27-03-2023
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow TEŞEKKÜRLER MARC! HARİKA BİR GİRİŞ
TEŞEKKÜRLER MARC! HARİKA BİR GİRİŞ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 20
KötüÇok iyi 
Yazar Sebahattin Özden   
30-06-2006
Teşekkürler Marc! Harika Bir Giriş 

Sebahattin Özden* 

     ImageHenüz 20 yaşımdaydım ve hani neredeyse doğru ile yanlışı ayırt edemeyecek kadar da toydum. Kelime dağarcığım sadece hayatımı idame ettirmeme yeterliydi fakat ben bu durumdan oldukça şikayetçiydim. O zaman Liberte Yayınları’na giderek iki çanta dolusu -zorlukla taşıyabilecek kadar- kitap aldığımı anımsıyorum. Aldığım kitapların arasında ‘Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Para Kurulları El kitabı’ndan tutun da, Mises’in ‘Bürokrasi’sine kadar, uzmanlaşmanıza yardımcı olacak düşünce kitapları vardı ama bunların hiçbiri bir giriş mahiyetinde değildi, bense her şeyden önce bir giriş kitabı okumanın gerekip gerekmediğinden bile haberdar değildim. Tüm kitapları okumalı, aynı ortamı paylaştığımız insanlarla, siyasi ve iktisadi konular üzerinde konuşabilmeliydim.

      İlk önce ‘Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Para Kurulları El Kitabı’nı okuduğumu hatırlıyorum, kitap biter bitmez dolmuşa atlayıp LDT’ye gitmeli, herkese Merkez Bankasının başına geçsem idare edebileceğimi göstermeliydim; öyle de yaptım. Atilla Hoca her zamanki yerinde, kağıtların ve kitapların arasına gömülmüştü; hemen karşısında yerimi aldım. Ona Türkiye’de Merkez Bankasının büyük bir külfet olduğunu, Merkez Bankasının derhal kapatılarak yerine az sayıda kişiden ve bir IMF temsilcisinden oluşan bir kurul oluşturulması gerektiğini söylemiştim. Atilla Hoca her zamanki öğretici kimliğiyle bana ‘Gelişmekte Olan Ülkeler İçin Para Kurulları El kitabı’nı tavsiye etmişti ve ben de ona çoktan okuduğumu söyleyecek kadar ukalaydım. Hoca o kitabı okumadığı için, kendimi gösterme fırsatı bile bulamamıştım. Bu benim ilk hayal kırıklığım değildi ve son da olmayacaktı.

O zamanlar şöyle anlayabileceğim bir giriş kitabına ne kadar da gereksinim var diye düşünürken Liberte, Marc Swanepoel’in ‘Sefaletten Zenginliğe’ isimli kitabını bastı. Yaklaşık 100 sayfalık bir kitaptı ve lisede okuyan çocukların bile, işlerin nasıl döndüğüne dair az çok fikir edinebileceği kadar da açık ifadelerle kaleme alınmıştı; içerisinde konuyla ilgili çok sayıda karikatür de mevcuttu. İşte gerçek anlamda iktisat, siyaset okumalarım, bu kitabı bitirdikten sonra açıklığa kavuşmuştu.
      Size elbette bu kitap hakkında az da olsa bilgi vereceğim ama önce söylemeliyim ki; bu kitap ilkel zamanlardan başlıyor ve günümüze kadar sadece 100 sayfada geliyor. Eğer bu kadar hız yapmaya alışık değilseniz, kitaba başlamadan önce kemerinizi sıkı sıkı bağlayın ve iyisi mi yanınıza bol miktarda poşet alın.

      “İnsanların ayda yürüyebildiği, dünyanın etrafında uçabildiği ve oturdukları yerden dünyayı seyredebildiği bir çağda yaşıyoruz”1 diye başlayan Sefaletten Zenginliğe temelde, “Zengin milletlerle fakir milletler arasındaki fark nedir? Başka bir deyişle, fakirler niye fakir ve zenginler niye zengindir? Zengin olan ülkelerin insanları, fakir ülkelerin insanlarından genetik ve biyolojik olarak daha mı üstündür? Yani, fakirlik ve zenginlik doğuştan/yaratılıştan belirlenen bir kader midir? Dolayısıyla fakirlerin tek yapabileceği şey kaderlerine razı olmak veya bir yolunu bulup zengin ülkelere göç etmek midir?”2 gibi  sorulara cevap aramaktadır.

