23-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow DİL ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
DİL ÜZERİNE DÜŞÜNCELER PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Dr. Şemsettin IŞIK   
15-05-2014
DİL ÜZERİNE DÜŞÜNCELER
                                                                      Dr. Şemsettin IŞIK
Allah, Hz. Adem’i dünya gezegeninde karşılaşması muhtemel durumlara karşı gerekli bilgi ve beceri ile donatılmış bir şekilde yaratmıştır.[1] Bunun içinde yaşayacağıortama ait eşya ve onlar arasında cereyan eden hususlar yer aldığı gibi ayrıca elde ettiği tecrübe ve ona bağlı unsurları aktarabilmeye yönelik beyan kabiliyeti de yer almaktadır.[2] Bu da ona, hem kendisine hazır olarak sunulanı, hem de daha sonradan ona ilave ettiği tecrübelerini başkaları ile yazılı veya sözlü olarak paylaşma imkanı tanıyan bir ayrıcalık kazandırmıştır.[3]


Böylesi bir donanım ve bunu destekleyen çeşitli imkanlarla hayata başlayan insanoğlu, zamanla üzerinde yaşadığı coğrafyadan başka yerlere doğru yaptığı yayılma hareketi sayesinde, adeta bir tohumdan neşet eden ağaç gibi zamanla farklı ırk ve dillere doğru bir açılma göstermiştir.[4] Bundan da kök, gövde, dal, yaprak ve meyve gibi farklı renk ve biçimlerde tezahür eden insanlık ağacı zuhur etmiştir.

Vahdetten doğan bu kesret, Yüce Allah tarafından milletler ve medeniyetler arasında bir yarış meydana getirmesi için fıtrî bir kanunun olarak konulmuş[5] ve bu çerçevede diğerırklar gibi Türkler de dünya sahnesinde kendilerine verilen rolü oynamak üzere yerlerini almıştır.

Tarih boyunca çeşitli isim ve medeniyetler altında varlık gösteren Türkler, Müslüman olduktan sonra göçebe hayatından tamamen yerleşik hayata ve dar bir kelime kapasitesinden ümran diline eş zamanlı olarak geçiş yapmıştır.[6] Zira bu husus, yaşanılan hayatın ve deruhte edilmekte olan misyonun kaçınılmaz bir gereği olarak karşılarına çıkmıştır. Aksi takdirde inançlarını yaşama ve yayma uğruna başka millet ve medeniyetlere ait diller altında eğitim ve öğretim görmeye mahkum olacaklardı. Bu da onları, her an gelişmekte olan medeniyetin gereklerine göre kendi dil malzemelerinin verdiği imkanlar içinde yeni kelime ve kavramları üretme ve bazılarını da etkileşim içinde oldukları medeniyetlere ait dillerden alma durumu ile yüz yüze getirmiştir. Müslüman Türkler bu dar boğazı aşarken, dilin ahenk ve uyumunun bozulmaması için son derece seçici davranmışlardır.

Başka millet ve medeniyetlere ait kelime ya da kavramlar, ya ait oldukları disiplinler gereği aynen alınmış, ya değiştirilerek ya da orijinalinden farklı anlamlarda kullanılmak üzere alınıp dil hazinesine katılmıştır. Bunları şöyle gruplandırmak mümkündür:

