18-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)

Bülent ECEVİT'e dair


How Nice to be 
                  remembered...
        (Sesi de açınız lütfen)
Murat Bardakçı'dan: 

Değerli yazar 
Soner YALÇIN sorup: 
Hangi Gerçek diyor!... 











 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow İLKER BAŞBUĞUN KONFERANSI HAKKINDA
İLKER BAŞBUĞUN KONFERANSI HAKKINDA PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar Mehmet YAMAN   
05-06-2016
İLKER BAŞBUĞ’UN VERDİGİ DIŞ POLİTİKA VE ERMENİ ZULMÜ KONFERANSI HAKKINDA

                                                   Mehmet YAMAN
   30 Mayıs 2016 tarihinde, Milli Düşünce Merkezi’nin Türkiye Barolar Birliği Toplantı salonunda düzenlediği Türk Dış politikası ve Ermeni zulmü hakkındaki konferasçı, emekli Orgeneral İlker Başbuğ idi.

   MDM Başkanı Sayın Sadi Somuncuoğlu beyefendinin yaptığı kısa açılış ve takdim konuşmasından sonra, Saygıdeğer İlker Başbuğ bey, dış politika ve Ermeni zulmü ile, bu konu hakkında şimdiye kadar içinde bulunduğumuz gelişmeleri, gayet nezih bir üslupla, nezaketle ve temin edebildiği belgelere dayalı olarak, kendi olgun ve gerçekçi değerlendirmeleriyle dile getirdi. Bu konuda yazdığı bir kitabı da böylece nezaketle dinleyen seçkin katılımcılara takdim etmiş oldu. Özellikle son zamanlarda bu konuda yaptığı güzel faaliyetlerden dolayı, kendilerine müteşekkiriz.

   Konferansçının konuşmasının bitiminde, koordinatör MDM’nin idareciliğini yapan ve ismini şu anda hatırlayamadığımız zat, katılımcılardan soru almak istediklerini beyan ettik te, biz söz olarak, sorumuzun olmadığını, ancak konu hakkında, gerek Sayın Somuncuoğlu’nun ve gerekse Sayın İlker Başbuğun konuşmalarıyla ilgili olarak, bazı hususlarda aydınlatıcı kısa cümleler halinde birkaç ilavede bulunmak istediğimiz beyanımıza verdiği, “sorun varsa sor, yoksa herkes konuşmak ister” cevabı üzerine, ciddi rahatsızlık duyduğumuzu ve usulen, sınırlandırılacak bir süreyi geçmemek kaydıyla, konu hakkında sözü olanların, katkılarını almanın yararla olacağını beyanla, orada bu hakkın verilmemesi nedeniyle, toplantıda konuşulan konularda ilaveyi uygun bulduğumuz birkaç hususu ve tenkidimizi arz etmek istedik.  

   Konuyla ilgilenenlerce de malum olduğu ve Sayın Sayın Somuncuoğlunun da beyan ettiği üzere, eskiden “Ermeni Mezalimi” derken şimdilerde, “Ermeni Meselesi”ne dönüştü konu. Bu, gerek ülke içinde ve gerekse uluslar arası platformda geldiğimiz kaybettirici aşamanın, açık bir göstergesi idi.

   Ermenilerin 1900’ lü yıllara tekaddüm eden ve birinci cihan harbini kapsayan dönemde, halkımıza yaptıkları zulümleri ve ülkemizi parçalamak isteyen yabancı devletlerin elinde nasıl maşa olarak kullanıldığına ilişkin, zamanımızda yerli ve yabancı yazarlar tarafından kaleme alınmış bir takım eserlerin olduğunu görmek çok sevindiricidir. Büyükelçi ve konsoloslarımızın sıklıkla öldürülmeye başlandığı 1970’li yılların başında, devlet arşivleri dışında, bu konuda ciddi bir eser bulmak zor olmakla beraber, 1972 yılında 700 sayfa civarında kalın, bir sürü belgeleri de içeren, müdellel bir eser bulunan Ermeni Mes’elesi ve Türkiye adlı, Sayın Abdullah Yaman (ki, kendileri ağabeyim bulunmaktadır) beyin yazdığı ve şu anda elimizde sadece bir adedi bulunan kitabın varlığını da, bu arada zikredelim.

