13-11-2018
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)





































 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
SİHİR VEYA BÜYÜ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 24
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami Çekmegil   
06-06-2006
Image              M. Selami ÇEKMEGİL:

SİHİR veya BÜYÜ                                                                                        
Normal şartlarda onlarca kuş bir kurda hükmedemez ama kurt büyülenince bu mümkün olabilir.
Hatta, büyü sonucu, bir kuşun -cazibesiyle- binlerce kurdu efsunlayıp peşine takarak istediği istikamete sürüklemesi dahi mümkündür sanıyorum. Tıpkı eski Mısır’daki sihirbazların ellerindeki sopaları, yılan biçimine sokup insanları aldatması gibi... Nitekim bundan üç beş sene önce   olmuştu da…
***
Büyü, insanın aklına değişik bir mecra çizer: Mesela aşık, büyülenmiş gibidir. Aşkta sihirli bir güç vardır. Aşığın gözü aşkın şiddetine göre bazan hiç bir şey görmez; aşk, insanı kör eder. Aşık Ferhat olunca, dağları deler... Nefret de öyle... Biri zevkli, diğeri kahredici; ama ikisi de aklı selbedici...
***
Büyü, gerçekten önemli bir güdüm aracıdır.


Büyü daha çok aldatıcıların çokça başvurduğu etkileme araçlarından biridir ve esas itibariyle totaliter rejimler sihir ve büyü üzerine inşa edilmişlerdir: George Orwell'in "Animal Farm"ında, Komünist yönetim içinde, hayvan toplumunun her gün daha da kötüye gidişini gizlemek için, yönetici domuzların başvurduğu mekanizmalardan birinin ve en etkilisinin onları sihir (göz boyama) yoluyla büyülemek (etki altına almak) olduğunu görüyoruz. Yönetici domuzlar, bu kitapta, diğer hayvanları belirli aralarla toplayarak, istatistikî rakamlar vermek suretiyle büyülemeyi etkili bir yönetim aracı olarak kullanmaktadırlar. Her gün zarurî istihkakları daha da azalan hayvanların - kitabın kontexti içinde- böylesi göz boyama operasyonları ile çiftlik işlerinin iyiye gittiğine inandırılabilmeleri, sanırım büyülenmiş olmalarından başka bir şeyle izah edilemez.

Nitekim, Kriter dergisinde, Durrel Huff'tan tercüme yoluyla yayınlanan "İstatistikle Nasıl Yalan Söylenir" başlıklı bir yazı serisi, bu manivelanın nasıl "bilimsel" bir büyü aracı olarak kullanılabileceğini başarı ile sergilemişti (bkz.kriter, sayı 1). Bu ölçüde başarılı ve hünerli olmasa da, çoğu üniversite mezunu yedi milyon civarında genç nüfusun, hayatının baharında ve en verimli çağında, sokaklarda, evlenemez halde, işsiz, boş ve başıboş gezişini göre göre, basın organlarında istatistikî rakamlarla ekonominin iyiye gittiğinin propaganda edilebildiği dönemlerde toplumun buna inandırılması, sanırım kötülenen eski tip büyücülerin yerini, bugün görüntüsü farklı yeni tip büyücülerin aldığının işaretidir. "Hayvan Çiftliği" kitabında: ineklerden çalarak kendi süt istihkakını artıran domuzların, yem istihkakı her gün daha da kısılan diğer hayvanları durumun iyiye gittiğine inandırmaları, kızıl cennet ütopyası içinde onların daha iyi çalışmalarını ve kendileri kuştüyü yataklar içinde yatarken onların toprak zeminde daha iyi uyumalarını sağlamaya yönelik bir sihirden başka nedir ki?... Yine, 1984 isimli romanda, Mr.Winston'un düşünce polisince muhalif düşündüğü teşhis edilince, işkence odasına alınarak -ara ara verilen molaların empoze ettiği minnet duyguları içinde- 2x2'nin 5 ettiğine inandırılması da böylesine sihirli bir sonuç olmalıdır. Olayların seyri içinde, ülkede tutulması mümkün tek arşivden eski tarihli yegane gazete Times'ın, önceki nüshaları çıkarılarak evvelki hadiselerin bugünkü pozisyona göre yeniden yazılması ve eski tarihle yeniden basılıp arşive kaldırılması da, sanırım totaliter düzenlerin “sihirle büyüleme” boyutlarını hangi noktalara kadar götürebileceklerinin çok açık bir gösterisidir...

