18-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)

Bülent ECEVİT'e dair


How Nice to be 
                  remembered...
        (Sesi de açınız lütfen)
Murat Bardakçı'dan: 

Değerli yazar 
Soner YALÇIN sorup: 
Hangi Gerçek diyor!... 











 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow TARİH ŞUURU VE SELÇUKLULARIN ÇÖKÜŞÜ
TARİH ŞUURU VE SELÇUKLULARIN ÇÖKÜŞÜ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar İsmail Yozgatlı/AnahaberYorum   
09-10-2014
TARİH ŞUURU VE SELÇUKLULARIN ÇÖKÜŞÜ

                                                 İsmail Yozgatlı/AnahaberYorum
       Sevgili gençler! Tarihi bir takım savaşlardan, zaferlerden, mağlubiyetlerden, at kişnemesinden, kılıç-kalkan sesinden ibaret görmemek; yahut bunların kronolojik sıralamasından ibaret saymamak gerekir. Benzetmemi uygun bulursanız, tarihi annelerimizin çeyiz sandığına benzetirim. Çeyiz sandığına konan ilk oyalı mendil annemizin hem geçmişini temsil eder, hem de geleceğe yönelik umududur. El emeği göz nurunu itina ile sandığa yerleştirirken kim bilir neler hayal etmiş, neler düşlemiştir! Her şeyi onun içindedir, hatta ilk giyeceğimiz patiklerimiz bile.

       İşte çeyiz sandığı annelerimiz için neyi ifade ediyorsa, milletler için de tarihleri aynı şeyi ifade eder. Milletlerin medeniyetleri, kültürleri, inançları, değerleri, idealleri, hayalleri; bunların uğrunda giriştikleri mücadeleleri, yaptıkları savaşları, dostları ve düşmanları,  zaferleri ve mağlubiyetleri, hasılı her şeyleri tarihleri içindedir. Neye inanmışlar, neleri reddetmişler, şahsiyetlerini nasıl geliştirmişler, medeniyetlerini hangi unsurlarla nasıl kurmuşlar, nasıl ilerlemişler ve niçin gerilemişler ve hatta niçin tarih sahnesinden silinip yok olmuşlardır? Eski çağlardan beri varlıklarını sürdüren milletler buna nasıl muvaffak olmuşlardır? Ve daha pek çok soru…

     Mesela bize Sümerleri, Akadları, Hititlileri, Alemları, Mezopotamya kavimlerini -Asurlular, Babilliler v.s.-  okutsunlar, hatta hiç okutmaya yanaşmadıkları Avrupalı Kelt kavmini de okutsunlar. Ama bunların nasıl millet haline gelebildiklerini, hangi ideallerle yükselebildiklerini, nasıl bir medeniyet kurduklarını ve sonra nasıl tarih sahnesinden çekilip silindiklerini bize ders ve ibret olacak şekilde öğretsinler. Tarih dersleri işte o zaman adı üstünde ders olur. Bu ve benzer sorulara cevap vermeyen tarih dersi not almak ve sınıf geçmek ve üniversite sınavını kazanmak amacıyla ezberlenilen boş bir çabadan öteye geçemez. Bugün yapılan maalesef bu sonuncusudur.

                     ROMALILAR KELT KAVMİNİ NASIL YOK ETTİ?

     Az önce Kelt kavmi dedim, kısaca bu milletten bahsetmek istiyorum. Batılı bir tarihçinin yazdığına göre, bundan iki bin (2000)  sene önce, Hazar  Denizi’nden bugünkü İngiltere’ye kadar bütün Avrupa kıt’ası Kelt kavimleriyle doluymuş. Bunlar son derecede yabani insanlarmış. O kadar ki, yakın zamana kadar Afrika’da var olan yamyamlara taş çıkartacak derecede yabani imişler. Yüzlerine mor boya, dik dursun diye saçlarına kireç sürerlermiş. Yarı çıplak bir şekilde dolaşan kelle avcısıymışlar. Bir Kelt insanının itibarı, avladığı kelle sayısıyla ölçülürmüş ve bunu kendi kulübesinin önüne diktiği sırığa takarak gösterirmiş. Anlayacağınız öylesine vahşi bir kavim.

