12-08-2020
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Daha Nice güzel 
                       bayramlara 
ermemiz dileklerimizle 
                       Selam Size...
 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Geçmişten arrow Geçmişten arrow TERZİLİK SANATINDAN ŞİİRE ŞİİRDEN FİKİR İŞÇİLİĞİNE
TERZİLİK SANATINDAN ŞİİRE ŞİİRDEN FİKİR İŞÇİLİĞİNE PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 1
KötüÇok iyi 
Yazar Metin Önal Mengüşoğlu   
09-09-2013
MEHMET SAİD ÇEKMEGİL;
TERZİLİK SANATINDAN ŞİİRE                                                    
ŞİİRDEN FİKİR İŞÇİLİĞİNE
 
                                                      Metin Önal Mengüşoğlu
Ana dili Türkçe olup da biraz okuma yazmaya düşkün herkes gibi M. Said Çekmegil de sanat ve düşünce hayatına şiirle başlamıştır. O tarihlerde, İslâm’ı sosyo kültürel bir aidiyet olmak yerine, kendisine dert ve dava edinenlerin önünde model olarak duran iki imza vardı: Mehmed Akif ve Necip Fazıl. Her ikisi de büyük şair unvanlı üstatlardı. Yalnızca Türkçe okuyan yazan ve düşünen Müslümanlar değil, öteki dilleri kullanan Müslüman toplumlar arasında da şairlerin mümtaz bir yeri ve rolü mevcuttu. Sanat dalları arasında şiir, doğu
toplumlarının her vesileyle sarıldıkları bir ifade aracı olarak öne çıkmaktaydı. Resim, müzik, heykel ve dans gibi sanat dallarının haram düzeyinde olumsuz algılanışının bir sonucu muydu bu durum? Yoksa söz konusu toplumların duygusal yanlarının ağır basması sonrasında ortaya çıkan bir durum muydu? Bunun artık çok bir önemi yoktu. Çünkü tarih sahnesinde bu toplumlara ait inkâr edilemez bir medeni ve kültürel birikim ortadaydı.

M. Said Çekmegil terzi çırağı olarak başladığı hayatını ustalığa evirdiğinde, okuryazarlık yolunda da alelade bir heveskârın çok ötesine geçmiş, bir hayli mesafe almıştı. Müslümanların özellikle susturulduğu dönemlerin insanı sıfatıyla, içindeki yangını şiirler vasıtasıyla dışa yansıtmaya başlamıştı. Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’sundan, Peyami Safa’nın çıkardığı Türk Düşüncesi mecmuasına kadar dönemin belli başlı yayın organlarında şiir ve denemeleri göze çarpmaktaydı. Fikir ve sanat üreten özellikle de İslâm’ı kendisine dava edinmiş kalemlerin sesleri onca kısılmışken, taşrada, Malatya’da yaşayan bir usta terzi, böyle neler yazıyordu? Herkesi şaşırtıyordu. Ahmet Hamdi Akseki’den Tayyip Okiç’e, Abdurrahim Zapsu’dan Said Nursi’ye kadar her mümin önderin, ilim adamının takdirini topluyordu. Kendisi hakkında olumlu şahitlikler yapıyorlar, eserlerinde Çekmegil’i anıyorlardı. Düzenlenen sanat ve fikir yarışmalarında ille bir dereceyi ona veriyorlardı.
 
Kuru ve sığ hamaset duygularının ürünü kimi manzume yazarlarının bile şair sayıldığı bir ortamda, son derece ciddi bir fikir hamulesi ve dava sancısı taşıyan şiirleriyle Çekmegil, sahiden bir hayli önde sayılmalıydı. On sekiz on dokuz yaşlarından itibaren yazdığı şiirler merkez dergilerinde yayımlanıyordu. İlk şiir kitabı olan Gizli Bir Ses Dedi ki 1947 yılında Malatya’da mahalli bir matbaada gün yüzüne çıkmıştı. Ardından öteki şiir kitapları geldi hemen: Ruhta İnkılâp ve Bir Nur Doğacak. Sonraki en olgun dönemin şiirlerini derlediği kitap ile bu ilkler arasında yirmi yıla yakın zaman geçecektir. Meşhur kitabı Limon Ağacım’ın yayın tarihi ise 1962dir.
 
