27-03-2023
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow 'BENİ YAVAŞLAT TANRIM'
'BENİ YAVAŞLAT TANRIM' PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 18
KötüÇok iyi 
Yazar Necmettin Evci   
20-06-2006
ImageNecmettin Evci 
 
 
 

Beni yavaşlat Tanrım!  
Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat.  
Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt!  
Bana güncel kargaşanın ortasında,  
Tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.

Bir çiçeğe bakmayı,  
Eski bir dostla sohbet etmeyi  
Ya da yeni bir dost edinmeyi,  
Yolunu kaybetmiş bir köpeği okşamayı,  
Ağ yapan bir örümceği izlemeyi,  
Bir çocuğa gülümsemeyi,  
İyi bir kitaptan birkaç satır okumayı -ve-  
Yarışın daima daha çok hız için olmadığını  
Anımsat her gün bana.

Yavaşlat beni Tanrım!  
Bana ilham ver.  
Köklerimi,  
Yaşamın katlanılan değerler toprağının  
derinliğine göndermek, 
Kaderimdeki yıldızlara doğru -daha çok-  
Büyüyebilmek için...  
Yavaşlat beni Tanrım/
 
 

Şair Wilfred A. Peterson’a ait diye bilinen bu şiirin asıl M.Ö. 2000 yıllarında bir Hitit duvar yazısından alındığı ifade edilmektedir. Eğer öyleyse, demek oluyor ki, yaşamı sıkışık zamanların telaşı içinde algılamak sadece modern zaman insanlarının sorunu olmadı sadece. Ya da zaman sadece nesnel değişim ve çeşitliliğe nispet edilerek algılanmamalı. Varoluşumuzun zaman unsuruna bağımlı oluşu onu algılamamızın  iç durumumuzla doğrudan ilgili, ilişkili olması anlamına gelir. Bilgi ve bilincimizin dimağımızda, kaygı, korku ve beklentilerimizin ruhumuzda oluşturduğu hareket bir uzam olarak yaşadığımız zamanın da niteliğini değiştirici faktörlerdir. Son değerlendirmede darlığı, bolluğu, genişliği, esenliği, telaşı, paniği öncelikle içimizde yaşarız. Çoğu zaman dışımızdaki genişliği, içimizdeki daralmadan sıyrılmakla elde ederiz. Zamanın uzaması, kısalması büyük ölçüde sevincimizin yahut üzüncümüzün dalga boyuna, yoğunluğuna bağlıdır. Yaşanan öyle sıkıntılar olur ki günü uzatır yüzyıl eder. Sevinçler uzun sayılacak zamanları bile rüzgârına katıp uçurur. Zaman çarçabuk, su gibi akıp gitmiştir. Dünya yıkılsa umurumuzda olmayan bir haleti ruhiye içine gireriz. Bu durum tek başına belki fazlaca bir şey ifade etmez. Ancak zamanı yaşanmış karşılıklarıyla böyle anlar, algılarız. Zor, zahmetli; kolay, mutlu zamanlar diye ayrıştırdığımız aslında doğrudan doğruya yaşantımızın bizde şöyle ya da böyle unutulmaz izler, izlekler bırakan içerikleri değil midir?  

