04-12-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Çeviriler arrow George Orwell arrow MADENDE
MADENDE PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 5
KötüÇok iyi 
Yazar Geroge ORWELL'den M.Selami ÇEKMEGİL   
08-03-2014
                                        MADENDE(*)

                              Geroge ORWELL
                              Türkçeye Çeviren: M. Selami ÇEKMEGİL
Chesterton'un deyimiyle medeniyetimiz, eğer düşünülürse, tamamen kömür üzerine kurulmuştur. Bizi hayatta tutan ve Makine yapan makinaların hepsi, doğrudan ya da dolaylı olarak kömüre bağımlıdır. Batı dünyasının metabolizmasında kömür madencisi önem itibariyle toprağı süren adamdan hemen sonra gelir. O, omuzlarında mümkün olan hemen her şeyi taşıyan bir heykel gibidir. Bu sebepten, eğer elinize fırsat geçirir de zahmetine katlanırsanız, madenden kömür çıkarma ameliyesi seyretmeye değer.

Bir kömür madenine indiğinizde önemli olan, “Kazıcılar”ın işbaşında olduğu zaman aynaya girebilmenizdir. Bu kolay değildir. Zira, istihsal sırasında ziyaretçiler bir ayak bağı olarak pek hüsnü kabul görmezler. Ama bir başka zaman gittiğimizde de mümkündür ki tamamen yanlış bir intiba ile ayrılırsınız. Mesela bir pazar günü maden sakin görünür. Oraya gidilecek zaman kanaların kükrediği, havanın kömür tozuyla simsiyah olduğu ve madencilerin neler yapmaya mecbur olduklarını gerçekten görebileceğiniz bir zamandır. Bu zamanlarda maden cehennem gibi, veya hiç değilse benim tahayyül ettiğim cehennem gibidir. Kişinin cehennemde tahayyül ettiği şeylerin çoğu oradadır. Sıcak, gürültü, kargaşa, karanlık, pis hava hepsinden kötüsü dayanılmaz bir darlık. Ateş dışında her şey... Çünkü orada kömür tozu bulutlarını güçlükle delip geçebilen madenci lambalarının veya elektrikli el fenerlerinin zayıf şualarından başka bir ateş yoktur.            

Nihayet, son tahkimat direkleri arasında sürünerek ulaştığınız zaman karşınızda bir metre yüksekliğinde parlak siyah bir duvar görürsünüz. İşte ayna orasıdır. Yukarınız kömür koparılmış kayadan oluşan düzgünce bir tavan, altınızda ise yine kayadır. Öyle ki içinde bulunduğunuz galerinin yüksekliği sadece kömür tabakasının 1 metreyi aşmayan kendi kalınlığı kadardır.             Başka her şeyi bir an için unutsanız bile burada ilk intibanız, kömürü alıp götüren konveyör bandının korkunç ve sağır edici gürültüsü olur. Kömür tozu bulutlarının lambanızdan çıkan ışık şualarını yansıtması nedeniyle pek uzakları göremezsiniz. Ama her iki yanınızda dört-beş metre aralıklarla sırlanmış biriken kömüre kürek sallayan ve hızla sol omuzları üzerinden geriye atan yarı çıplak diz çökmüş adam dizilerini görebilirsiniz. Bunlar bu kömürü bir iki metre arkalarında hareket halindeki elli-altmış santimetre genişliğinde lastik bir konveyör bandına yüklemektedirler. Bu bant üzerinde ışıldayan bir kömür nehri devamlı akar durur. Büyük bir madende bu bant her dakika tonlarca kömür taşır, ana yollarda bir yerde yarım tonluk vagonetlere boşaltır; oradan da bu vagonetlerle kafeslere taşınır ve yukarı çekilir.            

