18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow 'YOLDAKİ İŞARETLER'LE NEREYE?
'YOLDAKİ İŞARETLER'LE NEREYE? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 29
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
30-01-2007
 ‘YOLDAKİ İŞARETLER’LE NEREYE?
                                                   
Raci Durcan

    ImageOsmanlının yıkılmasıyla dünya üzerinde belirleyici unsur olan İslam siyaseti de tasfiye edilmiş oldu. Tek bir devletin toprakları üzerinde birçok yeni devlet kuruldu. Bunlar da ya işgal edildiler, ya da halkları Batı yanlısı idarecilerin zulmüne terk edildiler. Bu, batı için kesin bir zafer anlamına geliyordu. Dahası zaferleri siyasi olmaktan öteye de geçti, zihinsel işgali kapsama alanına aldı. İslam dünyası şaşkınlık içerisindeydi. Bu şaşkınlık yoğun tartışmaları beraberinde getirdi. Yarım yüzyıldan fazla süren ve halen devam eden  yenilginin zihinlerde soru işaretleri bırakmaması mümkün değildi. Müslüman aydınlar yenilginin sebeplerini arıyorlardı. Doğruya iman edenler yenilmiş, batılın arkasındakiler kesin bir zafer kazanmışlardı. Burada bir yanlışlık vardı.

  Bu aydınların içinde, davası uğruna canını vermekte tereddüt etmeyerek samimiyetini ispatlamış ve böylece yeni kuşak Müslümanların gönlünde taht kurmayı başarmış Seyyid Kutup’u başta anmak, hatırasına kadirşinaslık olacaktır. İslam aleminde ilgi gören Müslüman Kardeşler hareketinin bir üyesi olarak Seyyit Kutup’un yoldaki işaretler adlı çalışması hemen her yerde dikkatleri üzerinde toplamayı başardı. Kitap, Seyyid Kutup’un meşhur tefsir çalışması olan Fizilal’il Kuranın bir özeti olduğu kadar, uğrunda mücadele ettiği düşüncelerin de özeti mahiyetindeydi. İnandığı fikirler uğruna canının feda etmekten kaçınmaması kendine ve fikirlerine haklı bir saygınlık kazandırdı. 1960 sonrası fikir akımlarının üzerindeki etkisi belirgindir. Bizde de tercüme edilmesinden itibaren her kütüphanede rastlanan bir kitap olmakla kalmadı, defalarca okunup hafızalara yazılmıştır. Her evde buluna Kur’anın yanında meallerinin de bulunmaya başlamasını, bu kitabın etkisine bağlamak yanlış olmayacaktır. Daha önce görmeye alışık olmadığımız kadar çok tefsir ve meal çalışması, Kurana duyulan ilginin göstergesidir. Bunda en büyük payı Seyyid Kutup’un bahse konu kitabını gösterirsek haksızlık etmemiş oluruz kanaatindeyim. Etki bununla sınırlı kalmamış, Türkiye’deki sayısız dini cemaatin oluşmasına ve kapalı bir tavır almalarında tesiri olmuştur. Bu kadar önemli tesirleri olan kitabı yeniden değerlendirmeye tabii tutmak gereklilik haline gelmiştir.
     Seyyit Kutup, Batı karşısındaki kesin yenilginin sebebini, Müslümanların Kurandan uzaklaşmasına; böylece İslam düşüncesinin orijinalinden saparak zayıflamasına bağlıyordu. Müslümanlar yeniden Kuran okumaya yönelir, Onun emirlerini kavrarlarsa doğru İslam düşüncesi teşekkül edecek ve Asrı saadet geri dönecektir mealindeki düşüncelerini açıklıyordu. Seyyid Kutup, İslam düşüncesinin teşekkülü devresinde hiçbir yabancı kaynaktan beslenmeden, sadece Kuran okumanın gerekliliğini çok önemli görüyordu. Saf ve katıksız bir İslam fikrinin oluşması için zihni bulandıracak hiçbir unsur olmamalıydı. Kuran dışında okunacak her şey bu safiyeti bozabilirdi.  Ayrıca Kuranın ne söylediğinin anlaşılması yetmiyor, bunu tatbik edecek, kendini batılı yaşam ve fikirlerden itinayla korumaya azimli bir cemaatin oluşması da gerekliydi. Çözüm arayışındaki kitlelere bu açıklamalar makul göründü. Ardından Kuran meallerine talep patlaması yaşandı. Sohbetlerde Kuran okunuyor ve tefsir edilmeye çalışılıyordu. Bu anlamda hiç aksamadan 15 yıldan fazla devam eden tefsir&meal çalışmaları biliyorum. Bu kadar uzun zaman zarfında aynı ayetlerin birkaç defa okunup tefsir edildiği olmuştur. Seyrek iştirak ettiğim bu toplantılardan istenilen sonucun alınmadığı aşikardır. Bırakınız toplumsal bir değişimi; gittikçe gelişen ve toplumu etkileyebilecek bir fikir düzeyi de ortaya çıkmamıştır. Ne fenni, ne de sosyal bilimlerde Dünya çapında bir insanın yetişmemiş olması bir örnek olarak gösterilebilir. Seyyid Kutup’un önerilerin başarılı olacağını ben de düşünmüştüm. İslam fikrini insanlardan değil, dinin kendi kaynağından öğrenmeye başlayanların pek kısa zamanda aralarındaki ihtilafı gidererek, aynı düşünce etrafında toparlanabileceklerini umuyordum. Kuran bu birlikteliği ve gelişimi sağlayacak, samimi kitle kısa zamanda ayağa kalkacaktı. Beklenenler olmadı. Eskiden olmadığı kadar meal ve tefsir yazılmasına rağmen ilmi batılılar üretmeye devam ettiler. Günümüze kadar gelen süreçte Müslümanlar, evrensel kabul gören ürünler sergileyemediler. Aksine yenilgi kökleşti, derinlik kazandı. Batı kültürü sadece İslam Dünyasına değil, tüm Dünyaya hakim olarak yaygınlaştı. Bu kültür en mütedeyyin ailelerin yaşam tarzlarını değiştirdi. Televizyon, giyim tarzı, yemek ve çalışma kültürü gibi tüm alanlarda kesin bir egemenlik kurdu. Bunlar olur biterken yenilginin sebeplerini yeniden araştırmak, bildiklerimize göz atmak zaruret haline gelmiştir.