1- Alındığı dildeki gibi aynen kullanılan kelime ve kavramlar:
Bazı kelime ve kavramlar, çeşitli disiplinler gereği aynen alınırken, bazıları da duygu ve düşüncenin ifade edilmesine bir zenginlik katması için alınmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır:
ALINDIĞI
DİL
ALINDIĞI DİLDEKİ
KULLANIŞBİÇİMİ
TÜRKÇE’DEKİ
KULLANIŞBİÇİMİ
Arapça
Akaid
Akait
Arapça
Cebir
Cebir
Arapça
Fıkıh
Fıkıh
Arapça
Hadis
Hadis
Arapça
İktisat
İktisat
Arapça
Kelam
Kelam
Arapça
Kur’an
Kur’an
Arapça
Siyer
Siyer
Arapça
Sünnet
Sünnet
Arapça
Tarih
Tarih
Arapça
Tefsir
Tefsir
Arapça
Tıp
Tıp
Arapça
Muallim
Muallim
Arapça
Muhaddis
Muhaddis
Arapça
Müfessir
Müfessir
Arapça
Mühendis
Mühendis
Arapça
Tabib
Tabip
Yunanca
Astronomi
Astronomi
Yunanca
Biyoloji
Biyoloji
Yunanca
Coğrafya
Coğrafya
Yunanca
Fizik
Fizik
Yunanca
Kimya
Kimya
Yunanca
Psikiyatri
Psikiyatri
Yunanca
Psikoloji
Psikoloji
Fransızca
Sosyoloji
Sosyoloji
Yunanca
Astronom
Astronom
Yunanca
Biyolog
Biyolog
Yunanca
Psikiyatr
Psikiyatr
Yunanca
Psikolog
Psikolog
Fransızca
Sosyolog
Sosyolog
Yunanca
Jinekolog
Jinekolog
Almanca
Martin
Martin
Arapça
Aşk
Aşk
Arapça
Devlet
Devlet
Arapça
Düvel
Düvel
Arapça
Emtia
Emtia
Arapça
Hafız
Hafız
Arapça
İcbar
İcbar
Arapça
Katip
Katip
Arapça
Kıymet
Kıymet
Arapça
Kitap
Kitap
Arapça
Maşuk
Maşuk
Arapça
Mektep
Mektep
Arapça
Şair
Şair
Arapça
Şiir
Şiir
Arapça
Tercüman
Tercüman
Arapça
Valide
Valide
Farsça
Birader
Birader
Farsça
Gül
Gül
Farsça
Para
Para
Farsça
Peder
Peder
Farsça
Pul
Pul
İngilizce
Jet
Jet
İngilizce
Kep
Kep
İngilizce
Operatör
Operatör
İngilizce
Taksi
Taksi
İngilizce
Tente
Tente
Fransızca
Jandarma
Jandarma
Fransızca
Jeton
Jeton
Fransızca
jilet
jilet
Fransızca
Operasyon
Operasyon
Yunanca
Jeoloji
Jeoloji


2- Alındığı dilden farklı anlamlarda kullanılan kelime ve kavramlar
Bazı kelime ve kavramlar, yaygın olarak orijinalinde kullanılmayan anlamlarda kullanılmak üzere dil dağarcığına katılmıştır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralamak mümkündür:
ALINDIĞI
DİL
ALINDIĞI DİLDEKİ
KULLANIŞBİÇİMİ
TÜRKÇE’DEKİ
KULLANIŞBİÇİMİ
Arapça
Acûz
İhtiyar
Arapça
Deva’
İlaç
Arapça
İstîrad
İthalât
Arapça
Mescûn
Mahkum
Arapça
Muqamere
Macera
Arapça
Münadile/ Muqaveme
Mücadele
Arapça
Münah
İklim
Arapça
Mütezemmit
Mutaassıp
Arapça
Müttehem
Zanlı
Arapça
Sâid
İktidar
Arapça
Sevb
Libas
Arapça
Sevre
İhtilal
Arapça
Şer’ı
Meşru
Arapça
Tasdîr
İhracât
Arapça
Teqayyu’
İstifra
Arapça
Ümmet
Millet
Arapça
Zakire
Hafıza


