28-11-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow M. Said Çekmegil arrow BÜYÜK DOĞU - NECİP FAZIL(VIII)
BÜYÜK DOĞU - NECİP FAZIL(VIII) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 23
KötüÇok iyi 
Yazar Vahid GÖNÜLDAŞ   
25-04-2007

BÜYÜK DOĞU – NECİP FAZIL(VIII)

                                                                                                     Vahid GÖNÜLDAŞ

    ImageDurum şu: 1951 senesi ilk baharının ilk aylarındayız. Büyük Doğu Cemiyetinin Umumi Reisi ve günün hükûmetini sarsacak kadar güçlü bir yayın organının sahip ve baş muharriri bulunan Necip Fazıl, bir gece, tripo (kumar evi) denen bir yerde kumarcılarla yakalanıp karakola götürülüyor. Necip Fazıl Kısakürek’e göre hadise, o günün hükümet üyelerinden başbakan yardımcısı Samed Ağaoğlu’nun rol aldığı çirkin bir tertiptir. “.. eski erkan-ı harp yarbaylarından” biriyle gittiği bu tripoda “tetkik için” orada bulunduğu ve bir “fikir savcısı sıfatıyla” gazetecilik mesleği icabı kumarhaneye gitmiş olduğu halde, kendisini adım adım takip eden düşman hafiyeleri, Necip Fazıl’ı henüz, kumara dahi başlamadan orada suçüstü yakalatmışlar… Baş düşmanlarından Ahmet Emin Yalman’ın gazetesi Vatan başta olmak üzere, Cumhuriyet, Hürriyet, Son Telgraf, Ulus ve benzeri gazeteler işbu kumar hadisesini dillerine ve kalemlerine dolayarak Kısakürek’e olanca maharetleriyle çullanmış bulunuyorlardı. 

      Necip Fazıl altta kalacak adam değildi. Bu tür gazetelerin hepsine birden ve ayrıca teker teker hücuma başlıyordu. Türkiye’nin bu iri kıyım ve kalabalık trajlı gazetelerinin hepsine birden bir “İHTAR” çekerek : 

      “…Allah ve Peygamber düşmanlarına alenen ihtar ediyorum : Biz bildikleri ve düşüp kalktıkları cinsten insanlar olmadığımız için, göstereceğimiz aksülamele ait tahminlerini kendi öz kahpelik kıyaslarına ve kaltaklık seciyelerine göre hesap etmesinler! Başlıca itaat ve inkıyat mihrakımız olan Türk kanunlarının himaye hududunu incitici tek kelime, tek hakaret, tek tavır kullandıkları gün, nefs müdafaası hakkının namütenahi taşkın mikyası ile enselerine bineceğimizi ve bu mevzuda Allah’tan, onun emirlerini çerçeveleyen mukaddes ölçüler manzumesinden başka hiçbir riayet kaygısı çekmeyeceğimizi bilsinler! Şerefimizi bir kere temizledikten ve her şeyi bir defacık ortaya dökecek kadar sabır gösterdikten sonra, artık her netice ve ihtilat bize vız gelir! 

       Ya suspus, kuyruklarını apış aralarına çekip otururlar, yahut, misline bütün matbuat tarihinde şahit olunmamış bu mukabelenin arkasından başlarına gelecek olanı görürler…” diye, mukabil tehditlerle çirkin yayını durdurmak çabasına geçmiş bulunuyordu. 

    Necip Fazıl, artık gücünün çok üstünde mütecaviz, sinsi, kurt ve kalabalık hasımlarıyla karşı karşıya ve yalnızdır. 

     Çünkü, Anadolu söz konusu olmuştu. Acı acı sorular, ithamlar birbirini kovalıyor, “gerçekten kumarhaneye gittiniz mi?” “Neden bizi aldattınız?” “yoksa kumara olan zaafınız hala giderilmedi mi?” gibi sorgularla Cemiyetlerinin Umumi Reislerini hesap vermeye çağıranlar az değildi. 