“Kazıcıları” işbaşında dayanıklılıklarına gıpta etmeden seyretmek mümkün değildir. Yaptıkları korkunç ve lalettayin bir şahsın standartlarına göre hemen hemen insanüstü bir iştir. Çünkü bunlar muazzam miktarlardaki kömürü, zahmeti iki veya üç kat daha artıracak bir pozisyon içinde üretmektedirler. Tavana çarpmaksızın ayağa kalkmadıkları iş yerlerinde devamlı dizüstü kalmak çalışmak zorundadırlar. Bunun ne korkunç bir gayret istediğini denemek suretiyle kolayca görebilirsiniz. Kürekle çalışmak ayakta iken nispeten kolaydır: Küreği sürmek için dizlerinizi ve bacaklarınızı da kullanabilirsiniz. Oysa diz üstü çalışırken bütün yük kollarınıza ve bel kaslarınıza biner. Diğer şartlar da işleri kolaylaştıracak cinsten değildir. Başta sıcaklık gelir -madenden madene değişmekle beraber bazı madenlerde boğucu sıcak vardır. Sonra genzinizi ve burun deliklerinizi dolduran göz kapaklarınız boyunca biriken kömür tozu ve nihayet o daracık yerde bir makinalı tüfek gürültüsüne benzeyen konveyör bandının bitmez tükenmez gürültüsü. Yine de kazıcılar çelikten yapılmış gibi görünür ve çalışırlar. Gerçekten de baştan ayağa üzerlerini örten ince bir kömür tabakası ile kazıcılar döğme-demir heykelleri andırırlar. Madencileri sadece çalıştıkları yerde yarı çıplak görürseniz ihtişamlarına şahit olabilirsiniz. Pek çoğu küçük yapılıdır. Zira iri adamlar bu işte dezavantajlıdır. Ama hemen hepsinin narin esnek bellerine doğru incelen geniş omuzları adaleli küçük kalçaları ve bir gram fazla ete yer vermeyen asil vücutları vardır. Daha sıcak madenlerde kazıcılar sadece takunya, kilot ve dizbağı giyerler. Dış görünüşlerinden onların genç ya da yaşlı olduklarını söylemeniz güçtür. Altmış ya da altmış beşe kadar her yaşta olabilirler ama çıplak ve kömür tozuyla kapalı olduklarından hepsi birbirlerine benzer. Genç, o da halterci vücuduna sahip bir genç olmayan kimse bu işi yapamaz. Belde bir iki kilo fazla et olsa daimi bükülmeler imkansızlaşır. Bu manzarayı, simsiyah vücutlarıyla koca küreklerini harikulade güç ve süratle kömüre daldıran dizüstünde belleri bükük bu insan safını, bir kere görseniz bir daha unutamazsınız. Kazıcılar teorik olarak yedi buçuk saat durmadan çalışırlar. Zira “dinlenme” verilmez.  Ama fırsat bulunca on beş dakika kadar yanlarında getirdikleri genellikle bir parça ekmek, sadeyağı ve bir bardak soğuk çaydan oluşan yemeklerini emeğe ayırırlar. “Kazıcıları” çalışma esnasında ilk seyredişimde kömür tozları arasında elim, dehşet içinde kaygan bir şeye temas etmişti. Bu çiğnenmiş bir parça tütündü. Hemen bütün madenciler susuzluğa karşı iyi geldiği söylenen tütün çiğnerler.            

