18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow MÜNEVVER İNSAN
MÜNEVVER İNSAN PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 18
KötüÇok iyi 
Yazar BİLAL SÜRGEÇ   
25-02-2007
MÜNEVVER İNSAN 
                                                                 BİLAL SÜRGEÇ
    Münevver Anlayışımız Sait Abi’nin 1960’ların başında kaleme aldığı önemli bir eserdir. 

O eserinde Münevver insanı şöyle tarif ediyor: parlatılmış aydınlatılmış ışıklı manasındadır. Münevver de aydınlanmış, karanlıktan kurtulmuş insan… Bir kimsenin aydınlatılması; karanlıktan kurtulması, yani onun kafasının nurlanmış olması lüzumlu bilgilerin ışığında hareket etmesi ile olur. 

Münevver tabiri Sait Abi’nin kendisine mükemmel uyuyordu. O bir münevverdi. Türkiye’de aydın sanılan malumat sahibi kişilerden değildi. O, haberi çok iyi kritik ederdi. Belli usul dairesinde tetkik ve tahlilini yaparak fikir bütünü haline sokardı. Bilim adamı diye geçinen birçoklarının yaptığı gibi bilgi ezberleyen, bu bilgiler tekrar eden biri değildi. O, bilgiyi süzer analizini yapar tenkitini yapar doğrusu “budur” derdi 

Otuzlu yaşlarında itibaren  “ Münevver” kavramı üzerinde kafa yormuştur. Hem takip ettiği yayınların kritiğini yapmış hem de teknik gelişmelerin toplum üzerindeki tesiri üzerinde durmuştur. Gelişen teknolojinin özellikle televizyonun olumsuzluğuna işaret etmişti: 

: “Çoğunlukla gayri münevver ellere düşen teknolojinin insanlığa bela ettiği bu alet, evlerden sadece eş dost akraba, komşu sohbetlerini kaldırmamış, uykuyu, huzuru, eğer varsa utanma duygusunu da alıp götürmüştür. Geçmişteki zamansızlığı daha da artırmış, bağlılarını hasta eder olmuştur. “ (2 bsk s 8)    
 
Sait Abi bu eserinde fikirlerini vurucu bir şekilde anlatan etkili bazı hatıra türü diyaloglara da yer veriyor:

          “ Bir gün, bir müesseseye işimizi takip etmek için gitmiştik. Alakalı kısma gelince orasının şefi olan genç bir zat namaz kılan arkadaşlarını kendince susturmuştu. Bizi gören mümin arkadaşlar münakaşalarını tazelediler. Henüz iyice tanımadığım genç şef, arkadaşlarını güya yenmişti. Galibiyetinin gurur ile bize de aynı şeyleri anlatarak; iyi kimselerin namaza ihtiyaçları olmayacağını şöylece ifade ediyor, soruyordu:

            -Kur'an demiyor mu ki, namaz insanları kötülüklerden alıkor?

            — Evet, dedim. Kur'an, namaz müminleri, dediğiniz gibi (edepsizlikten ve uygunsuzluktan) , kötülüklerden alıkoyacağını bildirir.

            —O halde namaz insanları iyi yapmak içindir, dedi.

            —Doğru, namazda müminler için birçok hikmetler saklıdır; biri de söylediğiniz gibi, Müslimleri iyi ve temiz yapmak içindir, deyince:

            —Öyle ise iyi ve temiz kimselere namazın ne lüzumu vardır? Diye işi halletmiş gibi marurane tavırlarla kolayından kapamak istedi. Kendisine şunları sordum:

            —Uçakta kanat ve pervane neye yarar?

            —Uçağı yükseltmeye.

