17-05-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Spor arrow Böyle Buyurdu Futbol İlahları: F.B Şampiyon
Böyle Buyurdu Futbol İlahları: F.B Şampiyon PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 14
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
06-08-2005

Futbol sezonu başlarken yapmış olduğum ‘ bu sene Galatasaray şampiyon olacak’ iddiam tutmadı. ‘Komplo teorilerinden vaz geçersin artık’ diye de tepki aldım. Futbol liglerinde önceden kimin şampiyon olacağının belirlenmiş olduğu iddialarına komlo teorisi deniliyor.

 Uzun zaman ara vermiş olduğum futbol seyirciliğine geçen sezon tekrar başlamıştım. Bunda Lucescu yönetimindeki Beşiktaş’ın Türkiye liglerinin üstünde bir performansla futbol oynuyor olması etkili oldu. Takım tam bir uyum içinde ve Avrupalı rakiplerinden farksız bir futbol sergiliyordu. Fakat çoğu insanın da kabul ettiği bir şekilde komploya kurban gitti, takım bozuldu. Belki futbolun ilahları ligin erken koparak seyircisiz kalmasının önüne geçmek için yapmışlardı bunu. Ancak takım bu çelmeden sonra kendine olan güveni kaybedip performansını yitirdi. Bu saaten sonra ben de ligleri takip etmeyi yeniden bıraktım. Türkiye futbolda tam yükselişe geçmişken takılan bu çelme fena halde canımı sıktı. 

Futbol’un tepesindekiler gerçekten ilginç kişiler. Futbol çevrelerinin fazla zeki olmadığı, futbol oynayanların topa kafa ile vura vura beyin hücrelerini öldürdüklerine dair iddiaların geçersizliği gün gibi ortada. Öylesine muhteşem kurgular yapıyorlar ki her türlü zeka gösterisine hayranlık duymaktan kendini alamayan ben, ağzı açık kalıyorum. Onların yaptıklarını fark etmek, kenardan izlemek ayrı bir zevk tabii. Böylece fiilen santranç oynamaya bile gerek kalmıyor. Biliyorsunuz santraçta bütün iş, rakibin bir el sonra hangi hamleyi yapacağını sezip ona önlem alarak hücum etmektir. Komplo teorisi de böyledir. İnsanların neyi beklemekte olduğunu bilip bir başka planı sokarsınız devreye. Ben de oturup onların bundan sonra hangi hamleyi yapacaklarını tespite çalışıyor kendimce deşifre ederek bir nevi intikam alıyorum. Bazen de işte böyle yanılıyor, mat oluyoruz. Ama olsun, heyacanlı bir müsabaka zevki de vermiyor değil. Bu da benim ekstra bir kazancım olsun.

  Futbol bir spor olarak Amerika dışında (orada da Amerikan futbolu var, bizdekinden çok daha mücadele gerektiriyor) bütün dünya ülkelerinde en çok ilgi gören spor dalı olarak dikkat çekiyor. Ülkemizde her ne kadar futbol yanında diğer sporları mesela basketbol’u da sevdirip izleyici edinmeye çalışmışlarsa da bu proje başarılı olmadı. Basketbol seyircisini okumuş, entel diye öğüp, böylece futbol seyircisini aşağılamalarına rağmen gerçekleşmedi. Çünkü futbol gerek oyun tarzı gerek terminolojisiyle tam bir erkek ve savaş oyunudur. Kalabalık bir grup (bir ekip yaklaşık 20 kişi) tarafından oynanır. Oyun alanında diziliş yine bir savaş alanında askerlerin mevzi alması gibidir. Gol atmak için hücum yapılır, yememek için kale savunulur. Maç kazanılınca zafer kazanılmış olur. Deplasman maçları sanki yabancı bir ülke topraklarını fethe çıkmış havası yaratır. Evinde kazanmak normalken, deplasman galibiyetleri tam bir zafer havasında kutlanır. Ne kadar güçlü bir rakibi yenmişseniz galibiyetin değeri o kadar çoktur. Seyirci stada ölümüne kazanmaya gelir. Tüm bunlar bu oyundaki savaş seviyesindeki coşkuyu ortaya koymaya yeter.