Etrafınızda olup bitenleri tam mânâsıyla anlayabilmeniz için muhtemelen birkaç kömür madenini ziyaret etmeniz gerekir. Bunun esas sebebi sırf bir yerden diğerine gitmek için sarf ettiğiniz enerjinin başka bir şeye dikkat etmenize engel olmasıdır. Biraz da yeraltında karşılaştıklarınız hayal sükûtuna uğratıcı veya hiç değilse umduğunuza benzemez niteliktedir. Bir telefon kulübesi genişliğinde ve onun iki üç kat uzunluğunda çelikten yapılmış bir kutudan kafese binersiniz. On kişiliktir ama balık istifi doldururlar ve içinde uzun boylu bir kimse eğilmeden duramaz. Çelik kapılar üzerinize kapanır ve yukarıda kafes kontrol odasından biri, sizi kuyu boşluğuna bırakır. Bir anlık bir mide bulantısı hisseder ve kulaklarınızın zarının delineceğini zannedersiniz. Ama tam dibe varıp da kafesin tekrar yukarıya çıkıyormuş kanaatini uyandıracak derecedeki ani duruşuna kadar hareket ettiğinizin pek farkına varamazsınız. Oysa ki yolculuğun ortalarında kafesin hızı saatte altmış mile ulaşır, bazı derin madenlerde bunu da geçer. Dipte kafesi terk ettiğinizde belki de yerin dört yüz metre altındasınız. Bir başka deyişle üzerinizde orta halli bir dağ var; yüzlerce metre kaya, şimdi türleri kaybolmuş hayvan kemikleri, toprak, çakmak taşları, nebat kökleri, ot ve üzerinde yayılan inekler-işte bütün bunlar başınızın üzerinde askıya alınmış ve baldırınız kalınlığında tahtadan bir payanda ile tutulmaktadır. Ama gerek sizi aşağı indiren kafesin süratinden gerekse içinde yol aldığınız zifiri karanlıktan dolayı kendinizi picandilly metrosundan daha derinde hissetmezsiniz.           

İnsanın asıl garibine giden yeraltında katedilmesi gereken yatay mesafelerdir. Yeraltına inmeden önce madencinin kafesten çıkıp hemen birkaç metre ileride bir kömür damarı üzerinde çalışacağını hayal ederdim. Madencinin işine başlamadan önce Londra köprüsünden, Oxford Circus'e kadar uzunluktaki geçitlerden geçmek zorunda olduğunu düşünmemiştim. Başlangıçta maden kuyusu tabiatiyle bir kömür damarı yakınlarında bir yere açılır. Ama bu damar işlenip bitince yeni damarlar takip olunur. Böylece işyeri gün geçtikçe ocak tabanından uzaklaşır. Eğer kuyu dibinden iş yerine olan uzaklık bir milse bu muhtemelen ortalama bir mesafe, üç mil ise oldukça normal bir mesafedir; hatta bu mesafenin beş mile ulaştığı birkaç madenin mevcudiyetinde bile bahsedilir. Ancak bu mesafeler yeryüzündekilerle mukayese edilebilir cinsten mesafeler değildir. Zira o bir millik veya üç millik mesafede, çoğunlukla anayol dışında bir boşluk olmadığı gibi o yolda da insanın şöyle rahatlıkla dimdik durabileceği yerlerin sayısı çok değildir.            

Bunun tesirini birkaç yüz metre gitmeden fark edemezsiniz. Duvarları Derbyshire'deki duvarlar gibi kaldırım taşından örülü iki buçuk metre en, bir buçuk metre yüksekliğindeki kötü ışıklandırılmış bu galeriden hafif kamburlaşmış bir halde yola çıkarsınız. Her metrede veya iki metrede bir, üzerinde hatıl veya kirişleri taşıyan tahta payandalar vardır.           

Kirişlerin bir kısmı acaip biçimde eğrilmiştir ve sizin de daha çok eğilip bükülmenizi icabettirir. Yürümek genellikle nahoştur -kalın toz tabakası veya serpiştirilmiş kömür parçaları ve su bulunan bazı madenlerde çiftlik arazisi gibi çamurlu zemin... Yolsa; ayrıca kömür vagonetlerini taşıyan minyatür bir tren demiryolu vardır ki üzerinde yürümek bir hayli yorucudur. Her yer şist tozundan grileşmiştir. Hemen her madende aynı nitelikte tozlu ve hareketli bir koku vardır. Ne işe yaradıklarını asla öğrenemeyeceğiniz acaip makinalar, tellere demet yapılarak asılmış aletler ve bazen lambaların huzmelerinden rahatsız olup kaçışan fareler görürsünüz. Fareler, bilhassa nakliyat için atların kullanıldığı madenlerde, şaşırtıcı derecede boldur. Farelerin ilk defa madene nasıl geldiklerini öğrenmek merak konusu olabilir. Muhtemelen kuyuya düşerek gelmiş olabilir. Zira ağırlıklarına nispeten yüzey alanları çok geniş olduğundan hangi yükseklikten düşerse düşsünler zarar görmedikleri söylenir. Yeryüzünde çalıştırılan nihayetsiz çelik halatlarla çekilerek kuyuya doğru sarsılarak ilerleyen vagonetler dizisine yol vermek için duvara yapışırsanız, açıldığında kuvvetli bir hava akımına yol veren havalandırma perdelerinden ve kalın tahta kapılardan sürünerek geçersiniz. Bu kapılar Yer altı havalandırma sisteminin önemli bir parçasıdır. Pislenen hava bir kuyudan kayıştan vantilatörler marifetiyle emilirken temiz hava başka birinden içeri girer. Fakat kendi başına bırakılırsa hava en kestirme yolu takip ederek daha derindeki işyerlerini havasız bırakacağından bütün kestirme yolları kapamak mecburiyeti vardır.            