            —Pekâlâ, uçağınız yükselince gaye artık tahakkuk etmiştir diye kanat ve pervaneyi kesip atabilir misiniz? ve şayet böyle bir akılsızlığa teşebbüs etseniz haliniz ne olur? Diye sorunca:

            —Düşer, parça parça oluruz, diyebildi. İşte bundan sonra bu zata şunları izah etmeye   çalıştık:

            —Maddi yükselişimize vesile olan kanat ve pervaneye yükseldikçe daha çok muhtaç olursak artık yükseldik bunlara ihtiyaç kalmadı diye kanat ve pervaneyi şuursuzca parçaladığınız an, nasıl aşağılara düşerek parçalanırsak… işte manevi yükselişimize vesile olan ibadetlermiz de öyledir. Kim ki, '' Ben artık iyiyim kimseye bir zararım dokunmuyor, benim kalbim temiz…'' diyerek inandığını zannettiği Allah'ın emirlerine ihtiyaç duymayacak duygusuzluğunu silkip atamazsa, küfrün bataklıklarına düşer, mahvolur ki, maddi düşüşle kıyas olunmayacak kadar mühimdir; çünkü maddi düşüşle olsa olsa, geçici imtihan alemini kaybeder insan! Manevi düşüş öyle mi ya; bu düşüş hem de yükseldikten sonra, felaketlerin en büyüğüdür. Ve bu '' Müslümanım'' diye bilen herkesin bilmesi lazım gelen hususlardan biridir.

            Bu misal şefi susturmuş ve orada bulunan ve düşünebilen gençlerin tasvibini kazanmış; düşünce ufkunu açmıştık.  (s 42-44) 

Sait Abi’nin fikirlerini en etkili şekilde diyaloglarında veriyordu. Bunların her biri kayaları parçalayan bir gülle gibidir: 

Doğru ve güzel ne varsa, onlar bütün noksanlıklardan münezzeh olan yaratıcımıza aittir. 

Yarasa ışıktan rahatsız oluyorsa güneşi mütecaviz olarak mı ilan edeceğiz 

Kur’ana tam uygun olan sistemin adı İslamiyet’tir 

Nefsine, ailesine, milletine merhamet etmesini bilmeyenlerin, insanlığa merhamet duyuyorum demesi kendi kendisini tanımamasının ta kendisidir.  

Biz Müslüman’ız. Müslümanlar ebedi sadetle müjdelenmiş mutlu insanlardır. 

İslamiyet başlı başına bir dünya görüşüdür ve diğer meteryalist doktrinlerin hiç birine ihtiyacı yoktur.  
 

İslamiyeti esas alan değil de ikinci planda bir unsur kabul eden her sistem gayri İslami bir yoldur. 

  Münever Anlayışımız isimli eserinde Sait Abi Kayseri ile ilgili bir hatırasını anlattıktan sonra İslam tarihinde kölelik müessesini tahlilini yapıyor:

     “965 Sonbaharında Kayseri'ye (İlim Anlayışımız) konulu bir konferans için gitmiştim. B.d.Fikir kulübü kayseri şubesi bir de serbest sohbet gecesi tertip edilmişti. Dinleyiciler arasında henüz yüksek öğrenimini tamamlamamış bir genç ayağa kalkarak; (En ileri nizam dediğiniz İslamiyet köleliği niçin kesin olarak yasaklamamıştır?) diye bir sual açmıştı. Orada mevzuun nedenlerini yukarıdaki düşünceler ışığı altında anlatmaya çalışırken şu hususa da işaret etmiştik:

            -Evet, kölelik, insanların dindirilmesini özlediği müzmin bir marazdır. Ancak, kangren olmuş bir uzuv gibi hemen kesip atacak cinsinden değil, tüberküloza yakalanmış bir ciğer gibi tedricen tedaviyi icap ettirir. Siz bir bünyeden kolu, bacağı ve benzerlerini hemen kesip atarak hayatı kurtara bilirsiniz ama hastalanmış ciğeri birden bire söküp alırsanız acaba neyi kurtarabilirsiniz?

            -Peki, İslam tedricen de olsa bu sosyal yarayı tedavi etmiş midir?

