18-07-2024
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow SADDAM İDAM EDİLMİŞ OLABİLİR Mİ?
SADDAM İDAM EDİLMİŞ OLABİLİR Mİ? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 42
KötüÇok iyi 
Yazar RACİ DURCAN   
10-01-2007
                                                SADDAM İDAM EDİLMİŞ OLABİLİR Mİ?
                                                                                                                 RACİ DURCAN

                                                                                                              9Ocak 2007, Ankara

   ImageSaddam Hüseyin'in idam görüntüleriyle bayrama girmenin burukluğunu
yaşadık bu sene.. Bunda etkili olan şey, Saddam'a acımaktan çok bu
idamının sembolik anlamının bir tehdit içermesiydi. Aylarca süren bir
yargılamada infazın bayram gününe denk gelmesi tesadüf değildi.
Gizlice çekildiği intibaın verilmesine gayret sarf edildiği anlaşılan
görüntülerin bütün dünyaya servis yapılması da... Hadisenin arkasından
şiddetlenen Şii-Sünni savaşıyla  istediklerini bir kere daha
fazlasıyla aldılar.
    Saddam'ın idamı, tek başına üzerinde durulmayı gerektirecek önemde
değildir. Fakat gizli çekim yapıldığı intibaı verilen görüntülerdeki
tuhaflık dikkat çekiciydi. Ülkesine büyük zararlar vermiş bu insanın
ortadan kalkmış olması bizi fazla alakadar etmesi gerekmezdi. Ancak
olayın sunuluş şekli, bu meseleyi birkaç bakımdan ele almayı
gerektiriyor.
   Saddam Hüseyin, Dünyanın her tarafında heyacan uyandıran İran
devrimine savaş açmış bir insan olarak gereken payeyi o zaman almıştı.
Yıllarca ve Amerikan menfaatleri uğruna sürdürdüğü savaş, nefreti
üzerine çekmeye yetmişti.  Ancak Kuveyt işgali ve sonrasında gelen
Amerikan saldırısıyla zor duruma düşen Irak Halkının içinde bulunduğu
durum onu tekrar mazlum konumuna soktu. Saddam'ın 1979 yılında CİA
ajanı olarak darbeyle işbaşına geldiğini bilmeyen yok. Ancak O birinci
körfez savaşından sonra ülkesinde Amerikalılar tarafından aldatılmış
bir lider gibi görünmeyi başarmıştı. Uzun bir ambargo döneminden sonra
gelen II. Körfez savaşında herkes onun yanında yer aldı. Türk
Dışişleri görevlileri dahi ülkesinin işgaline yol açacak büyük krizin
arefesinde O'nu vazgeçirmeye çalıştılar. Ardından gelen işgalde Irak
bir ay süren ağır bombardımanla yerle bir edildi. İranla 8 yıl savaşı
sürdüren, Ortadoğu'da büyük bir güç olduğu iddia edilen ordusu bu
savaşta yoktu; buhar olmuştu. Bir ay süren işgal savaşı süresinde,
direniş adına benim aklımda kalan tek görüntü bir çiftçinin av
tüfeğiyle düşürdüğünü iddia ettiği helikopterle birlikteki resmi oldu.
Bunun dışında herhangi bir çatışma görüntüsüytle karşılaşmadık.
Amerikan askerlerinin kayıp verdiklerine ilişkin haberler geliyordu
ancak bütün bunları Irak üzerine yağdırdıkları bombalarar haklılık
kazandırmak için servise yapılmış olabilirdi. İşin en ilginç yanı,
işgalin sonunda Saddam'ın sarayı teslim alınırken dahi hiçbir