Çekmegil’in şiir konusunda iddiasızlığını ortaya koyduğu şu dizeler anlamlıdır:
 
“Şair olmak, ne münasebet/ Diyeceklerim öyle doğdu/ Ben de öyle söyledim/ Belki zannedersin gönül eğledim/ Değil dostum değil/ Ne zaman dağdaki bağdakini kovdu/ Duramadı Çekmegil.” Dönemin ruhunu yansıtması bakımından önemsediğimiz bu dizeler Müslümanların haleti ruhiyesine tutulmuş bir ayna gibidir. Dağdakilerin bağdakileri kovması ne demektir? Burada Mehmed Akif’i hatırlıyoruz: “Sahipsiz olan memleketin batması haktır/ Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır.” Bir toplum ki, asırlardan bu yana sürüp gelen iktidarını artık kendi içlerinden olmayan bir iradeye kaptırmıştır. Necip Fazıl bunu şöyle dillendirmişti: “Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya/ Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya.” Görüldüğü gibi imanlı bütün şair ve sanatkârların kaygısı birbirine benzemektedir. Hepsi öz yurtlarında gariplik hissi çekmektedirler. Bir nevi kovulmuşluk yaşamaktadırlar. Altlarındaki minderi fark etmeksizin çaldırmışlardır adeta. Şair Çekmegil bu sebepten ötürü Ruhta İnkılâp istemektedir. Niçin ruhta? Çünkü maddeci bir zihniyet giderek dünya üzerinde hâkimiyetini köklü bir biçimde hissettirmektedir. O güne kadar taşınıp getirilen insani kimi değerler ayaklar altına alınmakta, insanlar Tanrı’yı güya hayattan kovarak yerine insan tekini yahut bilimi yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Çekmegil 1959 tarihli Aklın Kölesi adlı şiirini Peyami Safa’nın Türk Düşüncesi mecmuasında, işte bütün bu değişimleri hesaba katarak kaleme almıştır:
 
“Güneşin ötesini sordum,/ Aklı almadı/ Ya berisi ? Dedim/ Bocaladı/ Çektim yeryüzüne indirdim/ Dağları ben yarattım, dedi/ Ne olacak cumartesi? Dedim/ Bilemedi/ Ölmesin istedim,/ İnledi…/ Ve/ Dinledi dinledi../ Bu sefer mümini sordu kendisi,/ Söyledim/ Sen aklın kölesi/ O efendisi”
 
Dönemi de hesaba katılarak düşünülürse müthiş bir diyalekt taşıyan bu ve benzeri çokça şiiri vardır Çekmegil’in. Heyecanlı, son derece coşkulu, azimli ve en önemlisi de müthiş umutlu bir şairdir o. Üçüncü şiir kitabının adını boşuna Bir Nur Doğacak koymamıştır. O nurun doğduğuna kısmen tanıklık da etmiştir. Evvela sıkıntının kaynağını tıpkı Mehmed Akif gibi o da iç bünyede bulmuş ve şöyle dile getirmiştir Yağlı Karaya adlı şiirinde:
 
“Ah ayrık otu/ Nasıl da tarlamı daladın/ Babamın mı dedemin mi../ Kimin ihmaliyle bilmem?/ Geçti artık bilmek de istemem/ Geldin yerleştin tarlamıza/ Kıydın gitti buğdayımıza/ Söküp atmaya gücüm yetmez/ Amele tutmaya kesem el vermez/ Fakat/ Ne yapıp yapmalı/ Kökünü kurutmalı”
 
Açık bir biçimde görülmektedir ki şair, büyük endişeler içerisindedir. Müslüman bünyede baş gösteren tehlikeli çatlaklar karşısında durum tespiti yapmak istemektedir. Çözümü ise yine kendisi üretmiştir: Bu ayrık otunun kökü kurutulmalıdır. Peki, bir şair bu durumda nasıl davranmalı; ne yapmalıdır? Onun cevabı ise Hakkı Söyleyenler Müstesna başlıklı şu mısralardadır:
 
“İçi boş, gönlü hoş/ Şairim benim!/ Asırlar boyu neyledin?/ Gül, dedin, bülbül, dedin/ Ney ve mey istedin/ Bir de/ İnledin inledin…/ Zavallı sarhoş.” Hatırlanacak olursa Mehmed Akif de geçmiş şark edebiyatından bahis açarken benzer tenkitler dile getiriyordu. Edebiyatın gül-bülbül hikâyeleri, Leyla-Mecnun efsaneleri, oğlan, karı, kız teraneleriyle dolu olduğu tespitini yapıyordu. Besbelli şark âleminin kadim bir hastalığıydı bu. Çekmegil’in genç dimağını da sızlatmıştı. En ince, en naif duygularla kaleme alınmış şiirlerinde bile Çekmegil, imanının gayretini izhar etmektedir. Bundan hiçbir zaman bıkıp usanmaz. Öyle ki defalarca tekrara düşeceğini bilse bile, bin an gaflete dalıp kişisel bir arzusunun peşine düşmez. Düşse bile onu da nihayet bir meşruiyet damarına bağlamasını bilir. O, davasız ve manasız şairliği Bir kafiye için bir Safiyeyi feda etmek olarak anlar ve bu tutuma karşı çıkar. Bu tip şairleri ise hasta olarak niteler. Uyanmaya Gayret Lazım şiiri şöyledir:
 
