27-03-2023
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow KRİTER'DE YAZMAK
KRİTER'DE YAZMAK PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 28
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin Evci   
30-06-2006
KRİTER'DE YAZMAK


ImageKriter yakın bir gelecekte neredeyse birinci yayın yılını tamamlamış olacak. Sanal ortam dergiciliğinde aktüel haber/yorum ağırlıklı olmaksızın her hafta yeni bir içerikle okur veya izleyici karşısına çıkmak pek kolay değildir. Başta Selami Bey olmak üzere teknik olarak da ilgilenenlere buradan teşekkür ediyorum.

Kriter'de yazmak benim için ve bana göre fevkalade insani gerekçelere dayanmaktadır: Selami Bey'i kıramazdım.

Aylardır bu ekranda karşılıklı iletişim kurduk. Okurlarımın tümüyle değil ama kimileyin yazılarımın altına iliştirilen eleştiri notları, kimileyin telefonlarla dostların bana ilettikleriyle bu iletişimin tarzını, tonunu ölçme, değerlendirme imkânı elde ettim. Bu yazı böyle bir değerlendirme sonrasında sizlerin daha isabetli çözümlemeler yapmasına yardımcı olacağını sandığım bir iki hususa işaret edecek.
Hayır fazla uzun yazmayacağım. Dedim ya bir bakıma kısa bir hasbıhal bizimkisi. Hemen söyleyeyim: hasbıhal de olsa insanın kendinden bahsetmesi ne zor biliyor musunuz? Bütün bir yaşamım boyu mümkün olduğu kadar en'aniyet anlamında kendimi öne çıkarmamaya çalıştım. Bakın işte yine yüreğim terlemeye, yüzüm pembeleşmeye başladı. Affedin, sizi kendimle uğraştırmak zorunda bırakıyorum. Bir okur olarak bundan böyle bu yazıyı ve yazacaklarımı buracıkta bırakırsanız kesinlikle içerlenmem. Zaman zaman bunca yazı üretilirken bir de sen arada kalabalık yapma diye düşünmüşümdür. Bilgi çağı diye yutturulan bilgisizleşme çağında kelimelerin ve sözlerin ve anlamın arada yitip gittiğini, boş dimağlara hiçbir kalıcı iz bırakmadığını düşünüyorum. Yaşadığımız çağda bilginin niteliği, amacı, mahiyeti değişmiştir. Bilginin bilgisayarlar karşısında parmaklarımızın ucunda olduğu palavralarına kanan çokları onu maalesef beyinlerine yerleştirme zahmetinde bulunamıyorlar. Bilgi içselleşememekte, içselleştirilememektedir. Öyleyse, evet öyleyse ha var ha yok kabilinden ve ekranlarda görünüp sonra zihne teğet geçerek kayıp giden sözde bilgi akışı içinde bana ait bir ses de olmayıversin ne çıkar diye düşünmüyor değilim. Sanıyorum günlük yaşamımda da fazla konuşkan biri değilim. Dinleme ve sözü dinlendirme makamında daha çok huzur buluyorum. Kimi zaman konuşmaya ihtiyaç duyuyorsam bu çabam farksız işlesin ya da farklı seyretsin zihnimizde oluşan  anlamsal çerçevenin sınırlarında mutabık kalmak içindir. Bir de başka bakış açılarını kendi retoriklerine uygun kavrama ve sonrasında kendi çizgimi gözden geçirme heyecanı. Birilerini ve bir şeyleri değiştirme gayretsizliğine karşın blok blok yıkılmak ve kendi enkazım altında kalmak pahasına yaşadığım değişim beni daha çok heyecanlandırıyor. Bu anlamda değişim bireysel kimliğimin ana dinamiğidir. Benim gittikçe gelişen bir kimliğim olacaksa ve bu olduğum yerde saymakla mümkün değilse, demek oluyor ki kimliğim değişken niteliğiyle dinamik kazanır. Bu kazanımı dağılma ya da savrulmaya eşdeğer bir durumla yorumlayanlar değişim için gerekli olan sağlam, güçlü bir özü göremeyenlerdir. Değişim özü çeşitlendirir, boyutlandırır, güçlendirir, zenginleştirir. Değiştirecek birini arayanlara burada değişmeye hazır birinin yani bu satırların yazarının varlığını bildirmek istiyorum. Bunca çabama rağmen aslında fazlaca da değişen bir yanımın olmayışını gözlemek biraz canımı sıkmıyor değil. Şimdiye kadar yazdıklarımın hiç olmazsa can sıkıntımı giderici tarzda tatmine ve teselliye dönük çabalar olduğunu gizlemek beni kahraman yapmayacak. Bu anlamda kahraman olmaya ne niyetim ne hevesim var zaten. Demek oluyor ki yazdıklarım tamamen kendimi izlemenin, kendimi arkalamanın, omuzlamanın kendiliğinden sonucundan ibaret. Bir başkası için reçeteler içermiyor. Kurtarıcı ve yol gösterici iddialar taşımıyor. Bunu bir eksiklik sayıyorsanız, bu eksikliği giderme yolunda fazlaca bir çaba gösterme niyetimin olmayışı kendimi tamam gördüğümden değil, başkalarının eksikliğini giderme noktasında kendimi yetkin ve memur hissetmediğimdendir. Hele başkasını doldurmak için kendimi boşaltmak gibi yozlaştırıcı bir uzlaşmaya asla yanaşmam. Benim yazdıklarımın bundan da önemlisi yaşamımın böyle bir amacı olmadı olmasın. Başkalarını doldurmak isteyenlerin çoğu zaman onları dolduruşa getirdikleri de bilinmekte değil midir.  Her fırsatta başkalarının boşluğunu görenlerin ne kadar dolu oldukları da ayrı bir tartışma konusu. Düşünsel anlamda zafiyetler üzerinde kurulan tahakküm kendini düşüncenin jargonuyla ifade etmeye yeltense de gerçek üstünlüğü ve gerçek erdemi elde edemeyeceklerdir. Bu düzlemde derin bir yanılsama yaşanmaktadır.