3- Alındığı dilden kısmî değişiklik yapılarak kullanılan kelime ve kavramlar
Yine birçok kelime ve kavram, ait olduğu dilden kısmî değişiklikler yapılarak dil malzemesine katılmıştır. Bunlardan bazılarını da şöyle sıralamak mümkündür:
ALINDIĞI
DİL
ALINDIĞI DİLDEKİ
KULLANIŞBİÇİMİ
TÜRKÇE’DEKİ
KULLANIŞ BİÇİMİ
Arapça
Qahqaha
Kahkaha
Arapça
Tevbe
Tövbe
Arapça
Enbar
Ambar
Farsça
Ahşam
Akşam
Farsça
Âhur
Ahır
Farsça
Asman
Asuman
Farsça
Âşnâ
Aşina
Farsça
Âtaş
Ateş
Farsça
Âyine
Ayna
Farsça
Cıharşembe
Çarşamba
Farsça
Emrud
Armut
Farsça
Enar
Nar
Farsça
Ermeğan
Armağan
Farsça
Gâyet
Gaye
Farsça
Merdûbân/Neverd-i bâm
Merdiven
Farsça
Nemaz
Namaz
Farsça
Pençşembe
Perşembe
Farsça
Ukyanus
Okyanus
Farsça
Urdu
Ordu
Ermenice
Orinag
Örnek
Yunanca
Anatolia
Anadolu
Yunanca
Anguri
Ankara


Elbette dilimize kazandırılan bu tür kelime ve kavramları, burada tek tek ele alıp saymak mümkün değildir. Burada örnek olarak zikredilenlerin yanında, kendisine has yüzlerce kelime ve kavramı olan Tefsir, Hadis, Fıkıh, Kelam, Akait gibi İlahiyata ait disiplinlerin yer aldığı Sosyal Bilimlerden Fen Bilimlerine, Sağlık bilimlerinden Güzel Sanatlara varıncaya kadar çeşitli bilim dalları ve onlara ait terimleri bu kapsama dahil etmek gerekir.

Bunların yanında Hz. Muhammed’i sembolize eden Farsça ‘gül’ kelimesinden, ona karşıduyulan aşk ve muhabbeti ifade etmesi için Gülbey, Gülbeyaz, Gülşah, Gülşen, Güldâne, Gülizâr, ve Yazgülü gibi bir çok bileşik isim türetilmiştir. Yine ‘dil’kelimesi de böyledir. Oysa onunla eş anlamlı olan gönül, yürek ve kalp kelimeleri, zaman zaman birbirinin yerine kullanılsa da özel kullanım alanları ile daha da bir güzelleştirilmiştir. Mesela ‘yürek’ kelimesi, cesaret ve şecaat ile ilgili alanlarda; ‘gönül’, beşeri aşk ve duygularda; ‘kalp’ ise, inanç ve âtıfet duygularının makes bulduğu hususlarda kullanılmıştır. Bu cümleden olarak haya ile utanma, namus ile iffet, ayıp ile günah, caiz ile uygun, gıybet ile dedikodu, ilah ile tanrı, halife ile sultan, şeyh ile yaşlı ve haşyet ile korku gibi pek çok kelimenin bu tür kullanımları ile lafız ve mânâ yönünden bir derinlik ve sanat ortaya çıkarılmıştır. Bu bağlamda pek çok örnek sıralamak mümkündür.

Hatta bununda ötesinde, beşeri alanlarda kullanılan kelime ve kavramlar ile şer’i alanda kullanılanlara kendisine has bir incelik ve ruh kazandırılmıştır. Bu durum, neredeyse bir çok dili geride bırakacak bir safhaya kadar da ulaştırılmıştır. Söz gelişişerik, şirket, iştirak, müşterek gibi Arapça’dan alınan her bir kelimeye, kendisine mahsus birer hususiyet yüklenmiştir. Bunun en bariz şeklini, aynı anlama gelen‘ortak’ ve ‘şerik’ kelimelerinin kullanım alanlarında görmek mümkündür. ‘Şerik’yerine, ‘ortak’ kelimesi de kullanılabilirken, ‘ortak’ yerine ‘şerik’ kelimesi hiç kullanılmamıştır. Çünkü ‘şerik’ kelimesi, ilah anlayışını tavzih etmeye,‘ortak’ kelimesi de iktisadî alanda kullanılmaya hasredilmiştir. Hâlbuki aynıkökten türetilen şirket, iştirak ve müşterek gibi kelimeler, iktisat alanında tebarüz eden kelimelerden olmuştur. Yine çeşitli temaların işlendiği gazel, rubaî, koşma, ağıt gibi manzum özelliğe sahip birçok tarz arasında, sırf Hz. Peygambere ait duyguları dile getirmeye edebî bir tür olarak naat hasredilmiştir.

