27-03-2023
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow VATANSEVERLİK ÜZERİNE NOTLAR
VATANSEVERLİK ÜZERİNE NOTLAR PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 19
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
17-08-2006
VATANSEVERLİK ÜZERİNE NOTLAR 
Raci DURCAN
Çanakkale Savaş’ının yıldönümlerinde, ‘vatan’ ve ‘uğrunda savaş’ kavramı yeniden ülke gündemine girerek tartışmalara yol açar her seferinde. Çanakkale’de yapılan mücadeleyi ve sergilenen kahramanlığı dillendirenler, diğer kesimler tarafından ‘milliyetçilik’ gibi bir sıfatla suçlanmak tehlikesiyle karşıkarşıyalar. Sol söylemin, enternasyonelist düşünce tarzıyla her türlü sınıra, sınırlamaya karşıtlığı bilindiğinden bu; onlar için pek tuhaf kaçmıyor zaten. Fakat koroya alıştığımız bu grubun dışından katılımlar görmek şaşırtıyor, düşündürüyor.
  Enternasyonalistlerle birlikte Milliyetçilik tabir ettikleri vatansever duygulanmaları dudak bükerek izlediklerini gözlemliyoruz. Bir dönem sadece Enternasyonalistler arasında moda olan bu yaklaşımın, daha geniş bir taban üzere oturduğunu görmek, konu üzerinde düşünmek noktasında ikna edici oluyor.
      Enternasyonalis bir yaklaşımla, belirli bir toprağı, belirli bir topluluğun sahiplenerek savunmasına kayıtsız durmak....Bunu önemseyenleri milliyetçilikle ismlendirip bir nevi suçlamak...Konu tartışılırken bir bölgenin ve bir topluluğun adını anarsanız o zaman daha da cesaretli davranıyorlar ithamlarında. İslam yerine, Türk ve Türkiye adlarının geçmesi daha derinleştiryor muhalefetlerini. Bunu ırki bir zaaf olarak görüyorlar.  Zaten şöyle bir vatan tarifi yaptıklarını gözlemlemek mümkün: Belki tam olarak Tevfik Fikret’in dediği gibi Ruy-i Zemin (yeryüzü), millet de Nev-i Beşer (insanlık) değilse bile, buna yakın bir şeydir onların gözünde. Dünya’yı ve içinde yaşayanları ikiye (Müslümanlar-Gayri müslümler diye) ayırmak. Bunun dışındaki her türlü sınıflandırmaya ve sınırlamaya İslam dışı ve basit bir düşünce tarzı olarak bakıp dudak bükmek... Bu anlayış kabullenilebilir mi?

Hadiseleri değerlendirirken iki türlü yöntem kullanılır. Birisi utopik, farazi; diğeri ise gerçekçi-pratik olandır. Her iki yöntemi de tek başına bir diğerine tercih etmek, yanlış sonuçlara götürür bizleri. Utopya; insan düşüncesinin ufkunu açarak onun gelişmesini sağlar. Gerçekçilik ise ütopya ‘hayal’ ile yükselişe geçen insanın ayaklarının zeminle irtibatının devamını sağlar. İnsanlığın bir birlik olması, tek bir bayrak altında adilce yönetilmesini istemek ütopyadır; güzel bir hayaldir. ‘Keşke olsa’ diye herkesin içinden geçireceği ve karşı çıkamayacağı bir düşüncedir. Çünkü o zaman yapay sınırlar kalkacak, yeryüzünün kaynakları daha geniş manada kullanılarak zenginleşme tüm insanlık için mümkün olacaktır. Böylece bölgesel eşitsizliklerin getirdikleri sorunlardan daha az rahatsızzlık duyacağız. Utopya bunu arzu eder, nihai hedef olarak insanın önüne koyarken gerçekçilik; her insan topluluğunun kaçınılmaz bir şekilde belirli bir bölgeyi, coğrafyayı sahiplenerek orayı yurt tutmak zorunda olduğunu, buna meylettiğini söyleyecektir. İnsanın doğduğu topraklara, kıraç ve beş para etmez yerler bile olsa, ömür boyu süren nostaljik özlemi bu duyguda kökünü bulur..
   Özgürlük terimi kullanılırken kuşlar gibi olmak örnek verilir hep. Bir kuş gibi, hiç bir coğrafi engel tanımadan, özgürce yükselmek ve istediği yere gitmek gerçekten rüya gibidir. İnsan kuş gibi özgür olsa, hiç bir mekanı diğerinden ayırt etmeyerek hergün başka yerde bulunmayı tercih eder miydi? İlginçtir bunu yapabilecek konumda olan canlılar bu şekilde davranmıyorlar. Belirli bir kuş sürüsü, bir bölgeyi mesken tutarak sınırları belirli diyebileceğimiz bir alanda yaşamayı tercih ediyor. Göçmen kuşlar var tabii ki fakat onlar da rastgele yerlere gitmiyor, gittikleri yerleri diğer kuşlardan farklı olarak bir mevsimlik değerlendiriyorlar. Yine bir aslan ailesi, uçsuz bucaksız bir ormanda rasgele yaşamıyor. Artık yetişkin olup kendi ailesini kurması gerektiğinde, bunun için uygun bir bölge araştırıyor. Eğer kendinden önce, göz koyduğu bölgenin bir sahibi varsa ona meydan okuyor. Savaşı kazanırsa bu bölgenin yeni sahibi olup, o bölgede avlanma hakkına kavuşuyor. Değilse araştırmasını başka bölgelerde sürdürmek ve uygun bir yurt bulmak zorundadır.

