14-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Çeviriler arrow Genel arrow BURJUVAZİNİN MARX'I:PARETO
BURJUVAZİNİN MARX'I:PARETO PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 24
KötüÇok iyi 
Yazar Raymond ARON- M.Selami ÇEKMEGİL   
16-09-2006
Batıyı şekillendiren 
İNSANLAR VE FİKİRLER
BURJUVAZİNİN MARX’I:  PARETO(*)
                                                Raymond ARON
Çeviren M. Selami ÇEKMEGİL
    Image Yüzyılımızın başlarına kadar ve 20. asrın başındaki ( Max Weber, Emile Durkheim, Vilfredo Pareto nesline dahil ) sosyologlar, politika bilginleri olmasalar bile en azından birer politika filozoflarıdırlar. İster Auguste Comte, isterse Karl Marx geleneğine bağlı olsunlar makro sosyologlar sosyal problemlerle olduğu kadar siyasi meselelerle  de ilgilenmişlerdir.  
    Pozivitisler ve Marxistler esas meseleleri olarak ”site” yerine “cemiyeti” ele almakla ve hatta bazen sosyal çatışmalar ile hükümet ve idare tarzları arasında oldukça sıkı bir ilişki görmekle eski  
gelenekten ayrıldılar. Auguste Comte, bir sosyal modelin genellikle sosyal meselelere belli bir hal tarzı empoze ettiğini ve genel olarak hayatın düzenlenmesi ile hükûmet modelinin aynı şekilde bu sisteme dayalı olduğunu ileri sürmüştü. Sosyal bütün mefhumunu ilk defa ortaya getiren ve aynı zamanda disiplinlerin bölümlere ayrılmasını tenkid eden “şöhretli Montesqieu” değil miydi ? Kendi soyutlamalarında kaybolan ekonomistlerin metafiziklerini teşvik eden; diplomatik veya askeri olsun, devlet müşavirleri yerine gerçek iktidar koltuğundaki endüstricileri tanıma yeteneği kalmamış siyasi bilimcilerin (ya da siyasilerin) yanılmalarına yol açan hususlardan en tehlikelisi bu disiplinler arası bölünme idi.    

      Fransız ihtilali, Comte’ a göre, endüstrileşmenin gereklerini karşılayan bir devlet veya siyasi rejim tesis etmeyi başaramadı. Marx’a göre de Fransız ihtilali, resmen iddia ettiği gibi, eşitlik ve hürriyetin gerçekleşebileceği bir cemiyet oturtmadı. Her ikisi de fantezi bir nötralite için değil de gerçeğe ve öze ulaşmayı hedef alan bir görüş için politika oyunundan yüz çevirdiler.

     Bu üç büyüklerin, kurucu babalarına nazaran ilme doğru katettikleri gelişme ne olursa olsun Emile Durkheim ve Max Weber’in yaklaşım tarzı bana Comte ve Marx’ınkinden farklı gözükmüyor. Durkheim hareket noktası olarak modern cemiyeti kuşatan buhranı esas almakla beraber bunun çözümünü  politikada (sathi olarak seçim, parlamento ve parti rekabeti) değil; fakat içtimai ahlak reformunda aramaktadır. “De la division du travail social”ün(1893) ikinci baskısına yazdığı önsöz ve korporosyanlar teorisi, bu arzuya ve onun ilhamına şahitlik etmektedir. Düşüncelerinin derinliğinde Durkheim bir bilgin olduğu kadar bir reformisttir de… İlme dayalı bir reform ihtimaline inandığından beri kendisini düşündüren bir düalizmdir bu… 

    Max Weber de Marx gibi hareket noktası olarak çatışma ve hegemonyayı esas alıyor. Fakat o, bir tarafta sosyal gurupların veya sınıfların çatışmaları ile diğer tarafta cihanşumul (evrensel) bir olay olan hegemonya arasında açık bir tefrik yapmaktadır. Cihanşumul proleteryanın akıbeti değil de milli varlığın (mesela Almanyanın ) kaderi, pozitivistlerin üstün varlığı veya Marxist ihtilalin eşiti yerine, politik ve moral güç kaynağı olmaktadır. Milletin yüceliğini Tanrı veya Demon makamına  oturtmakla Max Weber kimseyi kendisini kabule zorlamıyor ve ilmi bir otorite iddia etmiyor: cemiyetin tahlili ile aksiyonun azamisi arasındaki epistimolojik çatlağın izalesini hedef alıyor. Sosyoloji bir defa daha bize felsefenin Marx’ tan önce yaptığı gibi cemiyeti değiştirmeyi değil de öğretmeyi hedef alıyor…  

