17-05-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Çeviriler arrow George Orwell arrow TARİHİ YENİDEN YAZMAK
TARİHİ YENİDEN YAZMAK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar George ORWELL-(Çeviri:M.SelamiÇEKMEGİL)   
24-02-2014
TARİHİ YENİDEN YAZMAK

                          George ORWELL - (Çeviri: M. Selami ÇEKMEGİL)
          Günün işine başlarken 'tele ekran'ın yanında oluşunun bile engelleyemediği derin ve bilinçsiz bir iç çekme ile Winston 'konuşyaz' cihazını kendine doğru çekti, ahizesindeki tozu üfledi ve gözlüklerini taktı. Sonra masanın sağ tarafındaki hava iletimli borudan henüz düşmüş olan kâğıt rulosunu açarak parçaları birbirine rabtetti. 

            Duvarda kendi bölmesine açılan üç menfez vardı. 'Konuşyaz'ın sağında yazılı mesajlar için hava iletimli küçük bir boru; solda gazeteler için daha büyük bir boru; ve yan duvarda da Winston'un kolayca uzanabileceği bir uzaklıkta, tel bir ızgara ile korunmuş, büyük, dikdörtgen bir menfez. Bu sonuncusu kullanılmış kâğıdın atılması içindi. Benzer menfezlerden bütün binanın her
tarafında; sadece her odada değil, hatta, kısa aralıklarla, her koridorda binlerce ve onbinlerce mevcuttu. Nedense bunlara 'hatıra delikleri' adı takılmıştı. Oradakilerin herhangi bir dokümanın imha edilmesi gerektiğini bilmesi ya da etrafta duran atılmış bir kâğıt parçası görmesi halinde otomatikman yapacağı iş, en yakın 'hatıra deliği'nin kapağını kaldırarak onu içine atmaktı. Bu suretle bu kâğıt parçaları hava akımı ile, binanın girintileri içinde bir yerlerde saklı dev fırınlara giderlerdi.

            Zayıf bir tatmin hissiyle Winston dördüncü mesajı bir kenara koydu. Bu karmaşık ve mesuliyeti mucip bir işti; en son ele alınması daha iyi olurdu. Diğer üçü ise rutin işlerdendi. Ama yine de ikincisi, rakam listeleri arasında bıktırıcı bir uğraşı gerektirebilirdi.

            Winston, “tele ekran”da geçmiş numaraları çevirdi ve Times gazetesinin ilgili nüshalarını istedi. Bu sayılar birkaç dakika içinde hava iletimli borudan düşüverdiler. Almış olduğu mesajlar, şu veya bu sebepten değiştirilmesi, veya resmi tabiriyle düzeltilmesi lüzumlu görülen makaleleri veya haber parçalarını işaret ediyordu. Mesela 17 Mart tarihli Timse gazetesinde Büyük Ağabey'in, Güney Hindistan cephesinin sakin olacağı, fakat kısa sürede Kuzey Afrika'da bir Avrasya saldırısı başlatılacağını bildiren demeci yayınlanmıştı. Tesadüf bu ya, Avrasya yüksek komutanlığı saldırıyı Güney Hindistan'da başlatmış ve Kuzey Afrika'yı kendi haline bırakmıştı. Bundan dolayı Büyük Ağabey'in konuşmasına ilişkin paragrafın, işleri gerçeğine uygun olarak tahmin ettirecek şekilde yeniden yazılması gerekmekteydi.

            Yine 19 Aralık tarihli Times'da dokuzuncu üç yıllık planın altıncı üç aylık dönemi olan 1983'ün dördüncü üç ayındaki çeşitli tüketim mallarının resmi üretim tahminleri yayınlanmıştı. Bu günkü nüshada ise gerçek üretime ilişkin bir açıklama vardı. Buna göre, tahminlerin her alanda büyük çapta yanlış olduğu ortaya çıkmıştı. Winston'un görevi, tahminî rakamları fiili üretim rakamlarına uydurmak suretiyle düzeltmekti. Üçüncü mesaja gelince, bu, iki dakikada düzeltilebilecek çok basit bir yanlışlığa dairdi. Daha Şubat ayı gibi kısa bir süre önce Bolluk Bakanlığı, 1984 yılında çikolata hisselerinde kısıntı olmayacağına dair bir vaadde (resmi kelimelerle “kesin taahütte”) bulunmuştu. Gerçekte ise Winston'un da bildiği üzere, çikolata payları o haftanın sonunda, otuz gramdan yirmi grama indirilecekti. Yapılacak iş bu ilk vaad yerine hisselerin, bir süre sonra Nisan ayında azaltılmasının gerekli olabileceğine dair bir uyarı koymaktı.

