18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow DİNİN GELENEKLEŞMESİ
DİNİN GELENEKLEŞMESİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 33
KötüÇok iyi 
Editör Raci DURCAN   
08-08-2007

DİNİN  GELENEKLEŞMESİ!

                                                                                            Raci DURCAN

              Yaz aylarında Cuma namazını cami dışında kılmaya özen gösteriyorum. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi  camilerin çok kalabalık olması. Bu, ön saflarda durduğunuzda bir hapsedilmişlik hissi veriyor. Namaz bitip dışarı çıkmanız gerektiğinde belli bir süre beklemek zorunda kalıyorsunuz. Diğer nedense, sanayi bölgesinde olmam dolayısıyla içeride havanın ağır hissedilmesi. İşçilerin çoğunluğu oluşturduğu cemaat belli ki Cuma için daha uygun kıyafetler giymek için elverişli ortam bulamıyor. Son kıldığım Cuma namazından sonra daha değişik düşünceler içine girdim.
            Namazda bir yanıma düşen kişi sanayi bölgesinin en yüksek resmi sorumlusuydu. Şatafatı sevmiyordu anlaşılan ve kimseye belli etmeden namazı kılıp gitmeyi amaçlamıştı.

Yanında bir karton yahut gazete dahi olmadan son anda katılmıştı namaza. Bu da yanındakilerin kendileri için ayırdıkları tek kişilik mekanı paylaşmak anlamına geliyor. Geçmiş dönemlerde belediye başkanlığına soyunmuş biri olduğunu söylersem ne kast ettiğim daha iyi anlaşılacaktır. Diğer yanımdaki ise; makine üreten bir işyeri sahibiydi. Hocanın zor duyulan, duyulsa da anlaşılmayan hutbesinden sonra sıra namazın kılınmasına geldi. Cemaat ayağa kalkıp hazırlandığında yüksek sesle hatırlatılan ‘safları sıklaştıralım!’ sözü herkesi hareketlendirdi. Biraz önceki rahat konumumu kaybettim, iki tarafımdan adeta cendereye alındım. Huşu içinde kılmam gerektiğine inandığım namaz eziyetli bir hale dönüştü. Sıcak, rutubetli yaz gününde iki rekatlık namaz bana çok uzun bir süreymiş gibi geldi.
            Çocukluğumdan beri bana anlamsız gelen kurallar hep olmuştur. Bazılarını çözmem çok zaman aldı. Böylesine anlamsız soruların cevabını başkalarına sorarak bulmanız pek mümkün değildir. Bunları kendiniz halletmeniz gerekiyor. Cemaatle kılınan namazlarda camide yer problemi olmadığı zamanlarda dahi insanların sıkı sıkıya biri birilerine yakınlaşmaları telkini beni hep düşündürmüştür. Hocalara  kalırsa bu, cemaatin birbirine kaynaşması içindi. Halbu ki benim gözlemlerim böyle bir kanaati doğrulamıyor. Ne yanımdaki bölge müdürüyle, ne de diğer yakınımdaki işletme sahibiyle sırf bu nedenden daha samimi olamadık. Aynı durumun başkalarında da bu şekilde olduğunu sanıyorum. Fakat yıllardır bu söz camilerde en çok duyulan sözdür. Safların sıklaştırılması telkin edilir, cemaatin yakınlaşması beklenir. Ben böyle bir durumda yanımdakine özel bir yakınlık hissetmediğim gibi, huşu içinde ibadet hakkımın da gasbedildiğini düşünüyorum.
            Camideki cemaatin sıkışık düzende namaz kılması ilkesi çok eskilere dayanıyor olsa gerek. Camilerin cemaate göre yetersiz olduğu dönmelerden kalmış olması muhtemeldir. Belki de İslam’ın ilk yayılış dönemine kadar uzanıyordur. O dönemde toplumda kast sistemi vardı ve soylularla yoksullar arasında sınıf farkı belirgindi. İslam, toplumu kökten değiştirerek bu sınıf farkını ortadan kaldırdı. Cemaatle camide kılınan namazlar bu yeni uygulamanın pratik merkezleri olmuş olabilir. Günlük yaşantıda yanlarına varmaya çekindikleri asil ve zenginlerle muhtemelen yakınlaşmaktan geri duruyorlardı belki de.. Günümüzde dahi böyle değil midir? Ünlü, önemli ya da zengin kişilerle temas kurmada kendimizi zorlamaz mıyız? Hatta bu nedenle, hukuk önünde değilse bile toplum içinde halen görünmez kastlar vardır. Zenginlerin kendilerine ait mahalleleri, alışveriş mekanları, lokantaları vardır. O yerlerin yabancısıysanız imkanınız olsa dahi gitmekten sıkıntı duyarsınız. Bu; sizin çevrenizi daha güvende hissettiğiniz kişilerle donatmanıza, onlarla iç içe olmanıza neden olur. Halbu ki namaz öyle değildir. Camii herkese açıktır. Özellikle  İslam’ın ilk dönemlerinde şehirdeki tek camide Cuma namazı kılınıyordu. O dönem insanlık tarım ve hayvancılıkla meşguldü. Deve güden bir insan belki sadece bir defa, Cuma namazı için şehre iniyordu. Bunun dışında çarşıda, sinemada, alışveriş merkezinde yahut uçakta diğer insanlarla karşılaşma ihtimali yoktu. Günlük hayatınızda yakın temas kuracağınız kişileri kendiniz seçmeniz mümkünken bir namaz esnasında bu böyle değildir. Cami, herkesin istediği her yerde oturabileceği bir mekandır. Ve mescitler kuruluşlarından itibaren böyledir;  bu durum hiç bozulmamıştır. Binlerce yıldır yerleşik bir kast sistemini yıkmak hiç kolay olmasa gerektir. Ve şimdi pek anlamı olmayan, fakat o zamanlar bir devrim niteliğindeki bu uygulama asiller açısından belli bir hoşnutsuzluk doğurmuş olabilir. Dışarıda hangi kimliği taşırsa taşısın cami içinde herkesin eşit olduğunu sembolize eder cemaat namazları. Eski alışkanlıklarını sürdürerek yoksulların, asillerin yanlarına yaklaşmaya çekindiklerini düşünebiliriz. Hatta asil, bu yaklaşmaya hoşgörüyle baksa dahi yüzyıllardır ezik olan insanın bir çırpıda geçmişini silip yeni bir hüviyete kavuşması mümkün değildir. Bu nedenle muhtemelen onlardan yine de uzakta duruyorlardı. Safların sık olması işte böyle bir durumda gerçekten insanlar arasında bir kaynaşmaya sebep olacaktır. Asil, şimdiye kadar tiksintiyle baktığı bir yoksulla yan yana omuzları birbirine değerek kılacaktır namazı. Yoksul ve asil, her ikisi de bir diğerinin kendi gibi bir insan olduğunu düşünecek,  kabullenecektir.
