18-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)

Bülent ECEVİT'e dair


How Nice to be 
                  remembered...
        (Sesi de açınız lütfen)
Murat Bardakçı'dan: 

Değerli yazar 
Soner YALÇIN sorup: 
Hangi Gerçek diyor!... 











 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa
KAVRAMLARLA OYNAMAK YAHUT KUR'AN MEALLERİNE ELEŞTİREL BİR BAKIŞ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 32
KötüÇok iyi 
Yazar M. Selami Çekmegil   
01-06-2006
ImageMizaç olarak sert tavır ve eleştirilerden fazla hoşlanmayan biriyim. Hele de iyi bir alanda çok önemli misyonları üstlenmiş, halkımıza ve insanlığa doğruları götürme görevinin önemini idrak etmiş çalışmaları bilinçsizce iptale ve karalamaya yönelik tarz ve tavırlara hep karşı çıkmışımdır. Geçenlerde Malatya’da yayınlanan bir derginin, bilimsel dayanağı olmayan saiklerle, geçmiş ilim adamlarımızın -bizim bu güne kadar İslam’la irtibatımızı sağlayan ve ona yönelme güdülerimize hizmet eden- “ilmuhal”lere  yönelik karalama yazılarını görünce işbu yazımı yayınlamakta  hayli tereddüt ettim. Ama düşüncelerimi, -o dergideki üslup gibi  toptan karalama olmadan- somut noktalara yönlendireceğim için "yanlışı eleştirme ibadeti"nden geri durmamaya karar verdim…
      
Evvela belirteyim ki,  bu eleştiri bilimsel olmaktan ziyade, ona aykırı düşmemeye özen gösteren bir ruhla; düşünseldir. Yine belirteyim ki, “bu alan”ın "akademisyeni" değilim; akademisyen olmaya yönelik çalışmalar yapma ve öyle  bir nitelik kazanma çağını da geçmiş gibiyim… Bu sebepten bu alanda bilgili olanların yanlışlarıma işaret etmeleri lüzumunu önemle belirterek, yazımın eleştirel bir espriyle okunmasını hatırlatmakla  başlayacağım.
***
George Orwell, 1984 isimli kitabında, sarkastik bir şekilde mealen, birçok konuya değindiği gibi, hürriyet karşıtı tavır almanın ahmaklığını da işler. Der ki -yine aklımda kalan mana olarak-: “Eğer hürriyetleri yok etmek istiyorsanız ona karşı mücadele açmanızdan daha akılsız bir tavır yoktur. Hürriyeti  yok etmenin en güzel yolu: Hürriyet kelimesini lügatlardan silmektir… Bu kavramı lügatınızdan çıkarırsanız bir süre sonra kavram unutulur ve böylesine özlemi duyulan bir ideal de yok olur, gider...”

      Gelmek istediğim konu itibariyle söylersem; Kur’anın öğretilerini  zihinlerden uzaklaştırma sonucu verebilecek etkili etmenlerden biri de, Kur’anın yönlendirmek istediği hedeflere ilişkin Kur’an kavramlarına, orijinali ile ilgisiz, farklı (çok kere de ona aykırı)  bir anlam yüklemek olabilir. Müslüman zihinlerdeki entellektüel karmaşayı da böylece, bu yolla başlatmış olursunuz...

      ***

     Entellektüel karmaşa ile ulusal dağılma arasında yakın bir ilişki vardır. Bu sebepten ülkesini ve milletini seven, zihnen lokalize olmamış, gerçek aydınların -zihinsel dağınıklığa yol açmamak için- evrensel boyutta düşünmeyi ve kamu önüne çıkarken bilimsel konuşmayı öğrenmeleri gerekiyor. Bu, tüm insanlığı kucaklamak konumundaki Müslüman aydınlar için daha da önemlidir.

     İslami Araştırmalar Dergisinin 94 sonlarında çıkan bir sayısında (c.7, s.3-4, Yaz-güz dönemi), Bülent Nuri kardeşimizin çok önemli bir çevirisi yayınlandı. “İlmin Yozlaşması ve Fikri Çözünme Meselesi” başlığını taşıyan bu yazıda Prof. Dr. Syed Muhammed Naquip al-Attas, “İslamcı” entellerin çok önemli bir yarasına neşter atıyor ve Müslümanların “İslam lisanı” ile konuşmamasına ve gayrı İslami telaffuzlar içinde olmasına işaret ediyor...

