18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow BATININ GÖÇLER MESELESİNİ ÇÖZÜMÜ
BATININ GÖÇLER MESELESİNİ ÇÖZÜMÜ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 19
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
25-02-2007
                             BATININ GÖÇLER MESELESİNİ ÇÖZÜMÜ
                                                       RACİ DURCAN


   II. Dünya Savaşı'ndan sonra hızla sanayileşen Avrupa ve Amerika, fabrikalarında çalışacak işçilerini de dışarıdan almak zorundaydı. Yıkıcı savaştan kurtulmak için Güney Amerika ülkeleri olan Brezilya ve Arjantin başta olmak üzere; Avustralya ve hatta Güney Afrika Cumhuriyeti'ne kaçan halk kitleleri buralara yerleşip geri dönmeyi düşünmediler. Avrupa hem bu göçler nedeniyle, hem de kanlı savaştaki büyük kıyımla boşalmış gibiydi. Ardından gelen hızlı sanayileşme döneminde yabancı işçilerle işgücü açığını kapattılar. O zamanlar Avrupa ve Amerika iş cenneti gibiydi. Fakat bu uzun sürmedi. Üretim araçlarının otomasyonu insan eline duyulan ihtiyacı gün geçtikçe azaltıyordu. Sanayileşme kendine has yaşam şeklini de getirmişti. Yeni düzende aile kurmak, bir aile sorumluluğu almak, dünyaya haz almak için geldiğini düşünen batılı için katlanılmazdı. Böylece birçok ülkede nüfus artışı durdu, hatta gerilemeye yüz tuttu. 20. yüzyıl biterken Batı'nın yüz yüze olduğu en büyük sorun buydu. Kendi ülkelerinde çalışma alanı bulamayan insanlar kitleler halinde Avrupa ve Amerika sınırlarına dayanıyorlardı. Önce göçmenlik yasaları ağırlaştırıldı. Sınırlardaki önlemler artırıldı. Her nasılsa ülkeye girmiş olanların tabii tutuldukları muamele, herhangi bir savaş mahkumuyla kıyaslanmayacak ağırlıktaydı. Çok geçmeden ülkelerin vicdan sahibi sivil toplum örgütleri politikacıların üzerine baskı yapmaya başladılar. Öte yandan kitleler halinde ülkelerindeki yoksulluktan kaçan Kübalı, Arnavut, Afrikalı göçmenler ya denizlerde boğuluyor, yahut bilinmedik arazilerde ölümle yüzyüze kalıyorlardı. Batı modernleşmiş ve Dünyayı değiştirmişti, ancak kendinden geri kalan kısımı yaşanır olmaktan çıkarmıştı. 20. yüzyıl biterken bu sorun 21. yüzyıla aktarılan, çözümü sıkça gündem işgal eden büyük bir problemdi.

