17-05-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow M. Said Çekmegil arrow BÜYÜK DOĞU - NECİP FAZIL (X)
BÜYÜK DOĞU - NECİP FAZIL (X) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 22
KötüÇok iyi 
Yazar Vahid GÖNÜLDAŞ   
28-05-2007

BÜYÜK DOĞU – NECİP FAZIL (X)

                                                                                            Vahid GÖNÜLDAŞ
     Büyük Doğu’nun, Anadolu’ya, hususen Malatya’ya teveccühü boşuna değildi. Gerçekten de Necip Fazıl, “süper zeka” ve hamle gücüne bir ma’kes ararken onu, İstanbul’dan ziyade Anadolu’da, bilhassa Malatya gibi fikri heyecanı taze muhitlerde bulmuştu. 

      Mesela, Büyük Doğu 1946’larda, “Edebiyat Alakalıları Arasında” bir sanat kültürü müsabakası açmıştı. Bu yarışmada Malatya en önde geliyordu. O müsabakada birer yıllık abone kazanan 31 kişinin yarıdan fazlası Malatya’dandı. Sırasıyla bunlar Selahaddin KERMEN, Burhan Cahit ÜNAL, Ramazan TUNÇER, Saime GÜRGER, Fahri ÖZPAZARBAŞI, Abdullah ÖZTEMİZ, Turgut UÇAR, Orhan PAK, Hacı MERMUT, Muzaffer GÜNBEK, Mehmet KATANLI, İbrahim KIRÇUVAL, İbrahim DORGUN, Recai KUTAN, Nedim AKYÜREK, İbrahim ERDEMİR idiler ve hepside Malatya’dandı. 

      Yukarda zikredilen bu isimler arasından, sonraları “Büyük Şair”, bakan ve herkesin göze alamayacağı; büyük bir cesaret isteyen B.D. yayın müdürlüğünü yüklenen kimseler çıkacaktı. Dr. Abdullah Öztemiz, Yahya Kemal’den sonra Türk aruzunun önde gelen mümessillerinden olarak sanat dünyasında yer alır. Recai Kutan bir koalisyon hükümetinde Bayındırlık Bakanıdır. Ramazan Tuncer ise, Büyük Doğu’nun kritik dönemlerinden birinin müdürüdür.  

       Malatya’daki bu kesif kültür, fikir ve edebiyat faaliyeti, bizzat Necip Fazıl’ın da garibine gitmiş olacak ki, 6 Eylül 1946 tarih ve 45 sayılı Büyük Doğu’da aynen şöyle yazılıyordu: “…şu hayret ve dikkate şayan noktayı belirtmeden duramıyoruz ki, bunlar arasında 16’sı birden Malatya’lıdır. Malatya’lı okuyucularımızın zeka ve irfanından emin olmakla beraber, bilhassa aralarından birinin bu hususta pek ileri ve cömert olduğunu kabul etmek galiba daha doğru. Bravo Malatya’lılara.” 

     Aslında Malatyalı gençler sadece böylesine sanat ve edebiyat yönünde değil, diğer sahalarda da Büyük Doğu’ya ilgi duyuyor, alakalarını esirgemiyorlardı. Necip Fazıl’ın mecmuacılık sahasındaki üstün kabiliyet, kalemindeki fikri, heyecana dönüştürebilen hareketlilik, hepsinden daha önemlisi, yılmayan bir “Medeni Cesaret” taşıyan gözüpeklik, Türk gençliğini coşturmuş bulunuyordu. İmana susamış gençliğin bir parçası olan Malatya gençliği de tabiatıyla etkileniyordu.

              Onun gazetecilik yönü de hayli etkiliydi. Neşrettiği ve bazen müstehcen görülebilecek resimleri bile estetikleştirilmiş tarzda ve fakat hicvederek, hakir görerek ; ayıplayarak veriyor; ama yine de mümin okuyucularının katlanabileceği bir eda içerisinde sergiliyordu. Yaman bir tesiri vardı. O kadar büyük hamulelerle geliyordu ki Büyük Doğu, onun aksayan taraflarını cılız tenkidler dışında kimse ele alamıyordu, almıyordu. Malatyalı genci de çeşitli düşüncede olsa bile Büyük Doğu’yu ısrarla takip eder buluyoruz. Bugün, günün gazeteciliğinde hayli mesafe alan Şemsi BELLİ (1946, sayı : 50), Musa ESER  (1948, sayı ;74), Mümtaz GÜRTEKİN (1948, sayı : 81) Şinasi KUTLUTÜRK (1948, sayı : 85) gibi Malatyalıları Büyük Doğu’nun “Davanız Davamız” sütunlarında görebiliyoruz.  