Dışımıza dönük değerlendirmelerin çoğu iç dünyamızın etkilerinden, yansımalarından ibarettir. İçinizde yorgun düşmüşseniz dışınızdaki dünya yavaş da dönse dinlenmeniz zor olacaktır. Ünlü bir Mısıroloğ olan Jan Assmann’ın ‘Kültürel Bellek’ yapıtında tespit edilen ilk yazma eserin bir Mısırlı tarafından kaleme alındığını okumuştum. Kitabın ismi bile hayreti mucipti: ‘Yaşam Yorgunu Bir Adamın Ba İle Konuşmaları’ Ne sarıcı, ne geniş bir adlandırma değil mi? Günümüzden 5500 yıl önce insanı, hususiyetle yazarı böylesine yoran ne olabilirdi? Hangi hız, hangi telaş? Yaşam yorgunu bu adam(lar) hangi zorluklar, hangi koşturmalar, hangi savaşlar sonunda yorgun düşmüşlerdi? Üstelik derdi ancak tanrı Ba’ya anlatılacak denli ciddi, derin ve yorucu. Belki de yazar kendini anlayacak, kendini anlatacak birini bulmakta zorlandı. O’nun yaşam yorgunluğunu ancak bir tanrı anlayabilirdi. Bu bilmeceyi çözmek için kitabı da dönemini de iyi bilmek gerekir. İnsan zamansız mekânlar, mekânsız zamanlar yaşadığımız çağımızdan bakarak düşünmeden edemiyor. Bir çömleğin, amforanın bile yeni modelinin yapılması için belki elli yılların, yüz yılların geçtiği o devirlerde bu insanları yaşam yorgunu yapan ne olabilir ki? O insanlar bizim yaşadıklarımıza tanık olsaydılar nasıl düşünür, yaşantımızı nasıl değerlendirirlerdi; zaman, yaşam ve yorgunluk üzerine düşünceleri nasıl şekillenirdi acaba? Benimkini çocuksu bir merak sayın isterseniz. Doğrusu bu merakımdan dolayı yüksünüyor ya da mahcup oluyor da değilim. Ancak yaşadığımız çağın akıl almaz koşturması neredeyse iç evrenimizde suhulete ve sükûnete ait hiçbir şey bırakmamıştır.  

Dışımızda, bütün bir hayatı kıskıvrak boyunduruğu altına alan hızlı, telaşlı yaşam iç evrenimize kadar sirayet etmiş, bütün bir benliğimizi kuşatır olmuştur. Anlık olguların, anlık var oluşların baskısı altında zaman boyutumuzu yitirmek üzereyiz. Aklımız, belleğimiz, beğenilerimiz, ruhumuz anlık ritimlerle varlığını sürdürmektedir artık. Anı kurtarma, anı yaşama telaşı geçmişimizi de geleceğimizi de insan ve yaşam gerçeğinden, bir gerçeklik olarak hakikatin kendisinden koparmaktadır. Düşlerimiz, düşüncelerimiz, hayallerimiz, beklentilerimiz anlık kurgularla işlemektedir. Anı yaşamak bir hayat tarzı olmuştur. Tarihten ve gelecek tasavvurundan kopuk varlığımız köklü değerlendirme yapma imkânını neredeyse ortadan kaldırmış gibidir. Yaşam uçucu tonuyla fark etmeden, hiçbir şeyi fark ettirmeden akıp gitmektedir. Ne yaşamın bizde varlığımızı onaran bir yeri ne de bizim onun anlamını süsleyen bir önemimiz kalmıştır. Her şey belli belirsiz bir satıhta uçuşmakta. Tutmanın tutunmanın hayli zorlaştığı kaygan bir zeminde akıp gitmekteyiz. Zaman da, mekân da, zaman ve mekâna bağlı her bir olay ve her bir olgu da bu akıntı içinde sürüklenip gitmektedir. Elde ettiğiniz, ele geçirdiğiniz, tuttuğunuzu, kavradığınızı sandığınız her şey çoktan sizi gerilerde bırakarak uzaklaşmış ya da sizi de çevrintisine katıp götürmüştür. Her defasında tutamaksız, her defasında yersiz, kavramsız, tanımsız, ölçüsüz, değersiz ve her defasında belirsiz kalıyorsunuz. Dumansılık, belirsizlik, ilkesizlik bu akışın temel mantıksızlığı olarak adeta yaşama biçimine dönüşmüştür. Erdiğimiz her an onu gereği gibi algılamadan ve anlayamadan çoktan eskimekte ve siz her defasında yaşamın gerisinde düşmüş olmaktasınız. Bu nasıl bir gidiş, bu nasıl bir koşturmadır ya Rabbim? ‘Beni yavaşlat Tanrım! Yüreğimin atışlarını düşüncemin sakinliğiyle rahatlat. Zamanın sonsuz görüntüsüyle hızımı azalt! Bana güncel kargaşanın ortasında, tepelerin ölümsüz sakinliğini ver.  

