17-05-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow EĞİTİMİN DİNMEYEN ÇARESİZLİĞİ
EĞİTİMİN DİNMEYEN ÇARESİZLİĞİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar Ercan Arslaner   
27-11-2013
EĞİTİMİN DİNMEYEN ÇARESİZLİĞİ
                                        Ercan Arslaner
 
TEREDDÜDÜN  KARŞITI EĞİTİMDİR; BİLİMDİR
      Önce bir tutum tersliğine dikkat çekmeliyim. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yanında bir fakültenin cephe girişinde aynı fakültenin birbirinden farklı isimleri görülür. Bu isimlendirmeleri “BİR TEREDDÜDÜN ROMANINDA” olduğu gibi kararsızlık sembolü olarak adlandırabiliriz.

Diğer bazı ülkelerin eğitimlerinde bu tereddütler değil, dengelilik veya kararlılık görülür. Belki onlarda içten içe gelişmelere rastlarız ama bir fakültenin adı birkaç kere değiştirilmez. İlk akla gelen bu kararsızlığın eleştirilmemesi olabilir. Fakat Ankara’da Talim – Terbiye Dairesinin hemen bitişiğindeki bir dairenin adı tereddütlere sebep olacak şekilde “Yenilik ve Eğitim Teknikleri Genel Müdürlüğü olarak adlandırılmıştır. Bu grupta zihin tırmalayan bazı sözcüklere bu dairenin itirazı olup olmadığını doğrusu merak ediyorum. 

Ülkemizde yeterli sayıda Eğitim Fakültesi ve onların öğretim üyesi profesörleri olmak gerekirken özellikle dershanelerin kapatılma olayında genel olarak öğretmen olmayan şahıslar fikir beyan etmekte ve onların kanaatleri duyurulmaktadır. Bu yüzden olacak ki “Eğitimin Dinmeyen Çaresizliği” sürüp gitmektedir. Herhalde bu fakültelerde profesörlük yapan şahısların fikirlerinin önemsememesi boşuna değildir; çünkü onlar “Bu milletin ekmeğini yiyorsak” diye bir atılımdan uzaktadırlar.

Belki bu şahıslar işin derinlerinde bocalamaktan endişe etmektedirler; çünkü onların bu işe önderlik isteğinde bulunmamaları oldukça düşündürücüdür. Eğitimin en önemli alanı okullarsa,oralardaki hastalık ve sağlığı inceleyecek, eksikliklerini, fazlalıklarını işaret edecek insanlar öncelikle bu okulların profesörleri olmalıydı. “21. Yy’da eğitim ve Türk Eğitim Sistemi” adlı eser Prof.ler Orhan Oğuz, Ayla Oktay, Halis Ayhan (2004 –İstanbul) tarafından yazılmış, fakat maalesef ses getiren cinsen olmamış. Eserdeki “Ses getirirlik” öğretmen ve öğrencilerin hatta velilerin katılımıyla sağlanabilirdi.

Fakat okul sistemi alanında kanımca öğrencilerden önce velilerin bilgisi olması gerekir.  (Bu alanda sistem konusunda daha fazla bilgi verilecektir)

Eğitim bilimin en önemli yanı belki derslerde görülecek konular, bunların nedenleri ve dağılımı sayılabilir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan belki hiç pedagoji okumamıştır; ama “Yat!yat uyu!” esprisini yakalamayı çok harika bilmiştir. Çünkü ders kitapları kanunlarıyla birlikte öğrencinin zihninin açılmasına hizmet etmeliydi.

Bu sebeplerle “öğrenim amaçları metotlar, motivasyonları müfredat programının en çetrefilli yönleridir. Belki bu konularda yabancıların çalışmalarını incelemek ve onlardan da esinlenmek büyük değer taşıyabilir. Bütün bunların yanı sıra deneysel çalışmalar ve öğrencilerin bu işlemlere el yatkınlığı sağlaması öğretmen ve öğrencilerin ifa etmeleri gereken önemli görevlerdir. Okullarda yapılan yenilik çalışmaları yanında her gerekli malzemenin (Ders araç ve gereçleri) sağlanması unutulmayacak işlerdendir.