        İstanbul’dakiler de: “Hem İslam davası güdülsün, hem de bir kumarbazın reisliğine tahammül gösterilsin; bu nasıl olur?” diyenlere cevap bulmakta zorluk çektiklerinden bu dönemde kenar durmaktan başka bir iş görememiştiler… 

          Necip Fazıl mecburen, kendi kendisini temize çıkarmaya çalışırken yine yalnızdı. Aslında İstanbul’daki ileri kademede bulundan büyük doğucular günah kademelerinde apışıp kalacaklarına, Reisleriyle ihtilafları kaçınılmaz idiyse, akaid konularında şahlanıp duruma baştan müdahale etmeleri gerekirdi. Ne çare ki, anlaşılan, onlar da reislerini aşan bir temel anlayışa sahip bulunmuyorlardı. Bu yüzden aralarındaki çekişme, politik çıkışlar ve bozuk yaşantıları aşamıyordu.  

      Umumi heyette zıtlaşmalar büyüyor; Reis, ikinci reis, umumi katip birbirlerinin aleyhine çalışıyorlardı. Necip Fazıl’ın dışında kalan bu zevat artık cemiyet için çalışamaz hale gelmişti. Ayrılmanın, kimileri de yeni bir teşekküle inkılap etmenin derdine düşmüşlerdi. Duruma muttali olan Necip Fazıl onlar ayrılamadan muhaliflerini “Hususi İhraç”a tabi tutmuştu. Bu cümleden olarak, İstanbul’dan Cevat Rıfat Atilhan ve Abdurrahim Zapsu, İzmir’den Mahmut Reşat Düşünür gibi Büyük Doğu cemiyetinin önde görünenlerinin Cemiyetten ihracı acilen yapılmıştı. 

        Anadolu, bütün bu olanlara rağmen, “Afyon, Kayseri, Kütahya, Malatya, Tavşanlı bütün azasıyla… birer kahraman şubedir”, Umumi reisin sözcüsünün gözünde(Sayı 56). Fakat bunlar da ne zamana kadar bu gelişen skandal karşısında ayakta durabilecekti.  

        Necip Fazıl artık “.. başına getirdikleri belayı olduğu gibi yüklenmeye karar” vermişti. Ve “Bütün hatası, nefsine ve manasına fazla güvenmiş olmasından ibaret bulun”duğunu itiraf etmişti de (Sayı: 54). 

         Ancak bu teslimiyetle kabili telif olmayan, açık düşmanlarının dışında da,  bilhassa Cemiyet azası arkadaşlarına taarruzlar yağdıran Necip Fazıl, yine de “itimat et ve itimat duygunu bana yaz, gönüldaş” diyebiliyordu. (S.54, Eh :13). 

        Kendi kendisinin moralini yenilemesini ve mensuplarının zaaflarını iyi bilen Necip Fazıl, 1951 Haziran, 58 sayılı Büyük Doğu mecmuasının kapağına bir balon resmi koymuş, üzerine : “Bir çilenin hikayesi” diye uçuruyor, altına da, cemiyetten atılanlara yükün hafifletilmiş olmasını gösteren, büyük ve majuskül harflerle “DÜŞMÜYORUZ! YÜKSELİYORUZ!” diyen iki kelime yazmıştı. Hani kaçırdığı treni, “kovdum gitti” dediği gibi. 

        Aynı mecmuanın ikinci sayfasında da, “Mukaddesatçı Türk”e seslenip, “Otuz iki dişinin arasında otuz iki milyon çığlık gömmüş, içini yırtan manalar ve meseleler karşısında lisanın bütün kelimelerini ve hançerenin olanca ihtizaz kabiliyetini patlatıcı bir sükuta geçmiş, her şeyi Allah’a ve onun ilham edeceği kalplere bırakmış bir insana mahsus korkunç şartlar içinde sana HİTAP ediyorum!” diyor ve bu çok uzun hitabesini şöyle bitiriyor: “Baş ihtiyacım, en küçük parçadan en koca bütüne yol veren mana ve madde sahasında, vatan çapındaki BÜYÜK DOĞU müessesesini sana borçlu olmaktır.Her şeyi Allah’a borçlu olan sen, bana bu borcunu ALLAH için ver!” diyen içli bir edanın ricasını getiriyordu. (bkz. Sayı : 58) Bir sonraki sayısında da “Divanelere muhtacız” başlıklı bir “İdeolocya Örgüsü” örüyordu. (59) 

