21-09-2018
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)





































 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow ÜSLÛB VE METODUMUZ NİÇİN VE NASIL OMALI?
ÜSLÛB VE METODUMUZ NİÇİN VE NASIL OMALI? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 0
KötüÇok iyi 
Yazar İsmail AYDIN   
13-11-2014

ÜSLÛB VE METODUMUZ NİÇİN VE NASIL OMALI?

                                                                                 İsmail AYDIN

       Bazı değerli okurlarım, günlük hadiseleri yorumlamam hususunda adeta baskı yapıyorlar. Bununla neyi kastettiklerini anladığımı düşünüyorum. İyi de, günlük hadiseleri niçin, nasıl, neye göre, hangi ölçüye göre yorumlayacağız? Zaman zaman bahsettiğimiz gibi elimizde sağlam ölçü mü kalmış? At izi  it izine karışmış vaziyette. Ortalık toz duman. Öyle bir hâl almış ki olaylar, bakıyorsunuz  “atın önüne et, itin önüne ot” atılmış. Ölçü bu ise, bu sağlam bir ölçü değil. Bununla neyi nasıl ölçüp biçeceğiz?

     Önceki hafta, bir yakınımızın evlenen kızının düğününe katılmak üzere Nevşehir’de idik. Ana-baba bir iki kardeş de orada idiler. Bu iki kardeş, tuttukları parti ve liderini desteklerken liderlerinin ağzıyla birbirlerine karşı öyle savunma yapıyorlardı ki, dışarıdan bakanlar,  iki kardeşin parti yüzünden birbirini incitip kıracağından endişe ediyorlardı. Bizim de  endişemiz budur. Değil iki kardeşin kırılması, siyasi mücadeledeki ağır üslup sebebiyle yetmiş yedi milyonun incinmesinden endişe duyarız.

       Şu hususu peşinen arz etmek istiyorum. İdeolojik bakımdan insanlar bizi bir partiye ve liderine daha yakın, bir başka partiye ve liderine de daha uzak bulabilirler.

      Bu arada, yazılarımızı inceleyen değerli bir okurumuzun, anlatmaya çalıştıklarımı iki “S” ile sevgi ve saygı olarak özetlediğini söylediğini, değerli okurumdan bunu üç “S”ye çıkarmasını istediğimi; ertesi gün okurumun gelerek “S”leri üçe çıkardığını, yani, yazılarımı “sevgi, saygı ve sabır” olarak özetlediğini bizzat okurumdan duyduğumda çok memnun olduğumu arz etmek isterim.

       Öyle bir zaman diliminden geçiyoruz ki, o hassasiyet sebebiyle, bizi yakın gibi gördükleri  parti için iyi demem, uzak buldukları parti için de kötü demem. Çünkü partiler ve liderler, tıpkı  öncekiler gibi bugün varlar yarın yoklar. Ama bu aziz millet, Allah’ın izniyle ve O’nun ölçülerine göre hareket eden adaletli kimselerin gayretleriyle kıyamete kadar var olacaktır.

      O halde yapılacak olan nedir? Yapılacak olan, bu aziz milletin geleceğe sağlam bir şekilde yürüyebilmesi için elden geldiği kadarıyla bünyeyi her geçen gün daha da sağlamlaştırmaya çalışmaktır. Kahpece yapılan saldırılara karşı onu kahramanca savunmaya çalışmaktır. Bunun da yolu elbette ki sabır, sevgi ve saygıdan geçer. Kötü niyetliler hariç hiç  kimseyi incitmemekten, kırıp dökmemekten geçer. Herkesi sevgi ile kucaklamaktan geçer. O sebeple  “birbirimizi sevmeye ihtiyacımız var” diyoruz. Onun için barışa, kardeşliğe  ihtiyacımız var diyoruz. Sevgi yolumuzu aydınlatan kandil olduğu sürece aşkı mutlaka buluruz. Sevgi eninde sonunda aşkı bulduracaktır, bundan asla şüphe etmiyoruz.

     Partilerin bir kısmına iyi, bir kısmına da kötü dediğimizi düşünelim. Peki, o takdirde, o partilerden birine gönül  vermiş olanlar, bu şekilde  ki değerlendirmemizi nasıl karşılarlar acaba? Sizin iyi dediğinize karşı taraf kötü, kötü dediğinize  de   iyi diyor. Kaldı ki, çok defa görüldüğü gibi bugün iyi dedikleriniz  yarın kötü, kötü dedikleriniz de  iyi olabiliyor.

      Hangisi hakkında ne söylerseniz söyleyin, söylediklerinizin karşı tarafta  bir aksi sedası oluyor. Böyle yaptığınız takdirde adeta vicdanlarına, hissiyatlarına basmış oluyorsunuz. Bu da, size karşı  kulakların tıkanmasına ve size  karşı  cephe alınmasına sebep olabiliyor. Kulak tıkanması ve cephe oluşturulması ise ne  üslûbumuza  yakışır, ne de  metodumuz olabilir.

    Kabul etmeliyiz ki hiç kimse yaptığını yanlış diye yapmıyor, kötü diye, çirkin diye yapmıyor. Herkes yaptığını beğenerek, doğru bularak, güzel kabul ederek yapıyor. O kabullerle gidiyor sevdiklerinin ardından. Ve sevdiklerini savunmak için heyecana kaptırıyor kendini. İşin içine heyecan karışınca da ortada ölçü-mölçü kalmıyor. Yanlışa doğru, doğruya da yanlış deniyor, sıklıkla görüldüğü gibi.

     Sözü toparlamaya çalışalım. Ama herkes bilmeli ki, eylemlerimizden sorumluyuz. Eylemlerimizi neye göre gerçekleştirdiğimizden sorumluyuz. Yapıp ettiklerimiz süse, zevke, kendi değer yargılarımıza göre hoşumuza giden eylemler mi olacak, yoksa yüce Allah’ın hoşnutluğunu ve aziz milletimizin menfaatlerini gözeterek gerçekleştireceğimiz eylemler mi olacak? Şunu sormalıyız kendimize: Süslü görüp beğenerek yapmayı adet haline  getirdiğimiz eylemlerin bir gün gerçekten süslü mü, süssüz mü, acı mı, tatlı mı, güzel mi, çirkin mi olduğunu anlayacağımız bir gün gelecek mi, gelmeyecek mi? Şüphesiz o gün gelecek!  Peki, “O gün”  gelmeden önce ne yapmalıyız?

     O gün gelmeden, yüce Allah’ın En’âm Sûresi’nde geçen şu buyruğu hem üslubumuza bir sınır çizmeli hem de metodumuz olmalıdır:

     “Onların Allah’tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar da bilmeyerek sınırı aşıp Allah’a sövmesinler. Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü gösterdik. Sonunda dönüşleri  Rab’larınadır. O, onlara yaptıklarını haber verir.” (En’âm, 6/108)

    O halde, O’nun ölçülerine göre hareket edelim. Fazla söze ne hacet?

     İsterseniz söylemeye çalıştıklarımızı  bir kere de Yunus’un diliyle ifade edelim: “Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek!” Bugün ortam bunu gerektiriyor. Sevgi ve saygılarımla arz ederim.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 13-11-2014 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
35314423 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net