Böylesi bir hassasiyete rağmen, zaman zaman bazı kelime ve tamlamalar ile dilin omurgasında ciddi ağırlaşma yaşanmışve bundan kaygı duyulup, dilde bir tasfiye hareketine gidilmesinin elzem olduğu kanaatine de varılmıştır. Fakat daha sonra dil içerisinde kendine yer bulmuşolan kelime ve kavramların atılmasından, hem onu fakirleştireceği hem de adeta bir milleti meydana getiren unsurlardan birini ve bir kaçını, kurulan ortak medeniyetten dışlama anlamına geleceği için vazgeçilmiştir.

Milletlerin belli bir eceli olduğu gibi[7] Sümerce, Hititçe Akadça, Habeşce, ve Sanskritçe gibi ihtiyaçlara cevap veremeyip tarihe mâl olan dillerin de belirli bir ömürleri olmuştur. Bunun yanında ilahî hitabıtaşıyabilecek bir seviyeye ulaştığı için pek çoğu da vahiy dili olarak seçilmiştir.[8] Dolayısıyla dil, her an kendisini mütehassısları eliyle yenileme ve üzerine yüklenilen kültürel birikimi taşıma gibi bir özelliğe sahip bulunmaktadır. Bu yüzden bir dile mâl olmuş kelime ve kavramlarla ne kadar oynanılırsa, o derecede geçmişe ait değerlerden ve o medeniyeti inşa eden anlayıştan da o kadar uzaklaşılacağıaşikardır. Fakat ne var ki her geçen gün, kendisine ayrı bir ruh ve mânâ kazandırılan kelimelerden birer birer uzaklaşılarak kuru ve yavan bir dile doğru yol alınmaktadır. Bu da ne duygudaki samimiliği ve derinliği ifade etmeye yetmekte ve ne de edep ve edebiyata uymaktadır. Haliyle bu da bizi, adeta bir kültür sömürgesi içinde kalan topluma dönüşmüş bir dil manzarası ile karşıkarşıya bırakmaktadır. Bunu ıslah etmeden, düşünceyi ve ona yüklenen hususlarıdüzeltmek de oldukça zor görünmektedir.

Nitekim asırlar önce, ülkenin yönetimi sana bırakılsaydı ilk iş olarak ne yapardın şeklindeki bir soruya, Konfüçyüs şöyle cevap verir: Hiç kuşkusuz dili gözden geçirmek ve dili düzeltmek­le işe başlardım der. Niçin dediklerinde, dil düzgün ol­mayınca söylenen, söylenmek istenen değildir. Söyle­nen, söylenmek istenen olmayınca, yapılması gereken yapılmadan kalır. Yapılması gereken, yapılmadan ka­lınca, töreler ve sanatlar geriler. Töreler ve sanatlar gerileyince de adalet yoldan çıkar. Adalet yoldan çıkınca, halk çaresizlik içinde kalır. Bu sebeple, söylenmesi ge­reken başıboş bırakılamaz. Onun için dil, her şeyden önemlidir[9] demek suretiyle dilin, hayatın akışı üzerindeki etkisine dikkat çekmiş bulunmaktadır.

