18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow Kutladığımız Fethin Yıldönümüdür!..
Kutladığımız Fethin Yıldönümüdür!.. PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 30
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami Çekmegil   
28-05-2007
Kutladığımız Fethin Yıldönümüdür!.. 

M. Selami ÇEKMEGİL

      ImageKutladığımız artık fethin kendisi değil, yıldönümüdür. Fetih, Dünya’yı adalet bayrağı altında kucaklama ve insanlığı insani değerlere ulaştırma çabasının bir sonucu  idi. Ne yazık ki, bugün biz bu çabamızı sürdürme gücünden mahrum kaldık da insanı ve tabiatı sömürmek tek almacı olan emperyalistik taarruzların hedefi haline geldik. Onun için artık fetihler yapma neşesinden mahrum, eski bir fethin yıldönümü kutlamalarıyla avunan ve avunmaya mecbur kalan acınası bir konumdayız. Artık Newyork’a, Londra’ya, Pekin’e, Moskova’ya, Tokyo ve Moldova’ya güzelliklerin mesajını taşıyamıyoruz da, daha dün denecek kadar kısa bir süre önce 1453’te fethettiğimiz İstanbul, sokaklarına ve  medya organlarına egemen çirkinliklerle kuşatılıyor; kapkaçların, sevgiden yoksun bakışların, tahripkar yazıların ızdırabını yaşıyor…
 
        Kendi gönül iklimimizde cap canlı tutmamız gereken kardeşlik bağımızı unutmuşuz da, bizi sarsması gereken kiliseler arası görkemli birleşme ayinlerine (2007'de) bazı Müslüman  isimli yazarların yazılarıyla övgüler düzüyoruz.       

        Onun için varoşlarda bir kuru ekmeğe talim zorunda kalan yoksullukları ve bizzat kendi ülkesi tarafından bir kenara itilmiş benim gibi -İstanbul’a egemen olması gereken asil mananın sevdalısı -fetih yanlılarının seslendirdiği yanık türküleri dinledikçe de fethin kendisini değil,   sadece yıldönümlerini kutluyor; anımsıyoruz…
***
      Fetih bir mana idi onu kaybettik; emperyalizmin sömürücü çehresini yok eden ve Dünyaya adaletin güzel yüzünü sergileyen bir mana!.. Fetih,  Dünyanın en önemli bir kentinin Fatih Sultan Mehmed’in dalgalandırdığı adalet bayrağının gölgesi ile şeref bulması hadisesiydi…

      İstanbul için Dünya’nın en önemli bir kenti değerlendirmem yadırganmamalı, abartılı bulunmamalı. Yadırgayanlar bana değil, ünlü kumandan Napolyon’un değerlendirmesine baksınlar. Diyor ki Napolyon, İstanbul kentine karşılık kendisine petrol yatağı tüm Osmanlı-Arap topraklarını teklif eden Rus Çarı Alexanr’a: “İstanbul bir imparatorluğa bedel!..”  Dindar olmadığı halde Çar 1. Petro’nun hayallerini zenginleştiren tek olgu da sanırım İstanbul’du; İstanbul’da “Ayasofya’nın kubbesi altında gömülmek” arzusuydu… Alman tarihçi Ranke’nin değerlendirmesiyle konuya eğilirsek: “mümkün olsaydı da Dünya tek merkezden yönetilebilseydi; bunun gereklerini karşılayabilecek tek şehrin İstanbul” olduğunu onunla birlikte söyleyebilirdik…

      Şehirlerin de insanlar gibi kimliklerinin, geçmişlerinin, hafızalarının olduğunu söyleyen sayın Mümtazer Türköne hocamız: İstanbul’un, 1000 yılı aşkın bir imparatorluk başkenti  olan bu şehrin, farklı dil, din, kültür ve gelenekle yüzyıllarca birlikte yaşamış insanların kültürel alışveriş içinde yeni sentezlere ulaşarak bir imparatorluk kültürünün gelişmesine beşiklik ettiğini de vurgulamıştır. (bkz., Zaman, Ocak, 2007; Mümtazer Türköne ile Röportaj, M. Mücahit Küçükyılmaz, sh.48)   