   Makale konumuz, uzun uzun Ermeni mezaliminden ve oynadıkları oyundan bahsetmek olmadığından, sadece toplantıda aktarılan bilgiler hakkında yapacağımız, ilave ve tenkidi değerlendirmemiz şöyledir:

   1 – Zamanın Resmi Gazetesi bulunan Takvim-i Vakayi gazetesinin, 1.6.1915 tarihli nüshasında yayınlanarak yürürlüğe giren kanunun adı, “SAVAŞ ZAMANINDA HÜKÜMET UYGULAMALARINA KARŞI GELENLER İÇİN, ASKER TARAFINDAN UYGULANACAK ÖNLEMLER HAKKINDA GEÇİCİ KANUNolup bu kanun 3 maddeden müteşekkil idi.

2 – Bu kanunun hiçbir yerinde Ermenilerden bahsedilmiyordu. Ermeni kelimesi hiç geçmemişti.

3 – Bu kanunun ikinci maddesi aynen şöyleydi: Ordu, Müstakil Kolordu ve Tümen Kumandanları, askeri sebeplerden dolayı veya casusluk, hıyanetlerini hissettikleri KÖY VEYA KASABA HALKINI, tek tek veya toplu olarak, diğer bölgelere sevk ve iskan ettirebilirler.Burada, yedidüvelle her tarafı sarılmış ve yok edilmeye çalışan bir devlet olarak Osmanlı Devleti’nin, kendi hayatını korumak ve düşmanla işbirliği yapan kişiler kim olursa, hangi milletten ve inançtan olursa olsun, bunları o bölgelerden alıp, kendi toprakları üzerinde daha sakin ve savaş ortamından uzak bölgelere taşımasından bahsedilmektedir. Bu taşıma da, İçişleri Bakanlığının yazılı talimatlarıyla geçiş güzergahlarındaki mülki idare amirlerine verilen emre uygun yapılacaktı. Mülki idare amirleri de, kendi bölgelerinde bulunan güzergah üzeri mahalle ve karye(köy) yöneticilerine gereken talimatları vererek, muhacirlerin iaşe ve ibateleri yapılmak suretiyle, varılacak nihai menzile kadar emanet ve sulh içinde ulaşmaları sağlanmıştır. Birinci Cihan Harbinin yoksulluk ve mahrumiyetleri ayyuka çıkmışken, bu muhacirlerin yeme içme ve konaklamalarıyla ilgili olarak, mahalli tanıklar çok bulunmakta idi. Onlar mahallinde kendileri bulamazken muhacirlere ikramlarda bulunmaya çalışmışlardır. Yollarda karşılaşılan asayiş problemleri de, asayişi ihlal eden çetelerin ve eşkıyanın kanuni mahkemelerde cezalandırılması ve hatta bir kısmının da idam edilmesi suretiyle çözülmüştür. Bu konuda pek çok yazılı ve canlı tanık belgeleri bulunmakta olup, bu yazının yazarının 2005 yılında yazdığı, ÜLKEMİZİ ÇEVRELEYEN TEHLİKELER adlı eserinin 125. ve müteakip sayfalarında bu konular, geniş detaylarıyla anlatılmıştır.

   Yine bu madde sadece kendi ülkesi içinde bir yerden bir yere, güvenlik nedeniyle taşınmadan bahsediyor. Kanun da zaten geçici ve sadece savaş yıllarını ve sonucunu kapsamakta olup, savaş sonrasında, pek çok Ermeni vatandaş, geri kendi topraklarına dönmüştür. Geride kalan mallarıyla ilgili enteresan bir uygulama yapılarak, komüsyonlar kurulup mal varlıkları tesbit edilerek, dönüşlerinde menkul ve gayrimenkul malları kendilerine iade edilmiştir. Arşivlerimiz açıktır, bu konuda.

   4 – Burada isyan eden ve düşmanla fiilen işbirliği yaptığı saptanan kişilerin tehciri bahse konu olup, düşmanın girdiği yerlerde (Van, Erzurum, Erzincan, Bitlis, Siirt, Hakkari, Kars gibi) düşmanla işbirliği yapmayan sade ve samimi hiçbir Ermeni’nin burnu bile kanamadan, bulunduğu yerlerde bırakılmış, sadece hain işbirlikçiler (öldürülmemiş) başka yerle selametle taşınmıştır. Diğer vilayetlerde bulunan, mesela İstanbul’daki, 80.000’e yakın İzmir, Ankara, Konya gibi yerlerdeki Ermeniler, zaten savaş mahallinden uzak ve düşmanla işbirlikleri bahse konu olmadığından, yerlerinde kalıp işleriyle güçleriyle meşguliyetlerine devam etmişlerdir.

