27-03-2023
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow METİN ŞAİRİMİZ'DEN İKİ TESPİT
METİN ŞAİRİMİZ'DEN İKİ TESPİT PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 15
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami ÇEKMEGİL   
20-06-2006
  ImageM. Selami ÇEKMEGİL 
      
16 Şubat 1995 tarihli Gündüz’de son yüz elli yıllık politikaların sonucu olan olumsuz değişimler arasında, müspet veya menfi bir değerlendirme yapmaksızın, bir vakıa olarak not ettiğim önemli bir değişim de, edebi alanda aruzu tard eden şiirsel sanatımızın yerini  -hece vezni üzerinden- serbest vezne terk etmesiydi. Doğrusu bu değişimi menfiliklerin sergilendiği bir platformda zikretmek, aksine düşünceleri de belirtmediğimiz zaman bir haksızlık teşkil edebilir. Edebilir değil, haksızlığın ta kendisi olur. Aslında bizim kuşakta serbest vezin, estetiği dahi birtakım kayıt ve kalıplar içinde arayan, içinde boğulduğumuz şabloncu zihniyete bir isyan ve birtakım kurallar yığını altında ezilen neslimizin sanat alanında olsun bileklerine takılan zihinsel esaret kelepçelerini kırarak, ayaklarına bağlanan fikirsel prangalardan kurtulma özleminin bir yansıması olarak alkışlanmaya değer bir konumdadır. Ama ne var ki, bir süredir özü ve mazrufu algılama yeteneğinden mahrum bırakılan neslimiz, içine düştüğü entellektüel boşluğu, edebiyat alanında, biçimi ve zarfı tartışarak doldurmak zorunda bırakılmıştır. Çünki tartışmak ve meselesi olmak bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacın tabii ve verimli alanlarda tatmininin engellenmesi, bireyleri ve toplumu, sun’i ve zararlı alanlarda tatmin arayışlarına yöneltmektedir.

Tabii bu engel bazen, tıpkı tabii mecrasında akışı barajla engellenen bir akarsu gibi, enerji birikimine dönüşerek faydalı sonuçlar da verebilir. Ama ticaret, üretim ve emeğin ürünü kar kösteklenerek rantiyenin ve sömürünün destek gördüğü toplumlarda, adeta faydalı hiçbir faaliyet alanı bırakmamaya yönelen kamusal engellemeler, imkan ve çıkış yolları katliamına da dönüşebilir. İşte o zaman fabrikalar iflasa, topraklar erozyona, eğitim yozlaşmaya, siyaset meydanı sivrisinek ve mikrop bataklığına dönüşeceği gibi, sanat ve edebiyat sahası da ruhu ve duyguları katledilen insana, mekanik hale gelmiş seks ritminin ötesinde hiçbir estetik tatmin vadetmeyen bir çirkinlikler 
      Zaten dikkat edilirse, insanlık düşmanı materyalist eğilimlerinin etkili politikalarından biri de aldığı müdahaleci tedbirlerle despotik yöntemlere yönelerek insanları bir tutam ota ( yada kepeksiz ekmeğe) muhtaç hale getirmek noktasında yoğunlaşmak olmuştur. Nitekim , komünist Rusya buna iyi bir örnektir. Uzun süre KGB terörü altında ezilen komünist Rusya’nın liberalizme yöneldikten sonra yeniden eskiye özlem duyan kitlelerin gösterisine sahne olması, bu kitlelerin kendini ekmeğe muhtaç hale getiren komünizmin hiç değilse, o kepeksiz ekmeği vereceği yanılgısından kaynaklanmaktadır. Bu gösteriler, en azından cari açlık giderilmeden bu yanılgının da ortadan kaldırılamayacağı hissinin bir işareti olsa gerekir.

      İşte böylesi ortamlarda büyük adam yetişmesi nasıl bir mucize ise, büyük sanat adamı ve şair yetişmesi de böyle bir mucizevi rastlantı olabilir. Komünizmanın , Çarlık Rusyası’nın bir ürünü olan Lenin’den sonra yetiştirdiği katil Stalin dışında bir büyük (!) adamı (!) varsa ismini bileniniz var mı acaba?

      ***

      Aslında amacım, zaten kendini yok etmiş olan komünizmayı eleştirmek değildir. Amacım, insan muhayyilesinin (hayal etme gücünü) sonsuza yönelmesini anlamsız bulan materyalistik eğilimlerin tümünün sanatsal nitelikleri yok edici bir özellik taşıdığı vurgulamaktır. Metafizik boyuta yönelmeyen her yaklaşım, sonuçta , bir kağnı gıcırtısından veya biyolojik seks ritminden başka bir hasıla meydana getiremeyecektir; tabii materyalizmine sadık kaldığı sürece...Burada buna işaret etmek istiyorum.Yani böylesi materyalist ortamlarda büyük adam yetişmesi nasıl mucizevi oluyorsa, büyük sanat adamı ve şair yetişmesi de böylesine mucizevi bir raslantı olabilir demek istiyorum.

      İşte bizim metin şairimiz Metin Önal Mengüşoğlu da böylesine harikulade raslantılardan biridir. Kendisi olumsuz şartların yönelttiği kapitalist uğraşılar içindeki dezavantajlı konumuna rağmen sanatta, güzelliğin serbest formu içinde, insanlığa bitimsiz mutluluk rehberi bir davanın mesajını ileten güçlü bir mazrufun şairi olabilmiştir.