            Başlangıçta bir anlam  işaret eden figüratif davranışlar zamanla bu anlamdan uzaklaşır ve anlamsızlaşırlar. Çünkü şartlar değişmiştir. Alışkanlık haline gelmiş olan davranışsa henüz sorgulanmamıştır. Başlangıçta devrim niteliğinde önemi olan böylesi davranışlar zaman içinde icra ettikleri fonksiyonu yitirirler. Toplumun önüne bir mania dahi teşkil edebilirler. Bu hemen her düşünce sisteminde vardır. Bu nedenle Müslümanlara akıllarını daima iyi kullanmaları tavsiye edilmiştir. Sürekli düşünmeli ve hayatımızdaki anlamsızlıkları ayıklamayı bilmeliyiz. Düşünce mekanik hale geldiğinde  toplumdaki ilerleme durur. Bugünkü Müslümanların dünya toplumlarındaki siyaseten geri durumları belki en iyi bu şekilde açıklanabilir.
            Dinler başlangıçta toplumu derinden değiştiren önemli kurallar koyarlar. Toplum belli bir mesafe aldığında bunun hep böyle devam edeceği zannedilir. Birileri bazı şeylerin değişmesi gerektiğini söylediğinde, onlar neredeyse lanetlenirler. Çünkü bu kuralları uygulayarak parlak bir geçmiş elde etmişlerdir. Gelenekçilere göre, toplum bu kurallara uymada gevşemiş ve başarısızlık bundan dolayı gelmiştir. Bu sosyolojik hadise, muhafazarlık olarak adlandırılıyor. Yenilikçilik başlangıçta hep bir sapma olarak görünür, toplumu korkuya sevk eder. Değişim, ona hazır olmayan herkesi endişeye sevkeder. Toplumlarda insanlar gibi yaşlanır, olgunlaşır. Ancak gençler bulundukları konumu yeterli bulmaz, arayış içerisine girerler.
            Ülkemizde dinin pratik hayata dair düzenlemeler yaptığına, yorum gerektiren yeni durumlarla ilgili açıklamalar yapıp katılımda bulunduğuna şahit olmuyorum. Sanki dinden ve dini kurumlardan (mesela Cuma hutbelerinden) böyle bir talep de yoktur. Cuma namazında sağ yanımda duran üreticinin, namazdan sonra yeni bir şevkle çalışma hayatına farklı yaklaşacağını düşünmüyorum. Üretimini daha kaliteli hale getirmeyi ana ilke haline getireceğini, bunu dininin bir gereği olarak düşüneceğini sanmıyorum. Ticari faaliyetini sürdürürken neredeyse ilke haline gelmiş olan vaadinde durmamayı terk edeceğini; yeni bir ticari zihniyetle güne devam edeceğini beklemiyorum. Ticari vaadini tutmamış olmayı (çek-senedi gününde ödememek) dininin çok kötü gördüğü yalancılıkla eşleştirmeyeceğini, ticaretin kural  haline gelmiş bir prensibi olarak değerlendirmeye devam edeceğini sanıyorum. Sol yanımdaki sanayi sitesi başkanının, sanayi bölgesinde çıkardığı yeni imar yasasıyla yolları emniyetsiz hale getirmesinde dinen bir sakınca bularak bundan vaz geçeceğini beklemiyorum. Bu yasadan dolayı yeterli alan kalmadığından yola taşınmış atölye çalışmalardan doğacak kazalardan vicdanen rahatsızlık hissedeceğini zannetmiyorum. Onun kanaatince dinin, insanların ferah bir ortamda çalışmasıyla ilgili bir ilkesi olamaz. ‘Safları sıklaştıralım’ sözüyle üzerime yüklendiğinde yeterince dinin  emirlerini yerine getirdiğine ikna oluyordur herhalde. Böylece Müslümanlarla kaynaştığını, toplumsal sorumluluğunu bihakkın yerine getirdiğini düşünmemesi için bir neden yok.
            Ramazan ayı yaklaşıyor. Son yıllarda halkımız oruçlu olmaya büyük önem veriyor. Kış aylarında olmamız ve iş koşullarının da tetiklediği durum büyük şehirlerde ilginç bir trafik profiline neden oluyor. Günün erken bitmesi nedeniyle insanlar özellikle öğleden sonra bir koşuşturma içine giriyorlar. Araçlar şehir trafiğinde son sürat seyrediyor, yayalar koşar adım hareket ediyorlar. Acelecilik bir çok haksızlığa da temel oluşturuyor. İftara vaktinde yetişerek ailesiyle birlikte oruç açmanın sevabı, banka kuyruğunda diğer bir oruçlunun sırasını gasp etmeyi mübah kılıyor. Kırmızı ışık yandığı halde geçmeye devam ederek kavşaktaki trafiğin felç olması çok önemli değildir. Yeter ki kendisi eve vaktinde yetişip orucunu zamanında açabilsin. Bunlar, sürüp giderken,  ne Cuma hutbelerine ne de dinlenilmesi ibadet kabul edilerek dikkat kesinilen vaazlara konu teşkil ediyor. Toplumun sanki böyle bir meselesi yoktur. Din, namazın ne şekilde kılınacağını ince ayrıntısına kadar tarif ederken, kavşakta diğer müminin yeşil ışıkta geçme hakkını gasp edenin durumuyla ilgilenmiyor gibidir.
            Belki bunun nedeni hocaların genellikle toplumun alt gelir grubuna dahil olmasıyla ilgilidir. Bir anket yapılsa ne çıkar merak ediyorum; cami hocalarının yüzde kaçının otomobili vardır acaba? En çok sabır ibadetinin idrak edildiği ramazan aylarında  sabırsızlığın neden olduğu musibetler gelir başımıza. Benim bulunduğum çevrede otomobil kazaları ve sıra kavgalarında büyük artış oluyor iftara yakın saatlerde.
            Bütün bunların nedeni, ibadetlerin sadece Allah için olduğunu düşünmemiz, dünyayla ilgisini kuramamamız… Allah’ın bizim namazımıza, orucumuza ihtiyacı yok ki!.. O bizim bu ibadetlerle bir hayat disiplini kazanmamızı istiyor, kanaatimce. Böylece Dünyayı daha rahat ve yaşanabilir bir mekana dönüştürebiliriz.         