            Winston her bir mesajın gereğini yapar yapmaz 'konuşyaz'la yaptığı düzeltmeleri Times'ın ilgili nüshasına iliştirerek bunları havalı boruya sürdü. Sonra da olabildiğince gayrı şuuri bir şekilde aldığı mesajla kendi notlarını buruşturarak, alevler tarafından yutulmak üzere hatıra deliğine attı.

            Havalı boruların gittiği gizli bölmelerde ne olduğunu Winston tam olarak bilmiyordu ama, az çok tahmin edebiliyordu. Times'ın herhangi bir sayısında gerekli olan bütün düzeltmeler derlenip toparlanınca derhal o sayı yeniden basılır; ilk nüsha imha edilir ve düzeltilmiş nüsha yerindeki klasöre yerleştirilirdi. Daima yapılan bu değiştirme ameliyesi sadece gazetelere uygulanmayıp, aynı  zamanda  herhangi ideolojik veya politik yön taşıması muhtemel kitap, süreli yayın, broşür, poster, film, ses bantları, karikatür, fotoğraf -her türlü edebi eser ve dokümanlara da uygulanırdı. Her gün ve hemen hemen her dakika geçmiş bugüne uydurulur, böylelikle de Parti tarafından yapılmış kehanetin doğru çıkmış olduğu dokümanter olarak delilendirilerek ayrıca o anın gereklerine ters düşen herhangi bir haber veya fikir ifadesinin kayıtlarda kalmasına imkan verilmemiş olurdu. Tarih baştan sonra gerektiği kadar sık silinip yeniden yazılan bir yaz-boz tahtası idi. Bir kere bu iş tamamlanınca herhangi bir tahrifat yapılmış olduğunu ispat artık mümkün de olamazdı. Arşiv dairesi'nin Winston'un çalıştığı kısımdan çok daha geniş olan bir bölümünü, görevleri, iz sürerek, yerlerini yenileri almış ve imha olunacak kitap, gazete ve diğer dokümanların bütün kopyalarını toplamak olan kişiler oluşturuyordu. Times'ın bir nüshası, siyasi çizgide değişiklikler nedeniyle ya da Büyük Ağabeyce söylenmiş yanlış kehanetlerden dolayı on-oniki defa yeniden basılmış olduğu halde hâlâ üzerinde ilk basım tarihi ile klasörlerde durur ve bunu nakzedecek başka bir nüsha da bulunmazdı. Kitaplar da yeniden ele alınarak tekrar tekrar yeniden yazılır; aynı şekilde herhangi bir değişiklik yapıldığı belirtilmeksizin yeniden basılırdı. Hatta Winston'un aldığı ve işini bitirir bitirmez aynı şekilde yok ettiği yazılı talimatlar bile, asla, herhangi bir tahrifat işi yapılacağını ifade veya ima etmezdi; sadece, doğruluk için, düzeltilmesi gereken hatalara, baskı yanlışlıklarına ve hatalı alıntılara işaret edilirdi.

