28-10-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow KADER
KADER PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 27
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami ÇEKMEGİL   
13-02-2007
KADER

                                                                    M. Selami ÇEKMEGİL
      ImagePeygamberimize atfedilen bir söz var: yarım saatlik tefekkürün yetmiş yıllık nafile ibadetten daha iyi olduğu fikrini işleyen bir söz...

      Ne mutlu onaydı ki, günümüzün nafile ibadet sayılan bazı günahlarına inat, toplum içine dalarak Kur’an ışığını göstermeye çalışan Sayın Yaşar Nuri Öztürk, sadece kendisini değil, kitleleri de; yarım saatlik değil, çok daha uzun vadeli tefekküre de yönlendirmişti vaktiyle... Hocanın bu eski misyonunu bugün -sıradan insanların "da"  talip olabileceği güncel politik hesaplara- feda etmiş olmasını, gereksiz harcamalarla kendi yeteneklerini israf etmiş olmasından başka bir şeye yoramıyoruz. Neyse bu bahs-i diğer. Biz başlıkta ifadelendirdiğimiz konuya girelim:

     Yıllarca önce bir gün TRT-1‘in, Yaşar Nuri Öztürk beyefendinin katılımıyla gerçekleştirdiği bir spot programda, toplumun çeşitli kesiminden kimselerle “kader” konusu tartışılmıştı. Bu toplantıda -o zaman gündemde olan- Seren Serengil gibi ilgisiz sanılan kimselerin de Kur’an etrafında dolaşarak
konu üzerinde düşünmeye yönelmelerini  insanımızın, artık etrafına örülmek istenen labirentleri aşarak gerçeğe yönelme arzusunun  ve Allah’ın bir kader olarak içinde yarattığı olumsuz şartlarımıza, kendi tercihi ile doğru karşılıklar verme eğiliminin bir işareti olarak  düşünmüştük.

 ***     

     Gerçekten bugün biz, fikir platformunda kalitesiz ve softa bir  muhitle kuşatılmışız. Halkımızca sübvanse edilen eğitim, televizyon ve sahne programlarında, gazete manşet ve yazılarında aklımızla benimseyip tevarüs ettiğimiz, değerlerimize zaman zaman “dogma” etiketi yapıştırılarak saptırılma riskine maruz da bırakılıyoruz. Sömürücü bir medeniyet kuşatması altında, dengemizi bozmadan kendi şahsiyetimizle hayatta kalmak için mücadele etmeye de adeta mahkum bulunuyoruz…     
      Bütün bunlar tercihimiz olmadan Allah tarafından bize yöneltilmiş, adına kader diyebileceğimiz bir sınav konumudur. Dünyanın tüm ekonomik mücadelesinin üzerinde yoğunlaştığı bir yörede, hurafeci ve bilim karşıtı bir kültür iklimine doğuşumuz, medeni(!) vampirler tarafından kanımızın emildiği bir ortamda hayat mücadelesine mecbur bulunuşumuz, hiçbirimizin kendi iradi tercihi ve zevki değildir. Ama bu koşullara karşı takınacağımız tavır, bu sınavda içinde bulunduğumuz konuma  vereceğimiz cevabın niteliği, düşünelim ki, Allah’ın bize zorladığı bir mecburiyet, bir mahkumiyet değildir. Bu tavır ve cevabın şekli, bizim kendi iradi seçeneğimizdir, kendi iradi tercihimiz olacaktır. Çünkü bu sınavda sınavımızın sonucuna göre liyakatimize karşılık verecek olan Allah, -Kur’an’ın genel öğretisine göre- bizi adil bir şekilde kendi eylemlerimizle sınayan, terbiye edicimiz, Rab’bimizdir... Hiç kuşku yok ki, toplum olarak eylemlerimizin karşılığı dünyada; birey olarak ise ahirettedir. Ve yine  unutmayalım ki, zerre kadar iyilik de zerre kadar kötülük de kaybolmayacaktır.
      Allah’ı, evladını önce komşu bahçesinden meyve çalmaya zorlayıp sonra da niye çaldın diye cezalandıran zalim bir babaya benzetenler, ya İslam karşıtı, Allah’ın ölçülerine razı olmayan zalimler; veya İslamı, Hıristiyani veya başkaca vicdani mülahazalarla yargılamaya tabii tutan aldanışlar; veyahut da İslam adına telkin edilmek istenen hurafelere karşı geliştirilen bilinçsiz ama tabii duygusal reaksiyonlardır. Bizim bu konuda da doğruyu yakalayabilmemiz, her konuda olduğu gibi, saptırıcı yan etkilerin güdümünden kurtularak dengeyi muhafaza etmemize bağlıdır. Meseleyi, hadiseleri inceleyerek bize verilen vahyi donelerin ışığında  akılla ele alabilirsek çözebiliriz.

