24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Temel Konular arrow (250 yıl Hedefteki TÜRKİYE)
(250 yıl Hedefteki TÜRKİYE) PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 0
KötüÇok iyi 
Yazar Bilal SÜRGEÇ   
17-07-2016
(250 yıl Hedefteki TÜRKİYE)

                                                      Bilal SÜRGEÇ
Giriş
İster kabul ediniz ister etmeyiniz,  farkında değiliz, başımıza gelen felaketlerin nedenini bilmiyoruz. Bu da tarihten bihaber oluşumuzdan kaynaklanıyor. Tarih bilmiyoruz. ilk çağlara orta çağlara Yeni Çağlara gitmeyelim; milletimizi tarih sahnesinden silmek için geliştirilen planların hiç birinden bile kitle olarak haberimiz yok. 200 yıllık dönemde maalesef tarihin özeti şudur; Tanzimat'a söv, Mustafa Reşit Paşa'ya söv, Mithat Paşa'ya söv Sultan Abdülhamit'e laf et! Osmanlıya laf et, Cumhhuriyete laf et, Mustafa Kemal'a laf et, İsmet İnönüye laf et vs... Peki emperyalist planlar! Bir Musul'u Türkiye'ye kaptırtmamak için çıkartılan iç isyanlar, suikastler bunlardan haberimiz yok. 
Bu ülkede İnönü'yü her şeyi ile mahkum ettik; ama Lozan dönüşü Kazım Karabekir'e "Kazım! bunların bize dikte ettirdikleri maddeleri uygulamak için ya dinsiz olacağız ya da uygulamamak için fırıldak olmacağız” sözündeki şifreyi   tehlikeyi hiç anlamadık
Mustafa Kemal'in, Türk Tarih Kurumunu neden kurdurdu? Türk Tarih Kurumu neden Anadolu’nun köy köy, şehir şehir Selçuklular tarafından nasıl alındığını, anlatan tarih kitapları bastı?, Neden mezardaki iskeletleri çıkartılıp Irkçı Avrupa’ya onların  metodu doğrultusunda cevap vermeye çalıştı. Avrupa, 19 ve 20 yüzyılda ırkçı iskeltçi kafatasçı anlayışa sahipti, Türkiye o anlayışa  karşı Anadoluculuk akımını yerleştirmesi için neden çaba gösterdi?  Neden “  bu toprakların asıl sahibiyiz, Hititler Sümerler hepsi Türk göstermenin çabası nedir? Bu ülkede milletimizin var oluşunu sürdürmek için her yol denedi. Mücadele edildi.Bunu anlamadık da günümüz anlayışı ile kalktık bunları eleştirdik.
Batı anlayışından tutumundan hareketle Batıya cevap verişini hiç anlamadık merak etmedik!
Cumhuriyetin ilk yıllarında yabancı okulları denetime altına alıp bütün eğitim Tevhidi Tedirsat ile tek elde toplanınca emperyalist güçlerin, bölücü tayfanın liderlerini yetiştirmek için onları nasıl yurtdışında eğitiklerinden hiç haberimiz olmadı.
 Hedefteki Ülke Türkiye
Osmanlı idaresinde Keldani, Nesturi, Suryanilerin, Müslümanlarla asırlarca barış içerisinde iç içe yaşadıkları bir tarihi vakadır. Her şey 1683 II Viyana yenilgisiyle başladı. Karlofça Antlaşması Devlet-i Aliye'nin artık dünyanın bir numaralı gücü olmadığının belgesiydi.
Onun kadar bir başka acı belge de Küçük Kaynarca’ydı. İlk kez Müslüman bir Türk devleti Kırım Osmanlı’dan kopuyor. Osmanlı topraklarında yaşayan Ortodokslar Rusya’nın manevi himayesine bırakılıyordu.
