12-08-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Geçmişten arrow Geçmişten arrow FETHİ GEMMUHLUOĞLU
FETHİ GEMMUHLUOĞLU PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 16
KötüÇok iyi 
Yazar Halit Özdüzen   
25-10-2014
FETHİ GEMMUHLUOĞLU (Bir Dehanın Düşünsel Anatomisi)
   
                                                                      Halit Özdüzen (Araştırmacı- Yazar)
      Yaptığım çeşitli sohbet ve katıldığım söyleşilerde yeni kuşak gençlerin,  hatta pek çok edebiyat öğrencisinin bile, düşünür ve  şair Fethi Gemmuhluoğlu’nu  yeterince  tanıma-dıklarına gözlemledim. Gemmuhluoğlu 1950-60’lı yıllarda üniversite okuyan bir kesimin önemli idolü ve daha sonraki yıllarda aynı kesim- Anadolu’nun fakir- Üniversite öğrencilerinin can kurtaran simidi olmuştur. 
   Düşünce Ve Aksiyon Adamı
     İrfan Fethi Gemuhluoğlu 1922 yılında İstanbul Göztepede dünyaya gelir. Malatya Arapkir ilçesinin Gemuh köyünden İstanbul’a göç etmiş bir ailenin çocuğudur. Haydarpaşa Lisesindeki eğitiminden sonra Hukuk Fakültesine girer. Üniversiteden sonra çeşitli azınlık liselerine Türk dikli ve Edebiyat öğretmenliği yapacaktır.
     Gemuhluoğlu’nun gerek Tıbiye kıdemlisi,Rahmi  Eray’la olan dostluğu ve gerekse de Halvetiye Tarikati Şabaniye kolundan Ahmet Tahir Memiş efendiden aldığı feyz, manevi gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca üniversitesi yıllarında, Beyazıt’taki Küllük Kıraathanesini ve Sahaflar çarşısını arkasındaki (bu gün ikinci el eşya satılan mekan) Çınaraltı kıraathanesinde devrinin pek çok edip yazar ve düşünürün sohbetlerine katılarak, kendisini oldukça geliştirmiştir. O günün ortamında, Küllük ve Çınaraltı bünyesinde değişik renkleri barındıran birer “aydınlar kulübü” konumundadır
     Küllük 1950’ lı yıllara kadar İstanbul’daki aydın ve yazarların devam ettiği tek mekan olurken, o tarihten sonra kamplar sağ -sol diye ayrılınca, milliyetçi ve mukaddesatçı kesimin ağırlığı Çınaraltına kaymaya başlamıştır. Sol kesim “Küllük” diye bir mecmua/dergi çıkarırken Çınaraltı sohbet grubu da “Çınaraltı” diye bir mecmua çıkarmaya başlamıştır.
    Fevzi Çakmak’ın vefatı ve Gençlik olayları
     Gemmuhluoğlu’nu öğretmenliğini ilk yılında  Feyzi Çakmak vefat eder (10 Nisan 1950). Cenazesi 12 Nisan günü kaldırılacaktır. Devlete çok büyük hizmetler vermiş olan Mareşale sırf emeklilik  yıllarındaki tek parti yönetimine yaptığı muhalefet nedeniyle “Devlet Töreni”ne gerek görülmez! Bununla yetinmeyen iktidar, tekelindeki radyoda normal yayını akışını da devam ettirir. Bunun üzerine Beyazıt Meydanı ve Çınaraltında toplanan gençlerden bir grup hastaneye giderek cenazesinin başında nöbet tutarken, bir grupta Harbiye’deki radyo İstasyonuna doğru yürüyüşe geçer. Yürüyüş yapan gençler arasında  en ön safta Gemuhluoğlu da bulunmaktadır..
    Geçler marşlar ve sloganlar eşliğinde yol boyunca ilerlerken halk ve esnaf dükkânlarının önünde ellerinde bayraklarla onları karşılar. Gençlerin ikazı üzerine resmi kurumlar bayrak-larını yarıya indirmeye başlar. Yolda aralarına katılan bazı pravakatörler,  gençlerin sürekli ikazlarına rağmen, Taksimdeki bazı sinema ve gazinolara hasar verirler.  Gençler radyo binasının önüne geldiklerinde Jandarma barikatıyla karlaşır. Orada da bazı hoş olmayan olaylar yaşanırsa da, radyonun matem yayınına geçmesini sağlarlar. Arkasından Gemuhluoğlu yanındaki bir grup gençle  Harbiye ordu evine yönelerek oradaki bayrakların da yarıya indirilmesini sağlar..
