24-05-2018
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)


"Mülkü Olmayanin 
               Hükmü Olmaz!"

Çira Yayinlarindan üç 
önemli Çekmegil Eseri:
-Iyi Niyet Anlayisimiz,
-Münevver Anlayisimiz
-Düsünceler Düsledim. 


Malatya Lisesi'nden okul 
ve mescid arkada?m
Hasan Celal Güzel'den
ilginç bir yazi:
http://www.kriter.org/ind
ex.php?option=com_conte
nt&task=view&id=442&
Itemid=5




Yeni bir yayin:
SÜMEYYA 
(Siirler)
(Prof. Dr. Nevzat Tarhan 
hocamizin önsözüyle...) 
Selahattin Çekmegil'den...
tebriklerimizle duyuruyoruz
Çanakkale Savasi
konusunda Düsündüklerim
http://www.dailymotion.
com/video/x8zr78



Su görüntüye de
             bir bakin isterseniz
























 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
MÜTHİŞ MUCİTLER EFSANESİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 107
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
12-08-2005
Image
  Şimdi sizlere; ‘Batı uygarlığını şu dev teknolojiye dönüştüren nedir?’ diye sorsam, eğer konu ile ilgili özel araştırmanız yoksa ‘müthiş mucitleridir’ dersiniz. Doğrusu yakın zamana kadar ben de öyle sanıyordum. Karmaşık ve pahalı dizel motoru teknolojisinin niçin daha basit yollar varken bu yönde seyrettiğini araştırıken ilginç şeylerle karşılaştım. Bulduklarıma sizlerin de ilgi duyabileceğinizi düşündüm:

Türkiyenin en önemli projelerinden biri olan Atatürk Barajı İnşaatında çalışırken, iş yerinde Avrupalı ve Amerikalı bir çok yabancı personel de bulunuyordu. Türk işçi ve mühendisleri yabancılarla temaslarında ölçülü bir saygı ve nezaket gösteriyorlardı. Bunu normal karşılamak gerekirdi çünkü zaten eğitim sürecinde Batı uygarlığına hayranlık duymamızı gerektiren bir çok şey kulaklarımıza doldurulmuştu. Şimdi ise bu uygarlığın somut verileri demek olan son versiyon makinalar karşımızdaydı. Biz ise bir mühendis olarak değil bunları üretmek, teknik bakımlarını yapmak için uzun bir süre eğitim almamız gerekiyordu. Bu nedenle batılılara duyulan saygıyı, zaman zaman hayranlığı, en azından yadırganacak bir durummuş gibi görmüyordum. Ülkemin insanları Batının dev teknolojisi karşısında boyunlarını bükmüşlerdi.
 Ne zaman ki yurt dışına çıktım, o zaman Türklerin bu ezikliğinin genel bir hal olmadığını fark ettim. Yani ülkemiz vatandaşları Batı karşısında duydukları ezikliği dünyanın geri kalan diğer insanları karşısında mesela Libyalılar veya Çinliler karşısında hissetmiyorlardı. Bunu gördüğümde oldukça şaşırmış ve hem de sevinmiştim. Sonra bunun sebeplerini aramaya koyuldum. Libya’da bulunan insanlarımız, buraya geçim temin etmeye gelmişlerdi. Ancak böyle bile olsa oranın yerli firmalarının başaramayacağı projeleri gerçekleştiren Türk şirketlerinin bir elemanı olarak bundan kendilerine üstünlük payesi çıkartıyorlardı. Çin ise Tarihte Türk akınlarını engellemek için sed inşaa etmiş bir ulus olarak biliniyor.Üretmiş olduğu malların dayanıksızlığı konusunda her gün gazetelere yansıyan spekülatif haberlerle tanınıyordu. Yalnız Avrupa ve Amerika’nın yeri farklıydı. Çünkü eğitim süreci boyunca Batı uygarlığı şimdiye kadar yeryüzünde yaşanmış en büyük uygarlık olarak insanların zihnine adeta kazınarak öğretiliyordu. Batıda yetişmiş olan bilim adamları neredeyse yarı ilahlar konumundaydı. Bu bilimi teknolojiye dönüştüren mucitleri de öyle. Çin insanlık tarihine bir Lao Tse gibi büyük filozoflar kazandırmıştı. Fakat onun fikirlerinin etkisi bir Türk insanı için her fırsatta önüne çıkan, elle tutulur somutlukta değildi. Halbuki Leonardo’nun resimlerini çizdiği basit makinalar gerçekleştirilmiş olarak önümüzdeydi. Bir teknoloji harikası gibi duran otomobil ve uçak inkar edilemez bir şekilde hayatımızın içine girmişti. Üstelik bu anlık değil, sürekli hayranlık uyandırması gereken bir yapı arzediyordu. Çünkü batı uygarlığı ürettiği bu makinaları yenilemekte, aksaklıklarını gidererek mükemmelleştirmektedir. Batıda ortaya çıkan yeni yeni aletler her gün dünyamıza girerek bizleri şaşkınlığa uğratmaktaydı. Bütün bu gerçeklere rağmen onun bir Çinli ya da bir Arap karşısındaki dik duruşu; pes etmediğinin, bu eziklikten kurtulmaya bir yol aradığının işareti olarak değerlendirilmesi gerekiyor. Büyüklük duygusu içine yerleşmiş ve gün gelince açmayı bekleyen güçlü bir tomucuk gibiydi.