Avrupa’da sanayi devriminin gelişmesi, sömürgecilik faaliyetlerinin yoğunlaşması Osmanlıyı Batı’nın, emperyalizmin bir numaralı hedefi haline getiriyordu. Batının casusları; oryantalist, misyoner, gezgin, arkeoloğ olarak Osmanlı topraklarında boy göstermeye başladılar.  Misyonerlik bir din tebliği değildi. O kisve altında beşinci kol faliyetiydi.Misyonerliğin en parlak devrini yaşadığı 19. yüzyılın ortalarında
İngiltere’de “Biz Hindistan’a bu kadar misyoner, bu kadar para göndermek zorunda mıyız?”şeklinde tartışmaların olduğu sırada misyonerliği savunanlar, “Hindistan’da orduların, diplomatların yapamadıklarını bizim gönderdiğimiz misyonerler yapıyorlar” demişlerdir.(1) XIX. yüzyılın ortalarına kadar Güneydoğu’da Nesturilerle bölgedeki en yakın komsular Kürtlerin arasındaki iliskiler gayet dostane idi. Nesturi patriği bulunduğu bölgede en üst düzeydeki Osmanlı yöneticisi ile aynı konumda sayılırdı. Aralarında bazı ufak tefek çatısmalar olsa da birbirlerine karşı düşmanlıkları uzun sürmemekteydi. 1840’lı yıllara gelindiğinde ise özellikle Amerikan ve İngiliz misyonerlerin Nesturiler üzerine faaliyetleri sonucu Kürtlerle Nesturiler arasındaki iyi olan ilişkiler bozulmaya başladı ve iki millet süreklilik arz eden bir şekilde birbirlerine düşman haline geldiler. Kürtlerin Nesturiler üzerine saldırılarından sonra Osmanlı topraklarından ayrılmak zorunda kalan İngiliz ve Amerikan misyonerlerinin ilk teşebbüsleri başarısızlıkla sonuçlandı. Hatta Nesturi Patriği Abraham’ın (1820–1861) katliamlardan misyonerleri de sorumlu tutarak bütün yabancılarla uzlaşmaz bir tavır içine girmesiyle Osmanlı topraklarında Nesturilere yönelik misyonerlik faaliyetleri durdu.
Batılı devletlerin, emellerine ulaşmaları için Osmanlı coğrafyasında nüfuz alanlarına sahip olmaları gerekmekteydi. Nüfuz alanları ortaya çıkarmanın bir yolu ise azınlıklara sahip çıkmaktan geçmekteydi. Batılı Emperyalist devletler, misyonerlik faaliyetleri vasıtasıyla Osmanlı bünyesindeki azınlıklar üzerinde, dolayısıyla da Osmanlı Devleti üzerindeki nüfuzlarını artırmaya gayret ettiler. Destekledikleri ve himaye ettikleri misyonerlik faaliyetlerini siyasal projelerinin bir parçası olarak gördüler. Dinlerini yani Hıristiyanlığı siyasetlerine alet ettiler. Örneğin laikliği benimseyen Fransa, Cizvitleri topraklarında barındırmamasına rağmen, dışarıdaki çıkarları nedeniyle onların hamiliğini yaptı ve elinden geldiği kadar onlara destek oldu.Vatikan’ı abluka altında tutan İtalya, emperyalist politikasını papazlar üzerine kurdu.
Hatta ülkesinde dini tümden yasak eden Rusya bile Ortodoksluğu kullanmaktan geri
durmadı. XIX. yüzyılda Fransa Katoliklerin, Rusya Ortodoksların üzerinde koruyucu
Sıfatına sahip iken İngiltere’nin hamisi olduğu bir millet yoktu. Çünkü Osmanlı
Devleti’nde henüz bir Protestan milleti mevcut değildi. İngiltere’nin Osmanlı
Tebaasından Protestan millet oluşturma hedefi ancak misyonerler sayesinde
gerçekleşebilirdi. Bu nedenle İngiltere, kendi misyonerlerinin yanında Osmanlı
topraklarında Protestan milletin oluşmasına en büyük katkıyı sağlayan Amerikan misyonerleri de elinden geldiği kadar desteklemeyi ve himaye etmeyi ihmal etmedi .
 (Bayram Küçükoğlu, Türk Dünyasında Misyoner Faaliyetleri (Dünü-Bugünü-Yarını), 1.Baskı,İstanbul,2003, s30)
Misyonerlik faaliyetlerine  önem veren başka bir devlet de Amerika idi.