 Eğer Auguste Comte ve Marx’ta ya da Emile Durkheim ve Max Weber’de sosyolojik ve politik teori konusunu ele alacaksak nasıl bir prosedür uygulamamız gerekiyor?.. Ben bu hususta üç safha düşünüyorum:


  1. Onların görüşlerini etkileyen, düşünce ufuklarını genişleten ve araştırmalarına mesnet teşkil eden unsurları tarihi perspektifi içindeki yerlerine oturmak ;
  2. İçinde yer aldıkları dünyanın veya sahip oldukları düşüncenin izahını değilse bile genel olarak anlamını tayin etmelerine yardımcı olan sistem veya teorilerini tanımlamak ;
  3. Kendileri tarafından açıkça belirtilen veya okuyucuların ve talebelerinin; dostlarının ve düşmanlarının teorilerinden çıkarabildikleri manaları ortaya çıkarmak.
 
     Bu anlatımın normal manası içinde bu muharrrirlerin kendi öz “politik fikirleri “, araştırmanın üç safhasında da tali bir mevki işgal eder. Emile Durkheim’in partiler ve parlemento üzerindeki yargıları, bizi, modern Fransız Cemiyeti hakkındaki yargılarını aksettirmesi nedeniyle ilgilendiriyor. L’affaire zamanında üstlendiği pozisyonla Dreyfus ta bizi, aynı nedenle ve aynı şekilde ilgilendiriyor; bağlılık duyduğu değerler sistemini açığa çıkarıyor. Birinci dünya Harbinin sebepleri üzerine yazdığı küçük kitabı ve 1914 ile 1917 yılları arsındaki vatansever heyecanı onun için takdir uyandırıyor. Fakat bu arşiv bizi teoricilerin sırlarına götürmüyor.  

    Bu özellik aynı şekilde Max Webber’in eseri için de geçerlidir. Şahsî tecrübe, teorik ifadelendirme ve neticeler şeklindeki üç unsur bir diğeri içinde kaybolmaksızın birbirleriyle irtibatlıdırlar. Geleneksel hakimiyet, güçsüz bir parlamento, bürokratik Bakanlıklar ve mutedil idaresi ile Wilhelm İmparatorluğu Ona politik doktrininin unsurlarını sağlamıştı. Veyahut Onun, Wilhelm İmparatorluğunu kendi doktrini açısından idrak ettiği de söylenebilir. Doğu ülkeleri ekonomisinde yapılacak bir araştırma ve Polonya çiftçiliğine nüfuz, ona modern cemiyetlerin davranış özelliklerini gösterdi. Bu araştırmada kategoriler kullanarak tipik Weber modeli münasebetler çıkardı. O zamanlar sosyolog ile politika gözlemcisi o derece birbirine karışmış olabilirler ki her birinin politik fikri, genel sosyoloji ile birleşebilir ve her birinin teorik önerileri siyasi müşahit tarafından yapılmış bir hükümden istihraç edilmiş gözükebilir. 

   Bir psiko analist veya sosyolog bir bilim adamı muhtemelen bizim izahlarımızda üç safha arasında tesis ettiğimiz tefriki indi mütalaa edecektir. Bilhassa şahsi tecrübe ile teorik izah arasındaki karşılıklı etkiye yönelik olanı… mamafih, Vilfredo Pareto’ ya uygulanan biçimdeki yaklaşım tarzımız işi biraz kolaylaştıracaktır.  

    Vilfredo Pareto, ikili bir şöhreti haizdir. Ve iki entelektüel geleneğe mensuptur. O, bir ekonomist olarak Lozan’da yerini aldığı Leon Walras’ın izinde, denge teoristleri arasındadır ; Bir politika olarak ta Makyavelli’den başlayıp, iktidara susamış ve fakat ihtiraslarını gizleyen, yöneten insanlar ve yalan söyleyen insanlar olduğu sürece devam edecek olan bir çizgi üzerindedir. Diğer taraftan, sosyolog olarak Pareto’nun durumu müphem ve tartışmalı halini devam ettiriyor. Pareto’nun titiz sosyolojik düşüncesi üzerindeki açık tartışmaya iştirak yoluyla Onun, içinde yaşadığı cemiyeti değerlendirme tarzı olan tarihi tecrübesini inceleyeceğim. Daha sonra da onun politik tecrübesinin teorik ve kavramsal formülleri halindeki analizine geçeceğim. Bundan sonra onun teorisinin muhtemel imalarını göstermek benim için kolaylaşacaktır. (İnsanın faşizmle olan ilgisine dair bıktırcı sorula girmeksizin.)  