  Ülkemiz insanı Batı uygarlığının insanlığa sunmuş değerlerden manevi olanını kolaylıkla red edebilirken aynı şeyi maddi olanına yapamamaktadır. Bu konuda neredeyse tartışılmaz bir üstünlükleri söz konusu olduğunu düşünmektedir. İnsanlığın kendisi olmadan hemen hiç bir şey yapamayacağı bu teknolojik cihazları üretenler onlardır. Üstelik bu dönem, insanlık tarihinde büyük bir kopuş, öncülü olmayan bir sıçrama olarak kabul edilmektedir. Daha önceki teknolojilerin daha ilkel prototipleri söz konusuyken batı sanki buldukları cihazları başka bir dünyadan buraya indirmiş gibidir. İnsanlık dört bin sene süren bir dönemde tekerleği bulup at arabalarını geliştirmiştir. Ancak kendi kendine yürür bir buhar makinası sanki bunlarla irtibatlı olmayan yeni bir şeydir. Yine insanların kuşların uçtuklarını görerek onlara özendiklerini eserlerden okumamıza rağmen bunu geçmişte gerçekleştirdiklerine dair elimizde bir kanıt yoktur. Bilgisayar faks ve ses kayıt cihazları sanki hiç öncülleri olmayan dünya dışı bir teknoloji gibi durmaktadırlar. Tüm bunlar, batı uygarlığını insanlık tarihinin en üst noktasına yerleştirenleri haklı gösterecek öğeler olarak sunulmaktadır. Bu icatları yapanlar tabiattaki bir organizmayı dahi taklit etmeden başararak daha hayranlık uyandırıcı bir konum kazanmaktadırlar. Üstün yetenekli mucitler ne eski bir teknolojiyi geliştirmiş, ne de tabiattaki bir canlıyı taklit etmişler, zihinlerinden insan ihtiyaçları için tamamen olmayan şeyleri projeleri canlandırıp hayata geçirmiş gibidirler. Bu nedenle hem kendileri, hemde ortaya çıkarmış oldukları uygarlık insanlığın en tepe noktasına yerleştirilmelidir.

  Peki bunu kabul etmeli miyiz? Batı uygarlığı gerçekten benzersiz midir? Daha önce benzerini görmediğimiz makinaları yine bu ulaşılmaz dahiler mi üretmektedir?