Hadisenin kendimle olan bir başka boyutu da şudur: Geçen zaman içinde bir dostumuz yazılarımın çok soyut içerikte olduğunu, güncel geçerliliği olan konulara eğilmemin daha uygun olacağını yazmıştı. O arkadaşım öyle şeyler yazabilir elbette. Burada niçin yazdığıma dair uzun uzadıya lâf etmeyeceğim. Ama şunu söylemeden geçemem: Şimdiye kadar benim ciddi manada bir yazı yazma çabam olmamıştır. Hele başkaları için yazı yazmak aklımın ucundan bile geçmedi. Kendimi bilen, okuru bilmeyen konumuna koyarak ona doğruları telmih ya da telkin etme ukalalığı içinde olmadım, olmam. Yazdıklarım bire bir kendi problemlerimi çözmeye dönük arayışlardı. O arkadaşımın şikayetinin aksine reel hayatın aktüel gerçekleri içimde öz değerlerimin yaptıkları basınçla çatırdıyor, yıkılıyorlardı. Kendiliğinden oluşan yazı hayatım bu iç gerçeklikle her kavramı ve her şekli yerine oturtma çabasından, hadi bir adım daha öne çıkarak hayatla, yaşamla yüzleşme, ödeşme çabamdan başkası değildi. Yoksa yazdıklarımla birilerinin problemini çözmek gibi sahici olmayan tutumların sahibi olmadım. Kendi entelektüel sorunlarımı çözerken izlediğim yol birbaşkasına da çıkış sağlayabilir.

Benzer sebeplerle yazılarım kimi arkadaşlara sıkıcı da gelebilir. Belki o yüzden daha az okunuyorumdur. Son yazıma baktığımda bir hafta içinde tam 20 kişi okumuş gözüküyordu. Bunun üçü beşi bizim aile efradına ait olsa geriye kalıyor 15 kişi. Bunun beş kişisini Selâmi Bey gibi yakın dostlara çıkarsak demek ki sağdan say beş, soldan say beş okurum var. Kendilerine çokça zahmet verdiğim bu dostlara ve hususen Malatya'da Ö. Şevki Hotar Ağabey'ime ve yine Malatya'dan Faruk Paluluoğlu'na teşekkürler ederim. Bu gecikmiş bir teşekkür aslında. Az okunmak beni üzmüyor. O yönde hiçbir kompleksim yok. Az okunmak beni sevindiriyor da demeyeceğim. Sadece çok okunmak için özel bir çaba sarf etmediğimin bilinmesini istiyorum. Ben alıcıya göre güzel düşler düşünceler satan bir mağazanın tezgâhtarı değilim. Eğer öyle olsaydı ne yapar eder ortalama beğenilere veya benden istendiğini sandığım düşüncelere göre yazılar yazardım. Hayır dönüp dolanıp bizim takımın marşını söylemenin bir anlamı yok. 'Körler sağırlar birbirini ağırlar' derdi anam. O hesap, kalkıp on yıllardır söylediğimiz sloganlaşmış kanonik doğruları birbirimize tekrar etmenin, birbirimizi yüceltici bir aldanışla tekrar etmenin düşünsel gelişimimize katkısı olamaz. Tabulaşan doğrular kimlik ve kişilik edinme çabamızı engelliyorsa yanlışa yaklaşmış demektir. Doğrularla bir yanlış yapı nasıl kurulur değerli dostlar? İşte böyle kurulur. Zihinsel konforumuzu bozacak uyarıcı eğilimleri ve eleştirileri bastırmamalıdır. Yazdıklarım beş on kişide bile olsa bu yönde bir etki yapmışsa amacına ulaşmıştır. Yazdıklarımın son zamanlarda kimi arkadaşlarda sıkça duymaya başladığım şekliyle birilerine, hele nefsimden iyi olduklarına emin olduğum güzide kardeşlerime 'gol atmak' gibi profesyonel ya da çocuksu bir amacı olamaz. Ben futbolcu değilim. Ama bu ifadeyle kastedilmek istenen yenmek ya da yenilmek kelimelerinin çağrıştırdığı anlamsa ismimi peşinen yenilenler hanesine yazabilirsiniz. İşte burası tam anlaşılamıyor. Anlamak için gösterdiğim çabanın yarısını bile anlaşılmak için göstermem. Bile bile gol yemek bir kardeşimi mutlu edecekse, o kişinin gözlerindeki coşkulu pırıltıyı görmekte beni mutlu eder. Ve sahiden bir insanın mutlu olmasına sebep olurum. Bu zaten mahsustan yaşadığımız hayat içinde benim için son derece sahici karşılıkları olan yaşam gerekçeleridir.