  Savaşmak insanın genlerine yazılmış olup, vaz geçebileceği bir alışkanlık değildir. Bir yerde önünü tıkarsanız başka bir yerde patlak verir. Savaşma özelliğinizi kaybettiğinizde insan olma vasfını da yitirirsiniz. Hatta bu hayvanlar için bile geçerlidir. Kafesine kapatılarak doğal ortamından uzaklaştırılmış bir Aslan’ın sadece adı Aslandır. Onu hayvanat bahçesinde görmek sadece Aslan’ın neye benzediği konusunda fikir verir size. Bedava geçinmeye alışmış, böylece avlanma özelliğini kaybetmiş bir kedi de sizin gözünüzde değerini yitirmiştir. Hayattan beklentisi kalmamış bir vaziyette bir köşeye yerleşip mırıldanması, kıpırdamadan yatması canınızı sıkar. Bunun yanında canlı, atak, gördüğü her şeyi avlama isteğiyle arkasından koşan bir kedi size zevk verir. Bahçedeki horozunuz, komşunun horozondan dayak yer ve kaçarsa tencerede pişirilmeyi hak etmiş demektir. Hayat kazanmak üzere kurgulanmıştır. Tüm canlılarla beraber insan kazanmak için mücadele eder ve onu arzular. Futbol seyircisinin sürekli kazanma isteğini bir fanatizm olarak değerlendirmek tabiattaki bu kurguyu anlamamaktır.

  Mesele sadece kazanmak; galip gelmek meselesi değildir. Eğer böyle olsaydı 200 kiloluk sumo güreşçisi küçük bir çocuğu yenmekten büyük keyif alabilirdi. Halbuki zafer kazanmak ancak denk kuvvetlerin mücedelesinde mevzu-bahistir. Kolay bir galibiyet kimsenin iştahını gidermez. Çünkü insan ancak zorluklar karşısında kendisini test edebilir. Kendi yeteneklerinizin, gücünüzün ancak o zaman farkına varırsınız. Büyük bir rakibi alt ettiğinizde güçlü hissedersiniz. Güç size güven verir. Güven hayatın esasıdır. Canlı olmak, canlı kalmak mücadele etmekle olur. Mücadele ettiğiniz sürece canlı olduğunuzu hissedersiniz. Bu his sizi hayata bağlar.

  Futbolcu büyük tezahürat altında golünü attığında seyirciye koşar. Çünkü onca zorluğa onlar için katlanmıştır. Sahada onlar için koşmakta, mücadele etmektedir. Ben eminim ki bir çok maç daha başlarken bir çok isteksiz oyuncuyla başlar. Bazıları o gün havasında değildir. Bir an önce oradan ayrılmak, başka şeylerle meşgul olmak isterler. Fakat seyircideki kazanma isteği, hırsı adeta arada bir elektrik teli varmış gibi futbolcuya geçer. Seyirci ile futbolcu bütünleşir. Sahada futbolcu tek başına mücadele etmemektedir. Arkasındaki müthiş kitle onu en üst kapasitesine taşır. Bir oyun ancak böyle oynandığında taraftara keyif verir. Günümüz futbol ilahları sanki böyle bir şey yokmuş gibi davranmaktalar. Galatasaray’ın ezeli rakibine bir final maçında 5 gol atmasıyla bu zevke ereceklerini düşünüyorlar. Ancak böyle olmadığını gördüler. Seyircinin böylesine bir tutkuyla bu galibiyeti sahiplenmediğini fark ettiler. Çünkü sahada mücadele yoktu. İki tarafta tam kapasitlerini ortaya koyarak müthiş bir kazanma hırsıyla çaba sarf etmemişlerdi. Futbolun, savaşın yada herhangi bir mücadelenin ancak böylesine bir hırsla olduğunda anlam kazanacağını bilmiyorlar. ‘Siz kazandınız, sizin taraf şampiyon’ demenin yeteceğini sanıyorlar. Kazanmak elbette önemli ancak önce kendi yeteneklerinin sonuna kadar test edildiği bir mücadeleden sonra.