            Fakat Bolluk Bakanlığı'nın rakamlarını uyarlarken, Winston, bunun bir tahrifat bile olmadığını düşündü. Sadece, bir saçmalığın başka bir saçmalığın yerini almasıydı bu. Üzerinde çalışılan malzemelerin çoğunun gerçek dünya ile hiçbir alâkası yoktu; hatta doğrudan bir yalanın içerdiği kadar bile. İstatistiklerin tashihleri de orjiinalleri kadar hayal mahsülü idi. Çoğu zaman sizin, bunları aklınızdan uydurmanız beklenirdi. Örneğin Bolluk Bakanlığı tahminlerinde ayakkabı üretimi üç aylık süre için yüzkırkbeş milyon olarak verildi. Winston bu tahmini yeniden yazarken, kotanın fazlasıyla karşılanmış olduğu yolundaki mutad iddiaya olanak vermek üzere, elli yedi milyona indirdi. Her halükârda altmış iki milyon da, gerçeğe, elliyedi milyon veya yüzkırkbeş milyondan daha yakın değildi. Çok muhtemeldi ki bir tek ayakkabı bile üretilmemişti. Yine muhtemel ki kaç adet üretilmiş olduğunu kimsenin bilmesinin de herhangi bir önemi yoktu. İnsanın bütün bildiği, okyanusya nüfusunun belki de yarısı çıplak ayakla dolaşırken, her üç ayda bir kâğıt üzerinde astronomik sayılarda ayakkabı üretildiği idi. Önemli ya da önemsiz kayıtlara geçen her hadisede durum buydu. Herşey, neticede, içinde yılın hangi günü olduğunun bile belirsizleştiği bir gölge dünyada sönüp gitmişti.

            Winston, salonun diğer tarafına bir göz attı. Karşıdaki bölmede ufak tefek, düzgün görünüşlü, kara çeneli, Tillotson adlı biri, dizleri üzerinde katlanmış bir gazete ile ağzını 'konuşyazı'n ağızlığına dayamış, durmadan çalışıyordu. Sanki söylendiğini kendisi ile 'konuşyaz' arasında bir sır olarak tutmaya çalışan bir havası vardı. Başını kaldırıp baktığında gözlüklerinden Winston'a doğru bir an düşmanca bir parıltı fırlattı.

            Winston Tillotson'u tanımıyordu ve ne işte çalıştığı hakkında bir fikri yoktu. Arşiv dairesindeki kimseler işleri hakkında pek konuşmazlardı. Çift sıra bölmeleri olan, bitmez tükenmez kâğıt hışırtıları ve 'konuşyaz'lara fısıldayan seslerin uğultusu ile bu uzun ve penceresiz salonda bir düzine kadar kimse vardı ki Winston bunları, koridorlarda ileri geri konuşurken ya da iki dakikalık nefrette jestler ve mimikler yaparken hergün görüyorsa da ismen bile tanımıyordu. Bitişik bölmede kır saçlı küçük bayanın, her Allah'ın günü, yok edilen ve bundan dolayı hiç yaşamamış kabul edilen kişilerin isimlerini gazete, dergi ve kitaplardan bulup çıkarmak için uğraştığını biliyordu. Kendu kocası da iki yıl kadar önce buharlaştırılmış olduğu cihetle, bir bakıma bu, ona uygun bir işti. Birkaç bölme ötede Ampleforth adlı sönük, sessiz, dalgın bir yaratık, kıllı kulakları, vezin ve kafiyelerle oynamadaki şaşırtıcı ustalığı ile ideolojik yönden gözden düşmüş ama şu veya bu sebepten dolayı antolojilerde alıkonulması gereken şiirlerin değiştirilip maksada uygun hale getirilmesiyle meşguldü. Elli kadar çalışanıyla bu salon, Arşiv dairesinnin dev komplesi içindeki tali bir şubesi, o haliyle tek bir hücresi idi. Ötede, yukarıda, aşağıda tasavvur edilmez sayıda işlerle meşgul daha binlerce işçi vardı. Editör yardımcıları, tipografi uzmanları ve fotoğraf montajları için özenle techiz edilmiş stüdyoları ile muazzam matbaalar vardı. Mühendisleri, yönetmenleri ve bilhassa sesleri taklit etmedeki maharetlerinden dolayı seçilmiş aktörleri ile tele programlar şubesi vardı. İşleri sadece yeniden istenmesi mukadder kitap ve periyodikleri listelemek olan büyük bir memurlar ordusu vardı. Düzeltilmiş dokümanların depo edildiği, geniş mahzenler ve orijinal nüshaların imha edildiği gizli fırınlar vardı. Ve yine bir yerlerde bütün bu gayretleri koordine eden ve geçmişin şu kısmının korunmasını, bu kısmını tahrif edilmesini ve diğer bir kısmının da ortadan kaldırılmasını lüzumlu kılan politikaları belirleyen, kim olduğu, adı tamamen meçhul, yönetici beyinler vardı.