    Temel yanılgılarımızdan bir tanesini, vahyin bir hidayet rehberi olan Kuran dan ibaret saymamız oluşturuyor. Kuran vahiydir ve yanılmaz bir kaynak olarak bize yol göstericidir. Fakat sadece yol göstericidir, doğruya eriştiricidir. Bu, doğrunun tamamıdır anlamına gelmediği gibi, doğrular sadece onun içindekilerdir manası da taşımaz. Ne yazık ki Kuran yönelen kitleler, bütün doğruları orada bulacakları ümidiyle okumaktadırlar. Bu yönelişin sonucu ortada değil mi? Bırakınız laboratuvar çalışmalarına bağlı fen bilimlerini, felsefe ve edebiyat sahasında dahi hakim kültürün dikkatini çekecek bir eser sergilenememektedir. Bunu söylediğimizde itiraz edenler çıkacak ve hakim kültürün istikametinin yanlışlığından kaynaklandığını söyleyeceklerdir. Bu fikrin sahiplerine göre siyaseten dünyanın gidişi değişmedikçe bu eserlerin değeri anlaşılmayacaktır. Edebiyat ve felsefe siyaset üzerinde etkili olamazsa bu istikamet değişimi nasıl sağlanabilir? Modern çağın sapmalarına ve insanının acıklı yalnızlığına rağmen ciddi eleştiriler bu kültürün kendi içinden yükselmektedir. Irak’ın işgaline karşı bir milyon kişi Avrupa’da boy göstermektedir. Sanat ve felsefemizin ciddiye alındığını görmemekteyiz. Halbuki Avrupa fikri gelişimini, İslam dünyasının tesirinde kalarak tamamlamıştır. Batılı hayat tarzının işgaline uğramamıza rağmen yine batı normlarında bir bilim üretememekteyiz.

