niyet diye bir olgu bankacılıkta söz konusu değildir. 
 
3. ruslar kazakistanda senelerce bedava votka dağıtarak bağımlı bir jenerasyon yetiştirmişler. şu anda bankalar yoluyla tüm toplum faize bulaştırılıyor. ve ekonomik olarak bağımlı hale getiriliyor. 
 
yazara teşekkürler
Düzeltme
Yazar girisim açık 2007-11-16 17:14:22
Sn. Yorumcunun katkısına teşekkür ederim. Bankayla çok içli dışlı olmadığımdan terimleri yanlış kullanmış olabilirim. Düzeltme yaptım zaten. 
Benim kasdettiğim, teminat olarak imzanın yeterli görülmemesi durumuydu. 
Bankaların kar amaçlaması kadar normal birşey olamaz. Ancak kar dediğimiz şeyin tanımı değişebiliyor. Mesela bazıları bunu, müşterisinin kanını son damlasına kadar emmek olarak anlayabiliyor. Bankalar sanki böyle bir amaçtan kaçınıp, kar hedeflerini makul seviyeye çekmişler gibi geldi. Belki de başka seçenekleri kalmamıştır. Faziler düşünce piyasa üretime yöneliyor otomatikman. 
Kolay kredi alınıyor olmasının ekonomiyi geliştireceğinin düşünüldüğü ortamda olayın farklı boyutuna dikkat çekmek istedim sadece. 
Raci D

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 16-11-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85777066 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net