            Nihayet Arşiv Dairesi'nin kendisi, esas işi, geçmişi yeniden inşa etmeksizin Okyanusya vatandaşlarına gazete, film, okuma kitapları, televizyon programları, oyunlar, romanlar-yasadan slogana, lirik şiirden biyoloji broşürüne, çocuk alfabesinden arıdil sözlüğüne kadar düşünülebilecek her nevi bilgi, talimat veya eğlence vasıtasını sağlamak olan Hakikat Bakanlığı'nın sadece bir şubesi idi. Ayrıca bu bakanlık, partinin bu kabil ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp bütün bu işleri, daha aşağı bir seviyede, proleter sınıfın yararı için de tekrarlamaya mecburdu. Genel olarak proleter edebiyatı, müziği, oyunu ve eğlencesi ile meşgul olan birçok kısımlar vardı. Burada, içinde spor cürüm olayları ve faldan başka birşey bulunmayan paçavra gazeteler, ucuz macera romanları, seks filimleri ve şiir makinası olarak bilinen özel bir tip kaledioskop üzerine monte edilmiş mekanik araçlarla bestelenen, duygusal şarkılar üretilirdi. Hatta -arıdilde pornosek diye adlandırılan- mühürlü paketler içinde dağıtılarak bu konuda çalışanlar dışında hiç kimsenin bakmasına müsaade edilmeyen en aşağılık türden pornografi üretimi ile meşgul talî bir şube daha vardı.

            Winston çalışırken havalı borudan üç mesaj daha çıkmıştı; ama bunlar basit konulardı; iki dakikalık nefret araya girmeden icabına bakıvermişti. Nefret biter bitmez bölmesine döndü, raftan arıdil lügatını aldı, 'konuzyaz'ı bir kenara itti, gözlüklerini silip o sabahın esas mesaisi için yerine oturdu.

            Winston'un hayatta en büyük zevki işi idi. Gerçi çoğu bıktırıcı, sıradan işlerdi ama, bunların arasında, çok güç ve sanki matematiksel bir problemin derinliklerinde imişçesine, içinde kendinizi kaybedebileceğiniz işler de vardı. Bunlar, İngsos prensipleri konusundaki bilginizle partinin ne söylemenizi istediğine dair tahmininizin dışında, size yol gösterecek hiçbir yardımcınız bulunmayan, ince sahtecilik işleriydi. Winston bu kabil işlerde iyi idi. Hatta, zaman zaman, tamamen arıdille yazılmış olan Times'ın başyazılarının redaksiyonu bile kendisine tevdi edilmekteydi. Daha önce bir kenara ayırmış olduğu mesajı açtı. Şöyleydi:
            -Times 3.12.83 ba günlük buyruk duyurusu katmerli kötü olmayanlara yollama tümden yenidenyaz dosyalamadan üsteteslim
            Bu eski dilde (veya normal lisana) şöyle çevrilebilirdi:
            3 Aralık 1983 tarihli Times gazetesindeki büyük Ağabey'in günlük talimatına ilişkin haberin veriliş tarzı son derecede yetersizdir ve mevcut olmayan kişilerden bahsetmektedir. Baştan sona yeniden yazarak dosyalamadan önce taslağı bir üst mercie tevdi ediniz.

            Winston bu haberi baştan aşağı okudu. Büyük Ağabey'in o günkü emri, esas olarak, yüzer kalelerdeki denizcilere sigara ve benzeri önemsiz gerekleri sağlayan FFCC olarak bilinen bir kuruluşun çalışmalarının methine tahsis edilmiş gözüküyordu. Parti iç mihrakının seçkin bir üyesi Yoldaş Withers diye birinden özellikle sözedilmiş ve ona, madalya; ikinci sınıf mütemayiz fazilet nişanı verilmişti.