     Resmi makamlar cenaze namazının 12 Nisan günü Beyazıt Camisinde kılınmasını isterken, gençler cenazeyi omuzlarına alarak tekbir sesleri arasında Eyüp Sultan Camisine götürürler. O gün İstanbul ve Eyüp semti tarihi bir gün yaşamıştır.  Cami ve çevresine sığmayan cemaat cenaze namazını sokaklarda kılar. Mareşalin cenazesi gençlerin omuzlarında tekbirlerle Eyüp Mezarlığına defnedilir. (Mevla’nın rahmeti  üzerine olsun). Gemuhluoğlu olaylarda çok önemli bir aktör hatta düzenleyen olmuştur.
    Sonraki yıllarda Maraş lisesinden mezun olan Nuri Pakdil İstanbul’a  Hukuk örenimi göremeye gelerek  Sezai Karakoç’un yönlendirmesi ile,  Gemmuhluoğlu ile  dost olur. Artık pek çok mekanda da beraber bulunarak, önemli sohbetlere katılırlar. Bu gruba, daha sonra Maraş’tan İstanbul’a eğitim için gelen Rasim Özdenören, Erdem Bayazıt, Cahit Zarifoğlu da katılarak geniş bir sohbet halkası oluştururlar.  O yıllarda Maliyedeki görevinden  ayrılarak İstanbul’a gelen Sezai Karakoç’ta katılınca, birliktelik üzüntü ve sevinçte ortak olacakları ömür boyu sürecek güçlü bir  dostluk halkasına dönüşür.. Gemmuhluoğlu’nun yazı ve şiirler de  o tarihlerde İstanbul’da yayınlanan pek çok dergi ve gazetede yer almıştır.
   Bilindiği gibi, Gemmuhluoğlu dışındaki gençler, önce Sezai Karakoç’un çıkardığı Diriliş Dergisinde ve çeşitli yayın kuruluşlarında yazım hayatına atılırken, daha sonraki Ankara yıllarında, önce Nuri Pakdil’in Edebiyat dergisinde, yazarlığa devam eder ve daha sonra da Mavera dergisini çıkararak Akabe Yayın evini kurarlar.  Fikir Dünyamıza edebiyat, sanat ve kültür  alanlarında önemli katkıları olacak olan bu gençlerin ve  başka alanlarda sivrilmiş pek çok gencin  ufkunun açılmasında ve başarısında İrfan Fethi Gemmuhluoğlu’nun önemli katkısı olmuştur.
     Gemuhluoğlu’un Yaşamındaki Kilometre taşları
    Gemmuhluoğlu 1950 yılında faaliyete başlayan,“ Kıbrıs’ın Hakkını Koruma Cemiyeti”nin kurucuları arasında yer alıp, uzun yıllar da o dernekte sekreterlik yapmıştır. 1950-55 yıllarında İstanbul’daki çeşitli azınlık liselerinde Türk Dili ve edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra,  askerlik görevi için ayrılmış;  askerlik dönüşü  “İstanbul Spor ve Sergi Sarayı Müdürlüğüne atanmıştır.  Buradaki görevi sekiz yıl sürer. 1963-65 yılları eşiyle beraber  yabancı dilini geliştirmek için Almanya’ya gider. Orada iki yıl Nürnberg ve Passau'da serbest gazeteci olarak çalışıp.  Goethe Enstitüsü’nde de Almanca eğitimi alır. Yurda dönüşünde  (1965) Milli Eğitim Bakanlığı Özel Kalem Müdürü olarak Ankara’ya  atanır.. Bir yıl da orada çalıştıktan sonra Odalar Birliği Basın Müşaviri olur. Bu görevi İstanbul’daki Türk Petrol Vakfının kuruları arasında bulunacağı 1970 yılına kadar sürer. Vefat ettiği 5 Ekim 1977 tarihine kadar da  vakfın genel sekreterliğini yürütmüştür.
   O yıllarda Petrol Vakfı Anadolu’dan gelen binlerce yoksul öğrenciye burs vererek üniversite eğitimlerini sağlamasına yardımcı olmuş; günümüzde de aynı işlevi sürdür-mektedir. Bir yandan Petrol Vakfında çalışırken bir yandan da  . Fikirlerini dantela gibi işlediği yazıları Serdengeçti, Yeşilada, Arapgir Postası, Türk Yurdu, Düşünen Adam Mecmuası, Yeni Sabah, Göldağı gibi gazete ve dergilerde yayımlanır.