Çeşitli Avrupa ülkelerinden göç eden insanların kurduklarıkolonilerin birleşmesiyle oluşan Amerika Birleşik Devletleri, halkının ulusallıkla bir İlgisi olmamasından dolayı, çoğunluğun oluşturduğu Protestan mezhebi çevresinde bir bütünlük sağlamak istedi. Protestanlığın önce Amerika’da, sonra da tüm dünyada yayılması bu devlet açısından önemliydi. Amerika Birleşik Devletleri için bundan daha önemli olan bir mesele, dünyanın sömürgeci devletler tarafından bölüşülmesinin Amerika’ya getireceği zararlardı. Bu pastadan kendisi de pay almak istiyordu.
Amerika Birlesik Devletleri, Monroe Doktrini (1823) 10 nedeni ile kendi kıtasının haricindeki siyasi olaylara doğrudan karışamamakta ve kayıtsız kalmaktaydı. Amerika
Birleşik Devletleri’nin büyük çıkar beklentileri ile göz diktiği Osmanlı toprakları
Üzerinde spekülasyonlara girişmesi Monroe Doktrini’ni yok saymak olacağından,
Avrupa’nın kendi içişlerine karışması söz konusu olabilirdi. Bu nedenle Amerika
Birleşik Devletleri, misyonerlerden faydalanma yoluna giderek isi uygun bir kılıfa soktu
ve kapalılık politikasını kendi menfaatleri doğrultusunda delmeye çalıştı. Misyoner
teskilatları resmi kurumlar olmayıp sivil toplum örgütleri olarak kabul edildiginden
Monroe Doktrini delinmemiş olmaktaydı. Bu sekilde misyonerlik, Amerika Birlesik
Devletleri’nin Osmanlı topraklarında kendine ekonomik, sosyal ve kültürel bir hayat
alanı oluşturma çabalarının bir aracı oldu. Bütün Protestan misyonerlik örgütlerinin
daha sistemli çalısabilmek amacıyla dünyayı kendi aralarında paylastıklarında, Osmanlı
coğrafyasının büyük bir kısmının Amerikan misyonerlerinin payına düşmesi Amerika
Birlesik Devletleri’ni hedeflerine daha fazla yakınlaştırdı. Osmanlı Devleti ile kalıcı bir
Amerikan bağının kurulmasında en büyük etken misyonerlerce kurulup isletilen egitim
ve hayır kuruluslarının faaliyetleri oldu
(Selahattin SATILMIS I. Dünya Savaşı  Öncesinde Neturiler ve Misyoner Faliyetler.)
Avrupa sanayi devrimin, gerçekleştirdiğinde bu sanayi çalıştıracak petrolün Osmanlı Devletinin Irak ve Arabistan topraklarında olduğu keşf edilmişti. Dolayısıyla oyunlar burada yoğunlaştı.
Irak’a, ajanlar, misyoner, oryantalist arkeoloğ kılıklı gelirken Arabistan’da Vehabi meşrebini kuran Abdulvehab bizatihi İngiliz ajanları desteği ile bu mezhebi yaygınlaştırıldı.1840’larda İngiliz misyoner ajan Badger Hakkari’de Nasturuleri Osmanlılara vergi vermeyin diye kışkırttı.
Tanzimat’ın Müslüman ve gayrimüslimleri her alanda eşit bir statüye getirmesi, Nasturilerin yıllardır tâbiyeti altında oldukları Kürt beylerine karşı baş kaldırıp yönetimlerini tanımamalarına yol açmıştır. Bölgeye gelmiş olan Batılı misyonerler, Nasturilere gelip “Uyanın artık, devir değişti. Tanzimat geldi. Padişah ferman verdi. Kürt beyleri artık sizin kılınıza bile dokunamaz. Sizden vergi de alamaz haraç da alamaz…’’ diye propaganda yaparken Nasturileri, Kürtlere karşı, Kürtleri de Tanzimat Fermanı’na ve dolayısıyla Osmanlı Devletine karşı kışkırtıyorlardı. İstanbul’daki İngiliz elçisi, yetkisi olmadığı hâlde Tanzimat Fermanı’nı uygulatmak için Türk hükümetine sürekli baskı yaparken Şemdinli’de İngiliz misyoneri ve gezgini Badger “Bu ferman, Kürt beylerinin pabucunu dama atıyor” diye konuşuyordu.( Bilâl N. Şimşir, Kürtçülük (1787-1923), Bilgi Yayınevi, Ankara 2007, s. 94.)