Yukarıdaki öğrenim amaçları, metotlar ve motivasyonları birbirlerinden ayıramayız. Hatta bu kavramlar bir ağ gibi hayatımızı kavrarlar. Alınacak verin ne kadar önem taşırsa kazanç da öylesine bereketli olacaktır. Yıllar var ki üniversite sınavlarına odaklanan öğrenci etkenlikte bir türlü verimlilik seviyesine ulaşmamaktadır. Yıllarca gittiği okul sıralarından eline bir şey geçmeden ayrılmak zorunda kalmaktadır. Üniversite sınavları ilan edilirken artık öğrencilerin ne kadar “O” alacakları merak edilmez olmuştur.
  
Sisteme doğru
1958’li yıllarda lise öğretmeni yetiştirmek amacıyla öğretmen okulu 5. sınıf öğrencilerinden notu belli seviye üstünde kalanlar Ankara’da 1 yıl okutulduktan sonra-hatırımda kaldığına göre sınavlı veya sınavsız fakültelere devam ettiler. İşin enteresan diğer bir yönü de çoğunluğun köy okullarından gelmesiydi. Ama “Yüksek Öğretmen” denilen bu okullar dışında pek çok öğrenci lise imtihanlarını başarmak, üniversite tahsili bitirirdi. İdare ise yıllarca sonra öğretmen okullarını kapattı ve her genç lise diploması alır oldu. İstanbul ilimizde bir liseye edebiyat öğretmeni olarak atandım. Bina 5-6 katlı ve 500 öğrencili idi; her yerinden problemler fışkırırken bakanlık müfettişleri geldi, müdireyi görevden aldı. Problemler dağ gibi büyüyordu ve bütün öğrenciler sistemsizlik kurbanı idi. Bir Almanya okul sisteminde lise öğrencileri seçilerek alınır ve her öğrenci liseye alınmazdı.

Bu ülke liselerinin öğretmenleri de her yönleriyle farklı idi. Orta 3. sınıflardaki öğrencilerine yıl sonunda birlikte yaptığımız kompozisyon dersi intibalarını sordum. Kıymetli bir öğrencim “Diğer öğretmenler bir konu veriyor, dersin sonunda kağıtları toplayıp gidiyordu. Sene boyu ne yaptığımızı bilmezdik. Fakat sizin derslerinizde gerçek kompozisyon dersleri yaptık ve çok şeyler öğrendik.” Dedi.

Kısacası lise öğrencisi seçilerek alınmalıydı. Bu yöntemin şahsen bende uzun bir hikayesi vardı. 1960-1962 yıllarında dersimize gelen Rifat Bey adındaki meslek dersleri öğretmeni Osmanlı’nın son eğitim nazırı Emrullah Efendi’den ve onun kurmak istediği eğitim sisteminden bahsederdi. Bu şahsın önemi bilimsel girişimleri ile belliydi. Bizde Mustafa Necati, Hasan Ali Yücel, Tevfik İleri önemli eğitim bakanları olarak görülürler, nedense Emrullah Efendi adından hiç bahsedilmez. Fakat bu önemden Mehmet Akif Ersoy yeterli ölçüde bahseder. Çünkü o, bu şahısla komşuluk edip sohbetlerinden yararlanmak için evinin onun yakınına taşımıştır. Bu komşuluk iki yıl sürer. 1858-1914 yılları arasında yaşayan bu çok değerli eğitimci “Muhit-ül Maarif adıyla 639 sayfalık bir eserin sahibidir. II. Meşrutiyetin ilanından sonra “Yeni Muhit-ül Maarif” adıyla çalışan 130 kişilik bir ikinci kurul 752 sayfalık I.ciltten sonra devam edememiştir.

Bir zamanlar müstebit padişah olarak bilinen II. Sultan Abdulhamid onu Avrupa’ya kaçarak gitmesine rağmen affeder. Zaten bu şahıs Türkiye’de de bulunsa ondan ne kadar yararlanabilirdik? O ve benzerleri ile birlikte 1500 yıllık kültür de uçup gitmiş ve kalan eserler yanmış, kül olmuş gitmiştir.

Şimdilerde büyük bir değişim yaşıyoruz: çok değerli başbakanımız büyük bir değişimin anahtarını çevirmiş, Türkiye’yi dünyaya açmıştır. Belki şairin “Kökü mazide olan atiyiz” sözlerindeki derin anlamı kültürel aktüel düzeylerde enine boyuna yaşamak imkanlarına ereriz.