Büyü ve sihir, tarih boyunca hep var olmuş ve var olacaktır.
Daha 1960 yılında 27 Mayısta, "kadife eldivenli ihtilalciler"in gençleri, “Menderes’in kıyma makineleri”nden kurtarmış oldukları yolundaki medya propagandası dahi, kitleler üzerinde nasıl da sihirli bir etki bırakmıştı. Sihir ve büyü bir realitedir, bir vakıadır. Buna yok demek, gerçeğe göz kapamak, hakikati örtmektir; bir çeşit "aldanma"dır. Büyücüler var oldukça -ki varolacakları açıktır- onların yaptığı büyü ve sihirlerin kurbanları da aldanmaya ve zarar görmeye devam edeceklerdir.


Sihirde bir göz boyayan ve bir de gözü boyanan söz konusudur. Göz boyayan, sahte ile insanı şartlandırırken, gözü boyanan sahte ile şartlanmaktadır. Büyü, hakikatin sahteliğe, sağlığın hastalığa, vakıanın görüntüye kurban edilmesidir. Bu yönüyle, elbetteki çok kötü ve şeytanca bir ameliyedir. İnsanın teyakkuzda durması gereken bir şeytan eylemidir. Onun için, en büyük büyücü Şeytan, en büyük sihirbaz da İblis olsa gerekir.


İnsan, bunların sihrinden mümkün olduğunca uzak durmalı, kendini Allah'a yönelmekten alıkoyan, reddi zor etkilerine aldanmamalıdır. Şeytan insanı hastalandırmak için olmadık büyüler yapar, göz boyar; güzeli çirkin, çirkini güzel gösterir. Büyücü,karı ile kocanın arasını bile açmaya özenir; insanı sahteye şartlandırır, gerçeğin önünü keser.

Büyü ve sihrin şeytanî aldatıcılığından insanı ancak Allah'ın ihsanı olan ilim ve bilgi korur. Onun için biz: "Yarattığı şeylerin şerrinden, çöktüğü zamankaranlığın şerrinden, düğümlere (hayatın gizemlerine) üfürenlerin, Kıskandığı zaman (tüm kötülük maharetini kullanacağı şüphesiz olan) kıskançların şerrinden , (El-Alim olan), (aydınlık) sabahın Rabbinesığınırız." Onun için biz: "İnsanların kalbine kuşkular sokan (sinsi fitleyici) cin ve insanların (görünür görünmez varlıkların) şerrinden (El Alim Olan) insanların rabbine, insanların melikine, insanların İlahına sığınırız." (bkz. K:II/112-113)

Dediğimiz üzere, sihir veya büyü, tarih boyunca hep varola gelmiş bir vakıadır. Onu her insanî vakıada olduğu gibi, dinden ve hayattan soyutlayamayız. Bu mümkün değildir. Onun için sihir ve büyü sahte dinlerin halkı kandırma aracı olarak da hep kullanılmışlardır. Sahte dinler ve de dinciler -kendi yararlarına bir statü oluşturmak için- bu araçları sıkça kullanmışlardır: Bunlar kâh yıldızlara tapınıp; hayır ve şerrin kaynağını onlara irca ederek kullanmak suretiyle, kâh başka yalanlarla insanları kendilerine bağlamayı çok denemişlerdir. Kâh ruhu tasfiye iddiasıyla (ya da beyin yıkama yoluyla) insanlara yaratılışa aykırı yeni biçimler verip -ya da muska yaparak- ilahî bilinmezliğe kapı aralamaya, kâh el çabukluğu ile insanların gözünü boyamaya çok yeltenmişlerdir. Bunlar Allah'tan ve ahiret muhasebesinden gafil oldukları için kendilerini buna mecbur ve mezun da hissetmişlerdir.

