18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow PARA NEREDE?
PARA NEREDE? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 28
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
10-04-2007
PARA NEREDE?

                                                           Raci Durcan

   ImageSelamlaşma faslı, muhatabınızın sağlık durumunu öğrenmekle başlar, işlerinin iyi gidip gitmediğiyle devam eder. İnsan için en önemli şey sağlığı ve işidir çünkü. Bu ikisi yerinde olduğunda diğer zorlukların üstesinden gelebilirsiniz. Karşınızdaki yaşlı ve emekli biri değilse sağlıkla ilgili şikayet duymanız normal değildir. Fakat sıra ikinciye geldiğinde sızlanmaların gün geçtikçe dozunun arttığını farkediyor musunuz? Kazançlar azalmış, rekabet artmıştır. Fakat şimdilerde bir üçüncü faktör daha dahil oldu konuya: paranın yokluğu. Az-çok iş yapılmaktadır fakat işin karşılığı olan para ortadan çekilmiştir. Buna bağlı olarak alacak tahsili iyice zorlaşmış, vadeler hiç olmadığı kadar uzamıştır.

    Bu şikayetlerin niçin artmış ve piyasanın niçin kötüye yol almakta olduğunu düşünürken aklıma iki şey geldi. Birincisi, bir bölgenin çöl olmasının nedeninin yağış yağmaması değil; o bölgede yüzeye yakın yeraltı suyunun olmaması olduğuyla ilgili bir coğrafya bilgisi. Bir arazinin çöl olmaması için yağmur yağması yetmiyordu. Yağan yağmurun derinlere inerek kaybolmaması yani yüzeye yakın yerde durup üsteki toprağı ve onun içindeki tohumları beslemesi gerekiyordu. Bu coğrafi kural piyasalar için de geçerlidir.

    Aklıma gelen ikinci şey; çocukluğumuzda oynamayı pek sevdiğimiz kuyu oyunuydu. Bu oyunu hatırlayanınız var mı?  Ben kuralları gözden geçirmek üzere araştırma yaparken, ‘google.com.tr’ sordum, cevap vermekte zorlandı (merak edenler;http://www.meb.gov.tr/indir/benimleoynarmisin/index.asp?AD=21). İki kişiyle, karşılıklı yere kazılan beşer kuyuyla oynanıyor. Her iki tarafın sıralı ve birbirinin karşısında beş kuysu; içinde dört adet çakıl taşı oluyor. Kurayla belirlenen oyuncu kendi seçtiği kuyudan aldığı taşları birer birer atarak dolaştırıyor. Taşı son attığı kuyudakileri alıp yeniden dağıtıyor. Beşinci kuyu ambardır ve ne kadar çok dolaştırırsanız ambarınızda o kadar taş birikmektedir(sıra sizdeyken tabii ki karşı tarafın ambarına atmak yok). Rakibin oynayacak taşı kalmadığında oyun bitiyor. Eğer dağıtımda sizin kuyunuzda tek taş varsa ve son taşı oraya bırakmışsanız bu kuyunun karşısına denk gelen rakibinizin kuyusundaki taşları karşılık alarak ambarınıza atıyorsunuz ve sıra da karşı tarafa geçmiş oluyor. Elinizdeki son taşı ambarınıza atmşsanız yahut bıraktığınız kuyuda hiç taş yoksa da oyun sırası karşıdakine geçiyor.
    Bu oyunu piyasaların işleyiş tarzına benzettiğimden hatırladım, maksadım unutulmaya yüz tutmuş bir oyunu yeniden canlandırmak değil. Piyasalar aynı mantıkla işliyor. Elinize geçen bir miktar parayı (taş) dağıtmaya başlıyorsunuz (ödemeler). Oyundaki kuyular  piyasadaki diğer oyunculardır. Siz kuyulara dağıtıyorsunuz fakat her seferinde ambara da (vergi dairesi ve bankalar) bırakıyorsunuz. Oynama sırası gelen her oyuncu aynı şeyi yapar.  Oyun bir süre devam ettiğinde ambarlar şişer, elinizde oynayacak taş kalmaz. Bu durumda oyun sona erer. Oyunun sürebilmesi için ya ambarı başaltmanız yahut hariçten taş (para) bulmanız gerekiyor.