  Bir defa şunu söylemeliyiz ki, batı uygarlığının ulaştığı teknolojik ilerleme tarihteki tek örnek değildir. Otomobil ve uçağın icadında tekerleğin yerini ve konumunu görmezden gelemeyiz. Halbuki batı, sanki bu çok önemsiz bir şeymiş gibi davranmaktadır. M.Ö 4.000 yıllarında Mezopotamyada kullanılmakta olduğunu bildiğimiz tekerlekli ulaşım şimdiki motorize ulaşımın öncülüdür. Tekerlek icad edilmeseydi otomobil kamyon ve Treni asla düşünemezdik. Çünkü tekerlek her türlü kuvveti dairesel harekete çevirerek iş elde etmenin de temel prensibini göstermektedir. Batının büyük bir hırsla günlük hayatımızın içine soktuğu tekerlekli ulaşım ilk keşfinde insanlığın gözünde çok büyük bir icad olarak yer bulmamıştır. Mezopotamyada ortaya çıktıktan sonra tekrar kullanımdan kalktı. İnsanlar develerle yük taşımayı ve seyahat etmeyi daha rantabil buldular. Onların bıraktığı bu uygulama Romada savaş arabalarına dönüştü. Sonra posta ve yük katarlarına. Daha sonra da buharlı trene. Tekerleğin icadı şimdi modern motorlu ulaşımın bir öncülü olarak yadsınamaz bir konumdadır. Atlı arabalar, yel değirmenleri ve Arşimedin su pompası olmasaydı, kendinden yürür bir buharlı makinanın icadı gerekmeyecekti.

  Diğer bir efsane ise buhar makinasıyla ilgilidir. J. Watt adlı İrlandalı’nın bir kış günü sobanın başında otururken kaynayan çaydanlığın içindeki buharın kapağı tıngırdatması üzerine düşünüp buhar kuvvetini dönel harekete çevirdiği söylenmektedir. Bu söylenti olayı bir efsaneye çevirmesi bakımından ilginçtir. Ancak J. Watt hiç te daha önce var olmayan bir makinayı icad etmemiştir. Çünkü ondan önce Newcomen makinası kuyulardan su çekmekte kullanılan bir araçtı. Newcomen’in bu makinayı buluş yılı 1712 dir. Avrupada yaygın olarak kullanılmaktaydı. Merak edenler şu adresten 1760 yılında kullanılmakta olan gerçek bir Nevcomen makinasının resmini görebilirler: (http://www.technology.niagarac.on.ca/people/mcsele/newcomen.htm)  J. Watt kendisine tamir edilmesi amacıyla getirilen bir Newcomen makinasını beğenmeyerek geliştirmiş, bu vakumla çalışan makina yerine buharla çalışan kendi makinası yapmıştır. Şimdi de Newcomen makinasının öncüle sahip olmadığı itirazları gelebilir. Nevcomen makinası vakum esasıyla çalışan atmosferik makinaydı. Bulunuşunu büyük ölçüde Fransız bilgin Papin’in labaratuvar araştırmalarına borçludur. Papin ise Çinde belki iki bin yıl önce icad olunmuş barutu bir silindir içinde patlatarak havayı boşaltmayı, böylece vakum oluşturmayı tasarlıyor, deneyler yapıyordu. Yani Barut icad edimeseydi Papin labaratuvarda atmosferik makinayı bulmak için deney yaparken patlayan barutun pistonu ittiğini görmeyecek; böylece ne Newcomen’in vakumla çalışan makinası, oradan Watt’ın buhar makinasına ve sonrada içten yanmalı motorların icadına yol açan bir süreç tamamlanamayacaktı.

 Yukarıdaki örnekler tatmin edici olmadıysa bundan daha radikal bir sıçrama olarak düşünebileceğiniz eletrik motorlarını inceleyerek genişletebiliriz. Orsted 1820 yılında statik elekrik yüklü bir iletkeni pusula iğnesine tutuğunda, iğnenin etkilenip sapma gösterdiğini fark etti. Bunu açıkladığında fizikçi Farday bu prensipten giderek bunun sürekli dönel bir harekkete dönüştürmek için deneyler yapmaya başladı. Bunun sonucunda ilk elekrik motoru ortaya çıkmıştır. Kaldıki Watt’ın buhar makinası olmasaydı bir elektrik motoru yapma fikri de anlamsızlaşacaktı. Faraday, buhar gücüyle yapılan bir işi elekrikle yapmış oldu.