  Bir savaş oyunu olarak futbol, savaş gibi asildir de. Savaşta amaç karşı tarafa üstünlüğünü kabul ettirmektir; yok etmek değil. Öyle olmasaydı Türklerin en büyük rakibi Ruslar, esir düşen Gazi Osman Paşaya bunca saygı göstermezlerdi. Dürüst geçen bir karşşılaşmadan sonra yenilen taraf içten gelen bir samimiyetle karşısındaki kutlayabilir. Galip gelenler de yenilenleri içten tebrik ederler. Çünkü iyi mücadele etmişler ve kendilerine büyük keyif yaşatmışlardır. Bunu anlayamayanlar, seyircinin mağlubiyeti kabul etmediğinden ve böylece medeni bir davranış göstermediğinden dem vurmakktalar. Seyirci yenilgiye isyan etmez. Seyirci kendisinde var olan kapasiteyi sahaya yansıtmayan kendi futbolcusuna, oyundaki aksaklıkları tespit edemeyen antrenöre ve kasıtlı hata yapan hakeme kızar. Hakem kasıtlı olmadığında ise bağışlayıcıdır. Türkiye liglerinde mağlubiyetlerde olay çıkması, mağlubiyetin kabul edilmemesinden değil, takımlarına karşı haksız davranıldığının düşünülmesindendir. Bunu anlamamış futbol federasyonu boşuna sokaklara centilmenliğe çağıran afişler asmaktadır. Adalete inanıldığında seyircinin farklı davrandığını da göreceksiniz.

  Büyük paraların döndüğü futbol gün geçtikçe amatör ruhtan uzaklaşmakta ve kirlenmektedir. Kirlendikçe çökeceği kesindir. Seyircinin sadece kazanmak için stadları doldurduğunu zannedenler yanıldıklarını yakında boş tribünlere oynadıklarında anlayacaklardır.

  Zamanının süper gücü Roma imparatorluğunda da şehir hayatı şimdiki gibi yagınlaşmış ve savaşların önemi azalmıştı. Bu dönemde halkın arenalarda gladyatörleri seyrettiğini, maviler ve yeşiller arasında geçen atlı araba yarışlarına merak sardıklarını tarih kitaplarından okuyoruz.. Günümüzün insanları da uzun bir dönemdir savaşmamaktadırlar. Genlerinde taşıdıkları savaşçı ruhlarını, ona en çok benzeyen oyunlarla teskin etmeye çalışıyorlar. İnsanlara bunu çok görüp, müsabakaları sadece kazanma- kaybetme noktasına indirgeyen anlayıştan kurtulmadıkça gençliğin bunu daha farklı ve zararlı alanlarda gidereceklerinden emin olabilirsiniz.

  Çoğu aymaz entellektüel savaşların düşmanlık dolayısıyla yıkım amaçlı olduğunu düşünüyor. Aslında savaşlar da bir çok şey gibi insanın bir arayışıdır. Bazen toplum önünün tıkandığını, bir şeyin önünü kestiğini düşünür. O zaman bendin arkasında biriken baraj suyu gibi dolar. Sonra bulduğu küçük bir delikten müthiş biz hızla akmaya başlar. Önüne gelen şeyi yıkar geçer. Bu öfke patlaması, önünü tıkadığı zannedilen her şeye yönelebilir. Bazı toplumların tarihlerinin bir döneminde savaşa yönelmeleri bundandır.

  Her insan içinde bir Napolyon, bir Hitler veya Amstrong taşır. Hatta Musa’yı ve bazen Firavun’u.  Her insanın ben varım ve buradayım diye haykırmak, bunu en azından kendine ispat etmek için zaferlere ihtiyacı vardır. Savaşlar başkalarına kızıp onları öldürmek, yok etmek için yapılmazlar. Savaş insanın kendisini ifade etmesinin bir yoludur. Onun zafer kazanmak, fetih yapmak arzusunun bir tezahürüdür.

  Futbol sahalarında kendinden geçercesine takımını destekleyen seyirciyi ayıplayıp aşağılayanlar onu anlamak istemiyorlar. Zafer isteğinin böylesine basit ve marjinal şekilde boşaltılmasını yanlış bulanlar olabilir. Ancak buna daha iyi bir çözüm önerimiz var mı? Yoksa kitleleri zafer duygusu tatsınlar diye Amerikanın yaptığı gibi başka toprakları işgale mi yönlendirseydik?

  Futbolun ilahları duyarlı ve zeki insanlar. Öyle olmasaydı bunca gürültüye rağmen yine de Galatasaray’ın şampiyonluğuna yol verebilirlerdi. Halbuki onlar ortama uyum sağlamayı becerebiliyorlar.

  Bizleri kırmayacaklarını, bundan sonra kıran kırana müsabaka izleme zevkini elimizden almayarak futbolun geleceğini kurtaracaklarını düşünüyorum.
Son Güncelleme ( 02-01-2012 )
< Önceki


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
82131401 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net