     Ondan anladığıma göre Müslümanların dillerinde hak ve hakikati anlatmak için, İslam’ın dünya görüşünü doğru bir perspektiften veren bazı anahtar terimler mevcuttur. Bu terimler tüm Müslümanların entellektüel ve ruhi birliğini yansıtacak şekilde tüm zihinlerde aynı manada kullanılırlar. Bu terimler, oluşturdukları İslami kelime dağarcığı içinde, birbirleriyle anlamlı bir biçimde ilişkili olup, hakikatin ve varlığın kavramsal yapısını tespit ederler. Zaten İslam’ı kabul ediş bir anlamda temel bir öğe olan “dilin İslamileşmesi”, bu anahtar kavramların Müslümanların zihnine (lisanına) nüfuz edişinden başka bir şey değildir. Böylece her İslami toplumun dili diğerleriyle beraber bu temel kavramsal kelimeleri paylaşıp, bütün Müslüman toplumların gerçeği aynı biçimde yansıtmalarına yönelik müşterek bir dil oluştururlar. Türkçe olsun Arapça olsun, Kürtçe olsun, İngilizce olsun, Müslümanın İslami bir dille konuştuğunu ve gayrı İslami düşünmediğini biz öyle algılarız, diyor.

     Bu anahtar terim ve kavramların ayrı ırktan Müslümanların dilinde aynı manayı taşımak zorunluluğunu, onların aynı kavramsal ve semantik ağın içinde oluşmuşluğuyla izah eden yazar, bir de örneklendirme yapıyor ve diyor ki; “Bugün eğer... ilim kelimesi her dilde farklı manalar taşıyorsa, bu teessüfe şayan hadise, müphem bir şekilde ‘sosyal değişim’ diye tabir edilen hadiseden değil, cehalet ve hatadan kaynaklanmaktadır, -ki bizce matlup olmayan istenilmeyen sosyal değişimi de doğuran bu kargaşadır. İslam’ın temel dağarcığındaki bu kelimelerin manalarının, aslında murat edilenin dışında bir mana ile sınırlandırılmasını veya değiştirilmesini... sosyal değişimle izah etmenin, toplumda semantik değişimi yapma yetkisinin sıradan insanlarda olduğunu ima eden bir yönü de vardır ki, bilimsellik adına yapılan bu öğreti tehlikeli ve yanıltıcı olduğundan, hoşgörüyle karşılanmamalıdır. Zira İslam; cemiyeti, bazı batılı filozoflar gibi, tanrı makamına oturtmaz ve ona Müslümanı yanlış yola sevk eden değişimler yapma yetkisi vermez. İlmin, İslam’ın ve onun dünya görüşünün anlaşılmasında otorite makamına toplum oturtulamaz. Aksine, toplum, selamete ulaşması için ilim ve hikmet sahibi kişilerin rehberliğine de muhtaçtır.

     Bundan dolayı Müslüman alimlerin ve mütefekkirlerin bu anahtar mefhumlarla İslam’ın anlaşılması için, onun hak ve hakikat görüşünde hataya ve kargaşaya yol açan, dilin yanlış kullanımına karşı müteyakkız olmaları ve algılamada gavurlaşmamaları gerekmektedir.” 

