18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow DOKUNULMAZLIK KONUSUNDA
DOKUNULMAZLIK KONUSUNDA PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 47
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami ÇEKMEGİL   
30-01-2007
ŞU DOKUNULMAZLIK KONUSUNDA

                                                                               
M. Selami ÇEKMEGİL
     Image Geçmişte(*) “Sosyal Güvenlik Yasası” girişimlerinden birinin TBMM’den çıkış şekli ve Anayasa Mahkemesinde ele alınış ve yargılanış tarzı yeniden çok şeyler ilham etmişti bize de… Toplumu derinden etkileyecek hadiseleri ister istemez izleyen entelektüel zeka bu kabil hadiselerle ülkenin ana açmazlarını ister istemez yeniden hatırlıyor, ve sosyal çöküşümüzün ana sebepleri üzerinde ister istemez yeniden düşünüyor. Söylemese ve faydasız olacağını bildiğinden söylemek istemese de ister istemez bazen patlıyor ve aksamaların sebebi köklere ister istemez inmeyi düşünüyor. Gerçi halk bu kökler üzerinde düşünmek konumunda ve potansiyelinde midir ayrı mesele ama halkların aydınlanması da ileri düzeyli bir toplum için zaruri bir vetiredir. Yoksa biz de normalde Halkın yaklaşımı yüzeyseldir ama bir hissi selim taşır ve “Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar…” der ve geçer; Fazla derine inmezdik. Ama:
      
       Sosyal güvenlik konusunda bile kendi camiasını külfetlerden ayrık tutmak isteyen aydın(!) yöneticilerimizin(!) çarpıcı tavrı ve yaklaşımı bana ister istemez başka bir ayrıklık müessesesi, dokunulmazlık konusunu hatırlatmış; çok uzun bir geçmişi olan bu müesseseyi fikir platformunda ele alarak tartışma gereğini hissettirmişti.
  
      Kökleri çok eskilere, Tanzimat’a kadar inen ayrıcalık konularından biri olarak gördüğüm şu dokunulmazlık konusuna ben de burnumu soksam mı acaba, diye bir merak sardım. Gerçi vaktiyle Tanzimat’tan tevarüs ettiği bu müesseseyi uzun süre koruyan ve sahiplenen bir muhalefet partimiz şimdi aleyhinde imiş gibi ise de, ben bu konuya güncel mesele olarak değil de düşünsel mesele olarak girmek istiyorum; yararlı fikirler ortaya getirebilirim sanıyorum… Fakat bu meseleye girmeden önce zihnim dağınık şekilde başka alanlara kendiliğinden yöneldi  ve bizdeki aydın tipini tersim edecek başka hadiselere de kaydı. Önce oralarda kısaca dolaşıp sonra da asıl konuya döneceğim.

            ***
      Vaktiyle, siyasi arenada başarı için eski söylemleri değiştirme gereğini hisseden eski başbakanlardan sayın Tansu Çiller, “Ne mutlu Türkiye Vatandaşıyım, diyene” diye bir slogan üretmeye yönelmişti de acaip tepkilere muhatap olmuştu. Tansucu diyebileceğimiz bir bakış tarzına göre işte bu, “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” demesine rağmen uzun bir zaman periyodu içinde bir türlü mutlu olamayan halkımız için kesin bir mutluluk(!) reçetesi olabilirdi… Ama görün ki; o zaman günlerce gazeteler bunu manşet yaptı, yazarlarımız bunu yazdı, koca koca partilerimiz bu konuda demeçler vererek, bazıları bazılarını vatan hainliğiyle ya da Türk dostluğu veya düşmanlığıyla itham edip, bu önemli konuya zamanın devlet başkanı da dahil olmaktan geri duramamıştı.. Parlamentoya gensoru, soru önergeleri verilmiş, televizyonda çok bilmiş üniversite profesörlerimiz açık oturumlarda ciddi, ciddi ahkam kesmiş ve de bizim o zamanın parasıyla iki bin lira (şimdi 20 kuruş) ucuz ekmek için iki saat kuyruklarda ömür tüketen umut fukarası halkımızdan hiç kimse de, “ben mutlu olamadıktan sonra benim üstümden mutlu bir hayat süren sizlerin beni mutlu ilan etmesi kime ne ifade eder; acılarım ve ızdıraplarım içinde bana “ne mutlu” yakıştırması yapmanız benim neyimi  değiştirir?.. Marifet beni mutlu göstermeniz değil benim gerçekten mutlu olmamdır” diyememişti.

