17-05-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow M. Said Çekmegil arrow BÜYÜK DOĞU- NECİP FAZIL(IX)
BÜYÜK DOĞU- NECİP FAZIL(IX) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 22
KötüÇok iyi 
Yazar Vahid GÖNÜLDAŞ   
11-05-2007

BÜYÜK DOĞU- NECİP FAZIL(IX)

                                                                                               Vahid GÖNÜLDAŞ 

      Necip Fazıl, olanca maharetine rağmen, gönüldaşlarını ikna edememişti ; Büyük Doğu Cemiyetinin artık kendisine yar olmayacağını iyi anlamıştı. Ne yapabilirdi ? Onun feshine gitmekten başka çaresi yoktu.  

       Büyük Doğu’yu kapatacak ki, yapabilirse, yeni yeni hamlelerle yeni yeni açılışlara geçebilsindi. Kolları sıvadı. Cemiyet “Umumi Reis Vekili”ni ve “Umumi Katibi”ni ihraçla işe başladı. Diğer, İstanbul’daki umumi idare azalarından bazılarını da, bazı izahlar getirerek yok farz ediyordu. Şubelere, ilerde cevap vermek durumu hasıl olursa, peşinen bazı ithamlar getirdikten sonra varılan şu kararı açıklıyordu : 

     “…. Cemiyet’in tam bir tasfiyeye tabii tutulmasından başka çare bulunmadığı hükmüne varılmıştır… Sadık, ileri, fedakar ve vefakar gönüldaşlara malik bulunan Büyük Doğu Cemiyeti kendilerini kendi ihtiyar anlayışlarıyla, sırf bir muamele zarureti yüzünden tasfiye ederken maziye ve istikbale doğru her oluşun yine kendilerine istinat edeceği fikrini hiçbir an kaybetmeyecek…”(Sayı :56). 

       Bu kararın altında, murahhaslar olarak İstanbul’a yollanan gönüldaşlardan şu zevat imza atmışlardı : “Afyon Ş. adına Reis, Bekir Sencer. Kayseri Ş. adına murahhas, A. Saraçoğlu. Malatya Ş. adına murahhas Şevket Tanrıçer, Tavşanlı Ş. adına Reis Ömer Çeri… Not : İhzari ve esasi müzekelere iştirak eden Kütahya şubemiz Reisi imza esnasında bulunamamıştır>>  

       Böylece, çoklarının sandığı gibi, hükümet tarafından değil Büyük Doğu Cemiyeti bizzat kendi kendisi tarafından kapatılmış oluyordu.  

        Bir durum muhakemesi mahiyetinde olan, Necip Fazıl’ın bu konudaki “Son Söz” ünden alınan şu parçalar <<temmet>>le  noktalanıyordu : 

         “…Söylenecek, söylenmesi lazım ne varsa hepsini birden ifade ettik diyebiliriz. Ne istiyorsanız eserimizde bulunabilirsiniz! Şu anda ölsek gözümüz arkada kalmaz… Sekiz yıl müddetle merkezden muhite doğru inkişafına çalıştığımız davayı şimdi, muhitten merkeze doğru, ani bir tabiye ve sevkulceys değişikliğiyle  ve her zamankinden daha büyük bir çeht, azim, fedakarlık ve celadetle hedefine tevcih ederken, Köprü ile Kadıköy arasında işleyen bir dolmuş motorunu ancak doldurabilecek halisler kadromuzla iftihar ettiğimizi, bu kadroyu Osmanlı devletinin başında bir sal üzerinde Rumeli’ye geçen kahramanlar demetine benzettiğimizi, bu toprakların mazi, hal ve istikbal ifadecisi olarak yalnız onları gördüğümüzü ve onlarla beraber, sal tecrübesinden (transatlantik) tecrübesine geçmeye karar verdiğimizi ilan ederiz. Hiçbir şeyimiz  yok; fakat Allah’ımız var. Allah’tan mahrum olanın malik; ve Allah’a malik olanın mahrum bulunduğu hiçbir şeyi yoktur! Hayır, olandadır; Ve bakalım ne olacaktır? Bu zamana kadar gelen (Büyük Doğu) macerasıyla, büyük bir faslın kapandığı, daha büyük ve bambaşka bir faslın açılması icap ettiğini; ya bunun açılması, yahut her şeyin kapanması zoru ile karşı karşıya gelmediğimizi hep beraber anlayalım! Temmett!!!” (Haziran 1951, Sayı: 62).