direnişin olmaması, hatta saraya giden tankların geçeceği köprülerin
dahi sağlam olarak yerinde durmalarıydı. Belli ki mizanseni
hazırlayanlar, nekadar mükemmel olursa olsun, inandırıcılığı zedeleyecek hatalar yapabiliyorlardı.
İşgalden sonra, işgal kuvvetlerine karşı aylarca ciddi bir direniş
olmadı. Saddam'ın Ordusundaki onca asker ve subay çok önceden tasfiye
edilmiş gibiydi. Hatta Sadamın kendisi dahi ortalıkta görünmüyordu.
Bütün bunların faturası müslümanlara, onların korkaklığına fatura
edildi.
 Irak'ın işgalinden sonra artık kimsenin Amerika'ya güvenerek kendi
halkına zıt düşmeyeceğini, zulmetmek cesaretinde bulunamayacağını
düşünüyordum. Yeni bir dönemin başlangıcı olabilirdi bu. Uluslararası
güce dayanmanın ne kadar güvenilmez olduğunu gören yerel yöneticiler
bundan sonra böyle birşeye cesaret edemezler diye düşünmüştüm. Fakat
yanıldığımı kısa zamanda anladım. Amerikan yararına çalışan merkezler bu
durumdan hiç etkilenmemiş gibi işlerine devam ettiler. Burada yanlış
giden birşey vardı ve onu arıyordum. Acaba Saddam'ın durumunda ne gibi
bir ayrıcalık vardı? Saddam doğrudan bir Amerikan ajanı olabilir miydi?
CIA yardımıyla işbaşına gelmiş olması onun kadrolu ajan olduğuna ilişkin
yeterli delil teşkil etmez çünkü. Dünyanın her tarafında egemen güçler, bazen açıktan, bazen gizlice amaçları doğrultusundaki kişi
ve grupları destekliyorlar zaten. Saddam'da bir dönem yolu Amerikayla
çakışmış fakat milliytçi bir insan olabilirdi. Savaşın sonuna kadar
verdiği görüntü buydu. Kurban bayramında servis edilen T.V görüntüleriyle
yıllarca zihnimi meşgul eden sorunun cevabını bulmuş oldum.
  II. körfez savaşından sonra işgal edilen Irak'da Saddam Hüseyin, işgal
sonrası ortalıkta hiç görünmeseydi, tek kurşun atmadan ülkesini işgal ettiren bir
insan olarak anılacaktı. Bu da hem aynı nitelikte hizmet veren diğer
diktatörlerin teşhisi açısından bir tehdit içerebilir, hem de Amerikan
karşıtlığını daha da geliştirebilir, Amerikan kamuoyundan tepki
toplayabilirdi. Amerikanın doğrudan bir ajanını devlet başkanı
yaptığının düşünülmesi, Dünya siyasetinde etkin gücün inandırıcılığının
sorgulanmasına yol açardı. Gerek bu düşünülerek, gerek ülke içinde
artan direnişte Saddam parmağı bulunduğunu yaymak için yeniden gündeme
getirildi, yakalandı. Aradan aylar geçtikten sonra Saddam Hüseyin diye
birini yakalayıp mahkeme huzuruna çıkardılar. O dönemde bu yakalanan
kişinin saddam Hüseyin olmadığını iddia edenler oldu. Fakat yapılan
testler sonucu kesinleştirmişti ( bu testleri kim yapıyorsa). Aylarca
süren mahkeme, ve mahkemedeki umursamaz tavırları halkta hiç tereddüt
bırakmadı. Şimdi bu tavrın sebebi daha net anlaşılmaktadır. Muhtemelen
orada yargılanan kişi, Saddam'a benzer biriydi ve detaylara girildikçe
kendisiyle ilgili şüphelerin artmasından endişe ediliyordu. Ucuz
kahramanlık gösterisinin nedeni bu olsa gerekti.