            ***

      Biz iki yüz yıldır çoklukla böylesi konularla meşgulüz. Bu tip sun’i konular yüzünden bize yön veren, bizim için ciddi sonuçları olabilecek yapısal meselelerimizi tartışamıyoruz bile. İşte onun için ben bu yazıda doğru mu, yanlış mı; olmalı mı, olmamalı mı diye önem vererek düşünmemiz gereken yapısal temel konulardan birinin bir köşesini teşkil eden “dokunulmazlık” konusuna şöyle bir dokunmak istiyorum:

      Dokunulmazlık, parlamento faaliyetleri nedeniyle rahat, endişesiz ve serbestçe fikirlerini söylemesini temin için parlamenterlere tanınan “sorumsuzluk” zırhından farklı bir müessesedir. Parlamento bugünkü şekliyle bir vakıa, bir müessese olarak kabul edildikten sonra, elbette ki parlamento faaliyetleri sebebiyle, sağlıklı, bağımsız ve cesurca davranmasını temin bakımından parlamenterin bu aktivitesinden sorumsuz olacağı ilkesinin benimsenmesi normal gözükmeli, hatta bu konuda lider baskısından, parti meclisi tasallutundan (saldırısından) medyanın hakaretinden masuniyeti güvence altına alınarak, meseleleri tabusuz, yasaksız ve sınırsız şekilde tartışması sağlanmalıdır.

         Dokunulmazlık ise bundan farklı bir müessesedir.

      Dokunulmazlık parlamenterlere, görevleri ile ilgisiz, yasamayla ilgisi bulunmayan eylemleri için giydirilmiş bir korunma zırhıdır. Bu zırhı sorumsuzluk zırhı gibi algılamak yanıltıcı bir yaklaşımdır. Ben şahsen bu zırha karşıyım hatta bu zırhın başkalarına giydirilmesine de karşıyım. Bir kısım memurun yargılanması için birtakım yasalarla gerekli görülen temelde ayrıcalığı hedef almış mekanizmaların çoğunu da bu platformda değerlendirme eğilimindeyim.

      Dokunulmazlık zırhını savunmak için nazariyede ileri sürülen, “yasal uygulamalardaki muhtemel yanlışlıklara karşı bir korunma aracı” olarak savunulan bu zırhın belli statüdeki kimseler için öngörülmüş olması mefhumu muhalifinden bu statü dışındaki kişilere yasal uygulama yanlışlığı yapmanın pek fazla ciddiye alınmadığını da çağrıştırabilir ki, bunu savunmak oldukça zordur.

      Niçin, aç kaldığından bir ekmek çaldığı ihbar edilen zavallı, kimsesiz bir çocuğu polis kolundan tutup götürebilsin de, hakkında, faraza milyarlarca liralık rüşvet söylentisi gazetelerde manşetten verilen bir parlamenter veya bakanın ya da sivil veya asker bürokratın  ifadesini savcı alamasın? O aç çocuğa isnat edilen ekmek çalma eylemi suç olarak bu tip bir koruma altında değilken, milyarlar götürdüğü söylenen parlamenterlerin ya da başka bir yetkilinin eylemi belli prosedürler aşılmadan ilişilemez bir konumda tutulsun? Bence o çocuğun geleceğinin karartılmasının önlenmesi, zaten sona yaklaşmış kara görüntülü bir kariyerin korunmasından az mı önemlidir?

      Öyle de suçların takibinde, suçluların kimliği açısından bir ayrım yapılmamalı veya ayrı usul işlemleri uygulanılmalı mı? Elbette, öyle... padişahın, devlet yetkisi kullananların cinayeti ile kapıcının cinayeti neden ayrı terazide tartılsın ki?

      Parlamenterlere ve yüksek dereceli bürokratlara sağlanan dokunulmazlık imtiyazı, hak kavramına, evrensel değerleri ihata eden ilme ve imtiyazsızlık ihtiyacının iyice açığa çıktığı bakış tarzımıza aykırı sonuçları ima ediyor. Adalet bölünme kabul etmez bir kavramdır. Adaleti bu gün olduğu gibi çeşitli yargı tiplerine ayırır ve farklı tanımlara ulaşırsanız onu parçalamış ve tanımsız hale getirmiş olursunuz. Usul Hukuku, adil sonuca varmak için takip edilecek yöntemleri belirleyen bir branştır. Usul Hukuku’nda mutlak doğruya en yakın sonuç hedeflenip, masum kişileri en fazla güvende tutan tarz benimsenmelidir. Tüm yargılamalarda bu tarzın prensip alınması eşitlik ve adalet açısından kamu vicdanını daha çok tatmin etmez mi? Suçluluk ve suçsuzluğun doğru ve emin bir şekilde tespiti için bunu belirleyecek en iyi yöntemi herkese ve her branşa  uygulamak daha da rasyonel değil mi? Yasal düzenlemelerde bazı yetkililere tanınan prosedür farklılığı ya da parlamenterlere tanınan dokunulmazlık zırhının, usul hükmü olarak, bu platformda eşitlik, adalet, kamu vicdanını tatmin ilkeleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