         Bu “temmet” den sonra Necip Fazılı, artık “Büyük Doğu Partisi” ve “Hakka ve Yeni dünya Görüşüne Bağlı Müslüman Türklerin Gazetesi” sloganıyla çıkacak olan Büyük Doğu gazetesine soyunmuş olarak görüyoruz.   

       Büyük Doğu Cemiyeti resmen kendi kendisini feshetmişti (kapatmıştı). Ama ne var ki, İslam adına işlendiğini zannettikleri her işi Büyük Doğu’culara bağlama işi bitmemişti. İşte bu hale alışık zihniyet, Ahmet Emin Yalman’la ilgili Malatya hadisesini de büyük doğuculara mal etmeye başlamıştı. Malatya Büyük Doğu azaları ağır ithamlar altında tutuluyordu. Günün Cumhuriyet, Vatan, Hürriyet ve Ulus gibi gazeteleri tarafından hadiseler büyütüldükçe büyütülüyordu. O zamanlar onlara, elde bir neşir organı olmadığı için yeterince cevap verilemiyordu. Ancak Büyük Doğu müdürlerinden Hüseyin Rahmi Yananlı tarafından neşredilen “Maskenizi Yırtıyorum, Malatya hadisesi ve etrafındaki mana” adlı bir broşürle uzun bir cevap verilebilmişti. Orada şu satırları okuyoruz; Necip Fazıl burada diyordu ki : 

         “23 Kasım Pazar sabahı. Uyandım. Gözlerimi açar açmaz başucumda (Cumhuriyet) gazetesi. Adetim gazetelerin yalnız başlıklarını okumaktır. Buna rağmen o gün, resimsiz ve şamatasız belirtildiği için, Malatya hadisesini göremeden gazeteyi bıraktım. Bir an sonra zevcem, telaş ve heyecanla, Ahmet Emin Yalman’ın Malatya’da vurulduğunu haber verdi. Derhal gazeteyi kaptım: ve ne yalan söyleyeyim, teesürden çok uzak bir alaka ile hadiseyi başından sonuna kadar okudum. Okurken, bu işin davamıza ve tarafımıza bağlanabilecek herhangi bir tefsiri ihtimalinden tamamen uzaktım. İçime hiçbir kaygı düşmeden, yalnız ne olup bittiğini anlamak istiyordum. Bir ne göreyim? Yazının sonunda Cumhuriyet gazetesi, sanki hadiseyi tertipleyen kendisi imiş gibi, atılan kurşunun çapı henüz tayin edilmeden, bunun Büyük Doğucular tarafından meydana getirilmiş bir iş olduğunu iddia etmiyor mu?... 

       Büyük Doğu’cuların tertip ettiği söylenen hadise etrafında iftirayı tekzibe medar olmak üzere birkaç isim bekliyordum. Nihayet ortaya Şerif ve Osman Dursun isimli güya iki Büyük Doğu’cu çıkardılar. Büyük Doğu Cemiyetine vaktiyle giren her fert Umumi Merkez nezdinde bir sicil sahibi olduğu için derhal ilk işim bu Büyük Doğu’cuların gerçekten Cemiyete mensup olup olmadığını araştırmak oldu. Ne tuhaf ki, Malatya’da mevcut ve dosyamızda kayıtlı tam 246 adet Büyük Doğu Cemiyeti azası içinde bu isme benzerlik ifade edebilecek bir şahıs bile mevcut değildi

    MALATYA VE BÜYÜK DOĞU 

     Evet Malatya eski Büyük Doğu Cemiyetine kayıtlı 246 kişi vardır. 

