04-12-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Çeviriler arrow George Orwell arrow MARAKEŞ
MARAKEŞ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 25
KötüÇok iyi 
Yazar Takdim ve Çev. M. Selami ÇEKMEGİL   
26-07-2006

MARAKEŞ

                                                                                                    By, George ORWELL
Takdim ve Çeviri: M. Selami ÇEKMEGİL 

    ImagePapaz karşısında günah çıkarmaya zorlanan Batılı, kibirli bir tiptir. Suçunu, hatasını, ayıbını Allah’a itiraf etmez, tevbe etmez; papazdan cevaz alarak bütün dünyada, özellikle de Orta Şarkta katliama devam eder. Koca bir Endülüs medeniyetini yok etmenin utancını bile taşımaz.(*) Doğu’daki kibirliler de böyledir. Cengiz Han gibidirler. Onlar papazdan cevaz bile almadan koca bir İslam medeniyetini yakar, yıkar, insanlığı perişan ederler. Bu barbarlıkla da övünürler. 
     Ama Doğu’da olsun Batı’da olsun insan olanlar meselelere insafla bakar, yanıldığı noktada hakka döner; hakkı hak, batılı batıl kabul ederler. Neye göre hak, kime göre batıl ayrı mesele ama bazı doğrular var ki şuna buna göre değişmezler; insanlığın müşterek hissi selimine konu teşkil ederler. Bunlar Allah’ın insana verdiği (fıtri) iyiyi kötüden ayırma yeteneği ile ilgilidirler. 
     İşte size öyle bir yetenek ile tanımlanacak bir izlenimler ve itiraflar demeti: George Orwell, aşağıda dercettiğim yazısında düşüncelerini açıklarken, yaşasaydı, kriter org’un The İndependent’ten naklen, “yiğitlik değil bu…” (**) başlığı altındaki duyuru ile sergilediği vahşet görüntülerinden utanç duyacak bir  Batılı olarak serzenişlerde bulunuyor. O halde George Orwell bir Batılı ama bir insan… George Orwell bu yazısında bir itirafta bulunuyor, olayı şöyle anlatıyor: 

“Marakeş”(***)    

                                     By, George ORWELL
      Cenaze geçtiği zaman sinekler bir bulut halinde lokanta masasını terk edip ardından seğirtiler ve birkaç dakika sonra geri geldiler…

      Hepsi erkek ve erkek çocuklardan oluşan (kadın yok) küçük cenaze topluluğu nar yığınları, taksiler ve develer arasından pazar yerini kısa ağıtlar söyleyerek yarıp geçtiler. Gerçekte sinekleri cezbeden şey: burada cenazelerin sanduka içine konmaksızın sadece bir beze sarılarak, kaba tahtadan bir tabutla dört arkadaşın omuzunda taşınmasıdır.

                              ***

      En az yirmi bininin giydiği paçavradan başka bir şeyi olmayan iki yüz bin nüfuslu böylesi bir şehir içinden geçtiğiniz ve halkın nasıl yaşadığını ve bundan da daha kolay nasıl öldüğünü gördüğünüz zaman insanlar arasında yürüdüğünüze inanmak güç bir iş olur. Bütün müstemlekeci (sömürge) imparatorluklar gerçekte bu realite üzerine kurulmuşlardır. Bütün halk esmer yüzlüdür; bunun yanında çok da kalabalıktır. Acaba onlar da sizin gibi beni beşer midirler? Hatta bir isim sahibi midirler? Yoksa nihayet arılar ve haşarat kadar ferdiyet sahibi olan birbirinden ayırt edilmez kahverengi varlık mıdırlar? Arzdan çıkarlar, birkaç yıl için terler, açlık çekerler ve sonra da mezarlığın küçük yığınları içinde batar giderler. Hiç kimse gittiklerini anlamaz bile.

                              ***

      Parkta ceylanlardan birine yiyecek veriyordum. Ceylanlar canlı oldukları sürece iştah açıcı gözüken hemen hemen yegane hayvanlardır. Gerçekten insan bunların butlarına bakarken nane sosunu hatırlamaktan kendini alamaz. Benim yem verdiğim ceylan, bu düşüncenin zihnimde olduğunu bildiği için, tuttuğum ekmeği aldığı halde benden hoşlanmaz gözüktü. Ekmekten çabucak küçük bir parça ısırıp başını eğerek bana tos vurmaya çalıştı. Sonra bir başka küçük parça daha aldı ve gene tosladı. Muhtemelen beni uzaklaştırabilse ekmeğin herhangi bir şekilde havada asılı kalacağını sanmıştı.

      Yolda çalışan Arap bir amale, ağır kazmasını indirerek, çekingen bir şekilde bize doğru yanaştı. Ceylandan ekmeğe, ekmekten ceylana, sanki hayatında böyle bir şey daha evvel hiç görmemiş gibi, bir çeşit hayretle baktı. Nihayet mahcup bir eda ile Fransızca,

“o ekmeğin birazını yiyebilirdim” dedi.

