19-07-2018
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)



Çira Yayinlarindan üç 
önemli Çekmegil Eseri:
-Iyi Niyet Anlayisimiz,
-Münevver Anlayisimiz
-Düsünceler Düsledim. 



Yeni bir yayin:
SÜMEYYA 
(Siirler)
(Prof. Dr. Nevzat Tarhan 
hocamizin önsözüyle...) 
Selahattin Çekmegil'den...
tebriklerimizle duyuruyoruz



Çanakkale Savasi
konusunda Düsündüklerim
http://www.dailymotion.
com/video/x8zr78





Su görüntüye de
             bir bakin isterseniz




















 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
İBİŞ HOROZUN İLK SABAHI PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 30
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
04-08-2005

(YENİ HİKAYE) Image

 Çok heyecanlıydı. Kalbinin gümbürtüsünün diğerleri tarafından duyulması ne kadar kötü olurdu. Allah’tan herkes derin uykudaydı. O ise akşamdan beri uyumamıştı. Heyecan uyutmuyordu. Diğer yandan ağrı ve sızıları da çoktu. Gün çok zorlu geçmiş, büyük kavga yapmıştı. Ama başarmıştı işte. Gerçi kavga kesin bir tarafın galibiyeti ile sonuçlanmamıştı fakat cesurca rakibine karşı koymuş, bırakıp kaçmamıştı. Bunun üzerine sahip olaya karışmış, ayırmıştı. İki tarafın birbirine çok fazla zarar vereceğinden endişelenmiş olmalıydı.

Aslında kavgadan hoşlanmıyordu fakat durum öyle gerektirmişti işte. Sürünün sahibi olan büyük horoz bir türlü hayat hakkı vermemişti kendisine. Halbuki yeni büyümeye başlarken ne kadar iyiydi kendisine karşı. Civcivlik döneminde ne zaman başı sıkışsa, annesi olmadığında o yardım eder, tehlikelerden korurdu. Bir yerde bol yem bulduğunda hemen haber verirdi. Ne olduysa gelişip iyi bir horoz olacağı anlaşılınca olmuştu. Önce annesi kovalamıştı yanından. Çok sevdiği, arkasından hiç ayrılmadığı, kendi yemeyip yediren annesi değişmişti. Ne zaman sevecenlikle yanına gitse gagasını uzatıp vuruyor; yanından kovuyordu. Kendisini sevmediği belliydi. Fakat niçin sevmiyordu? Arkadaşları insanların da böyle yaptığını, çocuklarını büyütünce yanlarından uzaklaştırdıklarını söyleyince anlar gibi olmuştu.O da yaşıtlarıyla gezmeye başlamıştı bunun üzerine. Yine aynı sürüdeydiler fakat farklı gruptaydılar ve eskisi gibi önündeki yemini vermiyordu annesi. Hatta rekabet bile ediyorlar, kim daha hızlıysa o kapıyordu. İşte o zamandan beri büyük horoz kendisini sürüye katmıyor, gördüğü yerde kovalıyordu. Bir-iki kez canına tak etmiş dövüşmeye karar vermişti ancak son anda vazgeçmişti. Büyük horoz çok heybetliydi ve insanın yüreğine korku salıyordu. Ancak kaçısın sonu yoktu. İş dayanılmaz noktaya; büyük hesaplaşmaya doğru gidiyordu. Fakat iyice güç toplamalı, kendinden emin olmalıydı. Yenilirse yaşam hakkı olmayacağını biliyordu. Nitekim birkaç buna cesaret edemeyen ve kendinden biraz cılız olan kardeşlerini insanlar alıp götürmüşlerdi. Onları bir daha görmemişti. İnsanların dişileri yumurta yapsın diye bıraktıklarını ve bundan dolayı sevdiklerini biliyordu. Fakat horoz olunca bir tane kalıyordu kümeste. Diğerlerini bilinmedik bir yere götürüyorlardı. Kesilip yendikleri rivayet ediliyordu fakat görmemişti. Kendilerini besleyen, kümes verip koruyan sahiplerin bu kadar zalimce hareket edeceklerini düşünemiyordu. Halbuki sahiplerine karşı içi minnet hisleriyle doluydu. Fakat bu önemsiz bir ayrıntıydı demek. Kendisini kesilirken düşündü, müthiş bir acı hissetti. Daha gençti, yaşamak istiyordu. ‘Kazanmalıyım’ dedi. ‘Ben kazanmalıyım’. ‘Hayatı, yaşamayı seviyorum’. Kendisi kazanınca büyük horoza ne olacağını düşünmedi. Yaşama olan tutkusu her şeyin önüne geçmişti