            Üç ay sonra FFCC ansızın, hiçbir sebep gösterilmeden feshedilmişti. Withers ve ortaklarının artık gözden düşmüş oldukları düşünülebilirdi. Çünkü siyasi suçların yargılanmaları ya da kamu önünde suçlanmaları pek mutad değildi. Suçlarını alçakça itiraf ettikten sonra idam edilen vatan hainleri ve düşünce suçlularının, kamu davaları yoluyla, binlerce kişiyi içeren büyük temizlik hareketleri iki yılda bir defadan daha fazla yapılmayan özel gösterilerdi. Daha genel olanı partiye hoşnutsuzluk getirmiş olan kişilerin basit bir şekilde ortadan yok edilmeleri ve bir daha kendilerinden haber alınamaması idi. Onlara ne olduğu hususunda en ufak bir ipucu dahi, asla bulunmazdı. Bazı hallerde ölmüş bile olmazlardı. Ebeveynlerini saymazsan Winston'un şahsen tanıdığı otuz kadar kişi şu veya bu zamanda ortadan bu şekilde yok olmuşlardı.

            Winston burnunu bir kâğıt parçasıyla hafifçe kaşıdı. Koridorun öte tarafındaki bölmede yoldaş Tillotson hâlâ 'konuşyaz'ının üzerine eğilmiş vaziyette çalışıyordu. Bir an için başını kaldırdı; yine o düşmanca parıltı. Winston, yoldaş Tillotson'un da kendisi gibi aynı iş üzerinde olup olmadığın merak etmişti. Öyle olması pekâla mümkündü. Bu derece hileli bir iş asla bir tek kişiye emanet edilemezdi. Diğer taraftan bunun bir komiteye havale edilmesi de uydurmacılık yapıldığının açıkça kabul edilmesi olurdu. Pek muhtemeldi ki bir düzine kadar insan şu anda Büyük Ağabey'in söylemiş olduğu sözün metni için çalışmaktaydı. Birazdan parti iç mihrakından hakim bir beyin şu veya bu metni seçerek yeniden basılır hale getirecek; sonra da seçilmiş olan bu yalan daimi kayıtlara geçerek hakikat olacaktı.

            Winston, Withersin neden gözden düşmüş olduğunu bilmiyordu. Belki rüşvet almaktan belki de yetersizliktendi. Ama belki de Büyük Ağabey fazla popüler olmuş bir yardımcısından kurtulmak istiyordu... Belki Withers veya ona yakın birinin sapma eğiliminden şüphe edilmiş veya belki de -hepsinden daha muhtemel olarak- temizliklerin ve buharlaştırmaların yönetim mekanizmasının bir gereği olması nedeniyle bu iş vuku bulmuştu. Gerçek ipucu Withers'in halen yok edilmiş olduğunu gösteren (olmayan kişilere atıf) kelimelerinden ibaretti. İnsanlar tutuklandığı zaman durumun hep böyle olduğunu zannetmeyiniz. Bazen idam edilmeden önce bir veya iki yıl kadar bir süre serbest bırakılırlar ve özgür kalmalarına imkân verilirdi. Ara sıra, uzun süre önce ölmüş olduğuna inandığınız bir kimse, hortlak gibi, bir kamu davasında aniden ortaya çıkar, tanıklığıyla, başka yüzlerce kişiyi de belaya bulaştırdıktan sonra, bu kez artık, ebediyyen yok olurdu. Ama Withers esasen yoktu. O mevcut değildi; hiç var olmamıştı zaten. Winston Büyük Ağabey'in konuşmasının sadece metnini değiştirmenin yeterli olmayacağına kara verdi. Konuşmanın orijinal konusuyla tamamen ilgisiz bir şeyler yazması daha iyi olacaktı.

            Konuşmayı vatan hainlerinin ve düşünce suçlularının mutad itham şekline dönüştürebilirdi; ama bu fazla göze batardı. Cephede bir zafer veya, dokuzuncu üç yıllık planda fazla üretim başarısı uydurmak kayıtları karıştırabilirdi. Bütün gereken salt bir hayal parçası idi. Ansızın zihnine, yenilerde kahramanca şartlar altında muharebede ölmüş olan yoldaş Ogilvy, hazır yapım bir imaj geldi. Büyük Ağabey'in günlük emirlerinde, hayatını ve ölümünü izlenmeye değer tuttuğu, mütevazı sıradan bir Parti üyesinin övülmesi olabilirdi bu. O gün yoldaş Ogilvy'yi anmalıydı. Yoldaş Ogilvy diye bir kimsenin olmadığı doğruydu ama ne farkeder? Birkaç satırlık yazı ve bir çift taklit fotoğraf ona hemen vücut verebilirdi.