Başlangıçta kambur yürümek eğlenceli gelirse de kısam bir süre sonra bu niteliğini kaybeder. Benim esasen çok uzun olmak gibi bir dezavantajım var ama, tavan bir yirmi veya altına düşünce yürümek bir cüce ya da bir çocuk dışında herkes için güç bir iş olur. Yürürken sadece iki büklüm olmakla kalmayıp aynı zamanda hatıl veya kirişlere çarpmamak için yaklaştığınızda ona göre eğilip bükülürken başınızı dik tutmak mecburiyetiniz de var.                

Bundan dolayı boynunuzda daimi bir ağrı peydah olur; ama bu baldır ve dizlerinizde duyduğunuz ağrı yanında hiçtir. Yarım mil sonra yürüyüş (mübalağa etmiyorum) dayanılmaz bir acıya dönüşür. Yolun sonunu nasıl getireceğinizi hatta geriye nasıl döneceğinizi düşünmeye başlarsınız. Süratiniz yavaşladıkça yavaşlar.            

Birkaç yüz metre uzunluğunda çok alçak bir kesime gelirsiniz ve burada çömelerek ilerlemeye başlarsınız. Sonra muhtemelen eski bir göçükte tavan aniden esrarengiz bir yükseklik kazanır. Ve yirmi metre kadar dimdik yürürsünüz son derecede ferahlarsınız. Ama bundan sonra bir başka yüz metrelik basık bir kesim ve sonra da altından sürünmeniz gereken bir kiriş dizisi gelir. Bu defa el ve dizler üzerinde emeklemeğe başlarsınız bu bile çömelerek yürümekten daha rahattır. Ne var ki kirişlerin sonuna gelip de yeniden ayağa kalkmak istediğiniz zaman dizlerinizin geçici olarak görevi bıraktıklarını ve artık sizi taşımayı reddettiklerini görürsünüz. Utanarak bir mola verip bir iki dakika dinlenmek istediğinizi söylersiniz.(madenci) Kılavuzunuz size acıyacaktır. Kaslarınızın kendisininki gibi olmadığını bilir. O, “sadece dört yüz metre kaldı” diyerek cesaret verir; sizse sanki dört yüz mil demiş gibi hissedersiniz. Ama sonunda her nasılsa aynaya kadar sürüklenirsiniz.            

 Artık bir saate yakın bir sürede bir mil katetmiş oluyorsunuz; oysa bir madenci aynı işi yirmi dakikada yapardı. Oraya varınca yürümekte olan işi salim bir kafayla seyretmek için bile birkaç dakika kömür tozu üzerinde sırtüstü yatıp güç kazanmak zorundasınız.           