        Yukarda değindiğimiz gibi,Fethi Gemuhluoğlu’nun hatipliği ve tatlı sohbetleri yanında şairliği de bulunmaktadır. Yazdığı şiirler ve hakkında yazılan pek çok şair ve yazarın kaleme aldığı metinlerle süslenerek bir kitap hazırlanmıştır.Oğlu Selman Gemuhluoğlu’nun derlediği ve Şefik Memiş’in yayına hazırladığı eser “Gerçek olan Aşktır” ismiyle yayınlanmıştır. Ayrıca yazdığı nesir ve mektuplar ile 1975 yılında bir toplantıda yaptığı uzun bir konuşma eklenerek “Dostluk Üzerine” ismiyle bir kitap hazırlanmıştır. (1)   
          Nuri Pakdil Gemmuhluoğlu’nun vefatından sonra,  çıkardığı Edebiyat dergisinde onu  lirik ve edebi bir dille tasvir etmiştir. Daha sonra yazdıklarını ( 1979 yılında) “Bağlanma” İsimli kitapta toplamıştır. Pakdil Bağlanma isimli eserde, “İstanbul’da da uzun, uzun yürürdük : yeryüzünü fethe çıkar gibiydik : ‘Nasıl, bu toprağın altı, bizi, hepimizi birer sorguya çekmiyor?’ derdi, ‘çünkü suçlu bir ulus bu’. Ulusumuzun tarihsel suçundan mutlaka arınacağına inanıyordu : çocuklara derin saygısı buradan geliyordu sanırım : bir ağ örüyordu : emek ipiyle : onur iğnesiyle : tarihsel birikimimizin devinimsel kaynaklarından esinlenerek : bunları bize esinleterek : ‘Yeryüzü diyordu, ‘en çok şimdi gereksinim içindedir bu kaynaklara’ ( s.18)  Pakdil devam ediyordu :“ Toprak da gittikçe ağırlaşıyor, özellikle yirminci yüzyıldaki ‘ekleme’lerle + inanç ölüleriyle + manevi içeriği boşaltılmış insanın üstünde yürümelerle : zorlaştı artık toprağın işi.”  Yine kitabın bir başka bölümünde: “Ankara’da oturduğu yıllarda olsun, İstanbul’a görmeye gittiğimde olsun, birlikte olduğumuz her kez de, uğrardık kitapçılara: ‘kişi düştüğü yerden kalkar ayağa’ derdi bana, ‘sanatla başladı yurdumuzda yabancılaşma; gene sanatla atılacak yurt dışına’. Eklerdi: ‘sanatla kalkacağız ayağa’.(S.25)” Pakdil anlatmaya şöyle devam eder : “Bir bir vurguluyordu: aşılması gereken dönemeçleri: dirençle. Tanrı inancı ile Önder (Peygamber) bağlılığından kaynaklanan evrensel ısıydı, dostluk coşkusuydu sunduğu. İnsanın elinden tutuyor, âdeta çağa çıkartarak yürüyüşe alıştırıyordu. İnsan; arttığını, çoğaldığını duyumsuyordu onun yanında…” 
   
     Ülke edebiyatına önemli imge kazandıran Kahramanmaraşlı edebiyatçılarımızın bir bölümünün yetişme süreçlerinde çok büyük katkısı olan Gemmuhluoğlu hakkında Cahit Zarifoğlu" O, tek başına adetâ bir okuldu" der. Akif İnan  ise: “Kelamın en zarifini, edebin en kâmilini, siyasetin en ferasetlisini, edebiyatın en muhtevalısının onun aziz varlığında erimiş bulurduk. O, bir uygarlığın temsilcisiydi."  Rasim Özdenören: "Onun sohbetlerinde, hem fikirlerle donanır, hem ermiş bir adam halini yaşar, hem dava bilincinizin keskinleştiğini hissederdiniz." Erdem Bayazıt düşüncelerinin kendilerine rehber olduğu vurgular :"Bir nesle ağabey olan Fethi Gemuhluoğlu, en bunalımlı anlarda yanı başımızda." Hasan Seyithanoğlu “ O çok bilgi ve birikimli, bildiklerini hayata geçiren  önemli birisiydi” diye tarif etmektedir..  