        Oysa ki Müslüman toplulukların temel İslami kelime dağarcığında ki pek çok anahtar terimler değiştirilmiş, bir nevi gayrı İslami dünya görüşlerine -saçma bir şekilde- hizmet eder duruma gelmiştir. Bu, dilin gayri İslamileşmesi sonucunu vermiştir. İslami mefhumların yabancılaşmasına fırsat veren cehalet ve kargaşa aynı zamanda, sığ (yani Batılı) ulusçuluk (bir anlamda kavmiyetçilik) hislerinin ortaya çıkmasına, kavmi ve kültürel geleneklerin ideolojileşmesine sebep olmuştur. İlim, adalet, edep gibi İslam’a özgü hakikatlerde odaklaşan kelimeler değiştirilmiş, böylece ilim sadece “fıkıh” ve aklın kısıtlı şekilleri ile duyu tecrübesine münhasır kılınmış; adalet sadece usul manasına gelmiş; edepten, riyakar adabı muaşeret (davranış) kuralları anlaşılmış; tedip (eğitim) de felsefe ve salt rasyonalizmden türetilen amaçlara yöneltilmiştir. Böylesi odak kelimelerin bir kaçının bile otantik olmayan, yani Müslümanların anladıklarının dışında manalar taşımaya başlaması, Müslümanların zihinlerinde karmaşa meydana getirmeye, hata yapmaya ve böylece aralarındaki ruhi ve entellektüel birliği bozmaya; dahası, bir zamanlar övgüyle bahsedilen şeylerin sövgü ile bahsedilir hale gelmesine yol açmıştır. Yanlış anlaşılmasın ki, burada dilin gelişmesine, hayatın yenilik ve güzelliklerini ifade edecek şekilde kendini yenilemesine, gelişen fikirlerle birlikte tekamülüne, zamanın akışı içinde ortaya çıkan hakikat ve realiteyi yakalamasına karşı çıkılması değil, “İslami Lisan”daki anahtar kavramların köklerinden ayrılmaksızın veya köklerinin büyümesiyle, ama sadece onlarla gelişeceğinin söylenmesi amaçlanıyor. Sayın Yazara göre, materyalist değer sistemleri önce zihinlere yerleştirilerek “dil”sel sembollere dönüştürülmekte, müteakiben de şehirlerde hayata geçirilerek bulaşıcı bir hastalık gibi kırsal kesime yayılmaktadır…

      ***

      İşte bu açıdan bakınca, “İslamcı” denen entellerin çoğuna ve Kur’an meali yazarken İslam’ın temel kavramlarından bazılarını değiştiren bir kısım hoca kesimine şaştığımı belirtmek istiyorum. Onlar Kur’an’da tabii oluşumları ve sosyolojik olguları anlatan üç kelimeyi -nedense çoklukla- birbirine karıştırıyorlar. Kur’an’da farklı anlamlarda kullanılan bu üç kelime: kavim, din ve millettir. Her üçü de aynı dile ait, yani Arapça olarak farklı olguları anlatan bu kelimeler, Türkçe meallerde, her nedense biri diğerinin yerine kullanıla gelmektedirler. Mesela, Kur’an’da kavim yazılan yerlerde kelime Türkçe’ye millet, Kur’an’da millet yazılan yerlerde kelime Türkçe’ye din olarak çevrilmektedir. Oysa ki her üç kelime de Arapça olup ayrı anlamlar yüklenmişlerdir. Bu sebepten bu yanlışlığı Türkçeleştirme gayretiyle izah etmemiz zordur. Bu üç kelime birbirinin yerine kullanılabilir olsaydı. Kur’an gibi fasih (açık ve düzgün) bir ilahi kitapta aynı kökten ayrı kelimelere ve tanımlara ne gerek vardı.

      Kur’an’a hürmetkar olanlar onun dil kullanımı, edebi fesahat (amaca uygunluk), belagat (düzgün anlatma sanatı) yönünden mükemmel olduğunu, yine Kur’an’ı iman manzumesi olarak kabul edenler, onun ebediyete kadar mahfuz kalacağını söylemektedirler. Bunu böyle söylerken tercümelerinde kelimelerin birbirleriyle yerlerini değiştirenler acaba açıkça ikrar etmek istemedikleri, aksine kanaatlerini fiilen ve zımnen dile getirip, Kur’an’ın bu kavramları yanlış kullandığını mı ifade etmek istiyorlar; bunu çözebilmiş değiliz.