   İnsan için, belirli bir bölgeye yerleşip, belirli insanlarla münasabet kurarak bir çevre edinme, sadece fiziksel zorunluluk değildir. İnsanın diğer canlılarla bazı temel noktalarda ortak özellikler sergilediği bilinen bir gerçektir. Yurt edinme, bir topluluğa mensup olma istenci bunlardan biridir. Son zamanlarda bilimin ilerleyişi karşısında duyulan aşırı hayranlık, bilimadamlarına duyulan aşırı güvene dönüşmüştür. Onların bilim adı altında her söyledikleri, adeta kutsal bir metin gibi kabul görmektedir. Yurt edinme ve vatan sevgisi bu bağlamda içgüdüsel bir davranış olarak ilkel bulunmaktadır. Ulaşım imkanlarının artışıyla daha sık seyahatlerin yapıldığı Dünya’da, halkların arasındaki kültürel yakınlaşma sanat ve edebiyata da yansımıştır. Bu bağlamda vatan sevgisi, yurt özlemi, düşman v.s gibi kavramlar ilkel insan düşüncesi olarak nitelenmeye başlamıştır. Günümüzde, bir bölgeye yerleşmiş ve orada yetişmiş bir insan, ömrünün geri kalanını, iş imkanlarından dolayı başka bir yerde tamamlamak tercihinde bulunabiliyor. Bunun için gerekli vasıfları taşıması ve bir pasaport alması yeterli oluyor. Kabilesel farklılık ve bunun getirdiği yabancılaşmadan kaynaklanan düşmanlık esasına göre çizilmiş olan siyasal sınırlar sanki anlamını yitirmiş gibidir böyle anlarda. İnsanlar bunu gördükçe daha fazla cesaretle sınırları sorgulamakta, bunlar olmasa daha rahat bir dünayada yaşayacaklarına inanmaktadırlar. Günümüzde insan geçiminin temel kaynağı toprak değildir üstelik. Tarım ve hayvancılık çağında, toprağa sahip olmamak, hayat hakkını yitirmekle eşdeğerdi. Şimdi geçim topraktan olmadığına göre, onun için can vermek geçmişte kalmış bir yaklaşım olmalıdır diye düşünülüyor. Çünkü insanın yeni geçim kaynakları olan fabrikalar her yerdeler. Sahipleriyse sizin hangi kabile ve dine ait olduğunuzu önemsemez görünüyorlar. Bütün bu sosyal şartlar yanyana gelince insanlığı birbirine daha çok yakınlaştırıyor, tek bir çatı altında buluşma hülyasını ateşliyor.

  İnsanların ancak bir topluluk halinde yaşayabilecekleri, buna mecbur oldukları biliniyor. Peki bu topluluk kimlerden oluşmalıdır? Kimlerle bir topluluk oluşturmalıdır insan? Bunun en tabii cevabı kendi kanından olanlardır. İnsan’ın en yakını öncelikle kendi kanından, kendi soyundan olanlardır. Sonra komşularıdır; tanıyabildiği, ulaşabildiği yerdekilerdilerdir. Düşmanı ise uzakta, tanımadığıdır. Düşmanlığını açıkça belli eden ve elindekine göz dikendir. İnsan ne kadar uzak bölgelere ulaşır, ne kadar çok kişi tanıyıp onlardan emin olursa o kadar özgür olur ve bundan mutluluk duyar. Çünkü mutluluk bir anlamda emin olmak, emniyette hissetmektir de...Din bu anlamda vardır. İnsan topluluklarının aynı inanca sahip olarak birbirine yakınlaşmasını, birbirinden emin olmasını sağlar. Din, Allah’ın insanlığa bir rahmetidir. Onunu sayesinde insanlık güvenle Dünya’nın bir ucundan diğer tarafına gidebilir. Bir Budistin durduk yerde, zevk için mesela Amerikalı bir sapık gibi sokakta rasgele ve anlaşılmaz bir nedenle adam öldürmeyeceğini bilmek az güvence midir? İnsanların din adı altında sahip oldukları disiplinler sayesinde ne yapacaklarını ve ne yapmayacaklarını bilmek insanlık için bir rahmettir.

