04-12-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow M. Said Çekmegil arrow BÜYÜK DOĞU - NECİP FAZIL (VII)
BÜYÜK DOĞU - NECİP FAZIL (VII) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 22
KötüÇok iyi 
Yazar Vahid GÖNÜLDAŞ   
10-04-2007

BÜYÜK DOĞU – NECİP FAZIL (VII)

                 Vahid GÖNÜLDAŞ

     Büyük Doğu’ya hücumlar kesilecek gibi değildi. Aksine gün gün artıyordu da. Akla türlü ihtimaller geliyordu. Anadolu’lu Büyük Doğu’cular endişeleniyorlardı. Bunu iyice hisseden müessese müdürü Mak. Müh. Ömer Karagül imzalı yazı şöyle başlıyordu. 

      “Gönüldaşlar, ileri! Mecmuamız ve umumi Reisimizin bilhassa nazik vaziyetler karşısında bırakılmak istendiği bugünler, ruhen büsbütün ileri! Necip Fazıl hapse girebilir (Büyük Doğu) kapalı kalmaya mahkum bir vaziyetle karşılaşabilir… Bu dava Necip Fazıl’ın şahsi davası değildir ve ismi de (Kısakürekizm) olmaktan imkan mefhumunun son haddiyle uzaktır. İleri, gönüldaşlar, ileri! Bu dava, bu vatanın tam 4 asırlık meselesidir… Şu küçük imtihandan da biz faydalanmış, kar etmiş olarak çıkmalıyız! İleri” diye haykırıyordu…(sayı: 20) 

      Bir hafta sonraki mecmuada da (Serdengeçti) Osman Yüksel’ in “… sadece vecd, heyecan, sanat ve telkin kıymetiyle…” yazılan, milli mücadele başlarının bir hikayesi veriliyordu. Başlığı, << BİR NESLİ NASIL MAHVETTİLER>> di. 

          “Sen, Birinci Dünya Harbinin sonunda, perişan ve garip Anadolu’nun bir köşesinde doğdun. Gözlerini dünyaya açtığın zaman, yanında zavallı anacığından başka kimsecikler yoktu. Doğumundan üç gün sonra, babanın ölüm haberi, 3 ay sonra nüfus teskeresi geldi. Yetim kalmıştın. Ağlıyordun! 

           Garip anan sana göz yaşlarıyla gülüyor, sana ninniler söylüyordu: uyu yavrum, uyanacak günler var/ Yarınları gözetleyen dünler var/ Baban şehit, izlerinde ünler var/ O izlerde sende dolaş, ninni!/ Öç gününe tezce ulaş, ninni/ 

         Uyu yavrum, yine şimşek çakıyor/ Şehit baban gelmiş bize bakıyor/ Yarasından kızıl kanlar akıyor!/ Bu yarayı ben bağlayım ninni./ Sen ağlama ben ağlayım ninni/ 

        Uyu yavrum, tepesinde haç yatan/ Camiler var, bu mu seni ağlatan?/ Dayanamaz çiğnenmeye bu vatan/ Camilere götür hilal’ini ninni/ Hem yurdu al hem öcünü, ninni! 

         “Lambasız, karanlık bir odada, beşiğin başında söylenen bu ninniler, sana bir ana sütü kadar sıcak, ılık geliyor, varlığını damla damla dolduruyordu. 

             Ana, Anadolu, Allah; Şehit! Baban, Hilal! İstiklal, tepesinde haç yatan camiler, çiğnenen vatan!... Bunları anacığın söylüyordu. Tesbih çeker gibi, tekrar tekrar söylüyordu. Sen üç yaşına girmiştin! Anadolu yeni bir kıyama hazırlanıyor, cepheden dönenler tekrar cepheye sevkolunuyordu. 