Kendimi öne çıkarmak gibi bir amacım olmadı. Bu bir kişisel kavga ya da müsabaka değil. Söyleyin bana başka ne yapacaksınız? Siz hakikati ararken mutlu oluyorsunuz. Evet bir hakikatin kendisi kadar onun elde ediliş biçimi de önemlidir. Beni bu yolda olmak tatmin ediyor. Biliyor musunuz insan bu yola koyulunca bildiklerinden ziyade bilmediklerini keşfetmenin hazzını yaşıyor. Böyle odlunca bütün bilinenler sizin olsun verin bana bütün bilinmezliklerinizi. Bu serüven içinde kendinizi aşmamanıza ve açmamanıza imkân yok. Bu anlamda hayatı dervişçe yaşar oluyorsunuz artık. Hakikat kendi egemenliğimin aracı unsuru olmaktan çoktan çıkmıştır. İnanın doğru söylüyorum. Ama doğruyu söyleyip söylemediğime dair eleştirileri başta 'hakikat benim söylediğimdir' diyenler yapma yetkinliğine sahip olamazlar.

İnsanlara/insanlarla konuşmanın böyle zahmetli yanları var işte sevgili okur. En iyisi zamana konuşmak olmalı. Zamana konuşmak ne demektir? Daha sonraları bu güzergâhta yürüyüşüme devam edeceğim. Bu fakirde doğruların altı anahtarı yoktur. 'Doğru kitap ve sünnettir' yollu indirgemeci bir mantıkla önünüzü kesmek istemem. 'Ktap ve sünnete evet ama kitap ve sünnetten senin anladığına hayır' diyeceklere verecek tutarlı bir cevabım da yoktur üstelik. Müslüman toplum içinde kimi ulu kişiler veya kimi sözde aydın kişiler ayet ve hadislerin arkasına gizlenerek geride kocaman en'aniyetler mi büyütüyorlar? Siz onları açmak ve aşmak istediğinizde karşınıza Çin Seddi gibi ayet ve hadisler çıkarılıyor. Ayet ve hadislere dayanarak yalanlarını savunuyor çoğu. Yanlışlar bazen ayetleri kullanmaktan da geri kalmaz. Çünkü şeytan Allah'la da insanı aldatır ve yalan ahlaksızdır.
Kriter'de yazmak gönül dostlarına kendimi açmak, onlara açılmak demektir. Size söyleyecek nelerim var bilemiyorum ama sizin bana söyleyeceklerinize oldukça muhtacım. Belki de ben bu yazıları sizlerden öğrenme yolunda bir iletişimin ve erişimin kapısını aralamak için yayınlıyorum. İçimin inmiş çıkışlarını geçerken gördüğüm zorlukları, güzellikleri sizlere de bildiriyorum. Bizim sizlerle olacaksa bir ilişkimiz bu duranların değil, yürüyenlerin bir ilişkisi olmalıdır. Her şey yürümüyor mu dostlar? Günler geceler, yıllar, mevsimler, dalından yapraklara akan öz suyu. Bulutlar, gezegenler yürümüyor mu?
Peki biz niçin yerimizde duruyoruz?
Biz niçin yürümüyoruz.
Ben buradayım. Siz neredesiniz?

Yorum
TEBRİK
Yazar oğuzhan açık 2013-01-06 21:43:22
yaşamak öldürür beni kitabıyla aldığınız ödülden dolayı tebrik ederim Necmettin abi.inşallah okumak ta nasip olur.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
96095282 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net