Geriye dönüş ise zaten yeterince yorgun oluşunuz ve hem de yolun kuyuya doğru hafif yokuş yukarı olmasından dolayı daha da zordur. Alçak yerlerden bir kaplumbağa süratiyle geçersiniz ve artık dizleriniz çözülünce mola istemekten utanmasınız bile, taşıdığınız lamba bile bir dert haline gelmiştir; belki de tökezlediğiniz anda düşürürsünüz. Eğer lamba madenci lambası idiyse sönüverir. Kirişlerde eğilmek ilerledikçe daha çok gayret ister ve bazen eğilmeye unutursunuz. Bunun üzerine madenciler gibi başınızı öne eğerek yürümeyi denersiniz.. Bu defa da bel kemiğinizi çarparsınız. Madenciler bile sık sık çarpar bel kemiklerini. Yarı çıplak gezmenin gerekli olduğu çok sıcak madenlerde madencilerin sırt düğmeleri tabir ettikleri omurganın iki yanında mahfaza taşımalarının sebebi budur. Demiryolunun meyilli olduğu yerlerde madenciler takunyaların oyuk taraflarını raylara raptederek kayarlar. Ulaşımın çok kötü olduğu madenlerde madenciler yetmiş seksek santim uzunluğunda sapının altında oyuk bulunan bir baston taşırlar. Normal yerlerde bastonun sapından, sığ yerlerinde ayrık yerinden tutarsınız. Bu bastonların büyük yardımı olur ve tahtan yapılmış baretler -oldukça yeni bir icat- büyük nimettir. Bunlar bir Fransız veya İtalyan çelik miğferine benzer ama bir nevi ağaç özünden yapıldığı için çok hafif ve şiddetli bir darbeyi hissettirmeyecek kadar kuvvetlidirler. Nihayet yeryüzüne tekrar ulaştığınızda yeraltında belki üç saat kalmış ve iki mil katetmişsinizdir ama satıhta yirmi beş mil yürümekten daha çok yorulmuş olursunuz. Artık bir hafta kadar baldırlarınız öylesine katılaşır ki merdivenlerden aşağı inmeniz bile güç bir iş olur; merdivenin kenarında dizlerinizi bükmeden acaip bir şekilde inmeye çalışırsınız. Madenci dostlarınız tutuk yürüyüşünüze dikkat ederek size takılırlar:(Madende çalışmak ister misin, ha? vs). Bununla beraber, mesela hastalık sebebiyle uzun süre işinden ayrı kalan bir madenci bile ocağa döndüğünde ilk birkaç gün için epece ağrı çeker.            

Belki mübalağa ettiğim zannedilir ama eski tip ocaklara girip de (ki İngiltere'deki ocakların çoğu eski tiptir) kömür ayaklarına giden hiç kimse muhtemelen mübalağa ettiğimi söyleyemez. Ama şunu vurgulamak istiyorum. Normal bir insan için başlı başına bir günlük ağır bir çalışmaya muadil olan bu korkunç sürünerek gidip gelme işi madencinin mesaisinin bir kısım bile değildir. Bu bir şehirlinin her gün metro ile görev yerine yaptığı seyahat gibidir. Madencinin yedi buçuk saatlik asıl ağır işi işte bu gidiş geliş arasına sıkıştırılmıştır. Ben maden ayaklarına bir milden daha uzun yolculuk etmedim, ama bu mesafe genellikle üç mildir. Bu madenlere ben dahil kömür madencileri dışında çok kimse ulaşamaz bile. İşte bu daima gözden kaçmaya mütemayil bir husustur. Kömür madenini düşünürken derinlik, sıcaklık, karanlık ve kömürden siyahlaşmış adamların ayakta kazma sallamasını tahayyül edersiniz. Gidiş dönüş esnasındaki kilometrelerce sürünmesi aklınıza gelmez bile. Ayrıca bir zaman meselesi var. madencinin yedi buçuk saatlik vardiyası çok uzun görünmez ama buna “ulaşım” için en az günde bir saat çok kere iki saat ve bazen de üç saat eklemek mecburiyeti vardır. Elbette “ulaşım” teknik anlamda bir iş değildir ve madenciye bunun için para ödenmez ama bu da işe eşdeğerdedir. Madencilerin bu duruma aldırmadığı söylemek kolaydır. Muhakkak ki bu seyahat onlar için, size ve bana olduğu kadar zor gelmez. Bu işi çocukluklarından beri yapmışlar ve gerekli kaslarını kuvvetlendirmişlerdir. Ter altında şaşırtıcı ve hatta oldukça dehşet verici bir atiklikle hareket ederler. Bir madenci benim sadece sendeleyebileceğim erlerde başını eğerek uzun ve uygun adımlarla koşar. İş başında onları eller ve dirsekler üzerinde görürsünüz, tahkimatlar arasında köpekler gibi dolaşırlar. Ama onların bu işi hoşlanarak yaptıklarını düşünmek hata olur. Bu hususta pek çok madenci ile görüştüm ve hepsi de seyahatin zor olduğunu kabul ettiler. Aralarında bir ocaktan söz ederlerken “seyahat” üzerinde durdukları hususlardan biridir. Vardiya dönüşünün işe gidişten daha çabuk olduğu söylenir; bununla beraber bütün madenciler en bitirim şeyin yorucu bir günün sonundaki bu dönüş olduğunu söylerler. Bu onların vazifelerinin bir bölümüdür ve buna razı olmuşlardır; ama gene de bir gayret ister. “Seyahat” belki de bir günlük işinizden önce ve sonra yaptığınız küçük bir dağa tırmanma gibidir.            