    Erdem Beyazıt ise  onu şöyle anlatmıştır:: “Hayatımda onun kadar çok kişiyle ilişki kurmuş bir başkasını tanımadım. Behçet Kemal Çağlar’dan, Tarık Zafer Tunaya’ya, Genco Erkal’dan Fikret Otyam’a kadar uzanan bir arkadaşlık hinterlandı vardı. İnsanlar arasında köprüler kurardı, köprüleri atmazdı. Sık sık ‘herkese bir Hazreti Ömer talihini tanıyın’ derdi.” Herkese evliya imiş gibi muamele eden, “öyle değilse bile belki öyle olur”.  
 Gemmuhluoğlunun dostluk halkası Erdem Beyazıt’ın belirtiği zatlarla  sınırlı değildi: Özdemir Asaf, İbrahim Minnetoğlu, Nihal Atsız, Kaya Bilgegil, Arif Nihat Asya, Halet Çele-bi,  Ahmet Kabaklı, Kemal Edip Kürkçüoğlu, Ergun Göze, ,Sezai Karakoç Hilmi Yavuz vb.
    Onun dostları Gemuhluoğlu’nun  yaşadı bir olayı anlatırlar: “Erzincan'a giden ve bir isteği olup olmadığını soran bir tanıdığına ‘Falan yerdeki kabri ziyaret et. Bir de filan ilçenin kaymakamını’ der. Kabir ziyareti görevi kolayca yerine getirilir, ama kaymakam... Yörede sarhoşluğuyla, serkeşliğiyle  tanınan bir olduğunu öğrenir kaymakamın. Bir türlü anlayamaz, öyle birinin kendisinden böyle birini ziyaret etmesini istemesini. Ayakları geri gide gide kaymakamın makamına varır. Mutlaka bekletme süresi sonrasında buyur edilir. Sahiden de söz edildiği bir gibi görünür ona kaymakam. Fakat daha "Size Fethi Gemmuhluoğlu'nun selamını getirdim" demeye kalmadan, bu adı duyar duymaz yüzü değişir kaymakamın. Önce bütün kanı çekilmişçesine siyahlaşır; ardından kanı damarlarına sığmaz olur. Selam getirenin hayret ve şaşakalan bakışları arasında renkten renge girerken, aynı zamanda ayağa kalkar, önünü ilikler, ondan umulmayan bir edep takınarak konuğunu ağırlar”.( Yeni Hayat dergisi (Hasan Ali Yıldırım)
     Nuri Pakdil ve Maraşlı genç edebiyatçılarla kaynaşmasında şeyhinin aynı şehirden olmasının katkısı varmıdır? Bilinmiyor!  Ancak Gemuhluoğlu’nun yetişmesinde Elbistanlı Rahmi Eray  ve Şeyhinin ne kadar katkısı olduğunu,  o günün sivil üniversitesi  “Maraşlı Ahmed Tahir Memiş” Efendi ve gönlü yüce insan Rahmi Eray’ı tanıdıktan sonra karar vermek daha uygun olacaktır..
  Bir Gönül İnsanı, Rahmi Eray 
   İstanbul’un O günü fikir ortamına damgasını vuran Dr. Rahmi Eray 1918 Yılında Elbistan’da dünyaya gelir. Doğumundan bir yıl sonra babasını ve ortaokul yıllarında da annesini kaybederek hem yetip hem de öksüz kalmıştır.  İlkokulu Elbistan, ortaokulu Kahramanmaraş’taki teyzesinin yanında okur. Daha sonra yatılı olarak Adana Lisesini bitirecektir. Lise sonrası Hukuk Fakültesinde okumak için Ankara gider; fakat bazı dostlarının çağrısı üzerine okulu terk ederek 1938 yılında İstanbul Tıp Fakültesine girer. Orada okuduğu yıllarda Türk Ocağı ve Milliyetçiler Derneğindeki düşünce arkadaşları ile Nakşi Şeyhi Abulaziz Bekkine Efendiyle tanışırlar.