   5 – Çevresinde sırtlanlar gibi saldıran yedi düvelle savaşan bir devlet, güvenliğini sağlamak için başka ne yapacaktı, yani?.. Öldürme yok, başıboş bırakma yok, zabtiyelerle ve idari yazılı emirlere uygun yöntemlerle, ülkesinin daha selametli bölgelerine taşıma var. Ne kadar uygar, insancıl çağ ötesinde bir uygulama!.. Bugünkü savaş şartlarında bile, o çağdaki başarılı uygulamayı bundan başka nasıl yapabilirdik?.. Savaşta tüm köyler mahalleler perişan, evlerde erkek kalmamış (benim babam da, o yıllarda Galiçya’da Ruslarla savaşıp onları hallaç pamuğu gibi atmışlar, sonra da Tuna nehrinden geçip, Köstence’den bir kömürlü gemiyle, Batum’a çıkarak oradan savaşa savaşa Derbent, Nuha, Gence’ den sonra Baku’ya gelip bayrağımızı dikmişlerdir) tek tük ihtiyar ve sakat var. Öyle bir zamanın mahrumiyeti içinde, herkeste hastalık, kıtlık ve açlık hükümferma iken, yol boyu köylü kendisi yemeyip, muhacire yedirmiştir.

   Gerçek böyleyken, bugünün PKK’sının dedesi bulunan Hınçak ve özellikle katliamcı Taşnak Ermenileri, uluslar arası arenada, olayları ters yüz edip, tıpkı bugünkü torunları gibi, ülke aleyhine oyunlar oynamıştır.

   Sayın Başbuğ’un da ifade ettiği gibi, bizim yazarlarımız değil, yabancılarla kendi yazarları ve siyasetçileri zaman içinde bu gerçekleri dile getirmişlerdir. Pek çok kişinin yanında burada, 1918 yılında Erzurum’da Rus ordu komutanı olarak görev yapmış olan, yarbay Twerdokhleboff’un hatıraları, o sırada Erzurum’daki Rus Başkomutan Odişelidze’nin hatıraları, Rus Kolordu Komutanı Nazarbekof’un şahit olduğu, Antranik’in Nahcivan çevresindeki mezalimi, Rus Yarbay Grizyanof’un şahitlikleriyle yazdıkları hatıralar yanında, Ermenistan’ın ilk başbakanı Ovannes Kaçaznuni’ nin 1923 yılında Bükreşte yapılan Taşnak kongresine sunduğu rapor, her şeyi açıkça ortaya koymaktadır.

Uzunca raporunu şöyle özetliyor: “1914 sonbaharında Ermeni gönüllü birlikler, Türklere karşı faaliyetlere geçti (burada katliam diyemiyor tabii) 1915 yaz ve sonbaharında da, Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu…” Sonunda da diyor ki: Türklerin pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır.Bu konularda, yukardaki kitabımızda, pek çok hatıralara dayalı başka yazılı belgeler mevcuttur.

   6 – Sayın Başbuğ’un bahsettiği, Amerikan aydınlarının Ermeni meselesi hakkında, Amerikan senatosuna verdikleri yazılı raporda, Sayın Başbuğ’un olayın seyrini aktarırken, belki de unuttuğu bir ilaveyi yapalım. O raporda sonuç olarak deniyor ki, yüzyıl önceki bir tarihte kalmış olaylar, ülkelerin parlamentolarının çıkaracakları siyasal kaprislere dayalı kanunlarla değil, ilgili devletlerin tarihçileri de dahil, uluslar arası objektif tarihçiler kurulunun yapacağı, ciddi inceleme ve araştırmaların sonucunda verecekleri, belgeli raporlarla ancak ortaya çıkarılabilir.Yani tarihçiler objektif bir biçimde arşivleri, belgeleri inceleyip, kanaatlerini yazacaklar… Doğru olan da bu değil mi?.. Ermeni devleti neden arşivlerini açmaktan ısrarlarımıza rağmen kaçıyor?.. Osmanlı Arşivleri daha tam gün yüzüne çıkarılamamasına rağmen mevcut belgeler bile, tam tersini gösteriyor. Batı ve Rus arşivleri de, bizim arşivlerimizi destekliyor…

   7 – Burada önemli bir konuyu da dile getirelim: Birleşmiş Milletlerin 1948’de kabul ettiği soykırımla ilgili uluslar arası yürürlükte bulunan kanunun ikinci maddesi, soy kırımdan bahsetmek için, ideolojik ve ırksal nedenlerle, bir ırkın ve inanç gurubunun, toptan yok edilmesi kararı ve uygulamasından bahsediyor. Tehcir kanunu bir ırktan bahsetmiyor. Bir ırka mensup insanların toptan yok edilmesinden bahsetmiyor. Ya neden bahsediyor?.. Sadece, savaş sırasında ülkesini ve kendini güvenceye almak için, halktan düşmanla işbirliği yapan, düşman lehine casusluk yapanların yok edilmesi değil, salim bölgelere tehciri, nakledilmesinden bahsediyor. Bu maddedeki unsurları taşımadığından, bizim yaptığımız gayet doğal bir nefsi müdafaa hareketi olup, bir ırkı değil, casusları ve düşman işbirlikçilerini, yok etme değil, başka bölgeye nakletme olayımız, bu madde ile asla bağlantılı değildir. Gayet doğal olan nefsi müdafaamızın insani bir uygulamasıdır.