  Bayramda servis edilen idam görünytelerini inceleyince, Saddam'ın
katıksız bir Amerikan ajanı olduğunu; bu durumunu sonuna kadar muhafaza
ettiğini farkkettim. Görüntüler sanki iki açıdan anlam taşıyordu.
Birincisi Saddam'ın CIA ajanı olduğunu gizlemeyi hedefliyordu.
Diğeriyse Saddam'la aynı konumda bulunan diğer ajanlara mesaj
içeriyordu. Bu durumu şöyle açıklayabiliriz: Eğer Saddam gerçekten İdam
edilmişse bunun iki anlamı olabilirdi. Birincisi Saddam Amerikan ajanı
değildir manasına gelir ki; bunu kabul, tüm geçmişini red anlamındadır.
Bu kadar çok hatanın bilinçiszce işlenmesi, arda arda sıralanması
mümkün değildir. İranla 8 yıl savaşan bir ordunun bu kadar kısa sürede
ve karşı tarafa neredeyse hiç kayıp verdirmeden ortadan yok olmasını
izah edemeyiz. İkinci şık; 'Saddam Amerikan ajanıdır fakat kullanım
süresi dolduğundan bertaraf edilmiştir' olabilir. Bu da anlamlı
değildir. Amerika gibi dünya gücü olan bir devlet, kendisine sadakatle
hizmet etmiş bir görevlisini, artık ihtiyacı kalmadığı için öldüremez,
idam ettiremez. Bunu yaparsa bir daha kendisiyle çalışacak kadro
bulamaz. Hiç ticaret bilmeyen insan dahi borcunu ödemeyen bir insana
bir daha borç para vermez. Sözünü tutmayan , kendi adamlarını yok eden
bir sisteme kim hizmeti devam ettirir. Büyük devletlerin her zaman
kendisine sadakatle hizmet edecek insanlara ihtiyacı vardır, olacaktır.
Böyle bir kural yokmuş gibi, haber yorumcuları, son kullanım tarihi
geçti diye Saddam'ın yok edilmesine Amerikanaın müsaade ettiğini
söyleyebiliyorlar. Bu, büyük devletlerin yapabileceği bir hata
değildir. Yahut böyle bir hatayı yapan artık büyük devlet olmayı
sürdüremez
 Bizdeki kavram yanlışlıklarından bir tanesi de; eğer bir kişi bir suç
işlemişse, her suçu onun işleyebileceğini düşünmektir. Burada bu mantık
devrededir ve 'ajan satın alan bir ülke, ihanet edip yeri geldiğinde bu
ajanı neden yoketmesin?' diye düşünülmektedir. Olayın aslı böyle
değildir. Hırsızlık yapan birisi mesela sadece bankaları boşaltıyordur
da toplum içinde çok dürüst biri olarak yaşıyordur. Katil'in hırsızlık
ta yapacağını düşünmek sadece bir önyargıdır. Yalan söyleyen bir
insanının her konuda yalan söyleyeceğine inamamız gerekmez. Bunun gibi
Amerika bir konuda çalışacak ajan satın alıyorsa; onunla bir nevi iş
anlaşması yapmış demektir. Bu anlaşmaya uymak zorundadır. Ta ki makul
bir gerekçeye (mesela karşı tarafın anlaşmaya uymaması) gibi dayanana
kadar. Kendi güvenliği için tehdit olması söz konusu olduğunda onu
ortadan kaldırmayı düşünür. Kurallara uymadığı bilinen biriyle kimse
çalışmaz.
 Saddam'ın idam görüntülerini inceleyen bir profosyonel bunun uydurma bir
senaryo olduğunu hemen anlayacaktır. Ben şahsen şimdiye kadar ilk defa
bir idam mahkumuna ipin nasıl boynuna asılacağının izah edildiğini
izlemiş oldum. Demekki tecrübe kazansın, yanlışlık olmasın diye önceden
gösteriyorlar(!). Sonra aktör rolünü burada iyi oynayamamış ve hiç idam
olacak bir insanmış görünümü vermiyordu. Böyle durumda bir insanın yüzü
kağıt gibi bembeyaz olur, hareketler donuklaşır. Ne kadar cesur
olursanız olun, ölüm kadar katı bir gerçek karşıısında sarsılmayacak
insan olacağını düşünmüyorum. Bu kadar kötü rol, filmi izleyecek olan
diğer görevlilerin sahneye inanmaları için bir işaret sanki.