    Müslümanların batı karşısındaki yenilgiyi sorgularken yaptıkları teşhis hatalarından diğeri; yenilgilerini iman eksikliğinden kaynaklandığını zannetmeleridir. Bu konuya Yoldaki işaretler adlı kitapta sıkça atıf vardır. İlk Müslümanların kitaplarına kültür edinmek amacıyla değil, onu yaşamak için yaklaştıklarından bahisle, ayetlerin iner inmez insanların hayatına geçtiği  izah edilmektedir. Kuran ayetlerinin peyderpey indirilip 23 yıllık bir zaman dilimini kapsaması bu noktada örnek olarak sunulmaktadır. Günümüzdeyse Kuran’a yaklaşım değişmiştir. Merak saikıyle yaklaşanlar bir kültür edinmekle kalıyor, onu tatbik etmiyorlar denilmektedir. Böylece örnek bir toplumsal hayat oluşmamakta,  Modern insan, Kuranı yaşanan halde görememektedir. Böylece insanları etkilemesi gereken kitap, soyut bir anlam  ifade etmektedir. Seyyid Kutup bu durumu, asrı saadetteki Müslümanların imanıyla günümüz Müslümanının arasındaki farka bağlamaktadır. Kitaplarına samimi bir iman ile değil, çağımız hastalığı şüphe ile yaklaşan Müslüman, o dönemde olduğu gibi samimi bir toplum yaşantısı oluşturamamaktadır. Asrı- saadet Seyyid Kutup gözünde bir daha yeryüzünde görülmeyecek bir dönem olarak belirginleşmektedir. Örneği idealleştirirken onu bir ütopyaya dönüştürdüğünü fark etmemektedir. Hangi fikri akım olursa olsun düşünce önderlerini yüceltmek ve tarihten parlak bir sayfayı kitlelerin önüne sermek ihtiyacındadır. Asrı saadet bu anlamda kişileri kendine çeken bir ideal olarak belirir. Fakat onun yanında sonraki tüm dönemleri silmek, İslam’a yaşanamaz bir din hüviyeti vermekle eşdeğerdir.

    Benim kanaatimce İslam’ın ışıltısı asrı saadetle sınırlı kalmamış, günümüze kadar insanlığı aydınlatmayı sürdürmüştür. Günümüzde dahi mağlubiyetimiz siyasi alandadır. Yeryüzünde hiçbir topluluk Müslümanlar kadar ahlak ve medeni davranış örnekleri veremezler. Onca ezilmiş ve yoksunluklarına rağmen İslam toprakları halen insani özelliklerini yitirmemişlerdir. Günümüz medyası doğru örnekleri hep batıdan yanlışları ise doğudan seçerek kitleleri yanıltmaktadır.

     Kuran ilmin tümü değildir. Aslen bu kuranın ifadesine de zıttır. Bir ayette Allah’ın ilminin bütün denizler mürekkep olsa dahi yazmaya yetmeyecek kadar çok olduğu bildirilmektedir. Bu kadar büyük ilim, ayetin kendi ifadesiyle Kuranda değildir. Tabiata serpiştirilmiş ve çabalarımızla oradan bulmamız istenmektedir. Ayeti manasını kavrayamayanlar onu, ayetlerin altını gereksiz doldurarak tamamlamak istemektedirler.

     Her şeye eldeki bir kitapla sahip olmak, İslam düşüncesinin özünde olmayan yanlış bir telakkidir. Bu yanlış anlayışa göre, kutsal kitap adeta sihirli bir formülle dünyayı cennete çevirmelidir. Bunun olmadığını gördükçe, fikrin yanlışlığı değil, inananların imanının eksikliği söz konusu olmaktadır. Kuran bir hidayet rehberidir. İyi niyetler taşıyanlar ondaki işaretleri yakalayarak hayatı ve anlamını çözebilirler. O aynı zamanda ufka yelken açmış bir geminin karayla irtibatı gibidir. İnsanlık önündeki sonsuz evrene açılacak fakat açıldıkça karayla irtibatını da kaybetmeyecektir. Bu temsilde İlim okyanustur. İnsan bu okyanusta açıldıkça oraya nereden geldiğini unutmasınlar diyedir Kuran.

      Günümüzün önemli keşiflerinin izine Kurandan ayetler gösterildiğine rastlamış olmalısınız. Peki bu önemli keşifler niçin onu sıkça okuyan Müslümanlar tarafından yapılmıyor? Evrendeki her cismin kendine has bir yörüngede seyrettiği günümüz astronomisinde önemli bir keşiftir. Konuyla ilgilendirilen ayetleri müminler okumaktayken bunu anlayan ve bilimsel izah getiren Kuranı belki hiç okumamış  batılı bir gök gözlemcisidir. Tuzlu ve tuzu az iki denizin mucizevi bir şekilde birbirinden ayrı durarak karışmamasına Kuranda bir ayetin işaret ettiği ifade edilmektedir. Bu açık delile rağmen keşif, Kuran okuyanlar tarafından yapılmamıştır. Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi Kuran bilimsel gerçeklerin keşfinden çok, tabiata serpiştirilmiş ve bizim keşfimizi bekleyen ayetlerin kendisiyle çelişmediği noktasında ışık tutabilir bizlere.