   8 – Saygıdeğer Sadi beyin söz sırasında söylediği, suçlar, işleyenlerin amaçları ve niyetleri dikkate alınarak değerlendirilmeli” tarzındaki sözünü de, bir sürç-ü lisan olarak kabul ediyoruz. Zira Osmanlı Devleti’nin yaptığı, ne milli ve ne de uluslar arası kanunlara göre suçtur. Asla suç değildir. Kendimizi suçlu ve müdafaada kalma psikolojimizi derhal bırakmalıyız.

   9 – Tehcir olayı, Türkiye’nin değil, Osmanlı Devleti’nin olayıdır. Bugünkü Ermenistan, Arap devletleri, Bulgaristan, Yunanistan, Balkan Devletleri, Tunus, Libya da Osmanlı Devleti’nin bakıyyesi devletlerdir. Bu olay onları da bizim kadar ilgilendirmekte iken, 1900’ lü yılların başındaki olayı, neden sadece Türkiye’nin başına yıkıyorlar. Bu da adalet ve kanunilik ilkelerine aykırıdır. Uluslar arası hiçbir kanun, bu olayları suç saymaz ve Türkiye Cumhuriyeti devleti de, bu olayların faili olamaz. Kaldı ki, yukarda bahsettiğimiz soykırımla ilgili kanunun ikinci maddesi unsurları, bu olayda hiç mevcut olmadığından, bu maddeye dayalı bir suçlama yapılamaz ve yine kaldı ki, MİLLİ VE ULUSLAR ARASI KANUNLAR, HİÇBİR ZAMAN GERİYE YÜRÜMEZ. 1915 olayını 1948 yılındaki bir kanunla yargılamak, hiçbir devletin kanununda mümkün değildir. Bir olaydan 33 sonra çıkacak bir kanun, kendinden 33 sene önceki bir olayı yargılayamaz. Yargılanması için, bu kanundan sonra zuhur etmesi gerekli, olayın.

10 – 1900’lü yıllarda Amerika’nın Zencilerle, İngiltere’nin Afrika ile, Fransa’nın Cezair’le ilgili yaptıkları gerçek soykırımlar, herkesin gözü önündedir. Üstelik Fransa 1948’de kabul edilen bu kanundan sonra, Cezair’de Dünyanın gözü önünde, teker teker insanları kuş gibi avlayarak soykırım yaptı. Amerika’nın soykırımı daha yakın zamanlara kadar devam etti, Zencilere karşı. Hani nerde onlarla ilgili soykırım kararlar?.. Böylesine gerçeklerden, bilimsellikten ve aklilikten uzak,  oyunlar sadece bize karşı oynanıyor

   11 - Yakında Almanya’da bu konuda aleyhimize kanun çıkacak, ama bizi hala uyuyoruz. Nerde bizim devlet yetkililerimiz, nerde bizim sivil toplum kuruluşları?.. Bu kadar aymazlık olamaz… Ölü sessizliği ve vurdumduymazlık ne anlama geliyor acaba?.. Devletimizi ve özellikle Dışişleri teşkilatımızı, tüm sivil toplum örgütlerimizi, göreve davet ediyoruz, bu haklı davamızda. Ezilen, soyu kırılan, mahkum ve mahrum edilmek istenen biziz…

   Üstelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Lahey Adalet Divanı’nın buna aykırı kararları varken… Çıksa bile bu kanunlar, adaletin olduğunu sandığımız oralarda iptal edilecektir. Bu arada bu konunun yılmaz savaşçısı ve şu anda yine orda bu konuyla ilgili savaşta bulunan, sevgili Doğu Perinçek Beyin kulaklarını çınlatalım… Konu sadece Sayın Perinçek’in değil, hepimizin davasıdır…  

   Haydi görev başına!.. Saygılar… 30.05.2016

                                                                                                          Mehmet YAMAN
                                                                                                          Araştırmacı Yazar  
Kişiler (415)
Mehmet Yaman
Arkadaşlar
 
 
 
 
Ayrıntıları göster

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 05-06-2016 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29403866 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net