      Bu karıştırmanın davet ettiği vahim sonuca bir misal olmak üzere; 11.Sure’nin 89, 92 ve 93. ayetlerini ele alalım. Bu ayetlerde Kur’an’ın “Ya kavmi” (ey kavmim) kelimeleri Türkçe meallerde “ey milletim” şeklinde çevrilince 89.ayet : “Ey milletim bana karşı gelmeniz, Nuh milletine ve Hud milletine yahut da Salih milletine gelen felaketin bir benzerini sakın başınıza getirmesin”; 92. Ayet “Ey milletim, benim kabilem size göre Allah’tan daha mı değerlidir ki Allah’a sırt çevirdiniz.” 93. ayet de: “Ey milletim, durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Kime rezil edici bir azabın geleceğini, kimin yalancı olduğunu bileceksiniz. Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlüyorum.” şeklinde tağyir edilmekte, değiştirilmektedir. (bkz. Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarından Kur’an’ı Kerim ve Türkçe Anlamı (meal) Ank.1990. S.217)

      Kur’an’ın Bakara 135. ayetinde, Allah bizce bütün müminlere, (fıkıhsız meal yazarlarına göre de “Ey Muhammed” diye Peygamber efendimize): “Ben İbrahim’in şirkten arınmış ve doğruya yönelmiş (hanif) olan milletindenim, de!” diye emrediyor. Burada İbrahim “Tevhid’i” simgeliyor.

      Bakara 135’teki bu anlatıma göre, ayrı kavimlere gönderilen Hz. Nuh, Hz.Salih, Hz. Hud ve Hz. Şuayb ve ümmetleri, hepsi, Hz.Muhammed’in de mensup olduğu “şirkten arınmış ve hanif olan kutlu millete” mensuptur. Ama ne var ki, yukarıda dercettiğimiz Türkçe meallerdeki tercüme şekliyle, Hz.Nuh, Hz.Hud, Hz.Salih ayrı ayrı milletlere mensup gösterilmekte ve o milletler de azaba uğratılmış sapık insanlar topluluğu olarak sunulmaktadır. Her iki yönden de Kur’an’a aykırı bir yanlışlıktır bu. Bu üç peygamberin hitap ettiği kavimler içinde Kur’an’ın haber verdiği terzil edici (küçük düşürücü) azaba müstehak olanlar vardır ve uğratılmışlardır da. Ama bu üç ulu peygamberin mensup olduğu “şirkten arınmış, doğru yolda olan millet” Allah’ın kutsadığı bir millettir. Bu millet de Kur’an’a bağlı müminlerce asla terzil edilemez. İşte bu sebepten Kur’an’ın anlamını bu boyutlarda çarpıtan hocaefendilerin anlayışsızlıklarına ve dikkatsizliklerine esefler ediyoruz.

                                    ***

      Millet bilindiği üzere sosyoloji bilimine ve hukuk diline konu olmuş içtimai bir olguyu belirleyen bir kavram olarak Kur’an’da yer aldığına göre bizce bu kavram da ebediyete kadar lafız ve mana olarak orijinal şekliyle mahfuz kalacaktır. Esasen, bir yaratılış olayını, bir sosyal olguyu anlattığına göre öyle de olmak konumundadır. O halde mealciler de, bir Müslüman olarak bu kelimenin lafız ve mana bütünlüğüne kastedenler gibi davranmamalı ve onun Kur’an’dan kaynaklanan mana bütünlüğünün bozulmasına, bilimsel olan bu kavramın galatlaşmasına (yanlışlaşmasına) katkıda bulunmamalıdırlar.

      Yine millet bir büyük olgu olarak bugüne kadar çeşitli bilim adamlarının ve filozofların çalışmalarının odak noktası olmuştur. Siyaset bilimcileri ve siyasetçiler de bir çok kuramlarını, bu kavramdan hareketle formüle etmişlerdir. Bilimciler bu kavramın gerçek anlamını anlamaya ve belirtmeye uğraşırken felsefeciler, onun değişkenleri üzerinde fikir yürütmüş, siyasetçiler de varmak istedikleri hedef için onu eğip bükerek kullanmak istemişlerdir. Millet kelimesinin tanım ve tarifinin çokluğu ve çeşitliliği bundandır.