ABD misyonerlerinin Hakkâri’de kurdukları misyoner okulu bir kale büyüklüğündeydi.  Halbuki Osmanlı yönetiminde mahalli bir inanç önderi mesela Nesturilerin en yüksek din adamı Marşemun(patrik demek) Osmanlıya bağlı en yüksek konumdaki yönetici ile protokolde aynı haklara sahipti. Gittiği şehirlerde beylerbeyi protokol uygulaması ile karşılanırdı. İngilizler onları kandırdılar. 1843’te isyan çıkartılar. Ama bu Nesturilere pahalıya patladı fakat İngiliz ajanlar için bu hiç önemli değildi. Misyoner Misyoner Ainsworth"Nesturileri kışkırtık, onların ezileceğini biliyorduk; ancak Osmanlı’nın zayıflaması için bölgede kargaşa çıkması lazımdı.Bu gerekliydi.Onların ezilmesi bizim için bir işti, dolayısıya iş, iştir" diye hatıralarına yazdı..
Asahel Grant Amerikalı doktor  misyonerdi. 1840'taki Hakkari’de faaliyet gösterdi. Asıl mesleği ile yerel idarecilerle dostluklar kurdu. Kale büyüklüğünde misyoner okulunu kurdu. Osmanlı mahalli yöneticiler bunu Erzurum valisi Halil Kamil Paşa'ya bildirdiler.
Erzurum valisi, yaptığı soruşturma sonucunda, Grant’ın söz konusu mahalde konak tarzında bir okul inşa ettirmekte olduğunu ve bölgedeki Hıristiyan çocukları Protestanlaştırmaya çalıştığını, bu nedenle binanın yıkılması ve Grant’in bölgeden uzaklaştırılması gerektiği, istenir. Bu soruşturmalar sonucunda Amerikan Elçisi Mr. Brown Bab-i Âli’ye çağrıldı ve Osmanlı yönetiminin bu dağlarda okul açılmasını istemediği kendisine bildirildi.
Bölge halkı değil misyon merkezi inşaatını, bölgede dolaşan misyonerlerin ya da Avrupalıların bizzat kendileri bir tehdit unsuru olarak anlaşılmaktaydı. Expedition for the Exploration (Keşif Gezisi)’nin bir parçası olarak 1840 yazında patrik haneyi Anglikan kilisesi adına ziyaret etmek için Hakkâri’ye ulaşan İngiliz coğrafyacı-araştırmacı William Francis Ainsworth’a bölgede karşılaştığıbir Kürt beyi şunları söylemekteydi: Burada ne yapıyorsunuz? Bu memlekete Frenklerin girmeye haklarının olmadığını bilmiyor musunuz? Hiç rol yapmayın! Kim olduğunuzu ve ne yapmak istediğinizi biliyorum. Siz bu ülkeyi almak isteyen güçlerin öncü kuvvetlerisiniz. Bu nedenle önce sizin varınızı yoğunuzu almamız lazım,çünkü sonra siz bizim malımızı mülkümüzü elimizden alacaksınız.
(https://www.academia.edu/3507508/Asahel_Grant_ve_Nasturi_Misyonu)
İngilizlerin Almanların Franszıların Amerikalıların bu mantığı hiç değişmedi. Menfaatleri için Arap, Türk,  Ermeni, Kürt, Nasturi v.b. tüm toplulukları toplumları emperyalist menfaatler için birbirini boğazlamaları.. Böl parçala yönet politikası Toplumları düşman ederek, ülkeleri zeyıflatıp, milletleri bölüp parçalayıp yönetmek ve sömürüye hazır hale getirmek! Bunu da din kisvesi altında çalışan misyonerlere yaptırmak.