    Bu konuyu ATO başkanı Sinan Aygün, geçmiş yıllarda yaptığı bir basın açıklmasıyla gündeme getirmişti. Piyasaya yeni giren bir oyuncunun, kurallara uygun oynaması durumunda 5 yılın sonunda kazanmak bir yana, sermayenin de sıfıra çıkacağını teknik rakamlarla izah etmişti. Aradan geçen zaman zarfında bu sözününü unutmuşa benzer beyanatlarını okuyoruz. Geçen hafta yapmış olduğu basın açıklamasında ülkedeki vergilendirilmemiş kazancın rakamsal boyutuyla ilgili demeci gözünüze çarpmış olmalı. Bir esnaf kuruluşu başkanının vergi dairesi başkanıymış gibi; üstelik daha önceki kanaatinin tersini açıklayarak gündeme gelmesi ilginçtir. Böylesine rahat açıklamalar ancak bir işyeri işleterek vergi vermenin zorluğunu görmeyenler tarafından yapılabilir. İşgal ettiği makamı; aidatlarını topladığı esnafın tercihine değil, böylesi açıklamalara bağlı olduğunu düşündüğündendir belki...

     2003 seçimlerinden sonra piyasalarda hergeçen gün daha çok hissedilen bir canlanma olduğu doğrudur. Fakat bu canlılığın halka zenginlik olarak yansımadığı ortadadır. Yaşam standartında gözle görülür bir farklılık izlenmediği bir yana, borçlu sayısı, borç miktarı, ödenmeyen çek-senet ve kredi tutarındaki artış dikkat çekicidir. İyiye giden bir ekonomide halkın gittikçe zenginleşmesi gerekmez mi? Göze gelir farkları da kredi borçlarına bağlamak gerekiyor sanırım. Ev, araba şeyleri alanlar borçlanarak başarabilmekteler bunu. Yani fark olarak gördüğümüzü gerçek zenginlik diye tarif etmek yanlış olacaktır.

     Halkın tüketim alışkanlıkları ve yaşam şekli hızlı bir değişim içindedir. Eskiden insanlar borçlanmayı, borçlu kalmayı ve borç alarak bir işe atılmayı, gurur meselesi yaparak uzak dururlardı. Günümüz toplumunda borcu olmayan reşit insan kalmadı. Bu haliyle Amerikan yaşan tarzının tam olarak bünyemizie girdiğini söyleyebiliriz. Birtek mortage’ımız eksikti, o da geldi, tamama erdik.