     Kuranı okuyan ve anlamlandıran kişiler değerli elbette. Fakat vahyin geri kalanını arayanlara da en az onlar kadar itibar göstermediğimiz sürece bir İslam Çağını beklemeye hakkımız yok.

       Kuranın rayından çıkarak hurafeye bulaşmış bir zihniyeti tasfiye etmek amacıyla indirildiğini ve bunu başardığını düşünüyorum. Ardından gelen 1400 yıllık parlak bir uygarlık işte bu anlayışın tezahürüdür. Bütün ahlaki yoksunluğuna rağmen batı uygarlığının dahi günümüzdeki parlak buluşlarının, onun önerdiği yönteme sahip çıkmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Ortaçağdaki gibi ellerindeki incili okuyup yorumlamayı bilginlik zanneden papazlarını dinlemeye davam etselerdi şimdi imrendiğiniz şu konumda olacaklarını mı sanıyorsunuz? 

Yorum
tebrik
Yazar kubha açık 2007-01-31 01:34:26
alttan 6. paragraftaki tespitinden dolayı yazarı kutluyorum
iMRENMEK
Yazar selahaddin açık 2007-02-01 16:15:38
SELAMLAR 
İmrenmek ... ! Teknolojik gelişmelerin espirili yanı bulanların tekeline kalmaması.En son teknolojiyi en geri kalmış kesimlerin takip etmesi bu noktada ilginç.Satrançta bir kural var rakip saldırıken savunma yapmak.Eğer saldırmaya kalkarsanız zarar görürüsünüz.Batı medeniyeti tek dişi kalmış haliyle şu anda artık maddi üstünlüğün ayakta kalabilmek için yeterli olmadığı nı görüyor. Ve doğudan kültür ihracına başlıyor.Prens charles in bu konudaki araştırmaları ilginçtir. İslam artık küresel bir olgu olarak dünya gündemindedir.İslam ı coğrafya ile sınırlamak söz konusu değil artık. Batı medeniyetinin içine nufuz eden islam kendi gelişimini sürdürmektedir. Gelecekte teknolojinin sahibi de oacaktır. İstikbal İslamındır. 
Defalarca okunmalı
Yazar faruki açık 2007-02-05 11:18:39
Raci Ağabey, 
Yıllar önce merhum Mehmed Akif de benzeri şeyler söylediğinde o malum eleştirilere maruz kalmıştı. 
Yazdıklarınız, konu ile ilgili olarak kafasında soru işareti olan herkesin defalarca okuması gereken şeyler. Evet, islamın ışığı hala dünyayı aydınlatıyor. Ama siyasi alanda da mağlup olmamalıydık. Bundaki en büyük sebep bana göre yine biziz. Elinize, dilinize, yüreğinize sağlık.
İmrenmek
Yazar girisim açık 2007-02-05 12:14:24
Selahattin Kardeş, 'imrenmek' tabirini yadırgamış. Başka bir ifade daha iyi olabilirdi. Fakat haricimizdeki insanlarda da imrenilecek vasıflar olabilir diye düşünüyorum. Mesela hurafe değil ilim peşinde koşmak gibi. Batının bugün teknolojik üstünlüğünü getiren şey ilmi yaklaşımlarıdır. Şöyle bir örnek vermek yanlış olmaz sanırım; Fırat nehri kenarında bir aile düşünün. Sel suları kabarınca ne karşıya geçebilir, ne tarlasını koruyabilir yükselen sulardan. Bazen de bu sular ailesinden birilerini da alıp götürebilir. Şimdi bu aile olan biten karşısında sadece ağıt yakmayı biliyorsa, başka birşey yapmayı aklatemezse? İşte yaklaşım farkı burada ortaya çıkıyor. Doğru düşünen biri hemen sağlam bir köprü yapmayı düşünür, karşı kıyıya ulaşmak için. Bir de bend yapar ki sular yükselince tarlasına ve malına zarar vermesin. İşte bu tavır, Allah'ın tabiata yerleştirdiği ilkeleri anlamaktır. Yapıması gereken şey budur. 
Batılılar bunu yaptı. Osmanlının elindekilerden daha etkin silahlar geliştirip yendiler bizi. Bizse yenilginin bu noktadan geldiğini bile kavrayamadık henüz. 
Faruki kardeşe çok teşekkür ederim, okuyup değerlendirme yazdığı için. Beğenmesine sevindim. 
Raci
Bir İkaz
Yazar bilal surgec açık 2007-03-24 15:03:41
Selami Çekmegil Beyefendi ile 22 Mart 2007'de Kızılay da karşılaştım. Çoktandır da görüşemiyorduk. “Nereye?” diye sordu. "Meal okumaya" diye cevaplandırdım. "Boşver gel büroya gidelim." Israr edince Raci Bey'in Kriter'de Yoldaki İşaretlerle Nereye isimli makalesini okumayı tavsiye etti. Meal çalışmasından sonra hemen okudum. 
 