Emrullah Efendi’deki “Batılılaşmak” fikri çok iğreti kalmış ve kendisiyle hiç uygun düşmemiştir. Çin ve Japonya gibi ülkeler kültürde hangi basamaklara ulaşmıştır? Ülkemizde teknoloji öncüsü görünen şahıslar tümüyle onların ürünlerinin rüzgarına kapılmıştır. Geçen bunca yıllara rağmen Türk markalı bir otomobilden halen haber yoktur. Başbakanımızın değerli ilgileriyle demiryolu,kanal, tünel ,köprü ve havayollarından güzel haberler gelmeye başlamıştır.Yazımızın en önemli yönü TUBA ağacı nazariyesini ilgililere duyurmaktır. Bu nazariye de Emrullah Efendi’ye aittir. O, bu alandaki benzetmeyle bugünkü Alman Okul Sisteminin temelini de atmıştır.
 
Satı Bey ve Emrullah Efendi arasında bir acaip eğitim tartışmasının yankıları günümüze kadar gelebilmiştir. Onlardan birisi öğretmenin gelişimine fazlaca önem verirken diğeri öğrencinin gelişiminin önde geldiğini söyler.Tartışma bilimsel amaçlı olunca etkisi de yarar getirecektir.

Günümüz Alman eğitiminin temel direği Emrullah Efendi’ye dayandırılan “Öğrenci için” nazariyesidir. Burada esas olan üçgen prizma (piramit) şeklidir. Bu şeklin %40’ı yüksek öğretim, diğeri %60’lık kısmı meslek eğitimine ayrılan bölümüdür. Bu yöntemde “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olmayacaktır.” Onlarda ilkokuldan liseye gidecek öğrencileri ayırırlar; böyle lisede okuyacak veya okuyan öğrenciler bilgi ve zeka seviyesiyle birbirlerine yakın olacaktır. Bu sistemde öğrencinin okul bitirmiş gibi görünmesi, gösterilmesi amaç değildir; yapılan işin “Gerçekten amacına ulaşması esastır.” Onlara göre mezun olan öğrenci daha sonraki (müstakbel dersleri veya sınavları başaracak düzeyde olmalıdır. Bu amaçlara ulaşmayınca lise mezunu öğrenci sınavlara hazırlanmak amacıyla evinde, ailesinin yanında bekleyip duracaktır. Bu durumda velinin “Benim oğlum, (kızım) güya lise bitirdi ama aslına bakılırsa biz hiçbir şey elde edememişiz; her şey gösteriş içinmiş.”

Öğretmenlik mesleğine ayrılanların “Eğitim Tarihi” dersini de iyi bilmeleri gerekmez miydi? Hatta yalnız bu değil, eğitimin günlük hayata etkisi de tümü ile mercek altına alınmalıydı. Hükümetlerin başarısı bile eğitimdeki başarıları ile özdeşleştirilmeliydi. Çünkü hem insan hem devlet “OKU!” buyruğundaki hikmetle yükselebilirdi.
Ataşelik yaptığım yıllarda MEB’dan alman okul yapısını tanımak için soru dosyası gönderildi. Bunların hepsini ilk ağızdan cevaplandırdım; fakat hiçbir tepki ile karşılaşmadım.

Ayrıca Bremen eyaletine gönderilen 14 öğretmenden çokları iki veya üç öğrenci ile ders yapabiliyordu; çünkü öğrenci okula gelmemek için pek çok sebep bulabiliyordu. T.C. her öğretmene 2500 DM ödese de böylesine çaplı bir konuda yeterli bir gayret gösterilmemişti. Bu kötü sonucun sorumlusu başta başkonsolosun kendisi ve sonra eğitim ataşesiydi.

Bense problemi Bremen Eğitim Müdürüne anlattım. O da “Okul müdürlerini toplayıp fikirlerini alarak dersleri öğle öncesine alalım.” Dedi. İkinci yıl orada ilk defa Türk çocukları öğle öncesinde ders yapmaya başladılar. Ben de ilk derste oradaydım. Dersin yarısında bu işlerle resmi, gayrı resmi ilgisi olmayan bir şahıs üstüne lazım olmadığı halde başkonsolosun beni çağırdığını söyledi. Ben de geldiğim gibi geri gittim.