            Din'in kendinden bekleneni vermesi için zamana göre yeniden yorumlanması şart. O zaman çok önemli olan safları sıklaştırmak, günümüzde ehemmiyetsizleşmiş olabilir. Mühim konuları bırakıp önemli olmayanlar için çaba sarfedersek Dünyanın diğer milletleri yanındaki konumumuz yükselmeyecektir.                                                                           
07/ 07/ 2007 Ankara

Yorum
Mühim konular
Yazar Abdulhamid açık 2007-08-28 19:36:15
"Din'in kendinden bekleneni vermesi için zamana göre yeniden yorumlanması şart. O zaman çok önemli olan safları sıklaştırmak, günümüzde ehemmiyetsizleşmiş olabilir. Mühim konuları bırakıp önemli olmayanlar için çaba sarfedersek Dünyanın diğer milletleri yanındaki konumumuz yükselmeyecektir. " 
 
Şimdi saflar konusu mühim mi, değil mi? 
 
Safları sıklaştırma ihtiyacı varsa, ki bizim burda her cumada böyle bir zorunluluk doğuyor, mühim ve tartışmaya bile gerek yok. Yok eğer yer bolsa gene çok tartışmaya gerek yok.  
Saflarımız hayatın her alanında sık ve düzgün nasıl olsa (!) niye tartışalım ki?

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 14-08-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116189908 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net