 Hayatı boyunca halkına ve Müslümanlara zarar vermeyi başaran Saddam,
ölümüyle dahi bu zararı vermeyi sürdürüyor. İdam sahnesinde görülen ve
şii olduğu iddia edilen kişiler nedeniyle Irak'taki mezhep savaşı hız kazanıyor.
Tehdit mesajını alan müslümanlar buruk bir bayram geçiriyorlar.

  Saddam ise yenilenmiş kimliğiyle Dünya'nın bir köşesinde kendi idam
görüntülerini izliyor olmalı. Tereyağından kıl çeker gibi başardığı işle bunu haketti çünkü. Koca ülkeyi Amerika'ya teslim etti.

  Eğer burada yanılıyorsam( ki yanılmadığıma eminim), bu kadar kötü görüntüler, diğer görevliler için 'endişelenmeyin, Amerika sözünü tutar' mesajı içindir. Zaten hiçbir zaman ne Saddam'ın mezarı bulunacak, ne de cesediyle karşılaşacaksınız.

Yorum
Yazar nihat açık 2007-01-11 11:37:24
 
AH HALEPÇE HALEPÇE FERYADIN SENİN 
 
BAĞRIMDA HANÇERDİR İNİLTİN SENİN 
 
 
 
Uzun gurbet yolculuğunda görüyorum kendimi.. 
 
yargılanıyorum sokakların derinsizliğinde, 
 
yargısız,mahkemesiz.. 
 
vedalaşmak geliyor içimden tanıdığım-tanımadığım insanlarla.. 
 
hıçkırık tutan tüfeğimin çifte namlusuydu beynimde öten.. 
 
sokakların derinsizliğinde yargılanıyorum sorgusuz,sualsiz.. 
 
gediklerde ıslık çalan bendim, 
 
oysa mermi sesleriydi bir zamanlar.. 
 
korkulu bir duygunun prangalı esiriydim halepçe meydanında.. 
 
yargılanıyordum yargısız, 
 
sorgusuz, 
 
mahkemesiz. 
 
 
 
Halepçe Katliamı 
 
 
 
İran-Irak Savaşı'nın sekizinci yılında Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirilen 
 
Halepçe Katliamı'nda, binlerce Kürt korkunç şekilde yaşamını yitirmiştir. 16 Mart 1988'de 
 
gerçekleştirilen katliam sırasında İran sınırına yakın bir bölgede bulunan Halepçeliler, Irak 
 
ordusunun yaptığı hava bombardımanından sonra sığınaklara çekildilerse de bir süre sonra 
 
helikopter ve uçaklardan atılan kimyasal gazlardan kendilerini kurtaramamışlardır. 
 
Saldırılarda en az 5,000 sivil ölmüş, 10,000'den fazla sivil yaralanmıştır. Katliamın boyutunu 
 
ve korkunçluğunu daha iyi anlayabilmek için, yine olayı yaşayanların aktardıklarına dönelim: 
 
 
 
Nesrin Abdülkadir Muhammed isimli bir kadın, Irak Askeri Kuvvetleri helikopterlerinin 
 
Halepçe'ye bomba attığı sırada, ailesiyle beraber yaşadıklarını bir gazeteciye anlatmıştır: 
 
Iraklı peşmergeler İranlı askerlerle beraber Irak'a karşı savaştıklarından ve Irak askerleri 
 
geri çekilmek zorunda kaldığından, Nesrin ve ailesi Halepçe'deki evlerinin sığınağında bir 
 