  • Ana, bu amcalar nereye gidiyor?
  • Cepheye yavrucuğum, gavurları kırmaya!
  • Ana, gavurlar da kim? Nasıl adamlar?
  • Hep kötülük yaparlar yavrum! Onlar bize benzemezler! Allah’a, Peygambere inanmazlar! Babanı da şehit eden onlar! Baksana yine üzerimize çullandılar. Bu amcalar onlarla dövüşmeye gidiyor. Gavurlar! Şapkalı şapkalı herifler!..
  • Ana, gavur dediğin kapkara bir şey mi?
  • Evet, yavrum!.. O zamandan beri ne zaman bir gavur kelimesi duysan, içinde kapkara bir şey çöker! İsli pisli, kapkara bir şey! Karanlık…
    Çocuk muhayyelinde babanı şehid eden gavurlar iyice teşekkül etmişti…

  • Ana babamı öldüren o gavurları ben öldüreceğim! dedin. Anan gözleri yaşararak:
  • Büyü yavrum, büyü de inşallah! dedi.
Birkaç satır atlayarak verdiğimiz bu bölüm, Büyük Doğu’nun arka kapağını tamamen doldurmuştu. Okuyanların gözleri dolu dolu oluyor, mecmua da tebrik ve saadetini belirtiyordu…    Ama ve var ki, 22. sayısı beklenen Büyük Doğu artık çıkamıyordu…
           14 Mayıs 1950 de “Beyaz ihtilal”, “kansız ihtilal” diye anılan bir iktidar değişikliğiyle Türkiye yeni bir döneme giriyor; Büyük Doğu’nun da beş ay rötorla, 18.8. 1950’de 22. sayısı ancak çıkarabiliyordu. Mecmuanın kapağında bir sürü el resmi, hepsinin de içerisinde “boş! boş! D.P den sonra bütün eller boş!” yazılıydı. İçinde, cemiyete ait sayfasında Ömer Karagül imzalı yazıda şunları okuyoruz : 

           “ .. Beş aydır, en mustarip şartların korkunç iğneli fıçısında, olanca aşkımız, vecdimiz, heyecanımız, sabrımız, tevekkülümüz ve kudret hamulemizle meselelerimizi lif lif çözmeye, formülleştirmeğe, planlaştırmaya çalıştık ve -hamdolsun bugünü idrak ettik. Bir gönüldaşa tek satırlık bir cevap vermek değil, doktora, beynim kanıyor!.. çığlığı koparmak imkanını bulamadığımız bu devrenin ıstırabını kimse hayal edemez. Buna rağmen, bazı zavallılara belki her şeyin fosladığı hissini veren bir anda her şey, azami nailiyet ve mazhariyete zıplamak üzeredir… (Sürpriz) bu kadar değildir; sayı sayı göreceksiniz…” diye heyecanların yenilenmesine girişilmişti.  

           Cemiyet yeniden, yeni bir hızın içine girmişti. Artık faaliyetlere Anadolu’daki ilkler ve kurucu azalar yetişemiyorlardı. İstanbul’da, daimi toplantılarda bulunabilecek kişiler aranıyordu. Yine onu da Anadolu’da Büyük Doğucuların samimi ilgileri yoğuruyordu. Bu cümleden olarak, “Muhafazakar Parti Başkanı” ve milis general maruf ve tanınmış eserler müellifi Cevat Rıfat Atilhan başta olmak üzere, İstanbul barosunun meşhur avukatlarından, “Hz. Ömer” müellifi Abdurrahman Şeref Laç ve bir emekli general katılmıştı, Büyük Doğu’ya… Sonradan, beş yıl başarıyla yayınlamış bulunduğu, “Ehli Sünnet” dergisinin sahip ve başyazarı bulunan Abdurrahim Zapsu ve diğer genç kadro. Bugün profesör olan o günün genç tabiplerini: mesela, Prof. Dr. Süleyman Yalçın’ları temsilen Dr. Lütfi Bilgen’lerle   dokuz kişilik bir idare heyeti teşekkül ettirebilmişti. Şahsiyet olarak elit bir kesimi gösteren zevattan teşekkül ettirmişti bu idare heyetini. (Bkz. Büyük Doğu: 32)

                  Bu noktada Necip Fazıl şöyle yazmaya başlamıştı: (27 Ekim 1950): 