    Pareto, modern cemiyetin üç vechesi üzerinde durur: rakip partileri ile temsili rejimler; sınıf mücadelesi, ve bürokrasinin yayılması. Her gün basında yer alan olayların bir gözlemcisi olarak O, devamlı bir şekilde, bir yanda sendikacıların kuvvet ve enerjisi ile diğer yanda burjuvazinin korkaklık ve zaafı arasındaki zıddiyet üzerinde durur. Sorel’in kelimeye verdiği anlamı için de şiddet –iktidar mücadelesinde ki gaddarlık değil–bundan böyle artık hükumeti ellerinde bulunduranlarda ve istihsal vasıtalarında değil, fakat kurulu düzene başkaldıran tahrikçilerde toplanmıştır

    Pareto, güçlünün avantajlarını, eşitsizliği sevdiğinden ya da kitlelerin izdırabına hissizliğinden dolayı savunmaz. Teorik olarak O, sosyal dengenin her iki taraftan da eşit derecede mertlik istediğini iddia eder : “Hayatiyet  arz eden herhangi bir yaratık, dişe diş almaktan, düşmanının kanını akıtmaktan imtina ediyorsa kendini düşmanın insafına terk etmiş demektir.”          
 
 

    Mesela, ‘ Genel Sosyoloji üzerine bir inceleme’’ (Treatise on General Sociolcgy)’den bir paragraf alalım. (paragraf 2147): 

    ’’… hissedilen odur ki, eğer devrimci veya sırf halka dayalı kuvvet rejimin silahlı gücü ile çatışırsa bütün haklar öncekine, bütün görevler de; bilhassa son raddeye kadar silahlarını kullanmama görevi de sonrakine ait olur. Rejimin silahlı kuvvetlerinin mukabele etmesi yasak olmasına karşılık, küfürler, yumruklar, taş atmalar her şey halktan geldiği zaman mazurdur. Çünkü silahlı kuvvetlerin mevcudiyeti bile onları alevlendirir ve halk müdahaleden masun halde herhangi bir tahrike kapılıverirler. Bununla beraber silahlı kuvvetler tükenmez bir sabra sahip olmalı, bir yüzüne vurulduğu zaman öbür yüzünü çevirmelidir. Askerlerin çok büyük bir azizler topluluğu olması beklenir ; insan bunların tesbih ve ilericilik dininin dua kitapları yerine neden silah ve kılıçla donatıldığını merak ediyor.’’ 

      Polemik arzusu ve Pareto’ ya has tipik mübalağa için  ayrılmış zaruri bölümlerden sonra bu mütalaada (ki bir “derivasyon” olarak kabul edilebilir) bir duygu (veya uygun görürseniz bir “kalıntı”) (1) – veya cesaret noksanlığını ve kazanç arzularını kamufle edebilmek için yeni efsaneler kullanması nedeniyle – burjuvaziye duyduğu öfke görülebilir. 2147 numaralı paragrafa işaret eden 15 numaralı dipnot bana açıklayıcı  görünüyor;  ’’ Silahlı kuvvetler tükenmez bir sabra sahip olmalı ’’ deyimi üzerinde şerh yaparken diyor ki: 

    ’’Bu ( temenni ) polisle grevciler veya göstericiler arasında çatışma çıktığı zamanlarda, Latin parlamentolarında her zaman başvurulan derivasyonlarda görülebilir: yaptığı hareketi izah edemeyen halka mahsus karakteristik davranış. Kendi paylarına sandikacılar sözlerine uygun iş yapar ve böylece realiteye daha daha çok yaklaşırlar. Onlar burjuvazi ile savaşta olduklarından dolayı kuvvet kullanacaklarını söylerler, Gerçek o ki, bu kuvvete başvurma ancak mukabil kuvvet kullanma ile karşılanabilir, yoksa, spekülatörlerimizin boş ve neticesiz tahlilleriyle değil…” 

