18-05-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow GALILEONUN DUNYASI NİÇİN DÖNDÜ?
GALILEONUN DUNYASI NİÇİN DÖNDÜ? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 93
KötüÇok iyi 
Yazar Raci DURCAN   
29-03-2013
                                  GALILEO’NUN DUNYASI NİÇİN DÖNDÜ?

                                                                          Raci DURCAN
   Ortaçağ Hristiyan tutuculuğuna bir örnek gösterilmek istendiğinde aklımıza ilk gelen şey; astronomi bilgini Galileo’nun dünya dönüyor dediği için yargılanması olacaktır. Bunu ortaokul ders kitaplarından öğrendiğimde, ‘vay be! Hristiyanlar da amma yobaz insanlarmış!’ diye düşünmedim. Aksine zihnimde onlarca soru belirdi. Çözüm için çevreme baktığımda, çare bulamadım. Olaya benim gibi yaklaştığını düşündüğüm kimse yoktu. Sormaktan çekindim; içimde büyüttüm. Ta ki hatanın bende olmadığından emin olana kadar.

   Anlayamadığım şey şu idi: Dünyanın dönüyor olmasıyla kilise niçin bu kadar yakından ilgileniyordu?  Galileo’yu anlayabiliyordum. Bir gerçeğe vakıf olmanın heyecanıyla ‘buldum’ diye haykırmıştı. Böyle güçlü bir duygunun önüne ölüm tehdidiyle geçemezsiniz. Peki! O’nun bu durumunu bir savaş aracı haline getirip, kiliseye savaş açanlara ne oluyor? Siz bir gerçeği ifade ettiğinizde kalabalıkların arkanızdan gelip düşmanınızla savaştığına şahit oluyor musunuz?

  Günümüzde dünyanın döndüğünü kabul etmeyen var mı, bilmiyorum. Fakat çıkıp hayır dönmüyor desem, herkes gülüp geçer. Ya da benim hakkımda farklı düşünürler. Çünkü dünyanın dönüp dönmemesinin pek kimsenin umurunda olacağını sanmıyorum. Dünya durup güneş dönse, ya da güneş durup dünya dönse de sonuçta değişen bir şey yoktur. Ya da her ikisinin de döndüğünü kabul etseniz, evinize girecek ekmek sayısında bir artış olmayacaktır. Günümüzde dahi bir takım astronomik hesaplar dışında sonuç budur. O halde niçin kilise ve Galileo taraftarları ölümüne savaştılar?

   Meselenin iç yüzünü, kendi başıma geldiğinde öğrenecektim. Bilim diye aktarılan küresel ısınmanın; kuraklığa değil, aksine yağış artışına neden olacağını söylediğimde ülkenin tüm kameraları üzerime zumlanmadı. İlgisizlik hâkimdi her zaman şahit olduğum şekliyle. Ziraat’la uğraşmayan ve suyu evdeki musluktan temin eden bir topluluktan başkasını beklemenin yanlış olacağının farkındayım. Asıl meselenin perde arkasında durduğunu görmüştüm. Küresel ısınma tezini öne sürenler, hava kirliliğini bahane ederek insanlığı, soluduğu havadan dolayı vergilendirmeyi hesaplayanlardı.

   Ortaçağa dönecek olursak, durum bundan farklı değildir. Bilgelik gerektiğinde insanlık kilise kapılarını aşındırıyordu. Neyin nasıl yapılması gerektiğine papazlar karar veriyordu. Dünya da yeni bir güç olarak doğmaya başlayan İngiliz siyaseti, bu gücü bertaraf etmeden kitleleri yönlendiremeyeceğini fark etti. Kiliseyi itibarsızlaştırmak, halk nezdinde ayaklar altına almak ve yerine bir güç merkezi ihdas etmek çözüm olabilirdi. Öyle oldu. ‘Dünya dönüyor’ gibi çok masum ve yalın gerçeğe dahi katlanamadığı iddiasıyla kilise egemenliğine hücum edildi. Şimdi insanlık kiliseden, camiden, Budist tapınaklarından alınıp üniversitelere taşınıyordu. Artık kim, hangi dinden olursa olsun bilime iman etmeli, onun dediklerini dinlemeliydi. Yeni dönemin baş tacı üniversiteler oldu. Kilise, cami ve havraları dogmatik bilginin yuvası olarak taşlayanlar şimdi üniversitelerde akademik kariyer sahibi olanları, bir papazın çok fevkinde takdis ediyorlardı. Otoriteleri öylesine mutlaktı ki, siyaha beyaz dediklerinde itiraz edilemiyordu.