      İşte Fetih: böyle bir kentin, Dünyaya adalet özlemini idealleştiren bir toplumun başındaki “İslamın mücerret gayretini gayret edinmiş" Türk hükümdarına ait, akıl ve duygu imparatorluğunun egemenliğine girişi idi… Şimdi artık,  Fatih -ve uğruna yola çıktığı aklileşme gayreti- geçmiş bir düş haline dönüştüğü için  Feth’in kendisini değil de yıldönümlerini kutluyoruz sadece… Ondan dolayıdır Şair Mehmet S. Selçuk diyor ki: 

      “Asya Avrupa’ya mağlup olalı İstanbul’da,
      “İmamlar siyah cübbeli, Eyüp Sultan’da mum yanar,
      “Canım İstanbul Bizans’a özenmiş,
      “Yüreğim ona yanar…”
Ve ekliyor bu yanık duyguya Şair M. Said Çekmegil:

      “Ben İstanbul’a şiir yazmam,
      “İstanbul İslambol değil ki!..”

İstanbul böyle de Ankara farklı mı sanki:

      “Kocatepe’de kocaman bir cami,
      “İstanbul’a özenmek var ya hani,
      “Şekillere hapsedilmiş Müslüman,
      “Orijinaline benzemez yani!..” 
***
      Bugün bir düş olan Feth’in dünkü gerçek mimarı Fatih, Dünya Liderlerinin hiçbirine benzemeyen, hedefleri büyük, azmi azim  ve de yöntemi akıl olan aziz bir önderdi.
      Ama aslında ben hep merak etmişimdir; İstanbul’u gerçekten Sultan Mehmet mi, yoksa onu bu denlü yüce hüviyetle yetiştiren Sultan Murat mı fethetmiş sayılmalıdır diye.

Aklın te’siru kılıcın tesirinden artuktur” diye oğluna nasihat eden Allahın velisi  bu padişah, nasihatini örneklendirmişti de: “Dedem Yıldırım Bayezid Han hazretleri, sadece bazu gücüne güvenmeyip aklını da kullansaydı, Timurlenk vak’ası olmazdı…” diye. Ancak kainat kitabı  Kur’anla haşir neşir olup “Allah, aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır…” hükmünü içselleştiren bir kimse bu derece derinlikli bir idrake ulaşabilirdi ki, daha çocukluğunda Molla Gürani gibi dirayetli bir alimi  şehzade Mehmed’in başına eğitmen olarak dikmişti. Daha ilk karşılaşmalarında bir elinde sopa taşıyan bu hocaefendiye, “o sopa ile ne yapacaksın öyle…” diye şımarıkça soran genç şehzade ondan: “dersini muntazaman yapmazsan sana kullanacağım” yanıtını alıyor. “Ben şehzadeyim sen beni dövemezsin...” diye efelenince de Molla Gürani,  “Ben buna alışığım, dersini çalışmayanı döverim ben; hem bu, Şah babanızın da emridir..” diyor ve ilave ediyor: “..Sen ileride padişah olacaksın, ülke sana emanet edilecek. Eğer iyi yetişmezsen bu ağır yükün altından nasıl kalkarsın, bu işi nasıl başarırsın?” sözleriyle hedefini pekiştiriyor da adeta...
 
