18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow DİLİN BAĞIMSIZLIĞI KENDİSİNDEN MİDİR?
DİLİN BAĞIMSIZLIĞI KENDİSİNDEN MİDİR? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 20
KötüÇok iyi 
Yazar Ercan ARSLANER   
25-04-2007
DİLİN BAĞIMSIZLIĞI KENDİSİNDEN MİDİR?
                                                                                  
Ercan ARSLANER 

 

     ImageDilimizin kaderi diğer dünya dillerinden farklılık gösterir; çünkü  yapılan müdahaleler yabancıları bile bezdirmiştir. Avusturyalı Türkolog yazarı Barbara Frischmuth önceleri hevesle öğrenmeye başladığı Türkçeyi öğrenmekten vazgeçer. Sebebini soranlar “Yetişemiyorum, her gün yeni kelimelerle pösteki saymak zorunda kalıyorum.” diye cevap verir. (1) Çünkü dünün “muvaffakiyeti “başarı” ile değiştirildi. Başarı da yetmemiş, o da kenarda bırakılarak bir çeviride  onun yerine “erişi” yazılmış. Bunun çok örneklerini görüyoruz. “Savaş” kelimesini bilmeyenimiz yok ama “savaşım” ne oluyor? Kelimenin sonundaki ek, iyelik  ekinden nasıl ayrılacaktır?“ Dilbilimin bulduğu  temel ilkelerden  biri  sözcükler  arasındaki söyleyiş benzemezliğidir. “Yazım, savaşım  vb.” kelimelerinin  sonundaki –ım  bu benzemezlik ilkesine yeterli derecede  aykırıdır. 

      Dilde yenileşme veya kelimeleri değiştirme ihtiyacı hiçbir zaman milletin  kendisinden  gelmediği gibi ona sorulmamış bile. Değişimi  yapaylaştıranların amaçlarına  objektif bir bakış yapılırsa, karşımıza tarihimizle aramıza bir duvar örülmek isteği çıkabilir. Bu şahıslar, resmi yetkilerini de kullanarak çoğu yerde, çoğu zaman tarihimize yön veren etkenlerden koparak kendi anlamlarını belirlemek için yeni kelimeler bulmaya yönelmişlerdir. 

 Kelime icat edenler bilim ve teknoloji  alanlarındaki icatlarla pek ilgilenmemişlerdir. Dil kurultaylarında  bir kaşık  suda fırtınalar kopartılırken  batılılarla  endüstriyel alanlarda sağlanacak iletişimler söz konusu olmamış ki makine  deyince hep onlar akla  gelmiştir.Bir zamanlar  şehirlerde  akşama doğru dumanlarını savurarak tak tak  çalışmaya başlayan  elektrik santralleri vardı. Bu makine olayları saymakla bitmez.  En  kötüsü galiba  batılıların  milletimizin  gözünde erişilmez  bir düzeyde  görülmeye başlanması olmuştur.”Çulha, masura,  ilmek, mekik, öncek vb.” sözcükleri halkımızın  giyim  ihtiyaçlarını karşılamak için kullandığı kelimelerden bazılarıydı.

Bazen  TV’ lerde  vatandaşımızın dağ eteklerinde akan sulardan  yararlanarak  yaptığı  minik elektrik santrallerini görürüz.

Yakın  bir zamanda iletişim organları   sonsuz enerji kaynağı  veren  makinenin bulunuşundan  bahsettiyse de haber hemen kayboldu. Hatta  bazıları  “Artık dünya  sanayi tarihinde  bizim  de  yerimiz var!”  diye  bağırsa bile  her şey  bir süre  sonra  unutuldu gitti.

Bir zamanların gözde  yazarlarından  Hamdullah Suphi Tanrıöver  Kızılay,daki  evi için  “Kitabımın içinde oturuyorum. “  dermiş. Doğrudan veya dolaylı olarak milletten gelen  paralarla  bir binaya  sahip olunmuşsa , bunun ne kadarının  millete döndüğü akla gelmektedir. Bu ve benzeri yazarların  makine  ve  endüstri işini  ne kadar gündeme  getirdikleri  düşünülmeli ve geleceğe  yönelik düşüncelerimize belli bir yön vermeliyiz. Daha  dün denecek bir zamanda meslek okullarının  ne hale  düşürüldüğünü burada  anmadan  geçemeyiz.   