      Vahyi donelerin ışığında deyişimiz, onların ötesine geçerek bu tip bazı konuların künhünü (içyüzünü) anlayabilmemizin zorluğunu hissetmiş olmamızdandır. Mesela, insana ruhu sorarsanız, itiraf etmek gerekir ki, insanın bu konudaki bilgisi, sadece onun Allah’tan, O’nun emrinde bir vergi olduğu ve hakkında çok az şey bildirilmiş olduğu şeklindedir. Dikkat edilirse ruhun mahiyetinin kimse tarafından anlaşılmadığını belirtmekten öte insanlık herhangi bir şey yapma konumunda olamamaktadır. Allah’ın zatı hakkında da bu böyledir. Biz onu sıfatlarıyla tanır, mahiyeti hakkında bir şey bilemeyeceğimizi söylemekle yetiniriz. Allah, rahimdir, azizdir, alimdir, adildir, muntakimdir.. biliriz ama, bu sıfatları dışında zatı nasıldır, mahiyeti nedir onu tanımlayamayız.. Kader de böyledir işte... Biz onu birtakım tezahürleriyle algılasak ve anlasak da, nedenini ve niçinini belli bir boyutun ötesinde ihata edemeyiz. (kavrayamayız).
      Elhasıl, yıllarca önce, ÜFAB’ta yazdığım üzere demek istiyorum ki:
      Gökteki kuş bile kaderin çizdiği bir yönde  uçar. İrademizin eseri olmayan, aklımızın müdahil olmadığı hadiseler kaderimizdir. İçinde bulunduğumuz şartları kaderle izah ederiz.
      Ama amellerini (iradi eylemlerini) de kaderle izah edip teselli arayanlar, kendilerini, Allah’ın insanlara lutfettiği akıl ve iradeden mahrum mu kabul ediyorlar? Onlar, İnsanları kendisine ait olmayan fiillerden dolayı cezalandıran bir zalimin sultası altında mı sanıyorlar?

      Kader insanlara hayat denilen bir imtihanın içinde Allah tarafından sorulmuş ve cevabı yeteneğimizde olan bir sorusudur. Ve de imtihan olunanlar cevap vermeye mecbur oldukları soruları kendileri seçmek durumunda değildirler.
      Fertler olarak münevveri pek az olan bir cemiyette var oluşumuz kaderimizdir. Kader bizi keyfiyette gelişmemiş lisemsi üniversitelerde, bilimsel şahsiyeti gelişmiş kişiler olabilecek miyiz diye imtihan ediyor. Asırlardan beri belli belirsiz yöntemlerle zihinlerin allak bullak edildiği bir fikir ortamında yaşam kaderimiz, sınava hazırlanmamış bir öğrenci lisanıyla zor bir soru olarak tavsif olunabilir. Hakikati perdeleyenlerin karanlıklarında hayaletlerin korkuttuğu gözler ve hareketsiz vücutlardaki gevşeklik köklü düşünemeyenlerin kötü diye niteleyebilecekleri bir toplum kaderidir.

      Ama biz her zorluk karşısında on kolaylık bekleyenlerdeniz. Zihinler üzerinde hegemonya kuran layık olunmayan etiketlerin etkisini elimine edecek şahsiyetli bir neslin yetişebileceğine, materyalist felsefenin saçma dogmalarıyla allak bullak edilmiş zihinlerin arınabileceğine ve hakikat örtücülerin perdelediği gerçeklerin “çıtlayan bir gün”ün ışığıyla ortaya çıkabileceğine inanıyoruz.
      Sanırım şimdi tüm dünyaya -özellikle de Ortadoğu’ya- tasallut eden bu zifiri karanlıktan İslam güneşi yeniden, yine doğacak; asırların zifiri karanlığını bir hançer gibi yırtacak bu güneşin huzmelerinde “Adalet” diye bir yazı okunacak.

      Hurafe karanlığındaki ilmin ışığına hasret gözler ona çevrilecek, adalet güneşini özleyen kollar ona açılacak ve zihinsel hareketsizlikten bıkkın dogmalarla prangalanmış beyinler, prangalarından kurtularak ona doğru koşacak!..

      İşte bu da bize sorulmuş yeni bir sınav sorusudur. Bakalım biz bu sualin karşılığını, kendimiz, doğru olarak verebilecek miyiz?..

(bkz.Kendimizi Tartışmak, Çekmegil, M. S., Timaş Yayını, 1995,İst.) 

Yorum
Selami Çekmegil'le Garip ama...
Yazar Sanih açık 2007-03-22 00:22:49
"...Başkası anlatsa inanmazdım, kendisini anlattı: Hasan Celâl, henüz ortaokul öğrencisiyken arkadaşı Selami Çekmegil’le kafa kafaya verip Malatya Lisesi’nde bir mescid açmış ve teneffüslerde namaz kalmaya başlamış; bu akıllara seza eylem bir taraftan Sebilürreşad’a ve Pakistan’da bir dergiye kapak olurken, diğer taraftan Çetin Altan Akşam’daki köşesinde “Malatya Lisesi’nde irtica!” diye yırtınıyormuş..." 
Devamı: 
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=17888

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 02-07-2015 )
< Önceki


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
73647119 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net