Çörçil’in en çok takdir ettiği İngiliz devlet görevlilerinden biri Mark Sykes’tı. Takdirini kazanmasının nedeni Sykes’in Araplarla Türkleri biribirinden ayırmakta parçalamakta bölmekteki başarısıydı: “…Birçok Afrikalı ve Amerikalı kâşifler arasında Mark Sykes, Yakın Doğu’da herhangi bir hazine bulmak umudu olmaksızın ya da dini görüşleri yahut bölgesel özgülükleri değiştirmek amacı olmaksızın seyahat etmiştir. O [Sykes], kendisini Levantenler ve Filistinliler ve dahası Araplar ve Türklerle tanıtmıştır. O daha önce çok az kişinin gittiği yerlere gitti ve yolların ve ülkelerin ayrıntılı haritalarını çıkardı ki bunları ne Savaş Ofisi’nin ne de Kraliyet Coğrafya Topluluğu’nun beraber bilgisi kapsayabilir, ya da şamil olabilir…[O] Doğu’da hizmetlerinde açıkça seçilebiliyordu. Arapları Türklerden ayırmak gibi girift ve dikkat çekici politikada o çok değerli bir faktör oldu, Müslüman dünyasını en kritik anda böldü ve neticede önemli kuvvetleri Allenby’nin ordusunda çöl bayrağı altında sıraladı…” (http://www.atam.gov.tr/…/turk-alman-propagandasi-karsisinda…
Lozan Konferansında  Türkiyenin isteklerini dillendiren İnönü’ ye Lord Curzon’un, “Topraklarınızda yaşayan Türkler dışındaki milletlere bir alfabe verdiğim gün, görürsünüz, gününüzü” dediğini bu millet hiç unutmamalıdır. İngiliz Ajanı ‘Ayn el Arab’ (Arap Pınarı) bugün ise bir Alman şirketinin adı olan Kobani’yi üst tutup buradan Doğu ve Güneydoğuyu adım adım dolaştığını hiç unutmamak gerekir.. 100 Yıl önce tam 10 sene Anadolu’yu  köy köy dolaşıp, her önüne gelene kralık başkanlık, bakanlık öneren İngiliz ajanlarının entrikalarını bilinmemektedir Anadolu’nun Lawrenci İngiliz ajan Binbaşı Noel’in çevirdiği entrikalar hiç bilinmemektedir. Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da karşılaştığı her aşirete, her kabile reisine Osmanlıya veya TBMM karşı ayaklananın, Türklerden ayrılın, ayrı bir devlet kurun o devletin başı siz olun. İngiltere arkanızda olacak dedi. Onun aldatmacı vaadleri yalanları birçok insanın niyetini bozdu. Noel, Mustafa Kemal tarafından. Anadolu’dan kovulan ilk İngiliz olduğunu bilinmelidir.
Hele ülkemizde büyük bir kesim; kıytırığın kıytırığı bir devlet olan,İsrail’i baş tehlike olarak göstermesi buna karşı Batı Rus Çin ve ABD istihbarat oyunlarının bilinmemesi ne kadar acı..İsrail,  İslam dünyasını yok eden, Avrupa, ABD ve Rusya entrikalarını gizlemek ve boğaları kızdıran matadorun elindeki  kırmızı bir bez olarak sallandırılan bir korkuluk devlettir. Barış Gönüllülerinin Ajan faaliyetler, İstihbarat örgütlerinin çalışmaları,kurulan komplolar, PKK finansal destek için özellikle Doğu vilayetlerinden 1980’ler den itibaren  Avrupa’ya kaçak yoldan sokulan ve her bir işçiden ayda 50 Eoruya denk aidat kesildiğini bu kaçak göçmen işçi olayını Avrupa devletlerinin teşvik ettiği kışkırttığı da herkesin malumudur.Ancak bu bilgi bile halkımıza yeterince duyurulmamıştır. Halkın uyandırılması için sırf bir bilgi olarak halk arasında yaygınlaştırılmamıştır.
 İslam dünyasına yenilmez bir güç sunulup korkutulmalıydı. Bu da İsraildi. Evet İsrail’i yenilmez bir güç olarak sunulmuş, ancak 1973 yılında İsrail- Mısır Savaşında eğer ABD olmazsa Mısır ordusunun İsrail’i ortadan kaldıracak bir konum kazandığı zafer unutturulmuştur. Çünkü yenilmez bir efsane lazımdı. bu hayali korkuluk devlete sürekli bakışlar çevrildiği için Güneydoğuda, Irak ve Suriye’de anarşist katil PKK’ya verilen emperyalist destekler görülmemiştir. Silahların Almanya’dan İngiltere’den Rusya’dan ve ABD’den geldiği yeterince halka  anlatılmamıştır.