Zaman zaman ‘Allah’ım şeytana aklımı zehirleme imkanını vermeyecek bir basiret ve irade gücünü benden eksiltme. Aklıma mukayyet ol, onu kaydırma’ diye dua ediyorum. Bu duayı hızla anlamı ve estetiği yitirilmiş günler yaşadığımıza ilaveten; anlamaya algılamaya fırsat bile vermeyen soluk aldırmaz gidişatımız sebebiyle de yapıyorum. Öyle delicesine bir tempo içindeyiz ki, aklımızı toparlamak için durduğumuzda düşecek oluyoruz. Ses duvarının aşıldığı, ışık hızının zorlandığı dünyamızın ritmini bilmeyenlere tuhaf gelecek ilk gerçek; koşanların değil duranların düştüğüdür. Sancıyan bedenimizi, yorgun ruhumuzu dinlendirmek istediğimizde varoluş ve yaşam alanının dışıma çoktan savrulmuş oluyoruz. Kendimizi ve her şeyi unuturcasına bir yarış, bir koşturma içinde ancak var kalma, ayakta kalma şansı verilmektedir.  

Yıldırımlar ucunda ve yıldırım hızıyla yaşamaktayız. Bilgilenmeden, siyasete, ekonomiye kadar hayatın her alanında korkunç bir hız gözlenmektedir. Hız bir yandan peşinden sürüklenen tüm algıları, anlamları anlık sürtünmelerle aşındırıp hiçleştirirken diğer yandan kendi başına tutkuya, amaca dönüşmüştür. Hazzı hızda arayan bir nesil yetişmiştir bugün. Hızlı yaşamak genç ölümlerin geride bıraktığı acı boşluğu dolduran teselliye dönüşmüştür. İnsan hıza doymamakta, adeta ruhunun yücelişiyle teskin edemediği varlığına sınır tanımaz şuursuz sıçrayışlarla yokluğun hazzını tattırmak istemektedir. Zamanla yarışma saçmalığı insanı epsilon noktasında hiçlikle buluşturmuştur. İnsana ve hayata dair tüm anlamlar bir ucundan hiçlikle bağlanmıştır. Bu şuursuz, bu amaçsız vetirede anlamsızlık kutsanmaktadır. Hiçlik kutsanmaktadır. Kim bilir belki de global ölçekte bir intihar kararlılığı suçlu suçsuz demeden bütün bir insanlığı ölümcül kucağıyla böyle sarıp sarmalamaktadır. İntihar uygarlık görünümüyle kitlelere böyle sinsi, böyle aldatıcı, baştan çıkarıcı tarzda yaklaşmaktadır. Yarışın daima daha çok hız için olmadığını /Anımsat her gün bana. Yavaşlat beni Tanrım! Bana ilham ver. 
 
 
 
 

Basit yaşayacaksın. Telefonu sadece telefon olarak kullanacaksın. Saatin sadece zamanı gösterecek. 

Zamanla onu geride bırakmak için yarışmak tanrılık özlemi içinde olmaktır. 

Kendini erteleyerek, hiçe sayarak, un ufak ederek, perişan ederek nereye gidiyorsun?

Bu telaş niçin? Neye, nereye geç kalma korkusu itiyor seni böyle ölümüne ve böyle delicesine? Gittiğin yerde yani tükenişini kutsayacağın yerde anlamsızlığın anıtı ölmüş ruhunun üzerinde yükselecek. Orada kimsizliği, sensizliği, çaresizliği, amaçsızlığı, bulacaksın. Yitirdiklerin göremediğin ufukların gerisinde kaldı. Dönüşsüz yerdesin.  

Nelerini geride bıraktın bir bilsen. Aşkı, sevmeyi, özlemi, şefkati, her şeyi.. Yine de köklü bir devrimle kendine varacak kestirme bir yol bulabilirsin. Bir son şans son imkan olarak bu önünde duruyor. Çünkü unuttuklarınla unuttun kendini. Ezdiklerinle ezdin değerini. Ruhunu kendi ellerinle boğdun. Hatırla. Kendini hatırla. O yalınkat insan yanını. Sana yollar kapanmadı, kendin kapandın. İçindeki çıkmazdan kurtulsan önü açık yolların esenliğine, önü açık yollarla esenliğe çıkacaksın.  

Bir telaş, bir telaş.. Elde ettiğin bir şeyi yaşamadan neredeyse oba dokunmadan eskitiyorsun. Yaşam mı seni yontuyor, değersizleştiriyor yoksa sen mi yaşamı kurutuyorsun belli değil.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 20-06-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
96096626 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net