     Batı tipi kalkınmayı Dünyanın geri kalan kısımlarında yayarak işsizliği azaltmak bir çözümdü. Ancak o zaman yüksek kar marjıyla satış yapmaya alışmış batılı firmalar rahatsızlık duyuyorlardı. Diğer yöntem, göç veren ülkelerdeki nüfus artışını sınırlamak olabilirdi. Bunun için gönüllü dernekler, misyoner teşkilatları dünyanın dört bir tarafına dağılıp doğum kontrolüyle nüfus artışını frenlemeye çalıştılar. Ailesiz yaşam şeklini idealize edip kitlelere gözalıcı şekilde sunup propaganda yaptılar. Hiçbir yeteneği olmayan kişileri, sırf yaşam tarzı seçimlerinden dolayı el üstünde tuttular. Fakat problem çözülmedi. Kendi ülkesinde doğuma prim veren Batı'nın çabaları boşa çıktı. Böyle giderse 50 yıl sonra Fransa, Almanya, ABD gibi ülkelerin hakim unsuru beyazların azınlığa düşeceği anlaşıldı. Süprizle karşılaşmamak için herşeyi planlamaya alışmış insanların bu durumu kabul edip beklemesi düşünülemezdi. Yeni tedbirler gerekiyordu.
Sovyetlerin dağılması üzerine NATO tatbikatlardaki düşmanı temsil etmek üzere kırmızı yerine yeşil renk yerleştirildi. Bu rasgele seçim değildi. Nato'nun yeni hedefi Müslümanlardı. Niçin müslümanlar hedef seçiliyordu? Müslümanlar görünürde Batı dünyasını tehditten çok uzaktaydılar. Yakın zamanda karşılarına rakip olarak çıkabilecekleri umulmuyordu. Bizde herşeyi basite indirgemeyi sevenler bunun cevabını çok kolay verebilir elbette. Onlara göre Hıristiyanlar, müslümanları dinlerinden dolayı sevmiyor ve sevmeleri mümkün değildir. Fırsat bulunca da yok etmeye yöneliyorlardı. Bu açıdan haçlı seferleri tezlerini desteklemek için iyi bir örnektir. Fakat bu şablonu haklı çıkarmayan o kadar çok bilgi vardır ki elimizde. Avrupa ve Amerika'da yaşayan onca müslümana niçin müsaade ediyorlar? Niçin vatandaşlığa kabul edip anavatanlarından dahi iyi koşullarda yaşamalarına müsaade ediyorlar?
İşin aslı, Din ve mezhep farklılıkların siyasi projelerde kullanılıyor olmasıdır. Ne dün, ne de bugün ortada bir proje yokken yani insanlar bir diğerine karşı kışkırtılmamışsa dinler arasında bir kin görülmez. Müslümanların asırlarca diğer din mensuplarına müsamahakar davrandıklarına tarih şahittir. Diğer dinlerde bu kadar müsmaha görülmüyorsa dahi, sandığımız gibi karşıt dini yoketme eğilimi de yoktur. Çatışmalar genelde siyasi proje sahiplerinin amaçlarına uygundur. İnsanlar bazen kendi dininden olanlarla, hatta kendi aileleriyle bile birlikte yaşayamazken bu gündeme gelmez. Fakat başka bir grupla çatışma çıkması gerekiyorsa, din ve mezhep farklılığı, soy farkı motive edici bir neden olarak sunulmaktadır.
Müslümanların nüfus olarak yoğun yaşadıkları ülkeler, son yüz yıldır petrole dayalı bir ekonomiyle ayakta kalmaktadırlar. Batılı ülkelere yoğun göçler müslüman coğrafyadan gelmektedir. Petrol önemsizleştiğinde petrolden geçim sağlayan bülkelerde insanların işsizlikten kırılacağını, göçlerin çığ gibi artacağını, önlenemez hale geleceğini kestirmek zor değildir. Denizlerde ticaret ve savaş gemilerini yürüten ilk enerji kaynağı insandı. Kölelik müessesi yıllarca bu ihtiyacı gördü. Kömürle işleyen gemiler çıktığında artık ihtiyaç duyulmayan köleler de özgürleşti. Belki fabrika işçiliğine dönüştüğünü söylemek daha doğru olacaktır. Batı bu konuda bile yalan söylemekten kaçınmamakta, anlamsız hale gelen kölelik müessesini insani gayelerle tasfiye etmişler gibi yutturmaktadırlar. Petrolün keşfi, kömürü değersizleştirmiştir. I. Dünya Savaşı petrol kaynaklarını bölüşme savaşıdır. II. Dünya Savaşı'nın, birincisinin bir uzatması olduğunu herkes kabul ediyor. Şimdi petrolün kullanımdan çıkarılması için çabalar artmaktadır. Bu yazının yazıldığı gün (23 Ocak 2007) Amerikan Başkanı Bush'un petrolün kullanımıyla ilgili(emisyon oranları) önemli açıklamalar yapması beklenmekteydi. Onbeş adet büyük şirketin biraraya gelerek ABD'nin egzoz emisyonuyla ilgili daha sert tedbirler alması gerektiğini hükümetlerine deklare ettiler. Bunlardan anlayacağımız şey şudur; pek yakında petrol tarih olacak, yerine muhtemelen Hidrojen ikame edilecektir. Yeni enerji kaynağının devreye girişi, petrolden istifade eden 1 milyar insanın işsiz kalmasıyla eşdeğerdir. Dünya eski dünya değildir ve yeniden ne tarıma, ne de hayvanclığa dönüş yapılabilir. Bugün binlerle ifade edilecek göçler karşısında zorlanan Batı, milyonluk büyük göç dalgaları altında ezilme tehditiyle karşı karşıya kalacaktır.