Irak saldırısını bekliyorlardı. Saat 10 sularında, Nesrin içerisinde kameralarla görüntü alan 
 
ve fotoğraf çeken adamların bulunduğu bir helikopter gördü. Helikopter çok yakına kadar 
 
geldi, ancak geri gitti. O sırada Nesrin 16, kız kardeşi ise 15 yaşındaydı. Saldırı saat 11'de 
 
başladı ve Irak ordusu Halepçe üzerine napalm attı.. Saat ikide bombalama bitti. Nesrin 
 
yukarı kattaki mutfağa çıkarak ailesi için yemek hazırlamaya başladı. Nesrin olanları şöyle 
 
anlatmıştır: "Bombalama sonunda ses değişti. Artık ses eskisi kadar yüksek değildi. Sanki 
 
patlamaksızın düşen metal parçaları gibiydi. Bu sessizliğe bir anlam veremedik." Halepçe'ye 
 
yakın Yulakan bölgesinde yaşayan Muhammed adında bir adam ise şöyle dedi: "Bir 
 
helikopter kasabaya geri geldi ve askerler beyaz kağıt parçaları fırlattılar." Muhammed, 
 
askerlerin rüzgarın hızını ve yönünü ölçtüklerini anlamıştır. O sırada yiyecekleri toplayan 
 
Nesrin, rüzgarın evin içine taşıdığı garip kokular duydu. Nesrin şöyle dedi: "Başlangıçta çöp 
 
gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta 
 
gibi koktu." Aşağıya inmeden önce evlerindeki kuş kafesine baktı, kuşun ölmekte olduğunu 
 
gördü. Pencereden dışarı baktığında gördüğü manzara şaşırtıcıydı: "Çok sessizdi, ama 
 
hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu." Nesrin sığınağa döndü: "Herkese yanlış 
 
giden bir şeyler olduğunu söyledim. Havada ters giden bir şeyler vardı." Bombardımandan 
 
kaçmak için sığınağa saklanan ev halkı telaşlanmış, ancak sığınağı terk edememiştir. 
 
Nesrin şöyle devam ediyor: "Rahatsızlanmaya başlasak da saklanmaya devam etmeye karar 
 
verdik. Gözlerimde çok şiddetli bir acı hissettim. Kız kardeşim yüzüme yaklaştı ve 'gözlerin 
 
kıpkırmızı' dedi. Sonra çocuklar kusmaya başladılar. Çok fazla acı çekiyorlar ve sürekli 
 
ağlıyorlardı. Annem ağlıyordu. Sonra yaşlılar kusmaya başladı." Her sığınağın bir gaz 
 
odasına dönüşeceğini anlayan Irak Hava Kuvvetleri, Halepçe'de kimyasal silah kullanmıştı. 
 
Nesrin şöyle devam ediyor: "Havada kimyasal maddeler olduğunu anlamıştık. Gözlerimiz 
 
gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz 
 
bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyordu. Sonbahardaymışız gibi 
 
ağaçların yaprakları dökülüyordu. Keklik ölmüştü. Etrafta yere çöken duman bulutları vardı." 
 
Aile rüzgarın yönüne baktı ve tersi yöne koşmaya başladılar. Koşmak gittikçe zorlaşıyordu. 
 
"Çocuklar yürüyemiyorlardı, çünkü rahatsızdılar. Kusmaktan bitkin düşmüşlerdi. Onları 
 
kollarımızda taşıdık." Şehrin diğer kısımlarında da aileler benzer durumdaydılar. 
 
Halepçe'nin kuzeyinde yaşayan Nuri Hama Ali, ailesiyle birlikte Irak ordusunun yerinden ettiği Kürtlerin bulunduğu Anab'a doğru giderken gördüklerini şöyle ifade etmiştir: "Anab'a doğru giderken çoğu kadın ve çocuk ölmeye başladı. Kimyasal bulutlar yere yakındı. Ağırdılar. 
 
Onları görebiliyorduk. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı 
 
şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı." 
 