  Bugün kullanmakta olduğumuz akkor ampülün mucidi olarak gösterilen Edison için de benzer şeyler söyleyebiliriz. Ondan önce de şehirlerde aydınlatma vardı ve iki farklı sistemle yapılıyordu. Bir tanesi merkez bir yerde bulunan gazın şehrin çeşitli yerlerine borularla dağıtımı yapıldıktan sonra onu bağımsız aydınlatma cihazlarında kullanıyor, diğeri ise ark lambası kullanılarak bunu yapıyordu. Edison her iki sistemdeki eksiklikleri görerek oksijensiz ortamda düşük akımla çalışacak bir ampul yapmayı planladı. Yapmak istediği şey, gazlı aydınlatmanın yerine geçecek ve onun eksikliklerini giderecekti. Yani öncülü olan gazlı aydınlatmayla arasında bir benzerlik söz konusuydu.

  Radyo teknolojisinin temeli olan Transistor ise Alman fizikçi Braun’un 1870’li yıllarda belirli kristal maddelerin akımın tek yönde geçmesine izin verdiğinin tespiti üzerine geliştirilmiştir. Bu kristal maddeler elekromanyetik ışımanın saptanması amacıyla redresörlerde kullanılıyordu. Kristal redresörler ilk radyo dedektörlerinin yerini alarak  modern radyo alıcılarının gelişmesine yol açmışlardır. Kristalli radyo alıcısı, beraberindeki radyo kulaklığıyla birlikte geniş kullanım alanaı bulan ilk güvenilir radyo alıcı olmuştur.

  Örnekleri uzatmak mümkündür. Konuyla ilgili detaylı bilgi almak isteyenler George Basalla’ın Tubitak yaınları arasında çıkan ‘Teknolojinin Evrimi’ adlı eserini okumalıdırlar.

   Batı niçin teknolojisinin bir süreç içinde geliştiğini inkar etmektedir? Niçin kendinden önceki medeniyelere borçlu olduğunu göz ardı etmektedir? Bunun bir kaç nedeni bulunmaktadır. Bir kere mucitler, yaptıkları şeyi gerçekleştirdiklerinde kendi öncüllerine olan borcu unutma eğilimine girmektedirler. Diğeri ise patent anlşamaları yüzündendir. Tamamen yeni olmayan bir şey için patent alınıp koruma altına alınamamaktadır. Patent alımı ise bu ürünü pazarda sunup kar elde etmek amacı taşır. Diğer önemli bir nokta, batı uygarlığı kendi öncüllerini red ederek insanlık tarihinde eşsiz bir konum elde etmek istemektedir. Teknolojisinin bir süreç içinde değil de büyük insanlar; kahraman mucitler tarafından geliştirildiği iddiasıyla diğer insanları kendisine borçlandırmakta ve aynı zamanda ilerlemek isteyen ulusların gözünü korkutmaktadır.

  Teknoloji, kendisi olmadan hiç te yaşayamaycağımız bir şey değildir. Yeni icad olan her şey bir öncülüne sahiptir. Şimdi o olmadan bir hayat düşünemediğimiz otomobil, ilk çıktığıunda zenginlerin bir oyuncağıydı ve atlı arabalarla rekabeti mümkün değildi. Ancak otomobilin arkasındaki güç onu yaygınlaştırmayı bir ilke edindi. Yaygınlaşması gelişmeyi de beraberinde getirdi. İlk çıktığında red edilen bir ürün olsaydı şimdi kendisi olmadan bir dünya tasavvur edmediğimiz otomobil yerine başka ulaşım mesela tren ve deniz yolu revaçta olacaktı.

  Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Batı uygarlığı tarihte örneği görülmayan bir uygarlık ve teknolojik ilerleme değildir. Bu kadar yaygınlaşması ihtiyaç olmasından değil, diğer insanlara bu aletlerin bir ihtiyaçmış gibi hissettirilmesine yani siyasi atraksiyonlarına borçludur. Bu medeniyet bir kopuş değil, insanlığın binlerce yıllık bir birikiminin sonucudur. Bu ilerlemenin motorları ulaşılmaz mucitleri değil, kendinden önce var olanı geliştirmeyi amaçlayan bilimsel disiplin sahibi mühendisleridir.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 12-08-2005 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
32571457 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net