      Onu ben şahsen bu yönüyle daha çok Kriter’de tanımıştım. Ama o fikir atmosferimizde tevhid güneşinin habercisi “Kriter” ekolünün şairleri Bayram Karaçor, Sabri Kelemeroğlu, Abdulkadir Gültekin, Mehmet S.Selçuk, Sermet Salih, İsmail Hakkı Başer’le çevrili sanat-şiir kürsüsünde bir öğretim üyesi olarak Kriter’i aşan bir sanat iddiasının sahibidir. Edebiyat dünyamıza hediye ettiği şiir kitaplarıyla belki aruzun ve hecenin kısıtlayıcı kurallarını aşan serbest şiirin ilahi nefes taşıyan insani boyutunu göstermek konumundadır.

      Fakat metin şairimizi de, her dava sahibi şair gibi bir anlamda halkın dramı motive ediyor? O artık kışa yaklaştığını hissettiği “ Güz Halkı” için daha şimdiden ağıt yakarken bir anlamda da sanki kadere isyan eden, şahsen katılmam mümkün olmayan bir umutsuzluk sergilemektedir.: 

      Güz Halkı 

      Memnunluğu hep güze mi rastlar halkın,

      Kökü çürümüş yapraklar gibi

      üflesen düşer 

      Önce onu kestirir gözüne rüzgar

      Ona karşı şaklatır kırbacını

      yağmur ve dolu 

      Kar, bir damı çökertmek isterse eğer

      bulur kolaylıkla halka ait olanı

      bir evin içinden geçmek isterse

      çamuru, gürültüsü, haşmetiyle sel

      gecikmez tanımakta halkın evini 

      Şahlar ustadır bir de

      halkı, çökmüş avurtlarından tanımada

      halkı halkla kuşatır

      kırışan alnını halkın

      gerdirir doktorlarına 

      Yalnız halk tanımaz halkı

      bilmez nerden geliyor

      bu, yuvarlanıp yangınlar çıkaran kor

      o ki bahar gelir yaz gelir

      memnun değil

      güz gelir tanı

      yanağından bir gamze ayırır memnunluğa

      o zaman, ya intihar

      ya idam... 

      Ama metin şairimizin sahte halkçı birçok materyalist şairden çok önemli bir farkı vardır: Onun halk taraftarlığı Hak içindir. Hak sözkonusu olunca çekinmez halkını da kritik etmekten, takbih(kınamaktan)  etmekten... Kafası kamaşır bazı şeylerden: 
 

      Cila, Kül ve kefen 

      Allahım dayanılmaz bir şey

      Görüyorum, herbiri bir köşesinde kentin

      Bizimkiler

      Piyango satıcıları..

      Namazı üniformalı kasketleriyle kılıyorlar.

      Yahut simsiyah sakallı seyyarcılar olarak

      Başları derde girince belediyeyle

      Koşuyor, doluşuyor cami kıyılarına

      (ince çubukların ucunda)

      Oyuncak bayraktar gibi diyanetleri

      Daha gözleri açılmamış bebelere

      Binbir renkli bayraklar satıyorlar.

      Kafam kamaşıyor birçok şeyden

      Bu gelen aydınlık değil sanki

      Cila,

      Bazı cumalar ondan parlıyor

      Ondandır öğretmiyor

      Ürpertiyor bazı gazeteler

      Loş kuytularda

      Nemli koridorlarda sabahlayan çocukları 

      Çoktandır dev ayaklarını

      Toprağa gömmüş

      Bu selatin yapıların süsü

      Yaşlı boyalı bir kadını andırıyor

      Magazin mecmualardan kesilmiş bir yaprak gibi

      Öyle mahzun

      Ve öyle yabancı 

      Ayrı kurtlar kemiriyor içini herbirinin

      Ayrı korkuları yaşıyorlar anbean

      Kimi bir ölünün toprağına bağlayıp umudunu

      Hazreti İsa’yı beklerken Mehdi diye

      Kimi düşlerinde çıkagelen Hızır’la uğraşıyor:

      Kimi cebinde Günaydın gazetesi

      Ağzı oruçlu

      Kiminin destan oluyor abdest alarak saygı duruşu. 

      Bütün cenazeleri kaldıran onlar

      Bütün mevlidleri okuyan onlar

      Ve onlardır bütün mumları yakan

      Muskalar masklar gözboncukları

      Manevi sermayeler taşıyan... 

      Ve nasıl yaklaşıyorlar birbirlerine

      Bir hükümet bildirisi duyunca

      Özgürlüğe ve demokrasiye dair.

      Allah’ım, nasıl dayanılır, kıyam durulur,

      Şehrin kirlenmiş toprağında

      Her gün bir başkasını görüyorum

      Kafam kamaşıyor bazı şeylerden. 

      Metin bey, beni ustalıklı şiir yönünün süslediği eleştirel fikir yönüyle etkilemiştir daha çok. Şiir sanatını sadece ruh derinliğinde duygusal etkilenişimle değerlendirebildiğim bir platformda, ulaşamadığım sanatsal zenginlik yerine toplumsal sorunlara ilişkin boyutu vurgulamak benim için elbette çok daha tabii idi. Onun için benim gibi gönlü aşk dolu bir akıl toplumunun özlemini çeken bir kişi, Metin Bey’in “Asyalı Ozana Öğütler” şiirini, şairi Azam Abdülhak Hamid’in sanat şaheseri “Makber”inin önüne alır… 

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-07-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
96096401 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net