        Malatyalı olup da, üniversitede okuduğu için Malatya’da bulunmayan, fakat diğer hemşehrileri gibi Büyük Doğu’ya içtenlikle ilgi duyan gençler de nisbeten az sayılmazdı. Mesela, o zamanlar askeri tıbbiyede mümin talebeler arasında, operatör Dr. Fahir Sağol gibi genç arkadaşlarıyla İslam neş’esini paylaşan, şimdi Malatya’da muayenehanesinde yine de İslam neş’esiyle yaşayan Dr. Esad KEŞŞAFOĞLU, o zamanlar Büyük Doğu’da “BİR ÜNİVERSİTELİNİN DUASI” başlığı altında şöylesine içli bir niyazda bulunmuştu ki: (İmza müstear’dı) 

        “Yarabbi! İslam dinin faziletleriyle bu milleti nura çıkar! Sadece beşer terbiyesi, millet selameti için tek çıkar yolun İslam olduğunu, rametinle bu millete idrak ettir! Gaflet ve zulmet içinde boy atan edep ve haya düşmanı manzaraları, bu hayat tarzını, lutfunla sona erdir! Şenaatlar karşısında vatan, tarih ve ecdadının izzet ve kutsiyetine sarılmış asil Müslüman – Türk mücahitlerini, eğer onlar için haykırma zamanı gelmediyse, sabır ve imandan ayırma! Aslında her biri Fatih’lerin imanıyla yoğrulmuş kudretli İslam – Türk neslinin nurlu sinesinde esen soğuk batı rüzgarlarını dindir! Uyuşan beyinlerimizin, kamaşan ruhlarımızın asli halini iade et!... hayatı basit, maddi ve hedefsiz bir oluş bilen, bütün gayret ve hamlesi nefse doğru akan nesilleri atık intibaha getir! büyük tevhit heyecan ve zevkini, bize, meydanlara akseden içtimai bir mikyasta tattır! Bize… Resûlü’nün azminden bir zerre aşıla! Yarabbi, lutfet, rahmet et!..” (2.4.1948, sayı :87) 

    Malatya, taa baştan beri, Büyük Doğu’nun en başta gelen mihraklarından biri ve tutunduğu bir şehir olduğu, belki kendince de henüz berraklaşmamış olan davasını her çareye baş vurarak zafere ulaştırmak istiyordu.  

      Başlarda, bu zafer arzusunun gerçekleşmesini, “….Bugün, dünya muhasebe ve muvazenesinde Türk milletine ait hakların terazi kefesinde görüneceği” an’a ; “ATATÜRK DİRİLECEKTİR” başlığı altında, yazdığı (1001 Çerçeveden) biriyle, Atatürk’e bağlıyor ve   “Bir gün Atatürk, Etnografya müzesindeki taş sandukasının kapağını omuzlarıyla kaldırıp, ufki vaziyetten şakuli hale geçecek; ve sırtında mareşal üniforması, Ankara’da Atatürk bulvarında görünecektir…” diyerek (10 İkinci teşrin 1943, sayı :10) Atatürk’e bağlamıştı arzularının tahakkukunu. 

       Sonraları, günün devlet başkanı bulunan İsmet Paşaya: ”… bu muazzam ve muhteşem, gerçek ve köklü inkılabı, bu son vade hengamesinde sizden başka gerçekleştirme imkan ve mevkiine sahip hiç kimse mevcut değildir…” (16.5.1947, sayı : 63) diye gönlünde yatan davasına melceler arıyordu. 