      Amerika keşfedildiğinde, kıta Avrupasından büyük göçler aldı. Geldikleri yerde mezhep ve ulusçuluk yüzünden birbirini boğazlamakta olanlar, şimdi bu yeni topraklarda ortak düşmanları Kızılderililer ve vahşi tabiate karşın yeni bir birlik oluşturabildiler. İnsanların bir birlik oluşturması için Ortak düşmanın önemli bir faktör olduğuna gayet açık bir örnektir bu. Demek ki, bir birlik meydana getirmek için kitlelerin biraraya gelmesi yetmiyor, bir de düşman tanımlaması gerekiyor. Diğer yandan, gelişmelerini tamamladıklarında ve ihtiyaçları kalmadığında tebaası oldukları anavatanları İngiltereye karşı savaş açarak bağımsızlıklarını ilan ettiler. Böylece Avrupa soyundan gelenler yeni bir ulus kimliğine büründüler.Yeni bir yurt edinmişler ve halihazırdaki düşmanlarını bertaraf ederek yeni bir kimlik edinmişlerdi. Tabiatin kendilerine sunmuş olduklarından başkalarını pay sahibi yapmak istemiyorlardı. O dönemde Avrupa, en hümanist düşüncelerin filizlendiği coğrafya olmasına karşın menfaat ayrılığı, apayrı siyasal çizgilere sahip olmaya yetmişti. Bunlar bizlere insan toplulukların gerek yapay, gerekse doğal olarak bir grup oluşturmak zorunda olduklarını ve grubun kendilerini tanımlayarak Dünya coğrafyasında bir yaşam alanı(yurt) bulmak zorunda olduklarını gösterir. Yurt edindikleri yerde güçlü olacaklar, burayı başkalarından koruyacaklardır. Bu gerçek hayati önemde bir ilkedir. Bir din içerisinde basit sayılacak konularda çıkan ihtilaflar neticesi taraftar bulan mezheplerin, böyle bir siyasi bir düşünceye temel yapılmak istendiğini düşünüyorum.  

      İslam, insan tabiatini yok eden değil, onun önünü açarak serpilmesini amaçlayan bir dindir. Birlik olmak amacıyla bütün insanlığı, yahut aynı dinin müminlerini  zorbalıkla bir çatı altında birleştirmeyi öngörmediğini düşünüyorum. Fakat zaten bir birlik varsa, bunu bir nedenle, müslümanların aleyhine olarak bozmaya çalışanlara da en sert şekilde karşı çıkar. Hz. Ebubekir döneminde, Müslümanların Devlet’ine vergi vermeyi red edenlerin birincil tehdit olarak algılanması, ordunun ilkönce onların üzerine gönderilmesi sanıyoeum bu anlayışın sonucudur. Var olan birliktelikleri bozmak böylece toplulukların gücünü kırıp düşmana yem etmek birincil tehdittir her zaman. Bunu anlayamayanlar, özgürlük, hürriyet v.s gibi sözleri terennüm ederek, batılı büyük projelerin birer unsuru olduklarını fark edememektedirler.

     Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki, Dünya vatandaşlığı gibi bir kavram henüz muhaldir, mümkün değildir. Günün birinde dünyayı bir merkezden tek bir süper devlet yönetse bile insanlar yine gruplaşacak, kendilerini tanımlama ihtiyacı hissedeceklerdir. Hümanizm gibi erken dönemde batıda çıkmış olan kavramlar ütopya olarak insan hayallerini süslemeye devam etseler de, gerçekçilikten uzaklaşmamak gerekiyor. Bunun yegane yolu insan tabiatini tanımak ve gereğince hareket etmektir. İnsan topraksız ve çevresiz olamaz. Nasıl ki bir kuş sürüsünün, okyanusta bir balık çeşidinin yahut uçsuz ormanda bir aslanın yurdu varsa; insanın da olmalıdır, olacaktır. Orayı uğrunda ölümü göze alarak savunacak ve vatan yapacaktır.

       Aksi söylemler bana hep, tilkinin sözlerine kanarak şarkı söyleme sevdasına düşen, böylece ağzındaki peyniri kaptıran karganın durumunu hatırlatıyor, nedense

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 03-05-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
96096907 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net