Elbette ilmin vatanı olmadığı gibi ona bağlı olan ve onsuz anlaşılması mümkün olmayan kelime ve kavramların da millet ve milliyeti yoktur. Zira içinde yaşadığımız bu zamanda, milletlerin tanışması ve medeniyetlerin birbiri ile bilgi ve teknoloji alış verişinin engellenmesi veya dondurulması mümkün değildir. Burada arzulanşey, doktorun elindeki neşter gibi yerli yerinde ve kıvamında kullanmaya özen gösterilmesidir. Eğer olumsuz bir durum meydana gelecek olursa, o zaman dil ve ona bağlı olan kültür de zayi olma tehlikesiyle yüz yüze gelecektir. Bu yüzden dile yeni girecek kelime ve kavramların, dil estetiğinin korunması için erbabıtarafından son derece seçici bir şekilde yapılması gerekmektedir. Özellikle de sözün kalitesinin artırılması için desibelinin yükseltildiği ve batı dillerinin tasallutuna maruz kalındığı son günlerde, buna daha çok dikkat etme zarureti hasıl olmaktadır. Aksi takdirde dilimizde yer alan ve medeniyetimizle özdeşleşen bu ahenk ve uyum, mekanik gürültüleri çağrıştıran dillerin girdabında kaybolup gitmeye yüz tutacaktır.

Netice itibariyle demek istiyoruz ki dil, maddî ve manevî dinamiklerini harekete geçiren en büyük güçtür. Bu nedenle ondaki ahenk ve zenginliği bozmamak için dilimiz ve kurulan medeniyetin gelişmesine katkısı olan Türkçeleşmiş her bir kelimeye, adeta toplumu oluşturan çeşitli unsurlar gibi bakıp, hepsine birden sahip çıkmamız gerekmektedir. Bunun için söz gelişi imkan yerine olanağı, ihtimal yerine olasılığı, muhakeme yerine uslamlamayı, idrak yerine algıyı, tezahür yerine ortaya çıkmayı, vaka yerine olguyu, fert yerine kişiyi, cemiyet yerine toplumu,şuur yerine bilinci kullanmak yerine, bu tür pek çok kelimeyi bir dil zenginliği sayıp, hepsini birden muhafaza etmeye özen gösterilmelidir. Zira bunlar, ulaşılan medeniyet seviyesinin göstergesi mesabesinde bulunmaktadır. Bundan dolayı yeni ve eski kelime ve kavramları birlikte koruyup, nesiller arasında duygu ve düşünce aktarımına set vuracak bozulma ve yozlaşmaya da imkan vermemek gerekir.
                                                                                                                                                          Dr.Şemsettin IŞIK                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                     

[1]-“Allah, Adem’e bütün isimleri öğretti. Sonra onları önce meleklere arz edip, eğer siz sözünüzde sadık iseniz şunların isimlerini bana bildirin dedi.” Bakara: 2/31.
[2]-Bkz..“Ona açıklamayı öğretti.” Rahman: 55/4
[3]-Bkz. “O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.” Alak: 96/ 4-5.
[4]-Bkz.“Onun delillerinden biri de gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin değişik olmasıdır. Şüphesiz bunda bilenler için (alınacak) dersler vardır.” Rum: 30/22.
[5]-Bkz. “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, Ondan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” Hucurat: 49/13. Yine bu hususa, Nisa Sûresi dördüncü ayette de şöyle yer verilmektedir: “Eyİnsanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden pek çok erkek ve kadın meydana getiren Rabbinize hürmetsizlikten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’ın ve akrabanın haklarına riayetsizlikten de sakının. Allah şüphesiz hepinizi görüp gözetmektedir.”
[6]-Günümüzde TDK’nın hazırlamış olduğu sözlükler ile Şemseddin Sami’nin Kâmûs-i Türkî’si ve Kaşgarlı Mahmud’un Divan-i Lüğâti’t-Türk’ü karşılaştırıldığında, dildeki gelişme daha net bir şekilde görülmektedir.
[7]-Bkz. “Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman artık ne bir saat geri kalırlar ne de ileri giderler.” Yunus: 10/49.
[8]-Bkz. “(Allah'ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.” İbrahim: 14/4
[9]-Erdoğan, Mehmet, Gençlerle Söyleşi, DİB Yay. Ankara, 2003, s. 56.
                                                                                                                                Dr.Şemsettin IŞIK
                                                                                                                                 Ankara - Gölbaşı
Not: Yazı, Bilal Sürgeç eliyle sitemize iletilmiştir; teşekkür ederiz.kriter

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 16-05-2014 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29510400 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net