         Devir değişip, yeni dönemlere erişince, taze ümitlere davasını bağlıyor, fakat bir türlü arzuladığı ortamı, davasına destek olacak güçlü kişileri bulamıyordu. Paris’ten arkadaşı Reşat Şemsettin SİRER milli eğitim bakanı olmuştu; onda da hayır görmemiş << ELVEDA REŞAT!>> başlığı altında uzun bir yazı yazmış ve “…İslamiyette her vaziyetin, hatta küfrün bile tevbesi var, fakat seninkinin yoktur…” diye ölçüsüz ifadelerle makalesini tamamlamıştı. (13.1.1950, sayı : 14). Yeni dönemde, günün milli eğitim bakanı Tevfik İleri ile dostluk kurmuş, başvekile yaklaşmak çareleri aramış ve yaklaşabilmiş de. Fakat kalbindeki arzuya cevap bulamamış çırpınıp durmuştu. Öyle çaresiz görülen hallere geçmişti ki, “Heyhat ki, Menderes Son Ümidimiz Yine Sensin!” demekten başka yolları kapalı bulmuştu (23.4.1954, sayı : 1). Daha sonraları bu devri hikaye ederken, bunların kendisini anlamadığını ya da yanlış anlamış olduklarını : “ Nur dolu elinden tut kılavuzun” mısralarını ben Allah’ın sevgilisi olarak murad ederken, onlar kim bilir hangi şahsı kılavuz sıfatına yakıştırıyorlardı?” diyerek anlatmış oluyordu (9.6.1970 Bugün gazetesi). 

      Mücadelesinin ortalarında, yer yer olduğu gibi, yine gençliğe yönelmiş “ÇOCUKLAR NE GÜN SABAH OLACAK” sorusunu taşıyan bir başlığın altındaki makalesini “Yılmayacağız, Ürkmeyeceğiz, Bıkmayacağız, Bezmeyeceğiz!”  diye bitiriyordu. (14 Kasım, sayı :72). Necip Fazıl sanki bu sözünü hatırlamış gibi, teferrüd ederek yaşamış, fakat hayatı boyunca da herhangi bir destek aramaktan geri durmamıştı. Gah Mili Türk Talebe Birliğine, gah Ülkücülere meyletmesi bunu iyi izah eder. 

        Bütün bu arayışlar içerisinde ne çileler çekmiş, ne eziyetler yüklenmiş olduğunu gönüldaşları, bilhassa Büyük Doğu Cemiyetinin İlk “Umumi Katibi” Dr. Haluk Nurbaki iyi bilir. Prof. Dr. Süleyman Yalçın’ı da. Ayhan Songar’ı da Necip Fazılı iyi takip edenler arasında buluruz. Ancak ne var ki, bu sadık kadirbilir gönüldaşlardan kimilerini de haklı haksız demeden kırmış, bazılarıyla görüşemez hale gelmiştir. Bu ayrılıklardan, haklı-haksız şikayet halinde yaşamıştı. Bilhassa Sezai KARAKOÇ gibi yetiştirmiş bulunduğu kişilerin kendisinden uzak duruşları kendisini çok üzer olmuştu. “Ölüme de gelmesinler” dediğine gönüldaşlardan şahitler vardı.  

      Fakat hepsinden çok hücumu, kendisinin Müslümanlar safında yer alarak dövüşmesinden rahatsız olanlara idi. Bir türlü kendisini anlamayan ve imana da gelmeyen, “küfür ve dalaletin mücerred örneği” gördüğü bu adamlara şöyle hitap etmişti : 

       “Ey, yükseldikçe hiçbir mahlûkun o kadar yükselemeyeceği; ve ey, alçaldıkça hiçbir mahl’ukun o kadar alçalamayacağı insanoğlunun en alçağı! Seni, kainatta mevcut mülevves ve müteaffin maddelerden hangisine benzetseler, yarın o madde Hakkın huzurunda benzetenden davacı olur ve mutlaka davasını kazanır. Zira senin yanında ve sana nisbetle bizzat levs ve teaffün, bifiil münezzeh ve mükerremdir. Sen, tek kelimeyle, hayatın, varlığın, var olmak şevkinin, ölmek cehdinin, ilahi emirlerin ve Allah’ın düşmanısın! Bu düşmanlık yüzünden, içinde, bütün ulvi oluşlara hudutsuz bir hınç ve kıskançlık fıkırdıyor! Öyle ki, gördüğü için gözü, kavradığı için idraki, anladığı için ilmi ilga etmeğe kalkabilirsin! Zulüm, hakkı layık olduğu mevkie koymamak hırsı, yaratıldı yaratılalı, sende bulduğu rütbeye hiçbir zaman ve mekanda ulaşamadı…”

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 24-05-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
82129907 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net