Büyücüler bazen normal insanları da kendileri gibi bir çizgi içinde görmeye ve tanımlamaya -hem de çoklukla- eğilim de göstermişlerdir. Hatta, insanlığı sihrin ve büyünün aldatıcı etkisinden kurtaracak gerçek insanlık rehberlerini dahi, kendi kategorileri içinde tarif etmeye çok yeltenmişlerdir. Hz. Musa ile ilgili kıssalarda buna çok rastlıyoruz. Mesela, onlardan bazıları da -Kur'an’ın anlatımıyla söylersek-; "Süleyman'ın mülkü (hükümranlığı) konusunda şeytanlarınuydurup okuduklarının ardına düştüler (*). Oysa, Süleyman asla küfretmemişti. Ama, insanlara sihri ve Babil'deki Harut ve Marut adlı iki meleğe (**) indirilen şeyleri öğreten şeytanlar küfretmişlerdi. Halbukio iki (melek), 'biz ancak bir fitneyiz; sakın (yanlışa şartlanıp da) kafir olmayın demedikçe, kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Bunlar onlardan, karı ile kocanın arasını açacak şeyler öğrendiler. Oysa, Allah'ın izni olmadıkça kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine fayda vereni değil de zarar vereni öğreniyorlardı. Halbuki, sihri tercih edenlere ahirette bir nasip olmadığını bilirlerdi. Kendilerini sattıkları şey ne kötüdür; keşke bilselerdi." (bkz.K:II/102)


Yine bunlar için Cenab-ı Allah diyor ki mushafta: "Eğer (doğruya) imanedip ittika etselerdi (kötü sonuçlardan sakınsalardı), Allah katından kendilerine verilecek şey (sevap) onlar için daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi".  (bkz.K:II/103)
M. Selami Çekmegil
_____________
(*)Bir kısım ehli kitap
açık vahyi kitaplara sarılarak, Allah'ın muradını anlama yerine, çoğu sahte ve kötü her çeşit tabiatüstü gizemli ve esrarlı bilgilerin ardına düşmüşlerdir. Onlar, Hz. Süleyman'ın esrarlı gücünü pek çok harikulade hikaye, büyü ve sihre hamletmişlerdi. Fakat Hz. Süleyman aslında hiçbir kötülük hünerine talip olma konumunda değildi. O bir peygamberdi. Allah'ın iradesini ve tabiat yasalarını bozmaya yeltenenler sadece kötüler olabilirdi.
(**) Harut ve Marut kimdi, ne öğretmişlerdi, niçin öğretmişlerdi? Melek olarak Harut ve Marut kelimelerinin mecazî anlamda alim kişilerle iktidar sahibi iyi kimseleri ifade etmek üzere kullanıldığı görüşü de ileri sürülmüştür. Harut ve Marut'un özellikle Astronomide eski bir bilim merkezi olan Babil’de yaşadığı belirtilmiştir. Zaman ise, eski doğu monarşilerinin güçlü olduğu herhangi bir zaman diliminde, Marduk'un sihir tanrısı gibi tapınıldığı dönem olabilir. İyi kimseler olduklarından Harut ve Marut elbette kötü olan bir şeye bulaşmamışlardı; aldatıcılıktan muhakkak ki beriydiler. Ama ilim ve sanatlar kötü insanların elinde kötüye de kullanılabilirler. Şeytanla simgelenen kötüler aldatıcı sihirleri yanında, elbette bu gerçek ilimlerden de öğrenmiş ve kötü amaçlar için kullanmışlardır. Harut ve Marut bilgiyi saklamamışlar ama onu, bilginin tahrip gücü ve insanların bununla sınandıkları konusunda açıkça uyarıda bulunmadan da kimseye öğretmemişlerdi. Bilgi gerçekten bir sınav ve tahriktir. Allah bizi hür irade ile mücehhez kıldığına göre faydayı ve zararı seçmekte de elbetteki biz sorumluyuz.
Burada Eski ve Yeni Ahitteki menkıbelere atıfta da bulunulmuş olabilir. Fakat Kur'an bizi burada açıkça sihir ve büyüye kapılmaya karşı uyarmakta, Adil ve Hakim olan Allah'ın iradesi dışında herhangi bir şeyin bize zarar verebileceğine inanmamaya çağırmaktadır sanıyorum. Allah-ü alem... (Bkz. Yusuf Ali, Holy Qor'an, Translation and...)