          İşte İstanbul’un fethi, Sultan Murad’ın yol verdiği  böyle bir dirayetle başlıyor ve daha 21 yaşındaki Sultan Mehmed tüm kokuşmuş dünyacıların koruması altındaki Bizansın son kalıntısını ve destekçilerini yere seriyor ve Fatih oluyor…
***
      Son Bizans Kralı Konstantin’in  28-29 Mayıs gecesi Ayasofya’da  halkına hitaben yaptığı konuşmasının şu kısmı oldukça manidardır ve bugün bize de hitap etmektedir: “… Batı Roma İmparatorluğu ahlaksızlığının cezasını çekti; Doğu Roma imparatorluğu da ahlaksızlığı sebebiyle inhitat etti ve bugünkü hale geldi. Eğer ahlaksızlığı bırakır fazilete sarılırsanız, Allah’ın bize yolladığı şu haklı cezadan belki kurtuluruz …” 

       Kral Konstantin konuşmasını böyle bitirdi ama ne yazık ki, o gün Konstantinapol’u  Bizans ahlaksızlığından arındıranların torunu olan  biz, onurla başladığımız o günkü seferimizin bugün adeta onur arayan  sonuna geldiğimizi fısıldayan bir noktada imiş gibiyiz. Çıplaklığa özendirilen gençlerimizin onurlu giysileri kınanıyor, kişilikleri törpüleniyor, meslek edinmeleri masum görünümlü eğitim programlarıyla engelleniyor da, yabancı dil öğrenimleri günübirlik kurlara indirgenip, evlilikle oluşturacakları mutlu yuvaları içinde tabii yaşamları güçleştirilerek sokağa itiliyorlar. Toplumsal katmanlar arasındaki tesanüt -adeta destek gören yayın politikalarıyla-  yok ediliyor…

      Fetih zamanında toplumumuz ekonomik, ticari, tarımsal ve sınai yönden oldukça ileri bir düzeyde idi. Sosyal yönden,  Namık Kemal’e göre “koskoca bir imparatorluk kurmuş idik... dört yüz çadırlık bir aşiretten”: 1245'te  cani Moğol istilası sonucu Doğu’daki müthiş birikim 1356’da patlayarak Balkanlara taşıyor. 1402 Timur istilası ile Anadolu devamlı kan değiştiriyor ama devamlı bizle doluyor. II. Murattan itibaren Balkanlara yerleşimimiz sistemli bir politika oluyor ve Fatih zamanında Bizans her taraftan çiçeklenmiş bir büyük tarla ortasında adeta kara bir leke, fitne fücur fışkıran bir zifos bataklığına dönüşüyor. Fatih zamanında İstanbul’u fethe hazır kuvvetli ve kalabalık bir nüfus birikimi  ve de köhne Bizans’ın içinde barınıp üstesinden gelemeyeceği bir medeniyet güneşi doğmuş  bulunuyor…

      Yani Fatih, ekonomik, sosyal ve kültürel bakımlardan sağlam, daima kaynayıp duran dinamik bir ortamın hükümdarlık makamında, hedefi: ilayı Kelimetullah, İstanbul’u açıp gülzar eylemek;   niyeti: Cahidu fillah bir imtisal oluşturmak;    gayreti: İslamın yüklediği görevi ifa eylemekti. Bunu şöyle deklare etti: 

İmtisal-u Cahid-u-fillah oluptur niyetim;
Din-i İslam’ın mücerret gayretidir gayretim.
Fazl-u hakk-u himmeti cünd-ü Ricalullah ile
Ehl-i küfrü serteser kahreylemektir niyetim…
                                                                         