 Beyefendi neden kendisine söylemeden oraya gittiğimi sordu. Bense ona bir hafta önce gelerek Bremen’de öğretmenleri denetlemeye gideceğimi beyan ettiğimi söyledim. Daha sonra görevimin bitmesine iki ay kala geri çağrıldım. İnsanlar insanların istikbaliyle insafsızca oynayabiliyormuş meğer. Sayın başbakanımız 28 Şubat kararları ile cezalandırılanların kararname ile af edildiğini söylediyse de zamanında başvurmama rağmen hakkım bana geri verilmedi. Almanya öğretmenlik sınavında 700 öğretmenle girip I. Olan, 2. Sonra bir Anadolu Lisesinde üç yıl öğretmenlik yapıp ataşelik sınavını kazanan, 3. Hannover’de iki yıl 10 ay ataşelik yaptığı sırada tepeden inme bir emirle Türkiye’ye dönüş kararım bana tebliğ edildi. Bu iş görevimin bitmesine iki ay kala olunca Sayın Başbakanımızın 28 Şubat kararlarına karşı yayınladığı kararnameye rağmen talebime  “Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Dairesi “kaybolan haklarının iadesi için bir anlayış göstermedi.

Aslında daha önceki zamanlarda yani Ak Parti öncesinde hakkım verilmeseydi bunu tabii sayardım. Fakat bir yanda “Haklar verilecek” denilirken, benim kişisel hakkım yine çiğnendi.

 Türk eğitim yapısı için önerilerimi tekrar yazıyorum:
  Eğitimin temelinde ıstıfa(SEÇME )kurumu vardır. Öğretmen yüksek tahsile gidecek öğrenciyi iyi belirlemelidir.Almanya’da liseye gidecek öğrenciler 4. sınıftan ayrılır. Almanya’da genel olarak üç öğrenci ayrılır bir sınıftan. Bu öğrenciler derslerine yeterli ölçüde çalışmazsa liseden daha önemsiz okullara geri gönderilebilir. Bu yüzden de her öğrenci dersine  yeterli ölçüde çalışacaktır.

  Aynı durum bir Emrullah Efendi sistemi olarak Türkiye’de uygulanırsa her öğrenci okuldan kovulmamak için dersine çok sıkı çalışacaktır. Bu öğrenciler düzeyinde ders çalışması sağlanırsa,diğer öğrenciler yüzde 60 ile mesleğe ayrılır dersine çok dikkatle çalışır;böylece öğrencinin sıfır alması rafa kalkmış olur.
 
DERSHANELER
Dershane ve sistem arasında doğrudan bağlantı vardır. öğrenciler 4. sınıfa veya 6. sınıfa gelince başarıları esas alınarak lise veya onunla ilkokulun devamı olan okulda tahsile devam ederse, öğrenciler başarılarına göre gruplaşmış olacaklardır. Bu arada sınıf içinde öğrenciler arasında önemli bir yarış görülecek ve ister istemez kalite yükselecektir.

Kurucusu veya teorisyeni Emrullah Efendi olan TUBA ağacı nazariyesinde sonuç şimdilik Alman sistemini benimseme ile üstad Necip Fazıl Kısakürek’in dediği gibi biz ceketimizin astarında kaybettiklerimize dönüş  yapmış olacağız.

Şimdiki durumda öğrenci ikiye ayrılan sistem içinde ne tarafa gideceğini şaşırırken durumu kolayca istismar edebilecektir. Şahsen torunumun dershane çalışmasını görmeye gidince hayal kırıklığına uğradım. Onu matematik öğretmeninin yanına çağırarak alıştırmadan yapamadığını gösterdim. Öğretmen efendinin sözü “Ben onunla daha fazla meşgul olurum” oldu.

Dershane konusunda çok önemli etkenlerden biri sınıftaki öğrenci sayısıdır. Miktarı 50-70’lere ulaşan bir sınıfta neler öğrenilebileceği belli olan öğrenci kendini dershanede bulsa da örnekte gördüğümüz gibi “Dershane her şey değildir.” İstanbul’daki bir lise 2. sınıf öğrencisinin yazısını okuyamadım. Fakat bu öğrenciye hak verdim; çünkü M. E. Bakanlığında karşılaştığım bir mektup zarfı üzerine yazılan isim kötü yazmanın bir örneği idi. Tabii bu arada güzel, örnek yazıya MEB. örnek olmalıydı. Maalesef bu örneği görünce Sayın Başbakanımızın üstün iyi  niyetlerine rağmen insan ister istemez “Bu iş bitmiş!” diyor.