           

Yorum
Yazar kartonboy açık 2008-04-24 11:42:40
Değerli Selami ağabey. 
'Atalarının dinini uygulamak yerine tahkiki ve yere sağlam basan bir kuran inancını bir kez daha gördüm yazınızda.Temel nasları kafamda daha net şekillendirebiliyorken,'peki bu mucizeler,büyü,savaşta yardıma gelen melekler... noolacak' diyerek hem aklıma ,hem duygularıma, Allah(cc) ın adalet sıfatına uygun olarak nasıl tekrar yapılandıracağımı düşünürken bu yazınız bana bir kapı açtı.Aklımızı kullanmanın pislikten çıkmak için birinci gerek şart olduğuna,üzerinde layıkıyla düşünmeksizin olayları gayb,mucize,müteşabih ilan etmenin bir kaçış olduğuna ve içlerinin boşaltıldıklarını, ama düşünüp ,sadece Allah(cc)'tan korkarak üzerlerine gittiğimiz sürece Allah(cc)'n illaki anlayabileceğimiz bir çözüm sunduğuna da inanıyorum.Birçoklarının üzerine gitmeye çekindikleri bu tip konuların sizin tarafınızdan yorumlanması bizim en tabii hakkımızdır. 
Kolay gelsin 
Cüneyt Algur
Yazar Fahri açık 2008-07-02 22:42:37
Bir köyün camisinde, imam cemaate vaaz vermektedir. 
Ansızın içeri dalan bir köylü, köyü sel basmakta olduğunu haber verir. Bütün 
Cemaat hemen kendilerini dışarı atıp kaçar. Sadece imam, bütün ısrarlara  
rağmen köyü terketmeyi reddeder ve Tanrı'nın kendisini koruyacağını 
söyleyerek camide kalır. Kısa bir süre sonra sular camiye ulaşır, imam çaresiz minareye çıkar. Sular minarenin ilk katına yükselirken bir tekne imamı kurtarmaya Gelir. Ancak dini bütün imam, Allah'ın kendisini koruyacağını söyleyerek Tekneye binmez. Sular yükselir. İmam ikinci kata çıkmak zorunda kalır. Bir tekne daha gelir, ancak imam yine Allah'ın kendisini koruyacağına inancının tam olduğunu söyleyerek tekneye binmez. Sular iyice yükselir. 
İmam artık minarenin en tepesindedir. Bir helikopter yaklaşır.  
İçindekiler, durumun kötü olduğunu anlatarak, imama helikoptere gelmesi 
konusunda ısrar ederler. İmam helikoptere binmeyi de reddeder. 
Bir süre sonra sular iyice yükselir ve imam boğularak ölür. 
Kendisini ahiretin kapısında melekler karşılar.  
Melek: "Hoşgeldiniz, buyrun..."  
İmam: "Cennete girmek istediğimden emin değilim..". 
Melek: "Neden?.." 
İmam: "Tanrı'ya biraz kırgınım...." 
Melek: "Ne oldu ki?.."  
İmam: "Ben hayatımı ibadet ederek geçirdim, insanlara hep iyilik  
yaptım, günahtan uzak durdum. Yaşadığım köyü sel bastı, herkes kaçtı AMA Tanrı'nın beni kurtaracağına inandığımdan ben kaldım. Görüyorsunuz ki şimdi burdayım.." 
 
"Tam bu sırada yukarıdan, hiddetli, Tanrı'nın sesi duyulur.  
"Salağa, iki tekne, mucize kabilinden bir helikopter gönderdik.. Kurtarmak icin daha NE Yapacaktik? .."  
 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 21-11-2016 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
36617907 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net