Petrolde yolun sonuna gelindiği şuradan da bellidir ki, yüz yıldır yapılamayan büyük petrol bağlantıları (boru hatları) geçtiğimiz on yıl içinde tamamlanmıştır. Onbinlerce km uzaklıktan çıkarılan doğal gaz ve petrol, Avrupa ortasına ulaştırılmıştır. Dünyada nerede rezevr varsa tüm hızıyla çıkarılması için gayret sarfedilmektedir. Günlük hayattan da bilirsiniz, bir malın modası gececekse ucuzlatılıp bolca piyasaya sürülür. Şimdi petrol bu konumdadır. Dönemi geçmeden önce sahipleri büyük bir vole vurup çantayı doldurmayı planlamaktadırlar.
Amerika’nın, yıllarca müttefik olduğu ve Amerikan hayranlığının yükseldiği topraklarda kin ve nefretle anılmak bahasına gelip yerleşmesinin ardında yatan gerçek budur. Suud yönetimi de İngiliz-Batı  komploları ile dağılan Osmanlı’dan ayrılarak yeni bir konum kazanmış durumda  ABD ile yakın ilişkiler içinde oldu. Şimdi o da tehdit altındadır ve daha küçük parçalara ayrılmak istenmektedir. Bunun nedenini haçlı ruhu olarak açıklamak isteyenler, daha önceki yakınlığı izah edemezler. Suud gibi tehdit altındaki diğer ülkeler de şimdi bundan farklı konumda değildirler. Soğuk savaş döneminin hamisi ABD şimdi eski müttefiklerini de yok etmenin peşindedir.
 BOP diye anılan hadisenin özü budur. 20. yüzyıldan sarkan Göçler meselesini şimdi çözmek istemektedirler. Göçleri sınırında karşılamaktansa yerinde müdahaleyle engellemeye çalışmaktadırlar. Irkçı medeniyetlerinin başka ırklar tarafından istilasını engellemek istemektedirler. Bunun için sadece işgal değil, bol kargaşa da gereklidir. Din mezhep kavgalarıyla kitlelerin birbirinin boğazına sarılması gerekmektedir. Hazırlanmakta olam tüm altyapı bunun içindir.
BBC'nin dün açıkladığı rakamlara göre Türk Halkının %81'i ABD'nin İran'ın nükleer enerjisini engelleme politikasını desteklemiyormuş. Kamuoyu yoklamalarıyla projelerinin başarılarını kontrol etmekten geri durmuyorlar. İran nükleer silah yapmayı başardığında bunu kime karşı kullanabilir? İran bu silaha sahip oldu diye kendilerinin de sahip olması gerektiğini düşünen Arap ülkeleri bunu kime karşı kullanacaklardır? Pek yakında gerek İran gerekse Arap ülkelerinin ve Türkiye'nin, Uzakdoğu'da ise Kuzey Kore'yi dikkatle izleyen Japonya'nın nükleer silaha kavuşturulacağı anlaşılmaktadır. Çin zaten buna sahiptir. Bu verilerden yola çıkarak Batının, Dünyanın geri kalan kısmını ateş denizine iteceğini anlayabiliyoruz.
11 Eylül saldırılarından sonra Bush, yeni haçlı seferinin başladığını söylemiş, sonra yanlış anlaşıldığını ifade etmişti. Bunun bilinçli söylendiğini, ancak böyle bir gerekçenin kendi kitlesinin arkasında durmasını sağlayabileceğini görüyordu. Bu söz, asıl maksadı gizlemek için söylenmişti. Niyetleri Haçlı seferi olsaydı Irak'taki gibi halkı kırmaları gerekmezdi, işgalle yetinirlerdi. Zaten Haçlı seferlerinin Ortaçağ'da olanı da bir gölgelemedir. Yoksul Avrupalı'nın zengin İslam topraklarını yağmalama tutkusu, haçlı seferi adı arkasına gizlenmişdir.
Karar alma mevkiinde bulunanlar işaret ettiğimiz noktaları gözden kaçırmamalıdır. Projenin ne olduğunu anlayamazsak önlem almak mümkün olmayacaktır. Hrant Dink'in öldürülmesi izah etmeye çalıştığım bu şablona uygundur. Türk ve Ermeniler arasında atılan düşmanlık tohumlarının meyvelerini bugün toplamak isteyeceklerdir. Ne yazık ki meyve vereceği düşünülen tek ağaç bu değildir.
Irkçı Batı petrolün önemini yitirmesinden sonraki göç dalgasının altında ezilmemek için savaşmaktadır. Ne yazık ki bu savaştan zarar görecek olan İslam dünyasıdır. BOP bölgesinde yaşayanlar arasında ne kadar ayırt edici unsur varsa üzerine gidilecek, kışkırtılacaktır. Herkesin bibirinin boğazına sarılması istenecektir.
  (İktibas Dergisi Şubat, 2007 sayısından)