     Sırası gelmişken bildireyim ki, bundan tam 20 ay evvel kendisini kapatan Büyük Doğu Cemiyetinin en kuvvetli olduğu yerlerden biri hakikaten Malatya’dır. Cemiyetini kapatmış olsa bile ismi ve davasını ebediyete kadar götürecek olan Büyük Doğu, Malatya’daki eski azası ve bugünkü dostlarının tamamlığı, derinliği, bağlılığı ve samimiyetiyle İFTİHAR EDER…” dedikten sonra, “Yoksa meçhul, korkunç bir tuzağa ve tertibe mi düşürülmek isteniyorduk?..” endişelerini saklayamaz. Ve bu vesile ile, bazı nedenlere de cevap olur diye kendisini tanıtır. İşte oradan birkaç pasaj : “…ben gazeteciyim ; ve Allah’a şükür, Tanzimat’tan beri gelen, menfi tarafından galip ve hakim örnekler arasında, bu milletin ruhuna bağlı ve rüyasına ilişik, sahici, belki de ilk dünya görüşünün mimarı ve davacısıyım. Müslüman’ım ; Müslümanlık çapında hiçbir kıymet ve haysiyet ölçüsü tanımıyorum… Ve bir zamanlar küfrün, hiçbir şahsa göstermediği medih edebiyatının ithaf edildiği faniyi şahsımda gezdiyorum… Bugün, sırf İslam düşmanlığı uğruna, bir zamanlar beni metheden dudaklar… bugün beni tanımadığını; ve benim, benim gibilerle – Müslümanlarla – beraber bir kampa kapatılmam gerektiğini yazan, fikirsiz, esersiz, irfansız ve şahsiyetsiz esnaf… bir zamanlar mecmuasında adıma destanlar tertiplemişti. 

      Kısacası, ben, küfürü faka bastırmış olan adamım! Onlar bende faka bastılar; ve beni kendilerinin en büyüğü olmak yerine, Müslümanların en küçüğü, fakat kendilerinin en korkunç düşmanı görünce apışıp kaldılar. Ve öteden beri gelen ortamalı, pestzinde, malum klişeleri geveler, aşksız ve ruhsuz kaba softa tipinden farkımı düşününce, başlarına bütün dünyanın yıkılacağını sandılar… Biziz ki, bu mukaddes davayı, tamamıyla kanun yolunda, kırçıl sakallar, kazma dişler, dar alınlar, vahşi bakışlar ve kapkara cehaletler elinden alıp, onu, nurani yüzler, inci dişler, geniş alınlar, derin tatlı bakışlar ve edebi güneşler ikliminde yepyeni bir gençliğe teslim edebilir, yepyeni bir vecd ve aşk nesline devredebiliriz. Ya sonra ne olur; ne olur bu adamların halleri?... 

        Savaşacağım; velhasıl bunların, pudra ve düzgün altında sakladıkları surat karhalarını teşhir edeceğim!... Artık kararım, topallama ve sürünme şeklinde yürümek değil, büyük hamleler göstermek, büyük çaplara intikal etmek ve üstün tekevvünlere erişmektir… ben, gazetesinin yeniden intişar vadesi olarak kendisine verilmiş günleri sayar ve en ince imtihan anlarını yaşarken, nasıl olur da Malatya hadisesinin tertipçisi ve tesircisi olabilirim?... hakkımı belirtmesi için yalnız Allah’a sığındım…” (Bkz. Maskenizi Yırtıyorum, Necip Fazıl Kısakürek, s.3, 4, 6, 17, 21, 37, 53) 

         Necip Fazıl, nasıl bir ortamda savaştığını ta yıllar öncesi görmüş, “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” diye haykırıp, kendisini dost ve düşmana yer yer şöyle tanıtmaya başlamıştı.  
 

“Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri!
      Sade, kafası zonk zonk çatlayanlardan biri…
      Büyük meydana düştüm, uçtu fildişi kulem;
      Milyonlarca ayağın altında kaldı kellem…
      Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım!
      1366 yılın davacısıyım!
       Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana;
       Ve zirveleşiyorlar, alçaldıkça tabana…
       Buluştururlar bizi elbet bir gün hesapta;
       Lafını çok dinledik, şimdi iş inkılapta!..”    
 
          1948 yılının ilk ayının, ilk haftasında da <<HERKESE VE BANA GÖRE BEN>> başlığı altında şunları yazıyordu : 

          “...Babıali esnafına göre ben :

-Kaskatı gurur heykeli! Majüskülle yazılmış bir BEN!.. Dönmeye göre ben : - Hayatı rezaletlerle doluyken hak suretinden görünüp saf ve cahil dindarları istismara kalkan bir tüccar!... Akıllılık iddia edenlere göre ben: - Deli!... Komüniste göre ben : - Kara kaplı kitabın, cesur, atılgan, sistemli, samimi; fakat kafası testereyle kesilecek (I) numaralı propagandacısı!.. Türkçüye göre ben: - Irkçılığa düşman, geri ümmetçi!.. (Sanat için sanat)çıya göre ben: - Ruhundaki büyük bir şair ve sanatkarı öldürmüş bir müntehir!..  