  Bundan sonra sürekli bunu düşünmeye başlamıştı. Büyük güne hazırlanıyordu. Sadece bir kere şansı olduğunu biliyordu. Bir kere kavga edecek, mağlup olursa büyük ihtimalle insanlar alıp pazara götürecekler ve belki de yaşamı sona erecekti. Bazen sahiplerin bir başka kümes daha açtıkları ve içine yeni yetişen genç horozlardan birini koydukları olurdu. Fakat yakında buna benzer bir inşaat faaliyetiyle karşılaşmamıştı. O halde tek şansı vardı ayakta kalmak için: rakibini yenmek. Büyük horoz çok tecrübeliydi. Komşu kümeslerin horozlarıyla dövüşürken uzaktan bakmış, seyretmişti. Sürünün sahibi olduğundan en çok yemin bulunduğu yeri o sahipleniyor diğerlerini kovalıyor, bunun verdiği avantajla kendisine çok iyi bakıyordu.

  Diğer kardeşlerinden kimse kalmamıştı kümeste. Önce onlarla da vuruşmak zorunda kalmıştı zaten. Fakat hiç biri ciddi bir rakip sayılmazdı. Büyük horozla kıyaslamak mümkün değildi. Bu nedenle kendi gücü ve yeteneklerinden tam olarak emin olamıyordu. Ancak kazanması, mutlaka kazanması gerektiğini biliyor ve bunun için cesaret topluyordu. Sonuçta birisi yenecekti bu büyük horozu. Bu, kendisi niçin olmasın dı? Zaten o da birini yenerek kral olmuştu buraya. Küçükken ve henüz araları iyiyken anlatmıştı hikayesini. Büyük bir gurur duyuyordu anlatırken. ‘Başkaları başarabiliyorsa ben de başarabilirim’ dedi içinden. Kendini inandırmaya çalışıyordu. Fakat ne zaman yapacaktı bunu? Kavga zamanını kendisinin seçmesi gerektiğini biliyordu. Bir gün yine büyük horoz kendisini kovalarken kaçmayacak, karşısında dikilecekti. Sonra amansız bir savaş başlayacaktı. Tepesini yakalarsa iş biterdi. Fakat çok zordu yakalamak. Büyük horoz iri cüsseliydi. Bunun için kendisi kadar yukarı uçamazdı. Ayrıca gençliğin verdiği bir çevikliği de çok işe yarayacaktı. Bunlara karşın tecrübesi yoktu. Ve zaferlerin oluşturduğu güven duygusu. ‘Olsun’ dedi. Bende de kazanma arzusu var. İnsanı en güçlü yapan şeyin başında bunun geldiğini biliyordu. Annesi öğretmişti. Horoz olacağı anlaşıldığından, diğer civcivlerle farklılığının belirginleşmesinden beri hep öğretmişti ona. Eğer bir sürüye sahip olursa her sabah şafak sökmeden kalkıp ötmesi gerektiğini söylemişti. Burası en çok hoşuna gitmişti. Demek ki herkesi sabah o uyandıracaktı. Herkes onu dinleyecek, sesini duyunca önce şafak sökecek sonra herkes kalkıp işinin başına gidecekti. Ne kadar güzel olacaktı. Hayatı o başlatmış olacaktı sanki. Annesi ötüş zamanının çok önemli olduğunu, erken ya da geç hareket edilmemesi gerektiğini de sıkı sıkıya tembihlemişti. Hatta insanlar arsında ‘erken öten horozu keserler diye bir söz dolaştığını duyduğunu söylemişti. Demek ki tam vaktinde ötmeli ve uyarmalıydı insanları. Gün ağarmadan tam önce. Henüz kimse kalkmadan. Şafak söktükten sonra bunu söylemek anlamsızlaşıyordu. O zaman zaten herkes görüyor durumu. Kendisine ihtiyaç kalmıyordu. Halbuki horozlar sabahı haber verirler. O nedenle tam vaktinde ötmelisin diye uyarmıştı. ‘Peki vaktin geldiğini nereden bileceğim?’ diye safça sormuştu annesine. O da çok şey biliyor olmanın verdiği gururla: ‘içindeki ses söyleyecek sana’ demişti. Bu sesin nasıl bir ses olduğunu bilmiyordu. Daha fazla da üsteleyemeden kapanmıştı konu. Onu bunaltmak ve hatta sorularıyla can sıkıcı olmak istemiyordu. ‘Merak etme, her şey kendiliğinden olacak’ demişti sonra. ‘Mademki horozsun bunlar kendiliğinden olacak’. Fakat o yine de meraklanmaktan geri duramıyor, anlamaya çalışıyordu.