Nesrin ve Nuri'nin yaşadıkları korkunç olaylarla ilgili izlenimleri benzer şekilde devam 
 
etmektedir. Sonunda Nesrin ve ailesinin diğer fertleri kör olmuşlardır. Nesrin annesinin 
 
İran'da gömülenler arasında olduğunu İranlıların hazırladığı bir fotoğraf albümünden 
 
öğrenebilmiştir. Kardeşlerinden beşi ölmüştür. Nesrin'in bir çocuğu olmuş, fakat kalbindeki 
 
delikten dolayı üç aylıkken çocuğu kaybetmiştir. Saddam'ın Halepçe'de kendi vatandaşlarına 
 
karşı gerçekleştirdiği bu katliam, binlerce insanın hayatını Nesrin'inkine benzer acılarla 
 
karartmıştır. 
 
 
 
------- 
 
 
 
kış uykusundan yeni uyanıyordu her şey. toprak güneşten nasibini alarak ufaktan ufağa 
 
kımıldanıyordu. su, bir yolunu bulmuş, ağaçlara tırmanıyordu sessizce. toprağın 
 
baskısından kurtulan yeşil otlar, özgürlüğün sarhoşluğuyla kendilerini rüzgarın kucağına terk 
 
edip, bir uçtan bir uca koşuyorlardı. ağaçların dallarına filizler yürümüş, özgürlüğe gebeydi. 
 
baharın taze kokusu etrafı sarmıştı. 
 
 
 
kışın dondurucu soğuğunda, soba yüzü görmeyen bebeler, yatakların altından çıkmış 
 
güneş ışınlarından nasibini alırcasına tepelerin ardından çocukların, kuzuların sesleri 
 
birbirine karışıyordu. 
 
 
 
derviş, mahallede ki bakkaliyesini açmak için acele ediyordu.. huso, merkebini(eşeğini) sığıra 
 
yetiştirmeye çabalıyordu. mızgin, okul çantasını kaptığı gibi berivan'a yetişip okula gitmeye 
 
çabalıyordu. kajey, günlük ekmeğini yapmak için, hamur yoğuruyordu. 
 
 
 
uçakların sesleri gürlemeye başlamıştı halepçe'de tepelerin ardından. yabancı değildi bura 
 
halkı, uçakların sesine. gökyüzünde büyük bir gürültüyle geçiyordu uçaklar. önce bir iki pike 
 
yapıp uzaklaştılar. sonra yere konacaklarmış gibi alçaldılar. ve yere sisli bir duman bırakıp 
 
uzaklaştılar. 
 
 
 
önce başları döndü, derviş'in, huso'nun, mızgin'in, kaje'nin ve diğer halkın. boğazlarına 
 
birşeyler oldu. nefes alamaz oldular. önce gözleri yandı. sonra sulandı ve daha sonrada 
 
göremez oldular. bunlar bir kaç saniyelik süre içerisinde oldu. 
 
 
 
derviş'in elindeki anahtar kilitte kaldı. derviş, oracıkta uzandı sere-serpe. mızgin, sendeledi 
 
yere düştü. çantası açıldı. kitap ve defterlerı yere saçıldı. mızgin kitaplarını toplamak için 
 
elini uzattı. eli uzanamadı kitaba. mızgin ölmüştü. kitabı açık kalmıştı. kaje''in eli hamurlu, 
 
sofraya uzanıvermişti şaka yaparcasına. ama kajey de ölmüştü. 
 
 
 
bazı bebeler, annesinin memesini emerken ve kimi evlerde de yemek yerken, elbise giyerken, 
 
pozisyonlarını bozmadan 5 bini ölmüş ve 30 bin de yaralı ve sakat kalmıştı o gün. tarihler 16 
 
mart 1988'ı gösteriyordu. 
 