 İki üç ocağı gezdikten sonra yeraltında olup biten işlemleri biraz kavramaya başlarsınız. (Şunu belirteyim: Madenciliğin teknik yönüyle ilgili hiçbir şey bilmiyorum; ben sadece gördüklerimi anlatıyorum) Kömür kalın kaya tabakalar arasında ince bir damar halinde bulunur ve yerinden çıkarılma ameliyesi katmerli bir Napoli dondurmasının orta tabakasının alınmasına benzer. Eskiden madenciler kömürü kazma ve manivela ile çıkarırlardı; bu iş çok yavaş bir işti. Zira kömür el değmemiş haliyle hemen hemen kaya gibidir; serttir. Şimdilerde ise bu iş çok güçlü ve dayanıklı, şerit testere gibi dişleri olan beş on santim uzunluğunda bir buçuk-iki santim genişliğinde ancak dikey değil de yatay hareket eden elektrikli kömür kesicileriyle yapılmaktadır. Bu makine kendi gücüyle ileri geri hareket edebilir ve işleten işçi onu istediği yöne çevirebilir. Ne var ki bu Makine bugüne kadar duyduğun en berbat sesleri çıkarmakta ve bir metre ötesinin görülmesine bile imkânsız kılan ve nefes almayı son derece zorlaştıran bir kömür tozu bulutu çıkarır. Makine ayak boyunca hareket ederken damarın altından bir buçuk metrelik derinliğe kadar traşlar. Bundan sonra üstte kalan kömürün koparılması kolaydır. Mamafih bunun zor olduğu yerlerde patlayıcı madde kullanılma zorunluluğu da vardır. Bir kişi sokaklarda asfaltları delmek için kullanılan makinalardan daha küçük elektrikli matkaplar ile kömür damarı içine aralıklı delikler açarak patlayıcı madde koyar, kil ile üstünü tıkar, eğer bulursanız münasip bir köşeye sığınarak (ki bu noktadan yirmi beş metre uzaklaşması gerekir) elektrik ile patlatır. Bu ameliyeden maksat kömürü gevşetmektir, çıkarmak değil. Bazen, tabii fazla patlayıcı madde kullanıldığı zaman, sadece kömürü parçalamakla kalmaz, tavan da çöker.           