            Winston bir an için düşündü, sonra konuşyaz'ı kendine çekip Büyük Ağabey'in bilinen üslubu içinde dikte ettirmeye başladı: Aynı zamanda hem askeri hem alayişli; (bu gerçekten ne ders alıyoruz yoldaşlar?... aldığımız ders -ki aynı zamanda bu Ingsos'un temel prensiplerinden biridir- şu ki...... v.s v.s gibi) sorular sorup sonra da hemen bu soruları cevaplama kurnazlığı taşıyan ve bu nedenle taklidi kolay bir üslup....

            Üç yaşındayken yoldaş Ogilvy trampet, yarı-makineli tüfek, model helikopter dışında bütün oyuncakları reddetmişti. Altısında -kurallarda özel bir yumuşatma ile bir yıl erken olarak hafiyeliğe girmiş,dokuzunda oymak başı olmuştu. Onbir yaşında, suç temayülleri taşır gördüğü bir konuşmasına kulak misafiri olunca, amcasını Düşünce Polisine ihbar etmişti. On yedisinde seks aleyhtarı gençler derneğinin yöresel organizatörü olmuş, ondukuzunda Barış Bakanlığı'nca benimsenen ve ilk denemesinde, bir patlamada otuzbir Avrasyalı esiri öldürmüş olan küçük bir el bombası icat etmişti. Yirmiüç yaşında bir çatışmada ölmüştü: Önemli özel evraklarla Hind Okyanusu üzerinde uçarken düşman jet uçaklarının takibine maruz kalınca gövdesini makinalı tüfekleriyle ağırlaştırarak üzerindekilerle birlikte helikopterden derin sulara atlamıştı -gıbta edilmeksizin üzerinde düşünülmesi imkânsız bir son- demişti Büyük Ağabey. Sonra yoldaş Ogilvy'nin hayatının temizlik ve saflığı hakkında birkaç söz daha ekledi. O hayatında içki ve sigarayı ağzına koymamış, günlük jimnastik saati dışında eğlencesi olmayan ve evlilikle aile gailesinin günde yirmidört saat göreve sadakatla bağdaşmazlığına inandığından bekarlık yemini etmiş bir kişi idi. İngsos prensipleri dışında hiçbir söyleşisi yoktu. Avrasya düşmanını yenmek; casusları, sabotörleri, düşünce suçlularını ve genel olarak vatan hainlerini yakalamaktan başka hayatta hiçbir amacı olmamıştı.

            Winston, yoldaş Ogilvy'ye mütemayiz fazilet nişanı verip vermemeyi kendi kendine tartıştı. Sonunda gereksiz yoklama işlemlerine yol açacağı düşüncesiyle vermemeye karar verdi.

            Karşı bölmedeki rakibine bir kez daha göz attı. Bir şeyler Tillotson'un da kendisi gibi aynı iş üzerinde çalıştığını kesinlikle söyler gözüktü. Sonuçta kimin yaptığının kabul edileceğini bilmenin bir yolu yoktu; ama yine de kendisininkinin kabul edileceğine dair kesin bir his doğdu içine. Bir saat önce tasavvur bile edilmeyen yoldaş Ogilvy artık bir gerçekti. Ölü insan yaratıp da yaşayanını yaratamamak ona garip gözüktü. Biraz önce hiç mevcut olmamış olan yoldaş Ogilvy şimdi geçmişteki bir mevcuttu ve bir kere sahtecilik eylemi unutulunca Şarlman veya Jül Sezar gibi mevsuk delillerle var olacaktı.
                                                                                                          George ORWELL(1949)

Not: Yazı, çevirmenin Kültür Bakanlığı yayınlarından "George Orwell'den Seçmeler" kitabından; Cüneyt Durcan kardeşimiz tarafından tape dilerek sitemize gönderilmiştir... 



Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-04-2014 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
82129737 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net