  Bilimi din adamları sınıfının egemenliğinden kurtarıp insanlığın ortak malı yapmanın eleştirilecek bir yönü olmamalıdır. Başlangıçta İngiliz siyasetinin, İslam’ın doğuşundaki çizgiyi takip ettiği söylenebilir (din ilmen doğru olandır ve doğrunun-dinin tek karşıtı hurafedir). Bilimi din kılıfı altındaki inanç ve hurafelerden kurtarmanın hangi yanı kötü olabilir? Fakat zaman içinde üniversiteler, kilisenin eski konumundan farksız hale geldiler. Bilimsel tüm gelişmeler onların kontrolüne verildi. Akademisyen değilseniz öne sürdüğünüz tezler dinlenmez bile! Kansere çözüm bulduğu iddiasıyla Televizyonda boy gösteren Ziya Öncel’e karşısındaki profesörün cevabı bugün bile kulaklarımı çınlatmaktadır. ‘Kanserin çözümü yoktur; böyle bir şey olsa dahi bunu sen değil biz buluruz’ demişti. Bu cümle üniversitelerin genel durumunu özetler mahiyettedir.

  Günümüzde özellikle ülkemizde bir profesör, hayata hiç katılmadan yani hayata dair gerçekçi hiç bir şey yapmadan bu etiketi alabilmektedir. Baba parasıyla ya da bursla üniversiteden mezun olmaktadır. Sonra aynı okula devlet maaşıyla devam etmekte ve tezler yazmaktadır. Tezlerini yine aynı okulda, aynı eğitimden geçmiş hocaları kabul etmektedir. Hayata dair bu tezlerin, hayat tarafından kabul edilip edilmeyeceği belli değildir. Ekonomi alanında profesör olmuş birini mesela Tansu Çiller’i başbakan yaptığınızda en iyi ekonomik sonuçları elde edeceğiniz garanti edilmez. Sonuç, tam tersi çıkabilir.

  Matbaanın ülkemize çok geç geldiği ve bu nedenle batı ülkelerinden geri kaldığımız söylenegelmektedir. Matbaanın geç gelişinin geri kalmışlığa neden olduğu fikri doğru değildir. Osmanlı devleti matbaaya ihtiyaç duymamıştır. Çünkü Osmanlı bilimi siyasallaştırma peşinde olmamıştır. Yükselen İngiliz imparatorluğu, hâkim kılmak istediği anlayışı yaymak için matbaayı kullanmıştır. Cami, kilise, Budist tapınakları yerine mürşit olarak kitap ikame edilmiştir. Ortaçağda halkı papaz, rahip irşat ederken bu görev kitaba verilmiştir. Günümüzde kitabın adeta kutsanıyor olmasının altında yatan şey budur. Modern kültürün en önemli mürşidi kitaptır. Gazete, dergi, TV ve internet de tamamlayıcı unsurlarıdır. Kitap, bilimin olmazsa olmazı değildir. Kitap bir bilimin üretimini değil; üretilmiş olanın yaygınlaşması içindir. Hâlbuki insanlığın gelişimi ve ilerlemesi için sürekli yeni bilgi, bilim üretilmek zorundadır.  Dünyanın en büyük bilimleri kitabın ve dolaysıyla matbaanın bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde ortaya çıkmıştır. Efsanevi Babil bahçeleri, Ayasofya  ve Süleyman mabedi gibi muhteşem eserler meydana getirilirken matbaa mı vardı diye sormak kimsenin aklına gelmemektedir.

  Aslında kitap ve onun temsil ettiği eğitim sistemi, bilimi üretilen değil; tüketilen bir unsura dönüştürmektedir. Bilim ve felsefe mağaralarda, inziva odalarında ya da bunların türevi durumundaki laboratuvarlarda üretilebilir. TV ve internet karşısında, mekteplerde ise tüketilir. Bilimin nasıl üretilebileceği hakkında hemen hiç kimsenin kanaati yoktur. Varsa bile, tezlerinin akademik çevrelerce onaylanmış olması zannetmektedirler.