              “Bizim aklımız (benim değil bizim aklımız, davanın aklı) harikulade; ve İslam’ın dört asırdır beklediği akıl. Ve bizim aklımız, noktası noktasına İslami emirler manzumesine bağlı… Ey, tek noktası değişmez, tek zerresi kopmaz mukaddes Emirler manzumesi! İşte biz sana bu akılla hizmet edecek; ve ‘Dur!’dediğin yerde durup ‘Koş’ dediğin yerde koşacağız! Hele serbest bıraktığın yerlerde öyle hız alacağız ki…” (sayı;33) : “Biz, efendiler; İslami nurlarını kaybetmiş ve meydanı Allah düşmanlarına bırakmış eski nesillerin acıklı haline karşılık, kupkuru ve yalnız sözde Müslümanlık iddiasıyla kendilerine nusrat etmekten gani ve münezzeh olan ‘Zülcelal’ in ‘Müntakim’ ismine mahzar olmayı gaye edinmişiz..” diyordu. 

         Bir daha ümit ve gayret tazelenmekteydi. Büyük Doğu, 8 Eylül 1950 tarihli nüshasında, Said Çekmegil’in o günün genç duygularla yazdığı şu şiirini  <<KİM DEMİŞ>> başlığı altında yayınlıyordu : 

          “Bu dere, bu tepe, bu ova bizim/ Ne yazık; geçer söz hiç bizim değil/ Şu eza, bu cefa, o dava bizim/ Nideyim, sılaya göç bizim değil!

       “Şan dolu, kan dolu o mazi bizim/ O şehit, bu malul, şu gazi bizim/ Mehmedin ya Allah! Avazı bizim/ İşe bak; alınan öç bizim değil.

            “Nerdeyse kemiğe dayandı bıçak/ İniş bitti, yok mu yokuş çıkacak?/ Artık yeter olsun: bizim olacak!/ Kim demiş en kutsi hınç bizim değil!” 

      Yeni yeni müjdelerle geliyordu Ömer Karagül: Malatya’dan bir arkadaşıyla yola çıkarak İstanbula varan genç ve gayretli mümin Ramazan Tuncer, kimselerin o zamanlar pek de göze alamadığı Büyük Doğu müdürlüğü döneminde diyordu ki:

      “Selam size olsun, gönüldaşlar! Ne çileler doldurarak erdiğimiz büyük mazhariyet ve nailiyet devrinin eşiğinden sizi selamlarız. Selam size olsun!..” (sayı: 30).

            Üstad Necip Fazıl Kısakürek de coşmuştu:

            “Bize, akıllılar değil divaneler lazım! Nerededirler? Bize deftere bakıp hesap çıkaranlar değil, defteri ve hesabı bir toplayışta kapatanlar lazım! Neredeler? Bize babasından lüpçülükle öğrendiği hakkı sürükleyen ve süründürenler değil, kalbinden çileyle süzdüğü hakikati fışkırtan ve şahlandıranlar lazım! Nerededirler?..

            “Bize, mafsal yerlerindeki maddi alışkanlıkla kıbleye dönüp iskelet kıyamıyle duranlar değil! Namaz hakikatinin ruh kıyamiyle doğrulanlar lazım! Neredeler?..

            “Bize, İslami ölçülerin kerrat cetveli ezberleyicileri değil, aşk habercileri lazım! Nerededirler? Bize ebediyeti feda edip, birkaç yıllık pis ömrü alıkoyan açıkgöz hasisler değil, pis ömrün topunu birden verip ebediyeti sağlayan gözü kapalı cömertler lazım; nerededirler? Bize arkasında gittiği adamın hususi tıynetini münakaşa edenler değil, umumi istikametini görenler ve öyle yürüyenler lazım! Nerededirler? Bize sahiplik mevkiinde değil, bu toprağın gerçek sahipleri lazım! Nerededirler?..

            “ Bize,lafta değil hakikatte Müslümanlar lazım! Nerededirler?..” diyordu.(29) 

         
       
       

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 25-05-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
90944456 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net