12-08-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Geçmişten arrow Geçmişten arrow “Aydın düşmanlığı”na vacip olan yorum
“Aydın düşmanlığı”na vacip olan yorum PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 0
KötüÇok iyi 
Yazar MURAT KAPKINER *   
24-11-2015

“Aydın düşmanlığı”na vacip olan yorum 

                                                                                                        Murat KAPKINER * 
        (Oysa İslam insanlara: “Sorgula: ola ki sonunda bana gelirsin” diyordu...) 

Taraf’ın 02.05.2012 tarihli nüshasındaki Ahmet Altan’ın “Aydın Düşmanlığı” başlıklı
yazısı, bir mümin olarak, doğrusu benim yaralarımı depreştirdi.

Eskilerin hoşuma giden bir aforizması var: ‘Fıkhı olmayan derviş zındık; tasavvufu olmayan fakih
fasık (veya facir)olur’ diye.

Okuyucularımın alt yapı olarak neleri bilip neleri bilmediğini bilmediğim için, çok kısa kimi
açıklamayı zorunlu sayıyorum.

Derviş hakkında hemen herkesin bir olumlu fikri olduğu gibi fakih, fıkıh da ortalama ve doğru olarak
şeriatçi olarak anlaşılmış. Ben de bu konularda doğru bildiğim anlamları vereyim.

Zahitle derviş çoğu zaman karıştırılmış. Zahit, tabakat kitaplarımıza bakılınca, tasavvufi, olumlu bir
tabir olarak karşımıza çıkmasına karşın onu edebiyatımızda ‘kaba softa, ham sofu’ olarak görüyoruz.
Haklı/haksız, tasavvuf eleştirmenlerini sakinleştirip, salim bir alanda ‘tarikatlı’dan bahsedeceksek
bence en uygun deyim derviş. Yukarıda dediğim gibi hem halkın yabancısı değil, hem yarım entelin
itiraz etmeyeceği bir terim.

Derviş, bildiğiniz derviştir ve bu yazının sonunda da künhü anlaşılacaktır. Fıkıh: Şeriat; fakih de
şeriatçi demek. Bunu sonraki asırlarda zahit olarak görüyoruz.

Hz. İsa’ya kadar Yahudiler, Allah’ın dinini salt Şeriate indirgemişlerdi. Bir ve tek olan Allah’ın
Dini’ni sadece helaller ve haramlarla tesmiye ediyorlardı: Şeriat. Hz. İsa’ya kadar bu din, salt helaller
ve haramlardan ibaretti. Ahlak: yok. Vicdan: yok. Merhamet: yoktu. İslam (din; bize göre
başlangıçtan günümüze bütün dinler İslam,) bir tüzel kişilikti. Ruhu, merhameti, şefkati olmayan bir
tüzel kişi. Devlet gibi. Mücerret hukuk gibi. Her şey maddi idi. Günümüz hukuk terimi olarak
‘maddi’ diyorum: ‘maddi delil’ anlamında. Suç hangi ‘madde’ye giriyor yahut girmiyor.

Cenab­ı Hak, bu Beni İsrail’e, bir İbahiyeci (her şeyi helal sayan) Şeyh olarak Hz. İsa’yla, köklü bir
tokat attı. Sanki şöyle demiş oldu: “Siz, ‘şu haramdır, bu haramdır’ mı deyip duruyorsunuz; alın size
hepsi helal’’.

İsa’dan sonra denge bu kez ruhaniyet kefesi lehine bozuldu. Bu kez madde ve ‘maddi’ olan yadsındı.
İman Çağı’nda bu ayrışma, tarihte ilk kez tek dil ile her iki cenah (yan) odaktan tevhit edildi.
İslam’ın özü budur. İçinde hem mâna hem madde var, ama söylem bir.

Aslında ben söylemek istediklerime bir türlü gelemiyorum. Ben size bir saba taksim yapacaktım ama
uşşaktan başlayınca tekrar sabaya dönme zorlaşıyor.

İnsanları esasen iki kategoride değerlendirecek olursanız fazla yanlış yapmış olmazsınız: Hayatı
doğru yaşayanlarla (zahit), doğru değil ama erdemli, merhametli, sağduyulu, şefkatli yaşayanlar.
(Derviş).

Bundan yirmi yıl önceydi. Konya’da İplikçi Camii’nde kıldığım bir sabah namazından sonra ana
caddelerde yürümek, güneşin doğuşunu dışarıda izlemek istedim. Bir traktörün arkasında bir sanayi
ürünü saban bağlıydı ve geliyordu. Arkadaki ağır saban problem çıkarmış olmalı ki yaşlı ak sakallı
sürücü inip ilgilenmek zorunda kaldı. Ben koştum. Adam yaşlıydı. Yardıma ihtiyacı olmalıydı.
Yaklaşıp selam verdim ve yapabileceğim bir şey olup olmadığını sordum. Adam beni görmemiş gibi,
selamımı duymamış gibi, selamımı dahi almayarak, beni itip işini bitirerek traktörün başına geçti ve
gitti.