      Tabii bu konu, yönetenlerin, menfaat gruplarının farklı tercihlerinin etkisinden sıyrılarak esas olarak adaleti hedef edinecek bir siyasi tercihle çözümlenebilecek bir husustur. Hukuk mekanizmalarını ellerinde tutanlar doğru ilkeleri değil de başka bir hedefi, mesela çağdaşlaşmayı esas alıyorlarsa bu tercihle elde edilebilecek sonuç adaletten çok belki de çağın bize ızdırap veren haksızlıkları olacaktır.

      Bu bir tercih meselesidir ve tercih edenlerin gücüne göre şekillenir. Güçlüler başka hedefe yönelince güçsüzlerin adalet özlemi sonuçsuz bir yakınmaya dönüşür. Trilyonları götürenlerle uğraşılamaz da karnını doyurmak için bir ekmek çalanlar topluma mesele olur.

      Kanımca tüm dünyada devlet görevlilerinin eyleminde adaletin ölçüsünü başka, sıradan bireyin eyleminde başka tanımlayanlar yasal düzenlemeleri ile adaletin beyinlerde yer etmiş kutsal niteliğini yok etmişlerdir. Padişah‘ın cinayeti ile kapıcının cinayetini farklı tartan terazinin dirhemlerinde veya ayarında bir bozukluk olduğundan hep kuşkulanılmıştır. Bu tip emrivakiler tüm ülkelerde zulme dönüşmüş ve toplumu bozarak yıkıma götümüşlerdir. En yeni örneği ise SSCB’dir diyebilirsiniz.

      Dokunulmazlık bana tarikat şeyhlerinin fikirde itiraz edilmez iddia edilen konumunu da çağrıştırıyor.

      Parlamento, kaliteli kişilerle oluşturulabilse dokunulmazlık zırhına zaten gerek te kalmaz. Parlamentoda mutlaka bulunması gerekli görülen söz hürriyetinin sınırsızlığına tahammül göstermeyen seçkinci aydınlarımızın parlamenterlerin meclis dışındaki suçları için dokunulmazlık zırhına ihtiyaç hissetmeleri bana çelişki gibi gözüküyor. Belki de onlar, dokunulmazlığı, kendilerine sağlanan veya sağlanmasını arzu ettikleri bazı imtiyazlara methal (giriş) teşkil etmek üzere gizliden istemektedirler. Kanımca dokunulmazlık fikri anayasalardan çıkarılmalı, tüm parlamenterler (bürokratlar) da sıradan simitçi bir vatandaş gibi hukuka uygun davranış bilincine yönlendirilmelidirler. Hatta onlar için bu bilnice ihtiyaç simitçiden  daha fazladır. Simitçinin eylemi kendi imkansız çevresine örnek teşkil eder. Ötekilerde ise  kötülüğü topluma yayma ve iyi gösterme potansiyeli söz konusudur.

      Bu yapı içinde parlamenter, parlamento faaliyetleri cümlesinden sayılabilecek tüm faaliyetleri sebebiyle sorumsuz olmalı, söz hürriyeti mutlak kabul edilmeli, içe sindirilmeli, bunun dışındaki eylemleri için tanınan dokunulmazlık zırhları kaldırılmalıdır. O zaman belli parlamenterler için zaman zaman çıkan suni tartışmaların önü de kesilmiş olur. Tutarlı bir düzende dokunulmazlıklara, imtiyazlara ve farklı uygulamalara ihtiyaç yoktur.

            ***
      Keşki  sayın Çiller başbakanken söylediği sözünü önemli destek verdiği Müslüman Çeçenleri de kucaklayacak şekilde formüle edebilmiş olsaydı…


Yorum
(!)
Yazar selami çekmegil açık 2007-02-03 09:49:44
(!)Aydınlar konusundaki başka bir değerlendirme için bkz: 
 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=55&Itemid=48
Bkz.
Yazar Selami Çekmegil açık 2007-02-08 09:49:59
(*) Bkz. Kendimizi Tartışmak, M. S. Çekmegil, Timaş Yayınları, İst. 1995

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 28-11-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116189188 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net