      Ancak hangi tanımdan hareket edersek edelim, çıplak gözle izleyip, ilim taraflısı bir üslupla ele almak istersek, insanlar arasındaki mefkure birliği (ülkü birliği) gönül birliğinin vücut verdiği bu olguyu sosyoloji platformunda -hukuki bir espri de taşıyacak şekilde tanımlayarak-, onun “bir bayrak ve bir buyruğa tabi olmak isteyen” insanların oluşturduğu sosyal bir olgu, bir bütünlük olduğunu anlamakta fazla zahmet çekmeyiz. Kur’an da onu bu espri içinde, fikren kardeşliklerini ve birlikteliklerini, sembol ve irade yönünden teke irca etmiş camiayı anlatmak için kullanmıştır. (Küfrün hepsi bir millettir ifadesi Kur’an’a ait değildir.)

      Ancak ne var ki, tarihte bu kavramı bilimsel anlamı içinde algılayamayan ve bu anlamda birlikteliği sağlayamadıklarından millet kavramına farklı anlamlar vererek hayat sürdüren Avrupa Kavimleri yüzyıllar boyunca birbirlerini boğazlaya gelmişlerdir. Yediyıl Savaşları, Otuzyıl Savaşları, Yüzyıl Savaşları, Cihan Savaşları, bilmem ne savaşları gibi savaşlarda birbirlerini boğazlaya gelen bu enerjik ve dinamik insanlar, Allah’ın verdiği tabii bir duygu olarak da kendi dışlarındaki İslam Camiasının dil, ırk, sanat, kültür, gelenek, adet v.s. farklarına rağmen birlikteliklerini, filozof ve siyasetçilerinde bilinçle, diğer kitlelerde ise bilinçaltında kıskanmış ve bu kıskançlıklarının güdümü içinde, bizim aziz milletimizi parçalamak gibi bir niyetle stratejik politikalar üretmişlerdir; başarmışlardır da…

      Nitekim eğittikleri Mustafa Reşit Paşalarla  1839 Fermanlarında ülkemizde azınlıklardan ve haklarından söz etmeye başlatmış; Mithat Paşalarla siyasi iradeye ortaklar aratmış, birliğimizi temsil eden bayrağımıza ayrılık sembolü olan Haç’ı ekleme denemeleri.. yaptırmış ve daha sonra da Millet kavramımızı Durkheim’den tercümeler yoluyla enjekte ettikleri kendi suni tanımlarına bulayarak tahrip etmişlerdir. Böylece bu anlayışımızı  dejenere ederek, bizi de kendileri gibi birbirimizi boğazlamaya memur insan gruplarına ayırmaya, -sanki de- muvaffak olmuşlardır…

      İşte bu noktada Kur’an tercüme edenlere ve entellere dönüyor ve diyorum ki: Eğer Kur’an’a hürmetiniz varsa, lütfen meallerinizde kavim yerine milleti, millet yerine dini koyarak yukarıda ifade etmeye çalıştığım yanlış sonuçlara hizmet etmeyin, çanak tutmayın!.. 

Bütün bu yanlışlara karşı İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Akif Ersoy’un canhıraş (yürek paralayan) haykırışlarına kulak verelim.    

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------

(*)Bkz.K.II.130 135. Bu ayetlerdeki millet kelimeleri Dr. Ali Özek başkanlığında hazırlanan “Kur’an’ı Kerim ve Açıklamalı Meal”inde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Ve Çağrı Yayınlarının yayınladıkları meallerde “din” diye tercüme edilmiştir. Galiba, 1995’lerde  Birleşik Dağıtım  aracılığı ile yayınlanan bir  meal de böylesi yanlışları tekrarlamıştı. Nahl Suresi’nin 36. Ayetindeki “ümmet” kelimesi Ali Özek’in mealinde “millet” diye çevrilmiş mana bozulmuştur. (Bu konu için bkz. M. Selami Çekmegil, Kendimizi Tartışmak, Timaş yayınları, İst. 1996,  s.60,  “Ümmetçilik”mi? başlıklı yazı)

      