            -Hem de nasıl; Müslüman olmayanların rüyalarında görseler bile inanmayacakları büyük bir inkılapla.. Bunu meşhur ve İslam sosyoloğu addedilen İbni Haldun Mukaddimesinin birinci cildinin 14. fasılında biraz uzunca izah eder. Biz burada İslam Türk Ansiklopedisininden beraber takip edelim: ''İslam hukukuna nazaran insanlarda asıl olan hürriyettir. Bütün insanlar dünyaya hür olarak gelirler, yalnız muhariplik sıfatı, gayrı Müslimlerin bir mağlubiyet neticesinde hürriyetten mahrumiyetini intaç edebilir…Müslümanlık, bütün insanlar arasında esasen bir müsavat umdesi tesisi etmiş olduğundan Müslümanlar, hiçbir insana , mücerret köle veya cariye olduğundan dolayı bir nazar-ı hakaretle bakmamış, belki onlarında hukukuna riayeti bir vecibe bilmiş, onların arasında yetişen muktedir, faziletli, şahsiyetleri her türlü takdire, tebcile, yüksek mevkilere layık görmüşlerdir. Bu babdaki dini evamir ve tergibat sayesinde pek çok kimseler kölelikten kurtulmuş, yüksek tahsil ve terbiye görmüş, pek mühim mevkilere nail olmuşlar, bunların arasında nice müfessirler, muhaddisler, fakihler, edipler, kumandanlar, hükümdarlar zuhur etmiş, bunların evvelce köle veya köle zade olmaları, İslam İçtimai heyeti arasında kadirlerini asla eksiltmemiştir. Peygamber efendimizin ( S.A.V) azatlısı olan Zeyd B. Harise'ye bir İslam ordusunun kumandası tevcih edilmişti. Zeyd'in oğlu Usame de Bizans'a gönderilen kuvveyi seferiyenin kumandanı ta'yin olunmuştu. Hazreti Ebubekir'in azadlısı olan Bilal'i Habeşi Resul'i Ekrem'in müezzinlerinden bulunuyordu., O ulvi vazifeyi ifa etmek şerefine nail olan bu muhterem zat, daima ümmet tarafından bir lisan-ı ihtiram ile yad olunmaktadır. Abdullah b. Saib Mahzumi'nin azadlısı olan mücahit b. Cübeyr Tabii'nin en büyüklerinden olup hadiste, fıkıhta mümtaz bir imam sayılmaktadır. Yezid b. Sabit'in azatlısı olan Hasan Basri İslam âleminde yüksek bir mevkie nail olup fekahatiyle, züht ve takvasıyla pek meşhur bulunmaktadır. Validesi Hayre, Ümmühat-ı müminden Ümmi Seleme hazretlerinin azatlısı idi. Hazreti Ömer'in oğlu Abdullah'ın azadlısı bulunan Zeyd b. Elsem de Medine-i Münevvere'de yetişen müfessirlerin en büyüklerinden biridir. Cenab-ı Faruk'un Mekke-i Mükerreme'de Valisi İbn Haysem-i Fihri'nin azadlısı olan Ata b. Ebi Rebah da yine tabiinin büyüklerinden olup pek yüksek alimlerden, müfessirlerden bulunmaktadır. İbn Abbas Hazretlernin kölesi olup oğlu Ali tarafından azad edilen İkrime de eski müfessirler arasında mümtaz bir sima olarak görülmektedir. Meşhur Hind fatihlerinden Mahmud Gaznevi esasen bir köle zade idi. Yine Hind fatih ve hükümdarlarından en meşhurlarından olan ve Mehmet Şihab-üd-din Gavri'nin serdarlarından bulunan Kutbeddin de kölelerden yetişmişti.  '' İslam Tarihi, biçare gayrı Müslimlerin köle diyerek ebediyen lekelemek istedikleri ehliyetlilerden nice yüksek simalar kaydetmektedir.
            Dikkat buyurulsun ki, bir asır öncesine kadar Amerikan devlet reislerinden Abraham Linkole'nin tecrübe edip te muvaffak olamadığı köleliği kaldırma işini Hazret-i Ömer (R.A.) tam onüç asır önce başararak köleliği Kur'an hükümlerinin hakim olduğu diyarlardan söküp atmıştı.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 08-11-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116190918 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net