      2003 seçimleriyle işbaşına gelen iktidarın ilk yaptığı icraatlardan biri, toplumun en yoksul kesimine önemsenecek bir miktar yardım yapmasıydı. Bunu bir sembol olarak algılayıp gelecekten umutlanmıştım. Yeni gelenlerden toplumun en dibindekilere bir yakınlık mesajıydı. Aradan geçen zaman bu düşüncemi haklı çıkarmadı. Yanıldığımı düşünmemin birkaç nedeni var. Bunlardan birincisi, halkın büyük bir çoğunluğunu rahatsız eden kooperatifler kanunun olduğu gibi durması, halkın kooperatif zulmüne halen açık olmasıdır. Bir diğeriyse bankaların karlarını katlayarak devam etmeleridir. Bir ekonomide en yüksek karı, hiçbir ticari faaliyeti olmayan kurumlar elde ediyorlarsa, o ekonominin sonu çöküştür. Elimde rakamsal veriler yok ve yazımı bu rakamlara boğup okunmaz hale getirmek niyetinde değilim. Fakat herhangi bir banka şubesinin yıllık kazancının bir tirilyon eski lira civarında olduğunu biliyorum. Ülkemizdeki banka şube sayısını düşününüz. Ticaret yapmayan, halka para satarak kazanan bu kuruluşların bu kadar büyük karlar elde etmesi normal midir? Kazandıkları paranın büyük kısmını (kurumlar vergisi olarak) devlete öderler. Geri kalan kısmını ise hiçbir yatırıma yöneltmeden sermaye artırımı olarak kasalarına atarlar. Kazanç olan kısım şimdi karlarına kar eklemnin bir aracı olarak sermayelerine ilave edilmiştir. Bankaların birbiriyle karlılık ve işlem hacmi rekabeti içinde olduklarını biliyoruz. Bankaların kazandıkları her kuruş piyasadan çekilerek atıl kalmış para demektir. Bir esnafın elinde olsa yatırıma dönüşecek olan para, bankanın kasasına sermaye artışı olarak kilitleniyor. Bankaların yeni yatrımlar için sermaye imkanı sağladığını söyleyenler olacaktır ancak bu sadece büyük holdingler için söz konusudur. Küçük yatırımcının bankaya borçlanarak işlerini geliştirmesi neredeyse imkansızdır. Böylece para sadece zenginler arasında dolaşan bir imkan olarak kalmaktadır. Halbuki bizim gibi küçük müteşebbislerin çoğunlukta olduğu ülkelerde daha farklı bir politika izlenmesi gerekirdi. Bankaların işlevi 2003’de başlayan yeni dönemde de değişmemiş oldu. Devleti besleyen büyük arterlerden biri olarak kalmaya devam ediyorlar. Banka kredileri bu şekliyle, zor durumda olanları ferahlatmak için değil, bu zorluktan yararlanıp daha büyük karlar elde etmek içindir. Yapısı itibariyle böyledir. Devlet bu duruma seyirci kalır, düzeltmeyi düşünmez. Çünkü hazineyi beslemektedirler banka şubeleri.

    Turgut Özal öncesi dönemde insanlar ticaret yapacakları zaman birbirinden borçlanırlar, bankalara asla başvurmazlardı. Bankayla faiz ilişkisi içinde olmak, toplumda en kötü bilinen işlerle birlikte anılırdı. Özal sayesinde(!) önce borsamız oldu. Banka kapılarından içeri girmeyen halk bir anda borsa oyuncusu olup çıktı. Birkaç kademede yapılan büyük vurgunlarla halkın yastık altı birikimlerini götürdüler. Eskiden çok bilmiş ekonomistler sık sık yastık altında duran paranın ekonomiye kazandırılmasından bahsederdi. Kimsenin beceremediği fakat hayalini kurduğu şeyi ilk cuma namazı kılan cumhurbaşkanımız becerdi. Şimdi yastık altından bahsedilmiyor, çünkü boşaldı. Kimseden borç alınamıyor çünkü yok. Bankalar ise sadece ödeyebilecek olanlara borç veriyorlar. Böylece büyük işletmelerin önü temizlenmiş oluyor.

     Ülkemiz insanları ömür boyu çalıştıkları halde başlarını sokacak bir ev sahibi olamamaktadır. Modern zamanları kutsayanlar, tarihin her döneminden daha çok temel haklarımızdan uzaklaştırıldığımızı görmezden geliyorlar. Tarihin hiçbir döneminde bir barınak ve gıda maddesine sahip olmak bu kadar zor olmadı. Yaşamsal önemdeki şeyler hergeçen gün daha çok zorlukla halkın eline geçiyor. Bunun sebebi artan nüfus vs. değildir. Kapitalist ekonomik anlayış, insanın en temel maddelere sahip olmasını zorlaştırarak kar hanesini artımaya bakmaktadır. Sözü mortage yasasına getirmek istiyorum. Batılı zengin ülkelerde uygulanan ve ev sahibi olmayı kolaylalaştırdığı iddiasıyla ülkemize getirildi bu düzenleme. Fakat şu haliyle bankaların karlarına kar eklemekten başka bir işe yaramayacaktır. Eline para geçen her insan zaten önce kredi kartı borcu ve diğer taksitlendirilmiş borçları için bankalara cebini boşaltmaktadır. Şimdi bir de katlanarak şişirilmiş ev fiyatlarını ödemek için gidecektir. Kira olarak ev sahibine; oradan da bakkala, markete gidip orta halli kesim içinde dolanan para da bankaya gidecek ve piyasalar kavrulacaktır. Sonuçta ev sahibi olacağı umuduna kapılan halk, bir kat daha fakirleşecektir. Ev sahibine minnet etmek istemeyenler her ay bankanın zaten şişkin kasalarını doldurmaya devam edecekler. Bu konunun çok daha basit çözümünün düşünülmemesi, bankaların zenginleştirilmesini tercih etmekten kaynaklanmaktadır. Halbuki şehirlerin etrafındaki geniş araziler imarlandırırılıp, alt yapı götürülse; insanımız buralara çok kolay kendi evini yapabilir. Banka kredileri bunlar için verilse halkın refah seviyesini artırcağından ekonomiyi gerçekten canlandırır. Bu kadar kolay bir çözüm yolunu böylesine dolanbaçlı hale getirip insanımızı daha fazla borç batağına saplamak ancak uluslaraarsı büyük sermayenin düşüncesi olabilir. Halkın yanında görmeyi umud ettiği sistem, dolaylı olarak kendini de güçlendirecek bu yolu tercih etmiş; yanlış yapmıştır.