Anlaşılan o ki dershane kalkınmasıyla da iş bitmiyor.  Kişisel önerim lise öğrencisinin seçilmişliği, hatta öğretmenlerine de maddi manevi önem verilmesidir.
 
MESLEK EĞİTİMİ
Bundan 7-8 yıl önce İstanbul’un çokça ideolojik hadiselere sebep olan bir lisesindeydim. Sınıfta bir dolap vardı ama laboratuar malzemeleri için oraya konulan bu dolapta hiç malzeme yoktu.  Bu lise meslek lisesi olmamasına rağmen şüphesiz laboratuar malzemeleri olmalıydı. Bizdeki meslek lisesi ile Almanya’daki karşılaştırılırsa büyük farklılığın zeka ve kültürel seviye farklılığı yönünden olacağı görülecektir.

Yüksek tahsil dışında kalan Alman meslek lisesinde çırak, kalfa ve ustalık yönünde bir kademelenme görülecektir. Veya yüzde 60 miktarındaki öğrenciler daha çok beden yetenekleriyle çalışarak üreticiliğin temel elemanları olacaktır.
 
ARKEOLOJİ  VE  MEŞRUBAT
Bir genç meşrubatçı dükkanına girerek iş aradığını, çalışmak istediğini söyler. Arkeoloji mezunu da olduğunu söyleyince bayi şartlarını söyleyerek işe kabul eder.
İşin ötesini söylememe gerek var mı? Delikanlı meşrubat sandıklarını taşımak için 15 yıl tahsil yapmıştır.
  
MESLEK LİSESİ DEĞİL, MESLEĞİN KENDİSİ
Genel seçimleri Demokrat Partisi kazanmıştır ve Tevfik İleri bakandır. Pek çok yerde köy enstitüleri vardır. O okullardan mezun olanlar meslek bilgileri yanında hemen hemen sadece öğretmenlik yaparlar. Bakanlık bu işi sadece öğretmen okullarına çevirir. Benim buradaki amacım doğru sisteme çağrı yapmaktır.

Bir öğrenci ilkokulu bitirmiş ve köy enstitüsü imtihanlarına girmiştir.Hangi sınıfa geldiğini bilmiyorum ama birkaç arkadaşıyla birlikte okuldan uzaklaştırılır.Aradan geçen birkaç yıldan sonra bakanlık demircilik-marangozluk kursu açar. Oradan mezun olanlar hiç işsiz kalmadan çalışmaya devam etmişlerdir. Bunlardan birisi oldukça büyük işler yapmış hem imalat yapmış hem de mamul(hazır) nesneler alarak satmış oldukça da zengin olmuştur.
 
SONUÇ
Doğru sitemin temellerini atan Emrullah Efendi zengin kültüründen olacak ki Mehmet Akif Êrsoy’un teşebbüsüyle onunla iki yıl komşuluğa mazhar olmuştur. Yukarda da beyan ettiğim gibi zamanında yetişen  bilginlere  1300 sayfalık ansiklopediler yazdırmıştır. O günden beri milletin eğitim alanında çektikleri de ansiklopedi olacak boyuttadır. Almanya ile ilgimiz de hepimizin malumudur. Niçin biz onlardan yararlanmamışız?
 
                                              Ercan Arslaner

Yorum
Eğitimin problemleri çözülemez
Yazar girisim açık 2013-11-28 11:27:12
Eğitimin problemleri bitmez. Çünkü problem olan eğitimin kendisidir. İnsanı eğitme düşüncesi yanlıştır. Meslek eğitimi olur, beden eğitimi olur amma günümüzdeki gibi eğitme sistemi ancak islam dışılıkta olur. Hiç bir peygamberin sünnetinde insanı alıp eğitmek yoktur. İslam, insana doğru olanı tavsiye ve tebliğ eder. Onu alıp zorla bir kalıba sokmaya çalışmaz. Eğitimcilerimiz asıl bu konu üzerinde düşünsünler. Soluduğumuz havadan vergilenen devlet, eğitim gibi bütçede çok önemli bir yer tutan konuda niçin bedavacıdır? Çünkü onları eğitip daha çok kazanacaktır da ondan! Eğitilen insan vergiye karşı çıkamaz. Başına getirilmiş sıradan bir insanın kendisine baş olabileceğine inanır. Enerjinin bedava olabileceğine inanmaz. Her insanın yaşarken devletine bir bedel ödemesi gerektiğini kabul eder vs.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 27-11-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
82129716 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net