Çeşitli düşüncelerle arkasından bakarken, bu kez traktörün arkasına bağlı bir iki ton ağırlığındaki
saban, küt diye asfalta çivilendi. Ben zaten güzergâhım olduğu için bir sigara yakarak yavaş yavaş
yaklaştım. Emmi’yle yan yana geldiğimizde bana yalvarır gibi baktı, bir şeyler de mırıldandı ama
ben sigaramdan bir duman üfleyerek yoluma devam ettim. O esnada hayatım boyunca yaptığım gibi
gene erdemli ama yanlış davranmamak için ciddi bir iç mücadele verdim.

İmdi: Demek istiyorum ki şeraitçi (zahit): doğru davranan; derviş; yanlış ama erdemli, merhametli,
sağduyulu, şefkatli davranandır.

Bu iki tiplemeden iki gazlı örnek verip lafı kısa keseceğim:
Adam, (zahit) gelin getirmiş. Gelin kayınbabaya abdest alması için ibrikten su döküyor. Eskinin
‘gelinlik etmek’ine uyarak kızcağız, konuşmuyor. İnsan bu ya, bu esnada gaz çıkarıyor. Yer yarılsa
yerin dibine geçse. Terliklerini gıcırdatıyor ki çıkardığı sesi andırsın da utançtan kurtulsun. Ama
kayınbaba şeriatçi:
‘’Tutalım ki sesini benzettin; peki kokusu için ne yapacaksın’’ diyor. Gerçekten Fıkıh’ta (Şeriatte)
abdest bozan gazın, iki delili vardır: koku ve ses.

Bir de şey var...
Hatemülâsam.
Zatın adı Hatem. Lakabı âsam. Yani sağır.
Şöyle olmuş: Hatem büyük bir alim. Büyük bir derviş. Kadının biri bir fetva sormaya gelir. Edeple
huzura girer. Ve sorusunu sorar ama bu arada gaz çıkarır. Hatem, elini kulağına götürerek:
‘’Duyamıyorum; güçlü söyle’’ der. Kadın Hatem’in sağır olduğunu görünce sanki cennete girer,
mahcup olmamıştır. Rivayete göre Hatem, o günden sonra sağır rolü yaparak yaşamış ölmüştür,
kadın, kendisine rol yapıldığını bilmesin diye.
Budur: Dervişle zahit.

Ahmet’e attığım mesajda: “gözü kör olsun; haklısın” demiştim.
Ne diyordu: “Ama Din, kutsal bir kaynaktan neşet ettiği için, her yeni yolu, her yeni bilgiyi, her yeni
yorumu şüpheyle karşılar. Batı’da Protestan’ların, bizim diyarlardaysa ‘mutasavvuf’ların çektikleri
bu şüphenin sonucudur”.

Gözü kör olsun demem oydu ki, İslam böyle değildi ama onu Şeriat’çilerle Kelamcılar (İslam inanç
bilimcileri) bu hale getirdi: Hıristiyanlık öncesi Yahudi’lerin getirdiği gibi.

Bir de acıyı çekenler, Altan’ın sandığı gibi, salt mutasavvuflar değildi; Müslüman filozoflar da
aforoz edildi.

İmam­ı Gazalî diye biri çıktı. ÖmerHayyam ve Alamut Kalesi’nin, Haşhaşiyyun diye ünlenmiş sapık
tarikatinin lideri, İslam Tarihinin ilk örgütlü teröristi Hasan Sabbah’ın okul ve gençlik arkadaşıdır.
Kardeş Gazali de Şeytan’a muvahhit (Halis tek Tanrı’cı) diyenlerden.

Deli dolu günler, münzevi yaşamlardan sonra ıslah ı nefs edip Saray’a kapılanmıştır: Vaktin YÖK
başkanıdır artık; aynen Kenan Evren’inki gibi. Günün üniversitelerinde okutulacak bütün kitapları
handiyse kendisi yazdı: ‘Fıkıh’ta şuraya, Tefsir’de şuraya, Hadis’te şuraya, Kelam (İnanç)’da şuraya

kadar’ dedi. İslami ilimler adına hiçbir bilimsel yetkisi yokken. Bütün filozoflar Kâfirdi; yani
düşünenler. Hicri yedincisekizinci yüzyıl; miladi, on iki.