     Keltler ikide bir Roma’ya saldırırlarmış. Romalılar önce bunlardan çok korkmuşlar ama sonradan anlamışlar ki, bunlarda kuru gürültüden başka bir şey yok. Bir düzen yok, taktik yok, hiçbir şey yok. Fakat Keltler’den kurtuluş da yok, habire saldırıyorlar.

    Sezar zamanında   ki, Fransa’dan Anadolu’ya kadar bütün bölgeler Roma İmparatorluğu’nun kontrolü altındadır-  bir türlü kurtulamadıkları Kelt belasını Roma Konsülü’nde tartışıyorlar.

    Birileri “Keltler’in hepsini keselim” diyor, başka birileri bu teklife: “Keltleri kesmeye ne bizim kolumuzun gücü yeter, ne de imparatorluğun kudreti yeter” diye karşı çıkıyor. Başka bir teklif: “Keltlerin yaşadığı bölgeleri işgal edelim, askerle kontrol altına alalım” şeklindedir. Buna da karşı çıkılmış: “Avrupa’nın her yerinde Kelt var. Bunları işgal altında tutacak asker de para da yetiştiremeyiz” demişler. Tartışırken tartışırken sonunda çareyi bulmuşlar: “Biz bu Keltler’in dillerini unutturalım, Latinleştirelim iş biter” demişler.

     Nitekim öyle yapmışlar. Birkaç sene içerisinde bunlara dillerini unutturuyorlar… Şimdiki Fransızca Latincenin bozuk bir şeklidir, İspanyolca da başka bir bozuk şeklidir. Neticede bu iş bitiyor, yani Keltin adı bile kalmıyor. Yalnız bir hata olmuş. Roma İmparatorluğu, Germen kavimlerine ulaşamamış. Yani bugünkü Almanların dedelerine ulaşamamış, oraları Latinleştirememişler. Onun için bugünkü Almanların dili diğerlerinkinden çok farklıdır.

     İşte size ibret ve derslerle dolu bir tarih sahnesi. Bu umumî açıklamalardan sonra Selçuklu bahsine ve bunların nasıl dağıldığına kısaca bakalım.

……………..

                          SELÇUKLULARIN  BÜYÜK  MEDENİ  HAMLELERİ

    Değerli gençler! Alp Arslan’dan sonra Selçukluların başında, onun, on sekiz- yirmi yaşlarındaki oğlu Melikşah’ı görüyoruz. Alp Arslan pek genç yaşta olan oğluna büyük bir devlet ile Nizam ül-Mülk gibi büyük bir devlet adamını miras bırakmıştı.

      Melikşah, amcası Kavurt Beyin çıkardığı taht kavgasını bertaraf ettikten sonra İslâm dünyasına hâkim oldu. Sirderya hudutlarından Akdeniz kıyılarına kadar uzayan bir muazzam devlet, büyük kültürel  ve ekonomik faaliyetlerle de yükseliyordu. Her tarafta geniş imar faaliyetlerine girişti. Sulama tesisleri yaptırdı, kanallar açtırdı. Nizâmiye medreselerini kurdu. İlim, kültür, ziraat, sanayi ve ticaret çok ilerledi. Nüfusu yüz bini, beş yüz bini ve hatta milyonu aşan şehirlerde “çek” usulü ile ticaretler yapıldı. Bolluk, bereket, zenginlik görüldü. O devirdeki Fransa ve İngiltere krallıkları bütçelerinin sadece 3.5-4 milyon altına baliğ olduğunu, buna mukabil Selçuklu devlet gelirinin  iki yüz on milyon (210 milyon) dinar tuttuğunu, yalnız saray bütçesinin yirmi (20) milyon dinara baliğ olduğunu belirtmemiz, zenginlik derecesinin hangi boyutlarda olduğunu göstermeye kifayet eder.