  Yeni bir medeniyet ancak üniversiteler ve onun üretimi olan ve adına bilim denilen şeyin ne kadar siyasallaşmış olduğunu fark etmemizle başlayacaktır. Adına bilim denilmemiş olsaydı hiç demokrasi, insan hakları, cumhuriyet, kadın hakları, anayasa, özgürlük, bayrak gibi değerlere bu kadar samimiyetle iman eder miydiniz? Doğmanın, peşin inancın bu kadar kınandığı çağda!

Yorum
Yazar bilal sürgeç açık 2013-03-31 10:02:05
Raci Bey, tarihçi değil ancak yukarıdaki değerlendirmesi değme tarihçilere taş çıkartır. Tarihçiyi mahkemede hüküm veren hâkime benzetebiliriz. Ona avukatlar, savcılar belge sunarlar hakim belgeler üzerinde düşünerek belgeleri tetkik, kritik ederek onlar hakkında bir değerlendirmede bulunur bir hüküm verir. İşte bu; tarih okuru olmaktır, tarihçi kritiği yapmaktır. 
Raci Bey enfes bir değerlendirmede bulunmuş. Galile meselesi Rönesansın reform hareketlerinin aydınlanma çağını başlatan nedenler arasında okullarda okutulur. Birkaç gün önce sınıfta yaptığım imtihanda öğrencilerime bunu sunmuştum. Bunlarda doğruluk payı da olur. Fakat bunlar materyalist hareketlerin de sebeb-i vücudu- dur da.Meteryalist filozoflar ruh, din hakkında doğru dürüst hiçbir değerlendirmede bulunamamışlardı.onlar bazı kilise yobazlarının hareketlerini abartılı ve sürekli gündemde tutarak dinsizliklerine malzeme yapmışlardır.Raci Bey yazısında ona parmak basıyor. 
“. Yükselen İngiliz imparatorluğu, hâkim kılmak istediği anlayışı yaymak için matbaayı kullanmıştır” yargısı yerindedir. Günümüzde tv ve ,interneti de buna benzetebiliriz. Osmanlı topraklarında ulusalcı ayrılıkçı hareketler gazetelerin yaygınlaşması ile başlamıştır. Osmanlı hiçbir kavmin diline müdehale etmemiştir. Yazışmalar yöneticilere Osmanlıca yapılmış onlar da Osmanlıca bildiği için sorun olmamıştır.Halk da istediği dili konuşmuştur. Gazete yaygınlaşınca Arnavut ulusalcıları Arnavutçanın Osmanlı harflerine uymadığını yeni bir alfabe istemişler Arnavut halkının hiç yüz vermediği ancak halkından kopuk batıcı ulusalcı Arnavut aydınları bunu ileri noktaya götürmüşlerdir. hatta tarihi düşmanları Sırp ve Karadağlılarla işbirliği yaparan Esad Toptani Balkan Savaşı’nda teslim olmayan İşkodra kumandanı Hasan Rıza Paşa’yı bağımsız Arnavutluk için kalleşçe pusu kurarak şehit etmiş fakat kendisi de bir başka Arnavut tarafından Paris’te öldürülmüş Müslüman Arnavutlar onu kendi mezarlarına kabul etmemişler, Hıristiyan mezarlığına defn edilmiştir.  
TV Türkiye’ye girdiğinde kanal 6 gibi bir tv kurulsaydı Doğudaki ayrılıkçı PKK ya malzeme verilmeyecekti. Çünkü tvler milleti kendine çekmiş dengbejlerin , hikmeti anlatan mollaların yerini almıştı hem dini hem dili tahrib ediyordu. 
Asrımızda ise İnternet vasıtasıyla büyük güçler müthiş bir istihbarat sistemi kurmuşlardı. En sıradan insanın bile face’de twitır da hesabı var. Web de bilgisi var iş sadece tuşa basmakta kalıyor dünya parmakların altında işte ABD’de bunun için interneti yaygınlaştırdı. 
Yazar girisim açık 2013-04-02 19:20:53
Bilal beye değerlendirmesinden dolayı teşekkür ederim. Yorumundan anlıyorum ki söylemek istediğim şeyleri anlatabilmişim. 
Bu makale, son yüzyılda gelişen siyasi olayların iç yüzünü açıklar mahiyette bir yazıdır. Özellikle bilim denilen kavrama dikkat çekmektedir. Tartışmaya yol açması gerekir. Fakat yeterli tepki görünmüyor. Yani yazının mahiyetine itiraz edilse dahi bir tartışma oluşturmalıydı. 
Raci D. 

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 30-03-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
82151483 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net