   Rahmi Eray’ın Tıp Fakültesi yılları 2. Cihan savaşına rastlar, Üniversitedeki gençlerle bir fikir kulübü kurarak. bir yandan savaşı ve Türkiye’ye yansımalarını tartışırlarken, öte yandan da şiir ve edebiyat üzerine sohbetler yaparlar. Kiraladığı evi, okul arkadaşlarının dışında çeşitli fakültelerdeki hemşerileri ve okuyan gariban Anadolu çocuklarının barınak ve uğrak yeri olur. Pek çok gece sabahlara kadar sohbet ve hararetli tartışmalar yaparlar. Eray’ın  gerek ev  gerekse de okul çevresinden pek çok fikir ve düşünce adamı  yetişmiştir
   Bunlardan bazı önemli isimleri şöyle sıralayabiliriz,  Nurettin Topçu, Ercüment Konukman, Prof. Dr. Ayhan Yücel, Prof. Dr. Orhan  Okay, Uğur Kökten, Dr. Mustafa Kök, Prof. Dr.Ahmet Abdik, Prof..Dr. Alâaddin Akçasu   Prof. Dr.Hilmi Erginöz ,Ergun Göze, Gökhan Evliyaoğlu, Ferruh Bozbeyli ve Fethi Gemuhluoğlu
    Kendisi Doğu ve Batı klasiklerini okur, arkadaşlarına da  bol bol okumalarını tavsiye edermiş. Tanıyanlar onun  adeta canlı bir kütüphane gibi olduğunu, okuduklarından da pek çok analizler çıkardığını belirtmektedirler.. Problemler karşısında o kadar güzel ve ilginç çözümler bulmaktaymış ki.,vefatından iki yıl sonra vuku bulan 27 Mayıs darbesi  sonrasında Milliyetçi ve Mukaddesatçı kitle şaşkınlık yaşarken, Nurettin Topçu’nun ”Şimdi Rahmi sağ olsaydı nasıl hareket etmemiz gerektiğini bize söylerdi” diyerek Eray’ın ne kadar önemli bir düşünür ve eylem adamı olduğunu belirtmiştir.
   Tıp Fakültesi 3. Sınıfta” Tranboflebit” diye az bilinen kan ve damar hastalığına yakalanır. Oldukça ağır seyreden bu rahatsızlık bazen kendisini üç veya altı ay yatağa mahkûm edecektir. Fakat tükenmez azmiyle milli ve manevi hizmetlerini de aksatmadan fakülteyi bitirmek  isterse de hastalık aman vermez. Ancak o sevenlerince  hep Dr. Rahmi Eray olarak anılacaktır..
    Eray, ilkeli, dürüst ve sözünün eri bir düşünce adamıdır. Kendi yaşamında uygulamadığı herhangi bir doğru  şeyi dostlarına uygulamalı olarak da göstermekten ger kalmamıştır. Hasılı Eray bu kısacık anlatımın boyutlarına sığmayacak kadar büyük bir volkandır. 11 Ekim. 1958 yılındaki vefatından sonra, dostları ilke ve fikirlerini daha yükseklere taşıdılar. 2000 yılında Dr. Ezel Erverdi büyük bir çaba sonucu hakkında bir kitap yazmayı başarmıştır.(1 ) 
Maraşlı Ahmed Tahir Memiş Efendi
    Tahir Efendi 1885 yılında Maraş’ta doğar. Babası Maraş Vilayet katiplerinden olup Berberzade lakabı ile anılmaktadır. Tahir Efendi'nin çocukluk yılları Maraş'ta geçer. Orada başladığı Medrese tahsilini Kayseri"de tamamlar.  Medrese eğitiminden sonra İstanbul'a giderek yüksek öğrenime başlar. Darülfünun’un Ulûm-i Riyâziyye ve Tabîiyye Şubesi İle Hukuk Şubesi'nin ikisini birlikte okuyarak mezun olur. Arkasından Medresetü'l-kudât'a girer.  O yıllarda Fâtih türbedarı diye tanınan Halveti - Şâbânî şeyhi Ahmed Amiş Efendi'ye intisap eder. Ahmet Efendini silsile-i piranı Halveti-Şâbânî tarikatının Kuşadaviyye (Kuşadalı) kolunun piri Kuşadalı İbrahim Efendi'ye ulaşmaktadır..
 Okulunu bitirdikten sonra 1.Cihan savaşı yıllarında Kafkas cephesindeki 3. Orduya katılır. Askerliği sonrası Sivas’ın Suşehri kazasına kadı olarak atanır. 1919 yılında İstanbul’a dönerek Ayasofya Camiinde vaizlik yapar. Ayasofya 1934 yılında müzeye dönüşünce, vaazlarına Sultanahmet ve Nurosmaniye Camilerinde devam eder. Bu görevi 1953 yılına kadar sürecektir..Vaizlik görevinin yanında Beyazıt Devlet kütüphanesinde kitap tasnif heyetinde  de çalışmıştır. 1951 yılında emekli olur, fakat camilerde fahri vaiz olarak görevini sürdürmeye devam eder.