                                                              M. Selami ÇEKMEGİL 

Yorum
Yazar samigoren açık 2007-05-30 00:32:28
Selami abi, ağzına, kalemine sağlık... Yazınız çok harika, fevkalade. Okuyucu daha ilk cümle de çarpılıyor; "kutladığımız fethin kendisi değil, yıldönümüdür..." Aman Allahım nasıl bir tepit... Bu cümle herşeyin özeti gibi...  
Biz müslümanlar, şekilciliği bir tarafa bırakıp, manaya baktığımız takdirde; büyük ve önemli bir adım atmış olacağız... 
Allah (cc), cümle Ümmet-i Muhammed'e akıl, irfan, feraset ve baisret nasip eylesin... 
Selam ve Dua ile...
teşekkür
Yazar Selami Çekmegil açık 2007-07-20 05:03:25
Yürekten teşekkürler Sami Kardeşim. Allah razı olsun...
selami bey, ben sizin gibi ölçülü olamay
Yazar Fahri açık 2008-05-29 06:15:33
Şu günlerde bunu söylememin hiçte hoş olmadığını bilmeme rağmen, burada söylemeden edemeyeceğim.  
Kimi dostlar, A. Menderes ve C. Bayar'ı yere göğe sığdıramazlar ve ben onlara acizane derim ki, yaptıkları ne kadar iyi güzel faydalı işler olursa olsun, şu günahları yanında kefede hiç kalır.  
O günah nedir.?  
Şudur, bu koca milletin hayalini, umudunu, büyük düşünü yıkmalarıdır. Yönünü şaşırtmalarıdır. O, bu milletin önüne Büyük Türkiye değil, Küçük Amerika havucu koyarak, hedef küçültmeleridir. Hiçbir tahribat bundan büyük olamaz. Bence böyledir. Bu tahribat, bu manevi tahribat en büyük günahtır. Sadece onlar mı.? Tabii hayır. Gazi Paşa'dan sonra gelenlerin hepsi aynı dairededir. 
İkinci büyük tahribat, acı vatana işçi göçü kararıdır. Size bu topraklarda ekmek yok, gidin ekmeğinizi Avrupa'da kazanın, Amerika'da eğitim görün, oraları vatan belleyin demektir bu. Başka şekilde anlaşılamaz. Ne denli incitici bir durumdur Yarabbi.! Birde utanmadan, yüzler kızarmadan davul zurna çalınmıştır. Sanırsın..  
 
Şöyle bir düşünün lütfen, bu bir hülya mı, karabasan mı? Fatih'in torunları, Viyana'ya dayanan atalarının yerinde, el avuç açar, dişlerini saydırır olmuş..! Dünyayı titreten Türkler, Osmanlının torunları dişlerini saydırır, affedersiniz donunu indirir olmuş.. Bu nasıl devlet büyüğüdür, kendi ailesinden biri için böyle bir aşağılanmayı içine sindirebilmiş.? Üstüne davul zurna çaldırmış.! Düğün bayram yapmış.!  
Olacak iş mi? Gözlerimiz kör olsada hiç görmemiş olsak, mümkün olsada tarihten silebilsek.! 
Daha 1920 lerde haçlı batıyı yenen, Türkün ve Müslümanlığın bayrağını yukarı kaldıran ve bütün mazlum milletlere örnek ve umut olan Türkiye, 10 yılda büyük işler başaran onurlu başı dik Vatan, kendisini batının himmetine ve küçüklüğe layık görmüş.. el etek öpmüş.. bir takım ülkeleri büyük devlet makamına oturtmuş, kendisini küçüklüğü hapsetmiş. 
 
Balkan yenilgisini hazmedemeyen zabitler, Allah'ım bize bir daha böyle bir zulüm layık görme, böyle büyük bir ayıp yaşatma diyerek ölüme koşmadılar ve şehit düşmediler mi Çanakkale'de, İstiklal Harbinde.? Nerede bu yürek, nerede bu iman.! 
AB sevdalıları, Avrupa Kültür Başkenti mimarları, stratejik önemdeyiz bezirganları, enerji koridorluğu müteahhitleri, 3-5 km ötedeki terör yuvalarını vurmak için icazet arayanlar, hangi yüzle fetihi kutluyorlar.? Hangi yüzle, 19 Mayısı, 9 Eylülü kutluyorlar.?  
Akdamar Kilisesini pırıl pırıl tamir edip, teslime niyetlenenler; kıytırık bir Fener patriğine söz geçiremeyenler, BEY ne demek, FATİH ne demek, SULTAN ne demek, HAN ne demek, ATA ne demek bir sözlüğe müracaat etmeliler. Birde dönüp, yakalarındaki tenekelere bakmalılar. 
Kanuni'nin Fransuva'ya mektubunu tekrar tekrar okumalılar.!  
İnsan, hiç olmazsa, başını öne eğer, atalarına layık olamamanın utancını edebiyle taşır, içten içe hırslanır yahu.! 