“Ne kadar yakınsa güzel sahilim;/ O kadar yavaştır gemimin hızı!/ Biz gelemiyoruz, sen gel sahilim/ İçim hasret dolu acı ve sızı/ Gemi su alıyor, batacak gibi/ Cenk etmeden yana yatacak gibi…/ Ey bu gemilerin büyük sahibi!/ Uyar artık tayfa denen gamsızı.”
 
Ne hazin ve dokunaklı bir manzaradır ki, erişmek istenilen sahile bir türlü ulaşamayan şair, bir mucize olup da sahilin kendisine gelmesini talep etmektedir. Oysa böyle bir mucize hayatta yoktur. O halde bu imalı söz ciddi bir özeleştirinin sinyallerini taşımaktadır.
 
Şair sıfatıyla başladığı sanat ve düşünce hayatına, büyük bir gayretle ürettiği zengin kaynaklı eserlerle de dağarcığını genişletince, herkesi şaşırtmaya devam eden Çekmegil, acaba ilkokul mezunu bir terzi olmasına rağmen bu gayreti ve zamanı nereden buluyordu? Sabahın erken saatlerinden gecenin geç vakitlerine kadar maişetini temin maksadıyla terzihanede bizzat çalıştığını gözlemlediğimiz bir insan, bu kadar vakti sahiden bir yerlerden mi aşırıyordu? Bu suallerin kendisine sıkça yöneltilmesi karşısında onlara şiirli cevaplar yetiştirmişti; işte üç örnek:
 
“Uykulardan zaman topladım/ Eğlenceden ödünç vakit aldım/ geceyle gündüzü harmanladım/ kazandım.”
 
“Zevkini tatmışım senin yolunun/ Bu dünyada dahi haz içindeyim/ Saadeti buymuş insanoğlunun/ Gayrisi safsata ben seninleyim.”
 
“Fani âlem neye yarar/ Hakikatse elbette var/ İşte gönül onu arar/ Mazur görün Çekmegil’i.”
 
Çekmegil Limon Ağacım adlı güzel eserinden sonra da bazen müstear bazen kendi imzasıyla şiirler kaleme aldı. Ömrü boyunca şiirden, sanattan, estetikten asla uzak durmadı. Ne var ki sanatın insan hissiyatına en yakın noktadan doğan karakterine bakarak, insanı hislerinin zebunu etme tehlikesine karşı ciddi bir hassasiyeti her vakit korudu. Bunun korunması gerektiğine dair çevresindekilere yeri geldikçe daha çok üstü örtülü biçimde uyarıları olmuştur. Bir takım kötü örnekleri göstererek, insanların böyle bohem ve malayani düşkünü bir sanat anlayışının peşinde olmamasını, sanatın da bir tefekkürle birlikte değer ifade edeceğini söylemekteydi. Zaten onun şiiri bu anlamda sanki model oluştursun diye kaleme alınmaktaydı. Son yıllarda Mukız Ozan müstear imzasıyla yazdığı şu mısralar çok tipik örnektir bahsi geçen hususta:
 
“İnsanlar nefsini düşman bileli/ Kafa yapıları oldu hileli/ Kendi kendisini hor gören deli/ Kur’an’dan nefsini süzebildin mi?
 
Müslüman doğruyu arayan kişi/ Taklit etmez onu, bunu, keşişi/ Bilerek yaşamak müminin işi/ Bu yüce gerçeğe gelebildin mi?”
 