     Yazımızın  konusu  “Türk Endüstri Tarihi” değildir.Kullandığımız  ve  ihraç edeceğimi sanayi  ürünleri  elimizi emeği,alnımızın  teri olsaydı, bu gelişim  şüphesiz dilimize yansırdı.Sanayi ve  bayındırlıkla ülkemizin  gelişimine Avrupai veya daha ileri  anlamda girişilseymiş, dildeki yansımalar Türkçenin  gelişimine  hizmet eder,  çevremizi  yabancı kelimelerle kuşatılmış görmezdik. 

Her alandaki gelişmelerde bilimsellik ölçü olması gerekirken dil, yönlendirmelere terk edilmemeliydi. Bu doğrultuya girenlere ilk önemli tepki Y. Kemal’den gelmişti. “Ben dil bilgini değilim ama bu kelime uydurma işi çıkmaz bir yoldur.” demişti.

Kelimeleri kendi  uydurdukları ile  değiştiren  Nurullah  Ataç, Yahya  Kemal’den şu sözleri duymuştur: “Sen bir şey bilmezsin, bir şey anlamazsın.”( )Nurullah  Ataç  tilcik (kelime),  yımızık (çirkin), yin (beden), tin (ruh), çıkla (aynı),  ep(sebep)  vb. uydurmalarını yapmıtır; fakat dilbilim üzerine tek kelime yazmamıştır.

emişti. Uydurmacılar birbirleriyle anlaşamayınca hareketlerinden vazgeçtiler. “Peter Buchsel’in bir hikayesinde evindeki eşyaların adlarını değiştirerek, diğer insanlarla kendi uydurukçasına göre konuşan insana herkes bön bön bakınca o bu cehaletinden vazgeçer. Fakat bizim toplumumuzda uydurukça ile konuşanlar çok kez karşılığını görmüşlerdir. , 

     Ragıp Hulusi uydurmacanın ikinci büyük dalgası “ve” bağlacına bile düşman olan U. Ataç’la başladı. Onun karşısında ise gerçek bir edip olan Safa vardı. Çok derin kültürlerine ve Fransızca bilginlerine rağmen bu üç şahıs da F.’de Sauszure’den bahsetmezler. Saussure ise Yy. asrın başlarında dillerin ortak yönlerini ele alarak  DİLBİLİMİ ortaya çıkarır ve bu alanda gerçek bir gelişme başlatır.  

     Y. Kemal de “mutlu” yerine “mesut oldum”u tercih ederdi. “Milliyet” gazetesinin ünlü yazarı Refat Cevat Ulunay da bir toplantıda “Mutlu oldum.” Diyenlere “Ben mut’lu değil, İstanbulluyum” diyordu ama bugün bizler her ikisinin de kullanıyoruz.  

     Prof. Dr. Mehmet Kaplan ise, “Dil ve kültür” yazısında dilleri ırmaklara benzetir. “Her ırmak geçtiği yerlerden aşındırdıklarına nasıl içine alıyorsa, diller de aynı işi yapar.” Diyerek olayı nesnel açında değerlendirir.  

     Şu günlerdeyse TDK’nın çıkardığı bir sözlükte dilimize geçen sayısız yabancı sözcüğe yer verilmiştir. Bu alanda çalışan insanların yargılarına, onların doğru mu, yanlış mı hareket ettiklerini söylemelerine ihtiyacımız vardır.  

     Bana sorulursa bu kurum sözlüğün adını “Dilimizdeki yabancı kelimelerle Türkçe Sözlük” adlandırılmalı veya Türkçe kelimelerle onları karıştırmayarak I. Ciltte Türkçe sözlükler toplanarak adı “Türkçe Sözlük”, II. Cilt ise “Dilimizde Kullanılan Yabancı Kelimeler Sözlüğü” adıyla onu yayınlamalıydı. Çünkü Türkçe kendi doğrultusunda ve gereksiz sözcüklere yer vermeden gelişirse, bağımsızlığını daha iyi koruyacaktır. 