  Bunları düşünürken bir ses duydu. Dönüp baktığında dalgınlıkla sürüye fazla yaklaştığını, bunun üzerine büyük horozun bütün haşmetiyle üzerine doğru koştuğunu fark etti. Tatlı hülyası yarıda kalmıştı. Birden kanının çekildiğini hissetti. Kaçmayı düşündü, kaçamadı. Sanki bir kuvvet kendini olduğu yere mıhlamıştı. Sonra meydan okuma durumuna geçti. Ne yaptığına kendisi de şaşırdı. Fakat yapmıştı işte. Artık geri dönüşü yoktu bunun. Zaten büyük bir süratle üzerine koşan rakibi, kaçmayacağını anlayınca yavaşlamış karşısında durmuştu. Şaşırmış bir hali yoktu. Demek ki böyle bir günü o da bekliyordu diye geçirdi içinden. İkisi de karşılıklı durup birbirine göz dağı verici reveranslar yapıyorlardı şimdi. Küçük horoz ilk hamleyi rakibinden bekliyordu. Vazgeçer mi acaba? diye düşündü. Bu noktadan sonra onun vazgeçmesi kendi varlığını kabul etmek anlamı taşırdı. Sonra sürü içindeki itibarı sarsılırdı. Zaten dövüş çıkacağı anlaşılınca çevreleri de sarılmıştı. Çevredeki çocuklardan birinin kendisini tuttuğunu fark etti. Bu sahibin oğluydu. İbiş adını o vermişti. Sonra kendi de beğenmişti bu adı. Araları çok iyiydi. Küçükten beri aralarında bir yakınlık doğmuştu. Ancak insanların kendilerini sevmelerinin pek bir önem taşımadığını öğrenmişti annesinden. Nitekim bu hayat memat meselesinde hiçbir katkısı yoktu işte. Bu arada büyük horoz hızla üzerine atlamış, tepesini yakalamaya çalışmıştı. Çevikliği ile hamleyi bertaraf etti. Sonra kendisi olanca kuvvetiyle onun üzerine atladı. Savaş kızışmış, çevredekilerin bağırtısı artmıştı. Kendisinde de hiç heyecan kalmamıştı. Artık iyice kavganın içine gömülmüştü. Yaptığı hareketleri düşünerek değil tamamen iç güdüsel olarak yaptığını fark etti. Rakibin hamlelerinden kaçışı, sonra hemen arkasından hamle yapması sanki otomatikleşmişti. Dövüş başlayalı çok zaman geçmiş gibi geldi. Ama korkup kaçmamıştı işte. Fakat büyük horozun da hiç terk etmeye niyeti yoktu meydanı Her ikisi de kan içinde kalmışlardı. Bir iki sefer rakibin tepesini yakaladıysa da pes ettirememiş ve bırakmak zorunda kalmıştı. Büyük horozda da yorgunluk emarelerini görebiliyordu. Artık kazanma şansının olduğuna inanmıştı. Bunu düşününce kendisini daha kuvvetli hissetti. Arka arkaya iki hamle daha yaptı. İsabet etmişti lakin kendi yaralarından akan kan da artmıştı. Arada bir karşılıklı dikilip birbirini korkutmak istiyorlar fakat kimse korkup kaçmadığından yeniden başlıyordu savaş. Şimdi yukarıya sıçrarken kavganın ilk başlangıcı kadar yükselemediğini görüyordu. Fakat zararı yoktu. Kaybedeceği bir şey de yoktu aslında. Bu kavgayı göze almadan önce yok farz ediliyordu. Kavgadan sonra var olma ihtimali olacaktı. Belki de sürünün kralı o olacak, sabahı o müjdeleyecekti herkese. Ah bir bitseydi şu kavga. Kan kaybı da artmıştı.