Yorum
millet kelimesinin yüklendiği mânâ
Yazar Misafir açık 2006-12-09 14:41:40
Selamun aleyküm. 
Yazıda geçem bir hüküm cümlesi var: "Küfür tek millettir" ifadesi Kur'ân'a ait değildir. 
Millet kelimesini, ya da kavramını iki ayrı mânâda ele almak gerekir. 
1- Irk bakımından aynı ırka mensup insanlardan oluşan insanlar toplukluğu, 
2- İnanç yönünden aynı inancı paylaşan, aynı dine inanan, aynı dinin mensubu insanlardan oluşan insan toplulukları. 
Birinci mânâda milleti ele aldığımızda yer yüzünde pekçok millet vardır. Türk Milleti, Rus Milleti, İngiliz Milleti, Alman, Fransız Milleti gibi... 
Kur'ân-ı Keriym'in tarif buyurduğu şekilde İslâm'a inanan bütün insan toplulukları da İslâm Milletini oluşturur. İslâm dışı bâtıl dinlerin mensupları ile ateistlerin oluşturduğu insan toplulukları da küfür milletini oluştururlar 
Bu manada ele alındığında hem küfür milleti tek millet, hem de İslâm Milleti tek bir milletir. 
İşte Kur'ân'da ifadesini bulan küfrün hepsi tek millettir ifadesi bu anlamda kullanılmıştır. İslâm'ın dışında kalanlar, İslâm'a inanmayanlar dini, ırkı, dili ne olursa olsun hepsi İslâm'ın karşısında tek millet oluşturmuşlardır. Dünyada cereyan eden İslâm ve Müslüman düşmanlıkları hep bu hakikati göstermiyor mu? 
Kısaca ifade etmek gerekirse, Kur'ân'ın ifadesiyle Küfür de tek millettir, İslâm milleti de tek bir millettir. Yani yer yüzünde iki millet mevcuttur. Biri İslâm Milleti, öbürü de Küfür Milletidir. 
Saygılarımla. 
Mehmet SARIKAYA /09.12.2006
Lütfen belirtir misiniz?..
Yazar Selami Çekmegil açık 2007-03-25 11:36:12
Değerli Mehmet kardeşim, 
Yazınızda:  
"...İşte Kur'ân'da ifadesini bulan küfrün hepsi tek millettir ifadesi bu anlamda kullanılmıştır..." diyorsunuz.  
Rica etsem lütfen hangi surenin hangi ayeti olduğunu net bir şekilde belirtir misiniz? 
Saygıyla, azaz kardeşim... 
Selami
düzeltme
Yazar Selami Çekmegil açık 2007-03-25 11:41:38
sondaki "Aziz kardeşim" ifadesi tape hatası olarak yanlış yazılmış. düzeltir özür dilerim... 
Selami
önemli bir yazı
Yazar bilal surgec açık 2007-03-26 10:01:29
bu yazının genişletilerek kitaplaştırılması faydalı olur. Millet, kavim ve din kavramlarında yaşanan karışıklık bir kargaşa halini arz etmektedir. Türkiye'nin düşünce insanı olarak bilinen müslüman yazarları dahi bu hataya düşüyor
Mehmet SARIKAYA kardeşime...
Yazar Selami Çekmegil açık 2008-01-05 21:49:36
yorumunuza yeni muttali oldum. Ben Kur'anda küfür tek millettir diye bir ifadeye rastlamadığmı yazmışım. Sizse yorumunuzda "...Kur'ân'da ifadesini bulan küfrün hepsi tek millettir ifadesi bu anlamda kullanılmıştır..." 
Lutfen rica etsem hangi surenin hangi ayeti böyle bir ifade kullanıyor; belirtir misiniz.  
Bu önemli bir husus benim için, yazıda önemli bir iddiadır bu.. 
Lutfen belirtiniz ki yanlışım varsa düzelteyim kendimi; bu bir ibadettir değerli Mehmet kardeşim. selam ve sevgi ile... 
Selami Çekmegil
Millet
Yazar admin açık 2009-03-13 20:20:12
Bu yazı konuyla ilgili başka bir açıklama getiriyor: 
 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=1175&Itemid=48 
Fatih Beye
Yazar Sanih açık 2011-01-03 07:16:28
De ki: 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=590&Itemid=49 
 
http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=255&Itemid=49

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 09-07-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 76 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
29404637 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net