     Genç Hakan, ecdadından miras kalan cihan hâkimiyeti idealine candan bağlıydı ve onu daha ileri boyutlara ulaştırmak istiyordu. Melikşah Antakya’dan Akdeniz sahiline varınca atı ile denize dalar. Kılıcını üç defa dalgalara çarpar ve devletinin hudutlarını buralara kadar ilerlettiği için Allah’a şükreder ve: “Ey babam! Sana müjdeler olsun, küçük yaşta bıraktığın oğlun ülkesini karaların sonuna kadar genişletti” der, bu gururla denizden götürdüğü kumları Alp Arslan’ın mezarına serper.

     1090 yılında Bağdad’a hareket eden Melikşah’ın “Dünyayı fethetmek kararında” olduğunu görüyoruz. Bununla beraber bu hâkimiyet ve fetihler cebir ve şiddete, yani yalnız savaşa değil barışa ve insanların kalbini kazanmağa, gönüllerini fethe dayanıyordu. Ermeni ve Gürcü kaynakları onu “Cihanın efendisi”, “insanların en mümtazı, (seçkini)” gibi sıfat ve lâkaplarla tarif ederken, kalbinin “bütün Hıristiyanlara karşı şefkatle dolu olduğunu, geçtiği memleket halkları için bir baba gibi hareket ettiğini ve bu sebeple bir çok ülkenin kendi arzuları ile onun idaresine girdiklerini” yazarlar.

     Sevgili gençler! Melikşah’ın bunlara benzer daha pek çok güzellikleri mevcuttur. Ancak takdir edersiniz ki bunların tamamını şuracıkta yarım saatta, bilemediniz kırk beş dakikada sizlere anlatmam mümkün değil. Bunları kaynaklarına inerek bol bol okumanızı dilerken, bu bölümde ve bundan önceki bölümlerde geçen olaylardan kuruluş ve yükseliş dönemine ait sırları yakaladığınızı umuyorum. Bunları yüksek  bir idealizm, ona bağlı bir dinamizm, adalet, şefkat, merhamet, ilim, kültür, samimi dindarlık gibi özellikler olarak sıralayabiliriz.

                          ÇÖKÜŞ İÇ KAVGAYLA BERABER GELİYOR!

      Pekiyi, ya çöküş, o nasıl olmuş? Ahh! Ne kötü bir soru! Ne netameli bir konu!.. Maalesef o da bu ideallerin tersine dönüşüyle olmuş… İncelediğim eserlerde bazı yazarlar bu gibi durumları “her kemalin bir zevali vardır” görüşüyle karşılıyorlarsa da ben onlara iştirak edemiyorum, daha doğrusu kabullenemiyorum. Çöküşler ideallerden kopuşların tabii sonuçlarıdır diyorum. Yoksa ideallere bağlı kalındıkça niçin çöküş olsun!

     Taht kavgaları, post kavgaları, sen-ben kavgaları, menfaat çekişmeleri, siyasi kavgalar… Binnetice hepsi geliyor, bir yerde birleşiyor. İdeallerden kopuş, tefrika ve fitne! Olaylardan ders ve ibret alamayış. Hırs ve ihtiraslara mağlubiyet!..

       Nitekim, Büyük Selçuklu Devleti’nin çöküşü de böyle bir seyir takip etmiştir. Melikşah’ın zevcesi Terken Hatun’un, halife ile evli kızından doğan küçük torununu Hilafet veliahdı yapmak için giriştiği mücadele devlet büyüklerinin iki fırkaya bölünmesine, Melikşah ile veziri Nizâm ül-Mülkün aralarının açılmasına yol açtı.

     Neticede yüksek cihan hâkimiyeti ideali yerini, alçak ve  süfli hedeflere terk etti. Önce vezirin, sonra da kırk yaşlarındaki genç Hakanın ölümü her şeyin sonunu getirdi. Bu yüzden büyük sarsıntılara uğrayan devlet neticede parçalandı. Daha sonra kurulan Anadolu Selçukluları da benzer sebeplerle parçalanmış ve yıkılmış, Anadolu Birliğini yeniden kurma işi bir başka bahara, Osmanlılara kalmıştır.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 09-10-2014 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29403827 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net