Müslümanlar soruyu şöyle sorarlar: ‘’İmam­ı Gazali’ye kadar İslam dünyası ve düşüncesi çok iyiydi.
Ondan sonra neden dumura uğradı?” Bundan daha yanlış bir saptama olamaz: İmam­ı Gazali’den
sonra düşünce dünyamız dumura uğramışmış. Doğrusu şudur: İmam­ı Gazali düşünenlerin son
halkası değil, düşünmeyenlerin, düşündürtmeyenlerin ilkidir oysa. Gerçekten o gün bugün Gazali’yi
yorumlamaya devam ediyor İslam Alemi. Ki Gazali’nin hiçbir İslami bilim geleneğinden icazeti
yoktur; kendisi mukallittir (Öncekileri taklit eden).

Bu, yaklaşık, sekiz yüz yılık düşünmenin yasak olduğu dönemden sonra, benim Ağabey’im,
Alman’ın helasını temizlerken buldu kendini.

Ahmet’in dediği gibi, bu arada (düşünen ve hatta mistik tecrübelerle öğrendiklerini söyleyen) birkaç
dervişi de tekfir etti anılan zihniyet. Kiminin derisini yüzdü, kimini işkenceyle öldürdü.

İncil’in değil ama, Kilise’nin düşünceye, düşünce üretmeye asırlarca kapattığı kapıları Hıristiyanlar
açtı; bizse, düşünce üretmeye sonuna kadar açık olan kaynaklarımızı, kapılarımızı kapattık. İşe
bakın.

Evliyaullah’tan Aliya İzzet Begoviç, Müslümanların geriliğinin nedenleri arasında şu ayetin yanlış
anlaşılmasının payı olduğunu da yazar: “Bu gün dininizi ikmal ettim”.

Niye yanlış anlaşıldı ki: ikmal edilen dindir; dünya, yaşam, özgür düşünce değil.

On yıl kadar önce, memleketim Malatya’da, anılan şeriatçi, çağdaş kelamcı, usçuların radyosunda
canlı yayındayım. Hasan Begeç Hoca’yı gençliğimden beri tanırım. İyi bir ezberciydi; konuşurken,
kafasıyla sayfa çevirirdi. Biz o baş hareketinin bir kitabın sayfa çevirmesi olduğunu bilirdik.

Alışmadıkları şeyler söylüyorum: Freud’un büyük bir âlim olduğunu, Darwin’in emeklerinin
yadsınamayacağını filan ki onlara göre küfürdür. Baş edemiyorlar. Hasan hoca iki de bir: “Cenab­ı
Hak, filan surenin, filan numaralı ayetinde şöyle buyuruyor, böyle buyuruyor’’ diyor. Herkesi
susturduktan sonra: “Hoca Cenab­ı Hak güzel şeyler buyurmuş, doğru şeyler buyurmuş.. Lakin seni
yirmi yıldır tanıyorum, sen bu yirmi yılda hiçbir şey buyurmadın yav” dedim.

Kur’an biraz dikkatli tetkik edilince, O Kitab’ın, kendisinin test ve teyidini bile kulların
müfekkiresine (düşüncesine) terk ettiği, hatta emrettiği görülür.

“Dileyen iman etsin, dileyen küfretsin” diyen bir Kitap: “De ki: (biz) iki gruptan birimiz; ya siz hak
üzeresiniz, biz sapığız; ya biz hak üzereyiz; siz sapıksınız” diyen bir Kitap, belli durur ki düşünceyi
kendisine öncelemiştir.

Burada ayet sıralamaya gerek yok, çünkü Kur’an baştan sona düşünceyi önemsiyor. Başlarda Açık
kaynağımızı kapattık dediğim bu. Bizim dinimiz, düşünmeyi, sınırsız düşünmeyi emreden bir
dinken; düşünceyi yasaklayan bir din haline getirildi. Ahmet’e yazdığım gibi bunun vebali Şeriat
(fıkıh) ve Kelam’ındır: sorgulama kâfir olursun (Allah’a hamdolsun Kelam denen, eski Yunan
felsefe kitaplarının Arapçaya çevrilmesinden sonra türemiş bulunan, bu bilim dalı çağımızda artık
pek yok). Oysa İslam: “Sorgula: ola ki sonunda bana gelirsin” diyordu. Çünkü İslam’a göre yadsıyan
da inanan da düşünerek yadsır ya da inanır.

Şems­i Tebrizi: “Evren’de her fenalık, takliden inananla, takliden yadsıyanlar yüzünden çıkmıştır”
diyor.

(*) 23.11.2015 “Aydın düşmanlığı”na vacip olan yorum haberi
http://arsiv.taraf.com.tr/haber­yazdir­92919.html 4/4
Haber Tarihi: 18 Mayıs 2012 Cuma 00:00
Haber Adresi: http://arsiv.taraf.com.tr/haber­aydin­dusmanligi­na­vacip­olan­yoru

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 24-11-2015 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
56790383 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net