Şimdi de Necip Fazıl’ın mısralarını hatırlayalım: “Sonsuzluk kervanı peşinizde ben/ Üçayakla seken topal köpeğim/ Bastığınız yeri taş taş öpeyim/ Bir kırıntı yeter kereminizden/ Sonsuzluk kervanı peşinizde ben.” Bilindiği gibi Müslüman Türk toplumunun geleneğinde mistisizmin baskın bir etkisi vardır. Bu etki en derin biçimde Nefs kelimesinin yanlış anlaşılması ve yorumlanmasında kendini göstermiştir. İnsan şahsiyetini hiçe indiren, kötüleyen, gelişmesini önleyen bir anlayıştı bu. Normalde insanın bizzat kendisi manası taşıyan Nefs kelimesini, tıpkı batılı düalistler gibi, insanın içerisindeki şeytana indirgeyen bu bakış, Kur’an’a tepeden tırnağa aykırıdır. Bunu iyi bilen Çekmegil isim vermeksizin Necip Fazıl da dâhil bu benimseyişe sahip olan kendi insanını uyarmak istemiştir. Bunu şiiri vesile kılarak yapmıştır. Nitekim Necip Fazıl da kendi kanaatini mısralara dökmüştü. İnsan nefsinin, kendi hem cinslerinden kimileri karşısında köpek mesabesinde görülmesi asla İslâm ile bağdaşmazdı. Bu sebepten Çekmegil yukarıdaki dizeleri kaleme almak mecburiyetinde kalmıştır. Elbet bu dizelerde artık şiirin kalitesini bir kenara bırakıp, uyarının ehemmiyeti üzerine eğilmek durumunda kalmaktayız. Zaten Necip Fazıl’ın örnek verdiğimiz şiirinde de beklediğimiz ve umduğumuz performans yoktur.
 
Sevilen ezberlenen şiirleri de vardır Çekmegil’in. Kısa ve özlü öğütleri ihtiva edenlerinden birisi Tesbihim başlığını taşıyor:
 
“İpi kopan tesbihim/ Dağılmış tane tane/ Acı ama teşbihim/Hani nerde imame
Taneleri toplayın/ Hak ipinde derleyin/ Bir imame bağlayın/ Tevhid gelsin meydane.”
 
Adeta bütün bir Müslüman dünyasının kadim sancılarını ihtiva eden bu üç beş mısralık şiir, şairinin zengin ve engin müfekkiresini bize yansıtmaktadır. Paramparça olmuş bir Müslüman gövdeyi Tevhid edebilmenin sancı ve çare aranışlarıyla dolu bu şiir, bugün bile geçerliğini koruyan çok önemli bir değer taşımaktadır. Hele ki Tevhid’i öncelemesi bakımından, sanat adamlarına öncülük edecek soluktadır. Dahası 1958 tarihini taşıyan ve bence Limon Ağacım adlı şiir kitabının en önemli şiiri Kafam başlığını taşıyor. Dönemini mutlaka hatırlatarak, diyorum ki, deyim yerindeyse felsefi derinliğinin yüceliği itibariyle en ileri ve olgun noktada gördüğüm bir idrak ve hassasiyetin bu şiirini, önemine binaen bütünüyle paylaşmak isterim. Mukayeseli bir şekilde okuma denemesi yapabilirsek, Cumhuriyet dönemi boyunca bu memleketteki Müslüman tefekkürünün Çekmegil’le nerelerden nerelere taşındığını gösterecektir bence. Şairi bize en iyi tanıtacak bir belge niteliğinde olduğunu düşündüğüm bu şiirle bitirmek istiyorum sözü:
 
“Gözümü çevirdim tersine,/ Baktım kafamın içine,/ Eyvah! Neler yok orada./ Perişan düşünceler karmakarışık,/ Rasgele boğuşuyor şurda burda,/ Akıl bir şeyler arar/
Var bir şeyler var
 
Fikirler yol gösterir;/ Boşuna mı bu nizam,/ Boşuna mı insan???/
Kafam bir hesap makinası/ Kafam bir plak/ Kafam bir fabrika;/ En ince kumaşlar dokur,/ Sonra da gelir şüphe güvesi/ Kemirir durur
 
Kafamda her şey var/ Ama kalbim yok!
Kalbim olmayınca şu kafam/ Şaşırır,/ Zifiri karanlık kesilir;/ Kim, kime vurur, bilinmez/ Dost ezilir, düşman ezilir…
 
Baktım olmayacak böyle;/ Aradım buldum kalbimi,/ Kafama bir hat çektim oradan/ İman ışıkları yandı,/ Her taraf aydınlandı../ Güveler kaçtı karanlıklara,/ Dayanamazlar ki ışıklara!..
Zonklayan kafamda bir bahar başladı/ Çevirdim gözümü dünyama/ Bir daha istemem o kalpsiz kafamı/ İstemem!/ Girmesin rüyama...”

Yorum
ÇEKMEGİL
Yazar Suphi açık 2013-09-10 11:25:18
Metın Önal Mengüşoğlu güzel bir açıdan fikir şelalesi ile bizlerin dizelerde dolaşmasını sağladı... Teşekkürler...

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 10-09-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
56790043 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net