        Ve bazı müminlere göre ben :

  • Hakkında her şey söylenen, kavliyle fiilinin birbirini tutup tutmadığı şüpheli, garip
bir adam! Ve nihayet bana göre ben :

  • Tek müdafaa kelimesi olmayan ve şahsına ne kadar süfliyet çamuru atıyorsa
hepsini gayesinin ulviyetinden bilen, buna rağmen gerçekten de süfli şahsıyla bu kadar şerefe layık olamayan basit ve alelade adamcağız!” diyordu. 

    Daha önceleri, 1946larda, Necip Fazıl’ın, atılgan, cesur ve usta kalemlerinden

taşan heyecanlarla kendinden geçen, dine susamış birkaç biçarenin kendisini peygambere benzetmelerine cevap olarak demişti ki: “BEN O’NUN KÖLESİNİN KÖLESİYİM” ve “…ben, tam 30 yaşımda, kanlı bir fikir çilesinden ve nefs muhasebesinden sonra, her bakımdan tek kurtuluş yolunu Müslümanlıkta görmüş bulunuyorum!... Allah sevgilisinin en küçük hizmetçisi olmaktan üstün hangi fazileti tanıyabilirim. Ve işte ben buyum; vazifem de, alemde bir eşi görülmemiş fikir ve sanat buluşlarının, insan ve cemiyet mimarilerinin, yalnız O’nun yolundan gelecek nur altında aydınlanabileceğini göstermek…” (19 Temmuz, 1946, sayı, 33)  

      “..tamlığı, derinliği, bağlılığı ve samimiyetiyle iftihar eder” olduğu Malatyalı gönüldaşlarının da Necip Fazıl hakkındaki kanatları, 1950lerde şöyle idi (Bu yazı, <<KÖTÜLÜKLERLE MÜCADELE EDEN MÜCAHİTLERE AÇIK TEŞEKKÜR>> adlı 1950’de, “Büyük Doğu Cemiyeti Malatya Şubesi yayınları No:1” diye neşredilen bir broşürden alınmıştır. İmza : Malatya şubesi İdare Heyeti, O zaman ki B.D. Malatya şubesinin idare heyetinin başkanı, Nuri Hacıevliyagil’dir.): 

          “Necip Fazıl KISAKÜREK Lutfu ilahiyle dünyanın en akıllı insanlarına

mefkure olmaya layık büyük mefkureyi benimsemiş ve emsallerinden hiç birine bu derece nasip olmamış olan, yüklendiği aziz davaya bütün zeka ve kabiliyetiyle layık olmaya çalışmış devrimizin hak yolunda pazarlık kabul etmez yegane mücahididir. Onun bütün kusurları için dua ederek Allah’tan af diliyoruz. En büyük davayı, bütün çirkeflere karşı müdafaa ederken incitmemeye azami gayret sarfeden bu kıymetli mütefekkirimizi ve yine kıymetli kardeşlerimizden B.D.C umumi katibi umumi muhasibi Yük. Müh. Omer Karagül’ü, B. D. C. Umumi katibi doktor Haluk Nurbaki’yi ve bütün gönüldaşlarımızı millet hainlere, insafsızlara, bizzat kendi nefislerine, hülase bütün düşmanlarına karşı Allah’a emanet ederiz.” (…İdare Heyeti, 1950) 

           Tefrikaların bugünkü kadar su yüzüne çıkmadığı, hurafelerin asıllardan

bugünkü kadar ayrılamadığı, karşı görüş tarafından, Müslümanların bugünkü kadar ciddiye alınmadığı; dostun da düşmanın da bugünkü kadar heyecan üstüne tırmanmağa çalışmadığı o dönemlerde Necip Fazıl ve Büyük Doğu’ya böyle bakılmıştı. 
     Peki sonraları?.. 
 
( Devam eder inş.)   

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 25-05-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
82130422 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net