Patlama yapıldıktan sonra kazıcılar kömürü yıkar, kırar ve kuvvetli bandlı konveyör üzerine atarlar. Yıkılan parçalar, ilkin yirmi ton ağırlığa ulaşabilen büyük parçalar halindedir. Bandlı konveyör kömürü vagonetlere döker. Vagonetler ana nakliye yollarında sürüp giden halatlar vasıtasıyla kafese taşınır. Bunlar yukarı çıkarılır ve yüzeyde kömür eleklerde elenir ve gerekirse aynı zamanda yıkanır. Mümkün olduğu ölçüde kir(yani şist) yeraltı yollarının yapımında kullanılır. Bu işte kullanılmayan kısım yüzeyde tumba edilir; böylece kömür bölgelerinin karakteristlik manzarası çirkin gri dağları andıran artık yığınları meydana gelir. Çıkarılan kömürle hasıl olan yeni tavanları destelemek için yeni tahkimat yapılır ve müteakip vardiyada bandlı konveyör sökülerek bir buçuk metre ileriye monte edilir. Mümkün olduğu nispette kesme, patlama ve çıkarma işlemleri üç ayrı vardiyada yapılır. Öğleden sonra kesme, gece vardiyasında patlatma(yakında adam çalıştığı zaman patlatmayı yasaklayan fakat her zaman tatbik edilmeyen bir talimat vardır) ve sabah vardiyasında kazma-doldurma işlemi; sabah altıda başlar bir buçuğa kadar devam eder.            

Kömür çıkarma işlemini seyrederken bile kısam bir seyir süresinde bazı basit hesaplamalar yapınca kazıcıların ne harikulade bir iş yaptığını anlayabilirsiniz. Normal olarak her adamın dört beş metre genişliğinde bir alanı temizlemesi gerekir. Kesici Makine kömür damarını yüz ila yüz yirmi cm derinliğinde alttan traşlar. Eğer kömür tabakası bir yirmi kalınlığında ise her işçinin band üzerine yedi ila on iki metreküp arasında değişine hacimdeki bir miktar kömürü kırıp yüklemesi gerekir. Bir başka deyişle bir metreküp kömürün yedi yüz elli kilo civarında olduğun kabul edersek, her adam saatte iki ton kömür üretiyor demektir. Bunun ne demek olduğunu anlayacak kadar kazma kürek tecrübem vardır benim. Bahçemde hendekler kazarken eğer bir öğle sonrası iki ton toprak atmışsam akşam yemeğini hakkettiğimi düşünürüm ben. Ama toprak kömüre nispetle kolay işlenebilir bir nesnedir ve ayrıca ne yerin üç yüz metre altında boğucu bir sıcakta çömelerek çalışmakta, aldığım her nefeste kömür tozu yutmaktayım ve ne de işe başlamadan önce iki büklüm bir mil yürümekteyim. Madencinin işi benden, uçan trapezde el bırakma numarasını yapma, ya da “Grand National”i kazanmak kadar uzaktır. Ben bir beden işçisi değilim ve Allah'ın izniyle de olmayacağım., ama eğer mecbur kalırsam yapabileceğim bazı bedeni işler var. Mesela kolaylıkla bir çöpçü veya kötü bir bahçıvan hatta onuncu sınıf bir tarım işçisi olabilirim. Ama akla gelebilecek herhangi bir çaba ya da eğitim ile bir kömür madencisi olamam ben; bu iş birkaç haftada öldürür beni.            

Kömür madencilerini çalışırlarken seyredince bu insanların ne kadar farklı dünyaları olduğuna şahit olursunuz. Kömürün çıkarıldığı derinlerde bir kimsenin bir ömür boyu bahsini bile işitmeden kolaylıkla geçip gideceği bir dünya bulunmaktadır. Muhtemelen insanları büyük çoğunluğu bu hususta bir şey işitmek bile istemezler. Ama o dünya bizim yüzeydeki dünyamızın vazgeçilmez bir tamamlayıcısıdır.            