      Bir parça kopardım, minnettar bir halde üstündeki çulunun altında gizli bir yere özenle yerleştirdi. Bu adam bir belediye işçisidir.

                              *** 

      Bedeni iş yapan bütün insanlar kısmen görünmezdirler; yaptıkları iş ne kadar çok önemli ise o kadar az fark edilirler. Yine de beyaz derili daima daha çok dikkat çeker. Kuzey Avrupa’da tarla süren bir işçiyi gördüğünüz zaman muhtemelen ikinci bir nazar daha atfedersiniz. Cebelitarık’ın güneyinde veya Süveyş’in doğusunda herhangi bir yerde ise onu fark etmeniz tesadüfendir.Bu her yerde dikkatimi çekti. Tropikal bir bölgede ise insanın gözü her şeyi görür ama insanı görmez. Kurumuş toprağı, dikenli kaktüsü, palmiye ağacını, uzak dağları bile görür de kendi bağında toprağını süren rençberin asla farkına varmaz. O toprakla aynı rengi taşır ama ondan çok daha az ilginçtir görülmek için... İşte sırf bundandır Asya ve Afrika’nın aç ülkelerinin turist uğrakları olarak kabul edilmeleri. Hiç kimse sefalet bölgelerine ucuz bir gezinti yapmayı düşünmez. Ama insanların esmer olduğu bu yerlerde ki sefalet fark edilmez bile...

      Fas, bir Fransız için ne ifade eder? Bir portakal bahçesi, ya da resmi nitelikte bir iş. Peki bir İngiliz’e ne anlatır? Develer, kaleler, palmiye ağaçları, lejyonerler, bakır tepsiler  ve eşkiyalar..

      Bir kimse orada, muhtemelen bir hayat gerçeği olarak insanların onda dokuzunun erozyona uğramış topraktan biraz daha yiyecek çıkarabilmek için bitmez tükenmez, iflah kesici bir mücadele içinde olduklarının farkına varmadan yıllarca yaşayabilir.

      Fas’ın büyük bir kısmı, üzerinde tavşandan daha büyük vahşi hayvanın yaşayamayacağı kadar terkedilmiştir. Bir zamanlar ormanlarla kaplı olan bu geniş sahalar, toprağı tam manasıyla kırık tuğlaları andıran büyük bir çöle dönüşmüştür. Mamafih oldukça geniş bir kısmı büyük emekler sarf edilerek ekilebilir hale getirilmiştir. Tersine çevrilmiş büyük “L” harf gibi eğilmiş uzun kadın dizileri, dikenli tohumları elleriyle ufalayarak tarlanın bir tarafından diğer tarafına doğru ağır ağır ekmeye çalışırlar. Burma yapmak için yonca toplayan rençber ise onu her dalda bir veya iki santim daha kurtarmak için dermez de tek tek topraktan çeker. Saban ise, altında toprağı dört beş santimetre derinliğe kadar karıştırabilecek demir kazık takılı, kolaylıkla omuzda taşınabilen ağırlıkta, tahtadan adi bir şeydir. Kullanılacak hayvanların gücüne ancak mukabele edebilecek kadardır. Normali, birlikte koşulmuş, bir öküz veya iki eşekle toprağı sürmektir: Bir eşek yeterli gücü sağlayamaz; fakat öte taraftan iki öküzün beslenmesi de biraz fazla tutar. Çiftçilerin pulluğu yoktur.

                              ***

      Her ikindi evimin önünde her biri yakacak odun yükü taşıyan ihtiyar kadınlar dizisi geçer. Bunların hepsi yılların ve güneşin altında mumyalaşmışlardır ve hepsi ufak yapılıdırlar. İlkel toplumlarda belli bir yaştan sonra kadınların bir çocuk cüssesi kadar küçülmeleri genel bir durum arz eder.Bir gün önümden bir odun yükü altında boyu 1.25’- ten daha fazla olmayan zavallı, yaşlı bir mahluk geçti. Durdurdum ve avucuna birkaç kuruş sıkıştırdım. Bunu, kısmen minnettarlık fakat esasta şaşkınlık ifade eden, hemen hemen figan diyebileceğimiz tiz bir feryatla karşıladı. Sanırım kendi nokta-i nazarında, varlığını farketmiş olmakla ben, hemen hemen tabiat kanununu bozmuş oluyordum. O, bir yaşlı kadın, yani bir yük hayvanı olarak durumunu kabullenmişti. Bir aile seyahat ederken, baba ile oğlunu önde eşek üstünde, onları takip eden bagaj yüklü yaşlı bir kadını arkada yaya giderken görmek çok tabiidir.