 
 
çürüyen kokusuyla yağdı kimya 
 
kesildi feri gözlerin, sustu dil 
 
artık ne yürek sızısı var genç kızların 
 
ne bıyık bırakan delikanlılar 
 
insan etiyle doldu çukurlar 
 
 
komplo teorisi
Yazar nihat açık 2007-01-11 12:02:46
Abi saddam asıldı. 
 
Asılmadı iddiası bir komplo teorisi. 
 
ABD, Saddam'la bağlantısının ortaya çıkmaması için onu astı. 
 
Olan Halepçeye oldu. Ölenler öldüğü ile kaldı
İlginç...
Yazar Sanih açık 2007-01-12 21:54:31
Yazının girişindeki kuş kafesi de oldukça ilginç doğrusu; diktatör kafesinden kurtulan Iraklı teokrasi kafesiyle kuşatılıyor. Bu resim bana "Teokrasi İslamla Yok Edilmiştir" yazısını hatırlattı: 
 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=121&Itemid=67 
Raci beyin yazılarındaki ilginç ve irdelemeli yaklaşım tarzı da alışılmış, sloganik ve verileni yutan ezberci tarzın dışında düşündürücü bir kalite sergiliyor.  
kriter.org zengin ve çeşnili bir site... Admine teşekkürler. 
Sanih
Halepçe
Yazar selahaddin açık 2007-01-14 18:05:59
Halepçede ölenlere üzülmeye gerek yok 
Türkiyenin de dış mihraklarca parçalanması sürecinde buna benzer katliamlar olmuş.Dersim den tutun da.....  
Her devlet topraklarını korumak için, ihanet edenleri yok etme hakkına sahiptir.Şu anda ırak kürtlerinin tutumuna Sömürgecilerle yaptıkları işbirliğine ne diyeceğiz Sonlarının pek parlak olmayacağı gelecek te ne olacağı pek belli değil.
neden olmasın?
Yazar kubha açık 2007-01-15 01:42:39
pakistanlı bir arkadaşım zia ül hakkın ölümü için malum süper gücün kendi elçisini de feda ettiğini, bir bölgeye uçakla giden zia ül hakkın yanında o süper gücün büyük elçisi olduğu için her zamanki önlemleri almadan uçağa bindiğini ve bu sefer sırasında füze ile uçağın düşürüldüğünü söylemişti.
bir tenkit
Yazar hamidoğlu açık 2007-04-14 17:40:57
Yorumlarınızı beğeniyorum ve zevkle okuyorum. Ancak diğer yazılarınızda olduğu gibi burada da sanki olayın bizzat şahidi imiş gibi ifadeler kullanıyorsunuz. İçinden gelmiş olduğunuz Malatya ekolüne bu tavrınız ne kadar uygun?
Tenkide cevap
Yazar girisim açık 2007-04-15 00:29:52
Sn. Hamidoğlu 
 
Yazımdan bu sonucun çıkartılamayacağını düşünüyorum. Çünkü yazı baştan sona olaydaki mantıksal bağlantıyı sorguluyor. Gözleme dayalı olan tekşey, Saddam'ın idamını gösterdiği iddia edilen video görüntüleridir. Onları da herkes T.V den izledi.  
Bakınız bundan sonra yapılan idamları yayınlamadılar( mesela T. Yasin Ramazan). Burası dikkat çekicidir. Sanıyorum bunda bu tartışmaların rolü oldu. Irak yönetimi baştan sona ajanlarla doluydu. Yoksa bir ülke bu kadar kolay nasıl işgal edilebilir? 
Hadiseleri sorgulamanın, herşeyin görüldüğü gibi olmayacağını düşünmenin Malatya ekolüyle çatıştığını zannetmiyorum. Hatta Malatya ekolünün tam olarak bu olduğunu düşünüyorum. 
Ayrıca yazılarımı zevkle okuduğunuz için memnuniyet duydum. Ancak nerelerini beğendiğinizi açıklasanız bana daha çok yardımcı olabilirdi. 
selamlar 
Raci D.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 11-01-2007 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
116189999 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net