     Bu şekilde hareket etme mecburiyetleri mi var? Globalleşme denilen şey bu mudur? Bütün dünya birbirine entegre olurken aksi yönde karar almak mümkün değilmi? Büyük sermaye tüm haşmetiyle yaşam damarlarımıza çökerken çaresiz boyun mu eğeceğiz? Hangi nitelik ve inançla gelirseniz gelin karar alıcı mekanizmaya direnilemeyecek mi? Öyleyse mücadele ne içindir? Uluslararası sermayeye tam bir teslimiyetle boyun eğecek, fakir halkın son kuruşunu da onlara yedireceksek varlığımızın anlamı nedir?

      Ülkemize motor sektör inşaattır. Büyük inşaat işleri devletindir. Devlet, inşaat işlerini ihale yöntemiyle dağıtır. İhale yasalarının değiştirilerek daha şeffaf hale gelmesiyle piyasaların rahatlayacağını umuyorduk; tam tersi oldu. Haksız yoldan elde edilen yüksek kazancın engellenmesiyle millet adına yapılacak yatırımların müreffeh bir toplum ortaya çıkartacağını bekliyorduk. Şimdi devletten işi alanlar yüksek kırımlardan dolayı çok zor para kazanmaktalar. Zor kazanan müteahhid, taşeron firmalara da çok düşük fiyatlarla iş vermekte. Onlar da zarar etmemek için bunu işçi ücretlerinden yahut piyasaya olan borçlarını ödemeyerek çıkartıyorlar. Devlet kasasında kalan paradan halka bir fayda yok. Memur, işçi maaşında artış olarak geri dönmemektedir. Böylece piyasaya can veren sıcak para iyice derine inmekte, ticari hayatı öldürmektedir. Kara para denilen kanunsuz paralar şimdi daha zor giriyor piyasaya. Böylece ambar şişmekte fakat oyuncuların elinde taş kalmamaktadır. ‘Kuyu oyunu’nu devlet kazanacağa benzer. Fakat kazandığını dağıtacak bir yöntem bulamazsa oyunun yeniden başlama ihtimali yok.

     Aslında yüksek miktarlarla ambarı şişirmek ve sonra dağıtmak yanlış bir yöntemdir. Cumhuriyetin ilk dönemlerinde müteşebbis yaratmak için bu yapıldığında zararlı olduğu görüldü. Çünkü birileri bunun tadını alıp ambara dadanarak normal oyun oynamayı tercih etmemktedir. Vergi oranları düşürmek en etkili ve adil yöntemdir. Böylece zavalı insanların kazancını zenginlere meze etmemiş olursunuz

Yorum
Yazar irfan tekneci açık 2007-04-16 00:34:53
bence bu konuda en güzel davranış biçimini melih gökçek sergiliyor. halktan aldığını kendi döneminde fazlasıyla harcamaya dikkat ediyor
$$$$$$$$$$$$$$$
Yazar abdullah açık 2007-04-17 22:34:20
PARANIN BENDE OLMADIĞI KESİNNNNN ff:roll

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 13-10-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116189856 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net