     Dilimizde en çok işlenmesi gerekli konulardan birisi imladır. Virgülün kullanımında birlik sağlanmış değildir. ÖSYM’nin ÖSS sorularındaki virgül ve cümle yanlışlarını şahsen üç kez TDK’ya gönderdimse de son başvuruya aradan 1.5 yıl geçtiği halde cevap alamadım.  

     Y. Yücel bir eserinde “düşüngü, çizgel, çizge, gibi kimin anlayacağı belli olmayan kelimeler kullanır(2). Fakat hemen sonra şu önemli  bilgi verilir: ”........ .....” 

Dilcilerin buluşlarına hayran olduğu bu sahsın uydurmacılığa karşı görüşleri ve dilin millete ait olduğunu bildirmesi belki ilk defa gün ışığına çıkıyor.  

     Saussure’ye göre kelimeden de önce gösterge gelir. Onun iki boyutundan biri söylenen kısmı (lafız), veya gösteren değeri ise gösterilen bolümüdür (kavram). Zaten kelime icadı dil gelişiminde turfanda sebze ötesinde onları kimyasal maddelerle olgunlaştırmaya benzetilebilir Tarık Buğra ise, “Hakikat” yerine gerçeği kullansak ne olur? diyenlere şu cevabı vermiştir: “Hakikati” öldürürsünüz.” Hakikati öldürmek ise anlamıyla, kavramıyla öldürülemez. Hz. Ali’den nakledilen “hayatta hakiki mürşit ilimdir.” Söz deyişindeki ilim öldürülebilirse, hakikat de öldürülür. Bunu bilmek ancak doğru çalışan akılla mümkündür. 

     Bunları söylerken Eflatun’un “Dil ergen değil, anertgeiadır.” Sözündeki dil kanununu unutamayız. Bunun içinde duygusallıktan uzak ve alan bilgisizce dayanan görüşlere ihtiyaç vardır . Rafi C. Ulunay “Mutlu değil İstanbulluyum.” Dediyse de bugün insanlar mesut yerine mutluyu kullanıyor.  

     Ayrıca aidiyet i’si yerine konulan –sel, sal ekleri her zaman geçerliliğini koruyamıyor. “Kısmi, ticari, ekonomik vb.’ kelimeler bunun örnekleridir. Fakat son yıllarda bir kavram olarak çıkan “Evsel atık” tamlamasında –i eki uygun düşmemektedir. Şair Şinasi bir mısrasında  “Kumandayı verdi misat-i Bonapart.” Sözleriyle bir paşanın Girit harbinde yaptığını tasvir eder. Çünkü hem savaş hem dil bilimler kumandayı Bonapart gibi vermekle olmaz. Hatta “Sala bindi, sele gitti.” İle aidiyet î’si veya sel-sal’ı hiçbir şekilde çözüme kavuşmaz.  

     EK: Bugünlerde ise, seller her yeri basıyor ve insanlar ölüyor. Bizim bu eklere üstün körü bakışımız günlük, hayatta da beceriksizliğimizi gösteriyor. Büyük işlerini küçük olarak gösterilen doku işlemesi (alt yapı) ile sağlamlaşacağına bir gerçek olarak bakılmalıdır. Önemsiz bir iş olmayacağından hareketle küçük veya büyük işin birbirinden ayrılmazlığını bilmek gerekir. Bu itibarla aydınların dil işi ile ilgilendikleri kadar olur ve yol işlerindeki problem ve gelişmeleri yazıp çizmeyi görev bilmesi gerekir. 65 yıllık hayatı olanlar Anadolu’daki yol macerasını iyi bilirler. Öyleyse son beş yıldaki bölmeli yol” yapımındaki AKP başarısını bir Anadolu ihtilali olarak görmekte büyük yarar vardır. Dil ile uğraşarak, büyük adam olma hevesine kapılanlar biraz da meslek eğitimi, yol ve eğitim konularında yazsalardı. 

     Bir büyük şairimiz Mehmet Akif Ersoy yıllar öncesinde “Bize iki şey lazım: Biri mektep, biri yol” demiştir ama halkına hayat iksirini gösteren bu yüce insan yurdundan uzakta yaşamağa mecbur kalmış ve sadece ölmek için yurduna gelebilmişler.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 25-04-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116189372 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net