Hamaset diyenlere, yine atalardan yadigar tek lafım var: Azimle i.şeyen duvarı delermiş.! Elbette tercih kişiseldir: Kimisi el kapısında bey giysisi içinde uşaklık eder; kimisi kendi çorak toprağında ırgatlığı yeğ tutar, bey keyfi sürer. 
Konu ile ilgili videolar
Yazar Abdülhamid açık 2008-05-30 02:02:30
1. Bölüm: 
http://youtube.com/watch?v=3ndsbpSVfE0 
2. Bölüm: 
http://youtube.com/watch?v=eUzRUO5NS0Q 
3. Bölüm: 
http://youtube.com/watch?v=cMZvgz7hzVE
Bu eğilim yeni Değil.
Yazar Melitenli açık 2008-05-30 10:02:59
Fahri bey uslubunu son zamana odaklamış gözüküyor. Eleştirdiği BATILILAŞMA eğilimi yeni değil. Ülkemizde. Mustafa Reşit Paşayla başlar. müslim gayrı müslim denkliği tanzimat devrimidir. Ülkemiz Natoya büyük devlet adamımız sayın İsmet İnönü zamanında girmiştir. Avrupa Topluluğu serüveni sayın Demirelin eseridir eğer yanlış bilmiyorsam. Natoya Sentoya bağlılığımız 27 Mayısta önemle vurgulanmıştır. Uzun nefesli medenileşme serüveninimizi Mendereste hata gibi göstermek yanıltıcıdır. Ülkemizin çağdaşlaşma serüveninde Sultan Abdulhamit II zamanında kurulan ve hala yaşayan bazı Batılı kurumlarımızın olumlu katkılarını gözardı etmemek lazım sanıyorum. Menderes karşıtlığı kendi başına ele alındığında yanlışa yönlendirebilir ve medenileşme trendimize gölge düşürebilir. Hassas ve incelikli bir konu... 
Saygıyla...
Yazar Fahri açık 2008-05-30 23:21:28
Sn melitenli, sağolunuz. Hiç kuşkusuz haklısınız.  
Belki bu noktada, batılılaşma ile medenileşme-çağdaşlaşma arasındaki farkı da konuşmak gerekir. Ben bu kapsamda, Abdülhamit ile Menderes'in aynı yolda olduğunu düşünmüyorum.  
Kimi kırılma noktaları vardır. Ben, KÜÇÜK Amerika olma, her mahallede bir milyoner yaratma hedefinin ciddi bir manevi ve yön kırılması olduğuna vurgu yapmak istemiştim. Hemen akabindeki ciddi travma, işçi göçünün de. Başlangıç olarak, NATO na girişini almakta pekala mümkün olabilir. Olabilir. Tanzimata da uzanılabilir.  
Ama Onlardan öncekiler, bu ülkede bırakın arabayı vida üretilemezken, uçak fabrikası kurmaya girişerek, ne kadar "hayalperest" olduklarını göstermediler mi.? Önlerine, muasır medeniyetinde üstüne çıkmak gibi bir büyük hedef-ideal koymadılar mı.?  
İmkanı ve gücü, tarihlerinde, yüreklerinde, azim ve inançlarında, millette aradılar. Dışarıda, borç parada, stratejik konumda, birilerinin kucağına oturmakta veya konjöktürel fırsatlarda değil. Buna dikkat çekmek istemiştim.  
düzeltme
Yazar cihanfer nacar açık 2008-05-31 00:16:23
Moğollar'ın, Anadolu'yu istila ettikleri tarih 1245 değil;1243 Kösedağ Savaşı'yladır.
Hello there
Yazar RiyaButler açık 2011-06-01 01:08:54
Hello Friends,  
Just joined the gang. Hope to have excellent time here.  
 
luv  
Riya

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 29-05-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116189964 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net