Yorum
mebruk
Yazar irfan tekneci açık 2007-02-25 15:13:54
bildiğim kadarıyla petrol son 2 yılda tüm zamanların en pahalı fiatına ulaştı. yazarsa ucuzlatıldığını söylüyor. arz atmasına rağmen fiatın yükselmesi yazıda anlatılanla uyumlu görünmüyor. 
 
ama göç sorununun önemini hiç kimse hatırlamazken dahi yazarın bunu tartışmaya açması büyük başarı. bu yazının ülkenin bütün kanaat önderlerine ulaştırılması gerek bence...
Yazar abdullah açık 2007-02-25 18:20:42
sayın yazarın türkiyedeki petrol yataklarının neden verimli hale getirilmediği hususundaki görüşlerini merak ediyorum.
cevap
Yazar girisim açık 2007-02-26 10:45:01
 
Sn. İrfan Tekneci Bey'e 
 
Petrolün ucuzladığını değil, ucuzlayacağını söylemek istemiştim. Yeni enerji kaynağı devreye girdiğinde petrol fiyatları belki varili 3 dolara kadar düşecektir. 
Bu durumda yeni enerji kaynağının bu durumla başa çıkabilmesi mümkün değildir. O zaman devreye Küresel Isınma faktörü girecektir. Petrol, çevre kirliği vergileriyle aşırı pahalandırılacak, kullanılamaz hale gelecektir. Petrole bağlı yaşayan yarım milyar insana göç yolunu tutmaktan başkası kalmayacaktır. 
İrfan Bey'in 'göçler meselesi'nin batı dünyası için ne kadar önemli ve hayati konu olduğu fikrine katılmasına sevindim. Konunun bu açılımının Türkiyenin kanaat önderlerine ulaşması düşüncesini de benimsiyorum.  
Brinci Dünya savaşında en önemli maden Kömür' dü. Ne yazık ki Osmanlı Kömür yataklarına ulaşamadı ve Dünya ticaretindeki payı önemsizleşti. Korkarım aynı şeyi petrolde yaşayacak. Gelecek 20 yılda bir önemi kalmayacağı anlaşılan Petrol için Kanaat önderlerimiz Kerkük'ü bahane ederek Irak bataklığına saplanırsa ülkenin geleceğine yazık etmiş olurlar. Hakeza Akdenizde Rumlarla petrol yüzünden dalaşmaları da öyle. ABD ve müttefiki politika yapıcıları, giderayak yeni konsepti anlamayanları tuzağa çekip işini bitirmeyi planlıyorlar. Türkiye bunlardan uzakta kalmayı başarmalıdır. 
 
Abdulah Bey'in söylediği konuya gelince, bu tür söylem hep oldu. Fakat doğruluk payını bilmiyoruz. Osmanlı parçalanırken, petrol yatakları bulunan bölgeler tespit edilip elinden alınmıştı zaten. Petrol araştırmaları çok masraflı ve Batı teknolojisi gerektiriyor. Petrol bölgleri bu şirketlere buluncak petrol üzerinden yüzde karşılığı veriliyor. Yani tüm harcamları şirket yapıyor. Petrol bulunmadığında harcamları boşa gitmiş oluyor. Bu durumda da bir petrol şirketi bulunması en muhtemel yöreyi tercih ediyor. Türkiyede özel şirketler var araştırma yapan fakat takdir edersiniz ki, çok cılızlar. Korkarım kömür konusunda yaşanaları petrol konusunda da yaşayacağız. Önemi bittikten sonra elimize geçecek. 
Katkılarınızdan dolayı teşekkürler... 
Raci Durcan

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-03-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116191093 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net