     Şimdi, Max Weber’in Frankfurter Zeitung’da  Alman Anayasasında reform konulu makalesini hatırlayalım. Bu Alman sosyoloğu daha çok parlamenter bir hayatın, kanuni görevlerin ifası için İmparator tarafından tayin olunan memurlara nazaran vazifelerine daha uyumlu liderlerin seçilmesine yol açacağını ümid etmişti… Diğer taraftan Pareto, İtalyan ve Fransız parlamenterlerine, sırf haiz oldukları gücü kendi helakleri yönünde kullanmaları nedeniyle değil de, aristokrasi ve bizzat milletin kendisi için zaruri bir hususiyeti yani gerektiği zaman çözüm için kuvvet kullanma yeteneği taşımamaları nedeniyle aşağılama derecesine varan bir, istihza ile bakar. “İnsancıl kalabalık” ve “insancıl heyecan”  Pareto’yu ilmi analizlerini öfkeyle dolduran görüşler belirtmeye sevkeder. Kalemini duygusal birikimler (residues,1) şöyle götürüyor: 

     “M. Anatole France’ın kullandığı entelektüel yargı sistemi (derivasyon 1), insancıllar arasında pek geçerli olan bir genel yargı sisteminden kopya edilmiştir. Bu derivasyon, Malhevreux’un suçlular üzerindeki <<bahtsız zavallılar>> yaftasını tartışıp ve sonrada tabirin müphem manasından istifade ederek suçluların cemiyetin en sempatik himayesine layık oldukları sonucuna ulaşır. Bu, Victor Hugo’nun <<Sefiller>>i gibi, edebiyatçıların, halkın insancıl içgüdülerini hoşnut ederek para kazandıkları kitapların verdiği bir ilhamdır. O zaman bir kudurmuş köpek de <<bahtsız zavallı>>dır. Ama “cemiyet” ona ölümden başka bir tercih yakıştıramamıştır. Onun insanlara verdiği ölümü ona tevcih etmiştir.”  

   Bir başka paragrafta (1916) beşinci sınıfın duygusal kalıntılarına dair à propos’da, Pareto, modern cemiyette suçlular sorununa döner:  

     “Suçluların hakimlerine karşı küstahlıklarına tarihin hiçbir döneminde zamanımızdaki kadar müsaade edilmemiştir. Ceza mahkemelerinde sorguya çeken riyaset makamındaki hakimle cevaplayan sanığın rollerinin tersine dönüşü gözüktüğü duruşmalar vardır” 

     Tabii Pareto, okuyucularından pek çoğunu sarstığını biliyor ve sarsmak istiyor. Bununla beraber, insancıllığa yapılan bu hicvi görmezlikten gelmek veya onu basit bir tahrikçiliğe, skandal arzusuna, paradoks sevgisine veya aksi bir profesörün ters mizacına hamletmek yanlış olur. Eğer Pareto, Peter’in eşyasını Paul’a , ve sonra da ferdin hakkını bir suçlunun cezadan kurtarılması maksadına aktarmayı haklı çıkarmak için “cemiyet” haklarına sığınan insancıllara karşı çıkıyorsa bu entellektüel yargı sistemleri  (derivasyon) ile duygusal kalıntılara geri gidiş arasındaki tenakuzları açığa çıkartmak arzusundadır. Şüphesiz ki, bu, biraz da, ona göre insancılların, halkın duygularını besleyen ve cehaletleri veya anlayışsızlıklarından dolayı içtimai sistemin mutalarını dikkate almayan spekülatörler kategorisine girmeleri sebebiyledir. Pareto’ya: Almanya’ya nispetle Fransa ve İtalya, proleteryaya kıyasen burjuvazi, aşırı hile ve demokrasi, tekamül, insanlık, sosyalizm gibi entelektüellerimizin tanrıları olan mücerret şeylere sığınarak kamufle ettikleri enerji zaafları sonucu zayıflamış ve düşmüş gözükür.

[1] Paretonun lügatında kalıntı (residues), insan tabiatında kökleşmiş duyguları veya duygu ifadelerini, "derivasyonlar" da halkın hırslarını kamufle ettikleri veya, akli olmayan hareket ve önerilerine akli görüntü verdikleri entelektüel yargı sistemlerini anlatır. Aslında insan mantıksız ama düşünen bir varlıktır. Her ne kadar O nadiren mantıki tarzda hareket ederse de başkalarının daima öyle yaptığına inanmalarını ister.


(*) Kriter, C. 1, sayı 11 den alıntıdır.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 06-08-2015 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85709312 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net