Raci Bey'in akıcı bir üslubu var. Ancak müsaadesi olursa Yoldaki işaretlerle ilgili yazdığı yazıya kardeşane tenkiti mi de yazayım. Bu yazıyı tenkit etmek, Raci Bey'i ikaz etmek bir ibadettir.  
Yazarımız diyor ki " Seyyit Kutup, Batı karşısındaki kesin yenilginin sebebini, Müslümanların Kurandan uzaklaşmasına; böylece İslam düşüncesinin orijinalinden saparak zayıflamasına bağlıyordu. Müslümanlar yeniden Kuran okumaya yönelir, Onun emirlerini kavrarlarsa doğru İslam düşüncesi teşekkül edecek ve Asrı saadet geri dönecektir mealindeki düşüncelerini açıklıyordu." Merhum Seyyid Kutub bu konuda haklıdır. Kendisi Mısır'da yaşamıştır. Mısır batıcılık ve ulusalcılık akımlarının sızdığı ilk İslam ülkesidir. Yeniçeriler batıdan gelen eğiticilere tepki gösterince Osmanlı yöneticileri batılı eğiticileri önce Mısır'a getirip burada Mısırlı askerleri eğitip ondan sonra batılı eğitim gören bu askerleri İstanbul'a getirip Yeniçerileri eğitmiştir. Yeniçerilerin bir itirazı vardı: Gavurdan bir şey öğrenecek değiliz gavurun aklı olsa müslüman olurdu.” 
Napolyon'un Mısır'ı işgali ile oryantalistlerin etnik ulusçuluğu yaymak için çalıştıkları Mısr'ı Anadoludan ayırmak için din kardeşliği yerine kavim kardeşliğini ikame etirmek için ilk çalışma yaptıkları yer de burasıdır.. MEB Yayınlarından İslam Ansiklopedisinin Giriş kısmında bu konu işlenmekte ayrıca Mısır ulusçuluğu ile ilgili malumatlarda İslam düşüncesini yıkmak için ulusçuluğun nasıl inşa edildiği karşımıza çıkmaktadır. Bütün bunlar Merhum Şehidi haklı çıkarmaktadır. İslam düşüncesi yerine ırk,kavim,beşeri ideolojilere inanan üstelik müslümanım diyen idareciler, ideologlar batı karşısında hem kendilerini hem de halklarını alçaltıcı bir duruma düşürmüşlerdir. 
 
Yazarımız diyor ki “Kuran meallerine talep patlaması yaşandı. Sohbetlerde Kuran okunuyor ve tefsir edilmeye çalışılıyordu. Bu anlamda hiç aksamadan 15 yıldan fazla devam eden tefsir&meal çalışmaları biliyorum. Bu kadar uzun zaman zarfında aynı ayetlerin birkaç defa okunup tefsir edildiği olmuştur. Seyrek iştirak ettiğim bu toplantılardan istenilen sonucun alınmadığı aşikardır.” 
 