  Birden çevreden yeni bir ses duydu. Sahibin sesiydi bu. Ve kavgayı ayırıyordu. İkisinin arasına girmiş, her birini ters istikamete kovalamıştı. Ne olacaktı şimdi? Kavga bitmemişti. Böyle durumlarda ne olacağını hiç bilmiyordu. Komşu kümeslerin kavgasında sahiplerin araya girip ayırdıklarını, özellikle yenilmesi muhtemel zayıf tarafın bunu yaptığını biliyordu fakat aynı kümes içindeki kavgaların ayrıldığını görmemişti. Kavgadan sonra sürüdekiler her iki tarafın da yanına yaklaşmamışlardı. Kral belli değildi. Bu nedenle bir tarafa yanaşmak diğerinin gazabını üzerine çekmek anlamına gelirdi. Bunu anlayışla karşılıyor fakat durumla ilgili yorum alabileceği birini de bulmak istiyordu. Ümitsizce etrafına bakındı, kiminle göz göze gelse kaçıyor kendisinden uzaklaşıyordu. Yalnız dolaşıp akşamı beklemeye karar verdi. Yapılacak bir şey yoktu. Ancak sahip’in ne yapmak istediği akşama belli olurdu. İkisinden birini alacaktı kümesten. Kendisi her zaman en son girerdi. Büyük horoz hava iyice karardıktan ve yerine çekildikten sonra kendisinin girdiğini fark etmezdi. Böyle giriyordu içeriye bir sığıntı gibi. Ancak yapabileceği bir şey yoktu. Dışarıda kalmak bir sürü tehlikeye maruz kalmak demekti. Yuvaya onursuzca giriyor ancak hiç değilse canını koruyabiliyordu. İçindeki en kuvvetli duygunun canlı kalmak olduğunu, onur filan gibi şeylerin hepsinin bunun arkasından geldiğini biliyordu. Can tehlikeye girdimi onur düşünülmezdi. Bu akşam erken içeriye girmeye karar verdi. Nasılsa büyük horoz yeni bir kavgayı göze alamazdı.

   Akşam olmuş, güneş henüz batıyordu ufuktan. Ertesi gün tekrar doğduğunda sabahı kendisi mi müjdeleyecekti? Yoksa eski düzen devam mı edecekti? Kapıya geldi, usulca içeri girdi. Yüksek bir yere çıktı. Sonra diğerleri girdiler teker teker. Yine yalnızdı. Kimse henüz konuşmuyordu onunla. Sonra beklemeye başladı. En son kasıla kasıla anaç tavuk girdi içeriye yavrularıyla. Aşağıda bir yere yerleşti küçükleri altına alarak. Büyük horoz ortalıkta görünmüyordu. Ne olmuştu acaba? Bu kadar geç kalmazdı. Geldiğinde ne olacaktı? Yoksa o da gelecek ve uyurken mi sahibi ikisinden birini alıp götürecekti. Bunları düşünürken bir ayak sesi duydu dışarıdan. Yeniden heyecanlandı. Bu sahibin sesi olmalıydı. Eğer kendini almaya gelmişse? Kalbi hızlı hızlı çarpıyordu. Kapı açıkken kaçabilirdi. Henüz güneş tam batmadığı için görüntüler hayal meyal seçilebiliyordu. Dışarıda şansını deneyebilirdi.’Yüksek bir ağaçta geçirim geceyi’ diye düşündü. Sonra bunların boş şeyler olduğuna karar verdi. Bir horoz olarak yaşayacaksa bir kümesi olmalıydı. Orada sabah olunca ötüp insanları uyandırmayacaksa yaşamın ne anlamı olabilirdi? Dışarıda boş gezip ormanlarda ömür tüketmek yaşamak sayılır mıydı?