   Ahmet Tahir Efendi Arapça farsça ve Osmanlı Türkçesine oldukça hakim olduğundan vaazlarında Ayet ve Hadisler yanında Mevlana’nın Mesnevi ve Divanı Kebirinden bölümler okuyarak açıklar. Bilgisi ve hitabetiyle cemaati oldukça etkiler. Küllük Krathanesi'nde yaptığı sohbetlere, Muzaffer Ozak, Mehmed Ali Yitik, Vehbi Güloğlu, Fethi Gemuhluoglu gibi manevi dostları yanı sıra: Babanzâde Ahmed, Neyzen Tevfik, Abdulbaki Gölpınarlı gibi  o dönemin önemli  ünlü şahsiyetleri ve  pek çok üniversite öğrencileri katılır. Bilhassa Gölpınarlı  Mevlânâ ve Mesnevi konusunda Ahmed Tahir Efendi'den oldukça yararlanmıştır.
    Şu güzel cümle Ahmed Tâhir Efendi'ye aittir: "Resûlullah Allah'ın harem dairesidir; insan bir ağaca benzer, kökü Allah, gövdesi Muhammed, yaprakları da kendisidir; kişi çalışarak köküyle gövdesini bulabilmelidir…” 11 Temmuz 1954 te Hakkın rahmetine kavuşur. Fatih Camii bahçesindeki Şeyhi Ahmed Amiş Efendinin yanında toprağa verilmiştir Mevla’nın mağfireti ikisinin de üzerine olsun.
   Gemmuhluoğlu’nda Memiş Efendinin İzleri
     Memiş efendiyle tanışarak onun feyz halkası içerisine girdikten sonra  fikir ve düşünceleri daha da berraklaşmıştır. “ Bir tohum gerek,diyoruz  O insanların içine düşerek orada gövermeli .Orda başak tutmalı.Harmanı hasadı insanın içinde olmalı.İnsanın içinde savrulup, insanın içinde ambarlanmalı… İnsan ona değirmen kesilmeli…  O değirmen içinde çağıldamalı.. Bu tohum bir nazardan gelmeli. Mübarek ve muazzez bir kişiden. Bu merhaba bir dosttan gelmeli. Mübarek bir dosttan. Dost bir kişiden… Bu merhaba sıcak olmalı, sımsıcak Doğru olmalı,eğriye gelişigüzel’e karşı. Alabildiğine geniş olmalı uçsuz bucaksız;kahredici ve bunaltıcı  dara karşı. Bu merhaba muhkem olmalı, vefasızlıklara, avareliklere, iğretilere, ihtiraslara karşı.”
       Son Söz Yerine
       Nuri Pakdilin Edebiyat Dergisi ve daha sonra yayın hayatına giren Yedi Güzel Adam’ın çıkardığı Mavera dergisinin fikir kalesinin inşasıda Gemmuhluoğlu’nun önemli harcı olduğunu belirtmiştik. Ayrıca bir dönemin, bürokrat, politikacı, sanatçı, düşünce insanı ve edebiyatçılarının yetişmesinde Gemmuhluoğlu ve bu dergilerin önemli katkısı olmuştur.
    Gemmuhluoğlu’nun yaşam ve fikirlerini bu kısacık yazı boyutlarına sığdırmak imkansız. Sohbet halkasında yer alarak,onun düşünce ve aktivitesinden etkilenen  edebiyat ve kültür alanında önemli eserlere imza atmış dostları ve onların ekollerinden yetişmiş yazarlar, onun ideallerini ayakta tutmaya çalışmaktalar.
  Yahya Kemal dizelerinde “Ve senin serviler altında kalan kabrinde/ Her seher bir gül açar; her gece bir bülbül öter." dese de: İrfan Fethi Gemmuhluoğlu’nunn Sahray-ı. Cedid mezarlığındaki kabrinde, her seher bin gül açıp, her gece binlerce bülbül ötmektedir. Akif İnan’ın değimiyle “Kim demiş her şeyin sonudur ölüm/.Destanlar yazılı mezramızdan”… Ne mutlu sana üstat. …
1-Dostluk Üzerine, Fethi Gemuhluoğlu, İz Yayıncılık 2013 İst
2-Elbistanlı Rahmi Eray, Ezer Erverdi, Dergah yayınları , 2000.İst. 

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 25-10-2014 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
56788135 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net