Hayatımın her on yılında bir hicret mukadder oldu. Türkiye’de gezip görmediğim yer kalmadı. Sayın yazarımız Kur’an meal ve tefsir çalışması yapanların, mevcut nüfusun binde kaçına tekabül ettiğini biliyor mu? Müslümanların ezici çoğunluğunun temel meselesi bırakın bir tefsiri, bir meali bile okumamaktır. Bu kitapların satılması, okunuyor olması demek değildir. Çoğu vitrinleri süslüyor. Hele Türkiye’de okumamak başlı başına bir sorun. İş hayatı imamlıkla sona eren bazılarının Fatihanın manasını bile bilmedikleri, Kur’an-ı baştan sona aslı şekli ile okuyup manasını bilmeden hatmeden kişinin mealini okumadığını bilmek için araştırmacı olmaya gerek yok çevremizden dahi birkaç kişiye sorarsak bunun böyle olduğunu öğrenebiliriz. Yazarın yukarıdaki cümlelerinde sürekli devam eden Tefsir ve meal çalışmalarının boşa harcanmış bir çalışmaymış gibi bir anlam çıkartıyorum. Yazar tefisr ve meal çalışmalarında hangi sonuç elde etmek istiyor. Kuran bir hekimlik, bir mühendislik kitabı değildir. Zaten yazar bunu yazısında belirtiyor. Bir inancı zihinde sürekli zinde kalması gerekiyorsa bunun için Onun sürekli okunması gerekir. Kur’an düşüncesinden bu ülkede uzak kalanlar ırkçı olmadı mı? Laik olmadı mı? Batıcı olmadı mı? Irak’ta Kur’an’daki kardeşliği bir tarafa bırakıp Kürt,Türkmen, Arap,Şii, Suni kardeşliği ABD’nin işgalinin devamına katkı sağlamadı mı? Afganistan’da Ruslara karşı cihatla kazanılan zaferden sonra,Kur’an’a ters aşiretçilik, kavmiyetçilik bataklığına saplanınca Allah onları zillete düşürmedi mi? 
 
Kur’an-ı bilmeden Marksı bilmek, Liberalizmi bilmek bir Müslüman için züldür. Şehid Kutub Tefsirinde de Kur’an-ı anladıktan sonra beşeri ideolojilerin ne kadar yersiz boş bir kuruntu, zan olduğunu belirtiyor. 
 
Yazrımız diyor ki “Bu kadar uzun zaman zarfında aynı ayetlerin birkaç defa okunup tefsir edildiği olmuştur. Seyrek iştirak ettiğim bu toplantılardan istenilen sonucun alınmadığı aşikârdır. Bırakınız toplumsal bir değişimi; gittikçe gelişen ve toplumu etkileyebilecek bir fikir düzeyi de ortaya çıkmamıştır. Ne fenni, ne de sosyal bilimlerde Dünya çapında bir insanın yetişmemiş olması bir örnek olarak gösterilebilir. “ 
 
Bu mantık İslami bir mantık değildir. Neye göre dünya çapında? Bu ekonomi ile alakalı bir durum. Dün Osmanlılar zengindi bugün batılılar. Bu satırlar bir yenilginin kabullenmesi gibi. Batılıların robot gibi insana sundukları tekniğin dışında neyi var? Dünyanın en zengin ülkeleri en mutsuz, en fakir ülkesi Bangladeş en mutlu ülkesi.Bu arada Nobel armağanı alan ilk Müslüman ilim adamı olan Pakistanlı Abdüsselam’ın ödülünün İslam’a kazandıracağı hiçbir şey yoktur.Kur’an bir hazinedir istifade eden kazanır Batı, dünyaya zulüm ve vahşetten başka ne sunmuştur. 
 
Eğer tıoplumsal değişmeye bir misal istiyorsa bir başarı saymasak dahi büyük bir değişime örnektir. Türkiye’yi başörtülü eşlere sahip İmam Hatip mezunları yönetiyor. Ve dünyada bunu görüyor. O meal çalışmalarının toplumsal sahadaki bu değişime mutlaka az veya çok bir katkısı olmuştur.  
 
Hakim kültürün dikkatini nasıl çekeceğiz? Türkiye’de kitapları çok satan ancak az okunan bir yazara Nobel kazandıran baskı güçlerinin imkânlarını nasıl ele nasıl geçireceğiz?”Bu sorun mu? Şimdi Müslümanların sorunu bu mu olacak. Bu yıl Türkiye’de en büyük ödülü de Kültür Bakanlığından Sezai Karakoç aldı. Seazi Karakoç’un eserleri tercüme edilse dünya büyük bir yazarı tanır. Reklâm imkânının kıtlığı başka, dünya çapında düşünürümüz yok demek başka. 
 
Müslümanlar niye keşif yapamıyor? Allah torpil yapmaz, adildir. İlim bahtla olmaz cehtle olur kim çalışsa Yahudi, Hırıstiyan, Budist o başarılı olur. Yatan Müslüman dahi olsa niye başarılı olsun ki. 
 
Bir kitabın değeri çok okunmasından ve anlaşılmasındandır. 
 
 
 
 
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-07-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116189323 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net