Dondurma yemekten Atlantiği geçişe, ekmek pişirmekten roman yazmaya kadar yaptığınız hemen her iş doğrudan veya dolaylı olarak kömür kullanılmasını gerektiriyor. Sulh zamanındaki bütün sanatların icrası için kömüre ihtiyaç duyulur; harp çıkarsa kömüre duyulan ihtiyaç daha da artar. Devrim sırasında madenci çalışmasına devam etmelidir yoksa devrim durur; zira devrim, karşıt devrim gibi, kömüre muhtaçtır. Yüzeyde her ne olursa olsun kazma ve kürek ara vermeden veya hiç değilse en çok birkaç haftayı geçmeyen bir aradan sonra çalışmaya devam etmelidir. Hitler'in kaz adımı yürüyebilmesi, Papa'nın Bolşevizmi itham edebilmesi, Kriket seyircilerin Lord's da toplanabilmesi ve şairlerin birbirlerini hicvedebilmesi için kömürün mevcudiyeti gerekir. Ama genellikle bu gerçeğin farkında olmayız biz; sadece “kömürümüz olsun” isteriz o kadar. Kömür elde etlenin neye mal olduğunu nadiren hatırlar veya hiç hatırlamayız bile. Şu anda rahat bir kömür ateşi karşısında oturmuş yazıyorum. Nisan olmasına rağmen hâlâ ateşe ihtiyaç duyuyorum. On beş de bir, bir kömür arabası kapıya yanaşır ve deri ceketli adamlar zift kokan sağlam çuvalları içinde onu içeri taşıyıp merdivenin altındaki kömür deliğinden paldır küldür aşağı boşaltırlar. Pek nadiren ve o da muayyen bir zihni gayret sarf ettiğim zaman evime gelen bu kömürle uzak madenlerdeki işçiler arasında bir irtibat kurduğum olur. Aksi halde o “kömür”dür işte, bulunması gereken bir şey; kudret helvası gibi buna para ödüyorsunuz. İngiltere'nin kuzeyini arabanızla boydan boya geçersiniz de arabanızı sürdüğünüz yolun yüzlerce metre altında madencilerin kömüre kazma salladıklarını bir defa olsun hatırlamazsınız bile. Yine de arabanızı ileri süren bir bakıma madencilerdir. Onların aşağıdaki lambayla aydınlatılmış bu dünyaları yukarıda gün ışığıyla aydınlatılmış dünyaya kökün çiçeğe lüzumlu olduğu kadar lüzumludur.            

Maden ocağındaki şartlar kısam bir süre öncesine kadar şimdikinden daha kötü idi. Bugün tek tük, hâlâ hayatta olan, gençliklerinde el ve dizleri üzerinde yürüyerek bellerinden asılı küfelerle kömür taşımış çok yaşlı kadınlar vardır. Bunlar hamile oldukları zaman bile bu işi yaparlarmış. Bugün bile, gebe kadınlara taşıtmaksızın kömür üretilmeyecekse kömürsüz kalmak yerine onların çalışmalarına müsaade etmeliyiz gibi geliyor bana. Ama bu meyanda da çok zaman onları bu işi yapmakta olduklarını unutmayınız. Bütün bedeni işler için durum aynıdır; o işin bize hayat vermesine karşılık biz onun varlığından bihaberizdir. Madenci herkesten daha çok beden işçisi tipini temsil eder. Bu sadece onun işinin berbat olmasından değil aynı zamanda yaptığı işin hayati ehemmiyeti haiz olması ve buna rağmen tecrübemizden uzakta kalması, görünmez bulunması ve adeta damarlarımızdaki kanı unuttuğunuz gibi onu da unutmanızdandır. Bir bakıma çalışmakta olan kömür madencilerini seyretmek insanı terzil edicidir. İçinize “Entellektüel” ve üstün kişi şeklindeki statünüz hakkında genel olarak bir anlık bir tereddüt getirir. Zira, en azından madencileri seyrederken anlarız ki onlar orada kan ter içinde kaldığı için üstün insanlar üstünlüklerini sürdürebilmektedir. Siz ve ben ve de Times Literary Supplement'in editörü ve de şairler ve de Canterbury Başpiskoposu ve “Bebelere Marksizm”in muhariri Yoldaş X; hepimiz hayatımızın nisbi nezahatini aslında yer altında gözlerine kadar kapkara, genizlerine kadar kömür tozuyla dolu, çelikten kollaps-konsolidasyon ve belleriyle kürek sallayan o maden işçilerine borçluyuz. 

Not: Yazı, çevirmenin Kültür Bakanlığı yayınlarından "George Orwell'den Seçmeler" kitabından; Cüneyt Durcan kardeşimiz tarafından tape dilerek sitemize gönderilmiştir... 

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 14-05-2014 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
90945078 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net