      Fakat bu insanlar hakkında asıl garip olanı görülmez oluşlarıdır. Haftalarca yakacak odunlarıyla yaşlı kadınlar dizisi, daima günün aynı saatlerinde evimin önünden geçmişlerdi. Her ne kadar onlar kendilerini göz bebeklerime kaydetmişler idiyse de ben onları gerçekten görmüş olduğumu söyleyemem. Yakacak odunlar geçiyordu kadar; ben böyle görmüştüm. Yalnız bir gün tesadüfen, arkalarında yürürken, bir odun yükünün garip şekilde aşağı yukarı hareketi, altındaki insan varlığına dikkatimi çekti. İşte o zaman ezici ağırlığın altında ikiye büzülmüş bir deri bir kemik vücutlara, toprak renkli zavallı vücutlara dikkat ettim. Ama Fas topraklarına ayak basışım üzerine henüz beş dakika olmadan eşeklerin fazla yüklendiklerini görüp de köpüren yine bendim…

      Eşeklere kötü muamele edildiğine şüphe yok. Fas eşeği bir sen Bernard köpeğinden daha iri değildir, ama İngiliz ordusunun 1.50’lik katırlarına bile çok gelecek bir yük taşırlar. Çok kere de yük palanı haftalarca sırtından çıkarılmaz. Özellikle acı olanı şu ki: bu hayvan dünyadaki hayvanların en uysalıdır. Yulara ve geme ihtiyaç göstermeksizin efendisini bir köpek gibi yıllarca takip eder. 12 yıl kadar sadakatle hizmetten sonra ansızın ölüverir. Efendisince bir çukura yuvarlanır. Ve daha soğumadan köyün köpekleri bağırsaklarını parçalayıverirler.

      Böyle bir şey insanın kanını kaynatıyor da insanların ıstırabı bunu yapmıyor. Yorum yapmıyorum; sadece gerçeği işaret ediyorum. Esmer insanlar görülmezlik durumundadırlar. Herkes sırtı yükten yara olmuş bir eşeğe acıyabilir. Ama eğer bir kimse odun yükü altında ezilen yaşlı bir kadının farkına varabilirse bu bir nevi tesadüftür.

      Leylekler kuzeye uçarken zenciler güneye yürüyorlardı. Uzun ve tozlu yatay bir sütun halinde piyade, havan topçuları ve sonra yine biraz piyade, tamamı dört-beş bin adam, botlarının sert vuruşları ve demir tekerleklerin gürültüsü içinde yol alıyordu.

      Bunlar Senegalli’ydi.; Afrika’nın en siyah zencileri… O kadar siyahtırlar ki, bazen boyunlarındaki saçın nereden başladığını görmek çok zor olur. Muhteşem vücutları hazır yapım, haki üniformaları içinde gizlenmiş, ayakları odun bloklarını andıran botlar içine sıkışmış ve miğferleri başlarına küçük gözüküyordu. Hava çok sıcak ve adamlar uzun yoldan gelmişlerdi. Sırt çantalarının ağırlığı altında yere çöktüler. Şaşırtıcı duyarlılıktaki siyah yüzleri terden parlıyordu.

      Geçerken uzun ve çok genç bir zenci döndü. Göz göze geldik. Bana bakışı hiç değilse umduğumuz cinsten bir bakış olmamıştı. Düşmanca, nefretkar, asık ve hatta halinden şikayetçi bile değildi. Mahçup ve iri gözlü bir zencinin, derin hürmet taşıyan bir bakışı idi…

      Neden böyle olduğunu anladım. Fransız vatandaşı olan; bu sebeple ormandan yerleri temizlemek için getirilen ve garnizonda frengi illetine yakalanan bu çocuk gerçekten beyaz derililere karşı hürmet hisleriyle doluydu. Beyaz ırkın efendileri olduğu öğretilmişti ona, ve o hala inanıyordu buna…

      Fakat siyah ordunun geçişini gördüğü zaman her beyaz adamın (ki bu adam kendini sosyalist de tanısa bu konuda iki paralık önem taşımaz) düşündüğü bir mesele var: “Biz daha ne kadar bu insanlarla oynayabileceğiz; onlar silahlarını aksi istikamete çevirmeden önce daha ne kadar?..”

      Gerçekten calib-i-dikkattir: her beyaz adamın zihninin bir köşesinde bu düşünce mutlaka yerleşmiştir. Bende bu düşünce var, terleyen atlarının üzerindeki subaylarda ve yedek subaylarda da var.

      Bu hepimizin bildiği, fakat söylemeyecek kadar zeki olduğumuz; sadece zencilerin bilmediği bir nev’i sırdır.

      Gerçekten  de, tepesi üzerinde parıldayan kağıt parçaları gibi uçuşarak aksi istikamate giden iri beyaz kuşlar altındaki o uzun, sükunet içinde yol alan asker sütununu, bir veya iki mil uzunluğundaki silahlı insan dizilerini görmek bir sığır sürüsünü seyretmek gibiydi.” 
 



(***)George Orwell’den Seçmeler, M. Selami Çekmegil, Kültür Bakanlığı Yayınları: 108, Tercüme Eserler Dizisi: 72,1989, Ankara. 

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-12-2009 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
90944972 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net