      Burada çayımdan bir yudum alıp size bir şeyi hatırlatmak isterim. Hayatım boyunca 10 defadan az bilardo oynamışımdır ama bilardo oynamayı seven birçok arkadaşım olması sebebiyle bir süre bilardo salonlarında bulunmuştum. Orada dikkatimi çeken bir şey vardı: Bilardo sopalarının (üzgünüm o sopalara ne isim verilir bilmiyorum) tamamı salona ait olmasına rağmen, arkadaşlarım obsesif bir tavırla hep aynı sopalarla oynamayı tercih ediyorlar, yenilirlerse de bunun sebebini farklı bir sopayla oynamalarına bağlıyorlardı. Bu durum insanların eşyaları kişiselleştirmesi ve benimsemesiyle alakalıdır. İşte Swanepoel, kadim zamanlarda insanlığın gelişiminin çok yavaş olmasını bilgi eksikliğine bağlarken, ani gelişimini de yine bilginin kazanılmasına bağlıyor. Peki bilgi kazanımının hızlanmasına ne sebep olabilirdi? Elbette insanın bazı eşyaları kişiselleştirmeye başlaması. Swanepoel, mülkiyet kavramının olup olmadığını bilmememize rağmen, mülkiyetin başlangıcının bu duygudan doğduğunu düşünüyor ve şöyle sesleniyor: “Bu yeni tarzı ilk başlatan kişi, ne yaptığının farkında bile değildi. Belki de o bir sabah, kendi yaptığı silahları artık hiç kimseyle paylaşmamaya karar veren huysuz birisiydi.”3 Yani Swanepoel’e göre kadim toplumların gelişiminin çok yavaş olmasının sebebi, yeni bilgi edinememelerinden ve bu yeni bilgiyi kullanma becerisine sahip olmamalarından kaynaklanıyordu. Ancak mülkiyet hakkının ortaya çıkmasıyla birlikte, bilgi yoğunlaşarak, toplulukların belli meselelerde uzmanlaşmasına yol açtı. Artık bazı mallar üzerinde mülkiyet iddia eden uzman insan, tüm ihtiyaçlarını kendisi karşılamak zorunda değildi. O bir takım ihtiyaçlarını artık mübadele usulüyle karşılamaya başlamıştı. Siz eğer ayakkabı imalatında uzmanlaşmışsanız ayakkabı üretir, ürettiğiniz ayakkabıyı tarımda uzmanlaşmış çiftçiye verir ve karşılığında anlaştığınız miktarda tahıl alırdınız. Ama durun her şey kusursuz işlemiyordu. Siz bir inek yetiştiricisiydiniz, ayakkabılarınız eskimişti, yenilerini almalıydınız ama harika ineğinizi bir ayakkabıyla mübadele etmek de istemiyordunuz. Eğer ineğiniz ölmeden parçalanabilme özelliğine sahip olsaydı, belki bir parçasıyla bir ayakkabı alabilirdiniz ama bu imkansızdı. İşte bu ihtiyaç paranın icat edilmesine sebep oldu ve para ürünlerin kolaylıkla mübadele edilebilmesine yaradı. İlk zamanlarda deniz taşları, tuz, altın ve gümüş gibi malzemeler para olarak kullanılırken, bunların arasında sadece altın ve gümüş kalıcı olabildi.

      Sorunlar hala bitmemişti. Mübadele paranın piyasa girmesiyle oldukça kolaylaşmıştı, fiyat sistemi doğmaya başlamış ve üretici fiyatları takip ederek ne kadar ürün üretmesi gerektiğini anlayabilir olmuştu ki, biri frene bastı. Bu bilgi gelişimi insanların birbiri arasındaki hak ve hukukun tesisini sağlamak amacıyla devleti kurmuştu ve gözü dönmüş devlet, piyasayı tahakküm altına almaya kararlıydı. Acaba bunu yapmaya, yani piyasayı egemenlik sınırları içine almaya hakkı var mıydı? Devlet egemenlik sınırını daha nerelere kadar genişletecekti? Anayasayla devletin sınırlandırılması gerektiğini “kesinlikle” savunan Swanepoel, “Bazı insanlar samimiyetle inanır ki, devlet refah ve eşitlik yaratma ve zenginliğin genel dağıtımını yapma aracı olarak kullanılabilir. Ne yazık ki, bu mümkün değildir. Dünyanın en iyi niyetli lideri dahi fiyat sisteminden daha iyisini yapacak kadar akıllı değildir. Liderlerin/devletlerin müdahalelerinin niyetlenmemiş sonuçları yoksulluğa, fiyat sisteminin bozulmasına ve toplumun nihai çöküşüne sebep olacaktır.”4 diye düşünüyor. Katılmadan edemiyorum çünkü bu kitaptan öğrendiğime göre, piyasa ekonomisi, bütün vatandaşların mülkiyet sahibi olabileceği, bütün vatandaşların sahip oldukları şeyleri istedikleri amaç doğrultusunda kullanabilecekleri, tüm bunlar olurken kimsenin zor kullanıp, hile yapamayacağı ve devletin piyasanın kendi fiyat sistemini oluşturmasına müsaade ettiği yerdir. Bu söylediğimin yanlış anlaşılmasını istemem doğrusu. Swanepoel bir anarşist, bir devlet düşmanı değil. Onun arzusu daha çok devletin, mülkiyet haklarını ve bireysel özgürlükleri muhafaza ederek, çok önemli bir rol oynaması.

      Bu kitap sadece piyasa ekonomisinden bahsetmiyor, aynı zamanda piyasa ekonomisinin en iyi hangi siyasi sistemde yaşabileceğine değinmek için siyasete de el atıyor. İki meclisli anayasal demokrasiyi şiddetle tavsiye ederken, aynı zamanda antidemokratik sistemlerin de, demokrasiyle mukayesesini yapıyor.

      Bu kitabı okuduğumdan bu yana uzun zaman geçti ama kitap zihnimde hala tazeliğini korumaya devam ediyor. İktisat kitaplarının tüm o grafiklerle ne anlatmak istediğinden emin değilseniz, siyasi düşünce kitaplarını anlayamadığınızı düşünüyorsanız ve piyasanın nasıl olup da bu hale geldiğinden haberdar değilseniz mutlaka bu kitabı okumalısınız. Zaten hayatın kendisi bir kitap değil mi? Hepimiz birer kitap değil miyiz? 

      Mustafa isminde felsefede okuyan bir arkadaşımın kitaplar hususunda en çok şikayetçi olduğu şey, kitapların sonunun arkasına yazılması. Sakın korkmayın bu kitabın sonu arkasına yazılmamış. Bu yüzden de sonunu sır saklamayı bilen sizlere açıklıyorum: Uşak katil!   

[1] Marc Swanepoel, Sefaletten Zenginliğe, s. 1, Liberte Yayınları, Ankara, 2002

[1] a.g.e, “Takdim”

[1] a.g.e, s. 4

[1] a.g.e, s. 25


 
 


Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-07-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
96095479 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net