Berlin Antlaşması’nın Ermeniler lehine Doğu Anadolu’da ıslahat yapılması konusunda Almanya, İngiltere ile birlikte hareket etmişti. Hatta Alman İmparatoru II. Wilhelm’in annesi (Prenses Victoria İngiltere Kraliçesi Kraliçe Victoria’nın büyük kızı, III. Friedrich’in karısı, Alman imparatoriçesi ve Prusya kraliçesi) İmparatora hitaben yalanlara dayalı şu nasihati ediyordu: “Türkiye’deki Hıristiyan katliamı çok iğrenç, bütün Hristiyan ülkelerin görevi, bu katliamda akan Hıristiyan kanının intikamını Türkiye’den almak olmalıdır”  Doç Dr Suat Zeyre’ten aldığımız bu bilgiyi veren makalede Batının Hukuk anlayışını da vermektedir Berlin Kongresi’nde(1878) Bismarck, Osmanlı delegelerinin, Avrupa hukukundan istifadeye hakları olduğunu söylemesi üzerine, “O hukuk size göre değil” demişti. Bismarck devamla, “İşaret ettiğiniz hukukun icrasında, Almanya İmparatorluğu’nun güç ve görkemi duruyor. Batı için haklı olmak önemli değil güçlü olmak önemlidir.
(Yard Doç Dr Suat Zeyrek Tarih Dergisi, Sayı 57 (2013 / 1), İstanbul 2013, s. 69-103)
İki asırdır Batı Ortadoğu’da kan akıtmaktadır.1911 yılı bütün bir batı dünyası için Osmanlı imparatorluğu üzerindeki iştahlarının açıkça belirdiği bir yıl olmuştu. Zaten İngiltere hükümeti, Sir Grey’e gönderilen gizli belgede “Şimdiki durumda yalnız Balkanları ve Avrupa’yı değil fakat Arapları, Ermenileri, Kürtleri ve diğer ırkları da imparatorluktan ayırmak olmalıdır” denilerek etkin bir propagandanın gerekliliğini ifade etmişti  (Yard Doç Dr Suat -age),
Bizim hayali düşmanlarımız yoktur. Bizim düşmanlarımız belli; işte yakın zamanda rahmete giden Kıbrıslı Türklerinden Prof Sallahi Sonyel’in İngiliz İstihbarat Servisinin Türkiyedeki Eylemler  kitabı, gençlerimiz gurup çalışması olarak okutulmalıdır.İngilizlerin nasıl Kurtuluş Savaşı yıllarında çalıştığı burada anlatılıyor “İngiliz İstihbarat Servisi Ankara’da  Mustafa Kemal’in  yakınlarına dek sokulmayı, Bakanlar kurulu (Vekiller Heyeti ) Genelkurmay Başkanlığı (Erkanı Harbiye Umumiye Riyaseti) ve Büyük Millet Meclisinin gizli oturumlarının kimilerinde alınan en önemli en gizli, kararlar ve devlet sırlarını, İstanbul’da Padişah ve yönetiminin yakınlarına dek sokulan ajanları aracılığıyla sağladığı en gizli devlet sırlarını ele geçirerek ivedilikle İngiliz yönetimine duyuruyordu.” (Sallahi Sonyel’in İngiliz İstihbarat Servisinin Türkiyedeki Eylemler TTK Yay. Önsöz kısmı-2013)  İngilizler bu bilgiler kimden alınıyordu? Türkçe bilen Ermeni ve Rumlardan, Birbirine rakip guruplardan, basın mensuplarından, Anadolu’da sözde geziye çıkan gezginlerden.
Hiç vakit geçirmeksizin milletimize kurulan komploların beşinci Kol faaliyetleri müstakil bir ders olarak okullarda okutulmalıdır.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 17-07-2016 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554649 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net