    Bu esnada bir el kümesin kapısını kapattı. Birden kendini çok hafiflemiş hissetti. Başarmıştı işte. Büyük horoz gelmediğine göre yeni kral kendisiydi. Ne kadar ani olmuştu her şey. Bir dakika önce hayatta kalıp kalmayacağını düşünürken şimdi yeni kral olmanın mutluluğuyla uçuyordu. İçi içine sığmıyordu. Bütün ağrı ve sızılarını unuttu. Derin bir uykuya dalmak istiyordu. Fakat birden insanları uyandırma görevi geldi aklına. Sabah şafak sökerken en gür sesiyle ötecek ve herkese sabah olduğunu müjdeleyecekti. İşte hayalini kurduğu şeye çok az kalmıştı. Fakat ya uyuya kalırsa? Ya bu görevi yapamadan sabah olursa? İnsanlar sabah olduğunu haber veremeyen bu beceriksiz horoza duydukları öfkeyle kümesin kapısına yığılırlarsa? İşte bütün bunlar kendisini uyumaktan alıkoyuyordu.

  Uyumamaya karar verdi. Fakat bu da işi tam olarak çözmüyordu. Çünkü kümes karanlık bir yerdi. Şafağın sökmeye başladığını görerek anlayamazdı. ‘Bunu bilmek için çaba sarf etmene gerek yok’ demişti annesi. İçinden bir ses söyleyecekti bunu. Yapacak bir şey yoktu; bekleyecekti. 

  Yarı uyur vaziyette bekledikten sonra birden içinde bir kırpıntı hissetti. Bir ses vaktin geldiğini söylüyordu sanki. Acaba annesinin bahsettiği şey bu muydu? Emin olamıyordu bir türlü. Çevresine baktı, herkes derin uykudaydı. Anaç tavuklar mutlaka biliyordur vaktin tamam olduğunu fakat onlara soramazdı ki? Horozun göreviydi sabahı bilmek ve haber vermek. Sordumu rezil olurdu. Sonra nasıl bağıracaktı? Sesi de tam olgunlaşmamıştı. Kimsenin görmediği tenhalarda, alaycı bir gülümsemeyle karşılaşmayacağından emin olduğunda denemişti birkaç kez. Ancak hiç birinde beğenmemişti sesini. Ya şimdi de beğenmezlerse insanlar? Kesik kesik değil uzunca ötmeliydi. Öylesine gür bağırmalıydı ki herkes duymalıydı. Bir yandan bunları düşünüyor, bir yandan vaktin geçmiş olmasından endişe ediyordu. Ter basmıştı vücudunu. Aman Allah’ım ne zorlu bir işti bu?

  Bütün cesaretini toplayıp nefes aldı. Sonra ağzını ileri doğru uzatıp seslendi. O da ne? Hiçbir ses çıkmamıştı. Birden telaşa kapıldı. Bunu dünkü kavganın şiddetine bağladı. Tekrar toparlandı, daha kuvvetli bir nefes aldı ve yeniden denedi. Bu sefer sesi çıkmış fakat ötüş kısa sürmüştü. Arka arkaya birkaç kez daha öttü. Her seferinde ötüş zamanı uzuyor, heyecanı geçtikçe sesi güzelleşiyordu.

   Herkes uyanmış ona bakıyordu. Yeni krallarını seyrediyorlardı. Birazdan kümes kapısı da açılmış ve serbest kalmışlardı. Kral olmanın verdiği mutlulukla aşağı atladı, dışarı baktı. Tehlike olmadığına dair kümestekilere haber verdi. Hep beraber dışarı çıktılar. Özgürlüğüne kazanmış olmanın gururuyla bir başka baktı dünyaya. Bir zaman kendini tehdit altında hissettiği şu geniş arazinin kralıydı şimdi.

  Kral olmak ne kadar da güzeldi. İnsanlara sabah olduğunu müjdelemek!

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 06-08-2005 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
33515917 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net