        <<GÖNÜLDAŞ>> başlıklı uzunca yazısında: “Mahzunum, derecesiz mahzun ! Ama meyus ve ümitsiz miyim? Hayır! Meyus ve ümitsiz olmaya sebep yok sanma; meyus ve ümitsiz olmaya bizim lügatımızda karşılık yok!..” Meyus olmak bize muhal olduğu için ümitsizliğe düşmedik ama, mahzun olmak nasip ve davamızın biricik kuvvet ve hamle merkezi olduğu için hudutsuz acılara katlandık; ve uzun söze, müşahhas misallere ne lüzum var, dava üzerinde şu muhkem ve şaşmaz hükme vardık: …ihsan yalnız Allah’tan ve itimat yalnız Allah’adır! Bunun içindir ki, onun lutuf yolu olarak şartlar ve imkanlar dünyasını, yine ve daima Allah’tan beklemek, yine ve daima Allah’a güvenmek prensibi altında, başından sonuna kadar fetih ve zaptetmek lazımdır… Bu vaziyette, hem senin, hem de bizim, biricik çile ve yaramız, biricik mefhum ve tabirimiz olan, maddi ve manevi liyakat ve ehliyet borçlarımızı tam ödememiz gerekiyor… Bundan böyle ya tam silinmek, ya tam yazılmaktan başka bize bir nasip kalmamıştır…” diyor, her zaman olduğu gibi Allah’tan ümit kesilemez iman düsturunu zikrediyordu. (Sayı : 56). Ve 12 Mayıs 1951 toplantısında, Büyük Doğu Cemiyetinin “en ileri çaptaki” temsilcilerine, Aynen demiştir ki : 

    “- Gönüldaşlar; biz bugüne kadar, surların nurlu mıntıkasına  giden yolu göstermeğe talip, asla ele avuca sığmaz ve önü kesilmez bir balık GİBİYDİK. Nihayet düşman kutuplar, bu balığı enselemek için, baş vurdukları her çarenin iflas ettiğini görünce, bizi hileyle bir lağımın önüne çekip, her tarafımızı ağlarla çevirdiler; ve şahsımıza ve bilhassa şahsımızdan münezzeh olan mukaddes davamıza lağım pisliğini atfetmeğe kalktılar. Esefler ve hicranlar içinde kaydedeyim ki, biz de bu hileleri kestirecek kadar zeki olmadığımız ve onlar bilhassa bu zekasızlığımıza dayanarak son numaralarını oynadıkları için, bizi büsbütün şahlandıracakları ve kuvvetlendirecekleri yerde apıştırdılar ve zayıflattılar. 

      Kuvvet, enayice nefse güvenmekten değil, ancak zaafın idrakinden doğacağına göre, nefislerimize ait bu derin kabalık ve anlayışsızlık yarasını idrak ve onu ilan cesaretini gösterebilirsek, işte o zaman, Allah’ın bu ihtarından doğan mana ve hayrı kavramış ve nihai zaferin ilk şartına ayak basmış oluruz… Bundan böyle bize düşen vazife, balığı olduğu yerde bırakıp, misli ve menendi görülmemiş bir azim, cehd, irade, ruh ve ahlak hamlesiyle silkinerek bir çift kanat edinmek, bir kuş olmak, peşimize yalnız bir kuş gibi uçabilecek kanatlılar katarını takmak; ve suların içinde aksini aradığımız nuru, hiçbir lağım fışkıyesinin ulaşamayacağı bulutlar üzerinden uçarak bulmaktır. Bunun için de bir oluşu kapamak ve başka bir oluşu aramak  ve onu bütün incelikleriyle nizamlaştırmak zorundayız. Böyle olursa zaferin bizim olacağına inanabilirsiniz!” (56, Sh :16) 

     Bu ifadelerde, en kötü şartlar içinde de olsa Müslümanın karlı çıkma çabalarında olmasının lazım geldiği esasının titretişimlerini görmek mümkün. Necip Fazıl Kısakürek bu psikoloji gücüyle yeni yeni hamlelere hazırlanıyordu…

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 12-04-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
74747814 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net