27-03-2023
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow TÜRKİYE'DE MESLEK İÇİN ÖĞRENİM ALANI SEÇMEVE DEĞİŞTİRME ÖZGÜRLÜĞÜ VAR MI?
TÜRKİYE'DE MESLEK İÇİN ÖĞRENİM ALANI SEÇMEVE DEĞİŞTİRME ÖZGÜRLÜĞÜ VAR MI? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 18
KötüÇok iyi 
Yazar Veysi ERKEN   
24-05-2006
 Yrd. Doç. Dr. Veysi Erken*

Hepimizin standart insanlar olmamız tercih ediliyor aynı biçimde düşünmek, aynı biçimde hareket etmek, aynı biçimde yaşamak ve aynı şeye inanmak. Oysa özgür düşünme bir seçenek değil,bir haktır. Seçim yapmak cesaret ve enerji gerektirir. 
                                                                                                 Pat MESİTİ

         Giriş
        Türkiye'de meslek sahibi olmak veya mesleği değiştirmek için öğrenim alanı seçme özgürlüğünün olup olmadığını anlamak için birey-devlet ilişkisinin ve buna dayalı olarak gelişen biçimsel eğitim sürecinin bilinmesi gerekir. Bu çalışmada böyle bir usul takip edilmiştir.

Birey-Devlet İlişkisi                                                                                            

        Bilindiği üzere insanlık tarihi, muhtelif cepheleriyle araştırılır ve değerlendirilir. İlk insanın çocuklarından beri bir yönüyle tarih; "özgürlük" mücadelelerinden ibarettir. Çünkü yönetme gücünü eline geçirmiş bulunanların ekseriyeti "özgürlük alanını tahdit" etmeye yönelik kurallar ihdas ederler.

      Kural ihdasında ileri sürülen gerekçeler genel olarak toplumun   menfaati biçiminde olur. Kural ihdası bireye ve topluma rağmen olunca "özgürlük alanı"nda daralmaya yol açar. Dolayısıyla kural ihdası "insan"ın fıtratına aykırı ise birey-yönetim arasında "özgürlük" mücadelesi başlar.
Bireylerin fedâkârlık ve mücadelesi özgürlüğü gerektiren her alanda gerçekleşir. Özellikle hayatı kolaylaştıran "bilgi edinme, beceri kazanma, kişiliğini geliştirme hak ve özgürlükleri" konusunda mücadele daha fazla yaşanmıştır ve yaşanmaya devam etmektedir.

        İnsanın kendini bilgi ve beceriyle donatarak geliştirme isteği, "şahsiyet hakları"nın manevi boyutlarından birisi olan "özgürlük" alanı ile ilgilidir.

    Temel anlayışımıza göre özgürlük bireyin, kendine ve başkalarına zarar vermemek kaydıyla dilediği gibi tavır ve davranış sergileyebilmesidir.

      Bahsi geçen konularda karşılaşılan sorunlara "özgürlük" penceresinden bakılacak olursa, organizasyonların işleticisi durumunda olan yönetim birimleri, hakların kullanılabileceği ortamın sağlanmasından ve genişletilmesinden birinci derecede sorumludur. Çünkü; bir toplumda fertler her zaman kendi istekleriyle organizasyonlarda yer almazlar. Bireyler doğmadan organizasyonlar mevcut olabilir dolayısıyla organizasyonlarda yer alma bazen fertlerin istekleri dışında gerçekleşir.

       Genel olarak ferdin isteği dışında yer aldığı örgütlerin başında "devlet" denilen teşkilat  gelir.  Dolayısıyla istek ve arzuya bağlı olmayan organizasyonların tamamının mensuplarına "adil" davranmaları insan hakları açısından temel bir zorunluluktur. Bahsi geçen sebepten dolayı bilhassa "devlet" denilen organizasyonun işleticileri olan kişi ve kurumlar, devleti oluşturan bireylerin tamamının kendilerini gerçekleştirmesine, yani iş bulmaları, kurmaları, hayatlarını devam ettirmeleri ve gerektiğinde iş değiştirebilmeleri için elzem olan meslekî bilgi ve beceri edinme ile bilgi ve becerilerini refahlarını sağlama yönünde kullanabilme ortamını sağlaması icap eder.

         Maalesef, iş bulma ve kurma ile ilgili bilgi edinme hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması, sınırlandırılması veya engellenmesi devlet adına hareket ettiğini belirten kişi, kurum ve yapılarca gerçekleştirilmektedir.

     Bundan dolayı hak arayışı ile ilgili mücadele   "yönetme gücü"nü elinde bulunduran "yapı" ile "birey" veya "gruplar" arasında meydana gelmektedir.

      Genelde gücü elinde bulunduran ve "devlet" olarak adlandırılan kişi ve kurumlardan oluşan yapı, "ülke" denilen topraklar üzerinde yaşayan herkesi biçimlendirme hakkını kendinde görür. Özellikle yönetim gücünü elinde bulunduranlar oligarşik özellikte ise bu biçimlendirme hakkı daha şiddetli bir şekilde ortaya çıkar.

      Birey –devlet ilişkilerinde insanı biçimlendirme isteği her konuda özellikle de   bilgi edinme ve beceri geliştirme alanı olan "biçimsel eğitim süreci"nde daha fazla gündeme gelir. Hatta bu alan daha fazla gündemde tutulur ve âli menfaatler ileri sürülür. Özellikle iktidarlarının ebedi olmasını isteyen oligarşik yapılar "biçimsel eğitim süreci" ile ilgili kısıtlamaları arttıracak kurallar koymakla meşguller. Gerçekte bu alanda ihdas edilen her kural özgürlüğü biraz daha ortadan kaldırmaktadır.

            Üzülerek belirmeliğiz ki, ülkemiz de bürokrasinin oluşturduğu kurumlar oligarşisinin egemendir. Birey –devlet ilişkisinde vatandaşın görüşü önemli değildir. Biz yaptık oldu mantığı egemendir. Hemen hemen bütün kurum ve kuruluşlar,sivil örgütler, sendikalar ve bireylerin kendileri bilerek veya bilmeyerek bu sürecin devamına katkı sağlar durumdadır. Mesleki ve teknik öğrenimle ilgili arayışlar da bu mesabededir.
          Biçimsel Eğitim Süreci     
         Mesleki ve teknik öğrenimin sorunlarının bilinmesi ve çözüm yöntemlerinin geliştirilmesi biçimsel eğitim sürecinin işleyişinin bilinmesine bağlıdır. Çünkü ülkemizde mesleki ve teknik   öğretimi de kapsayan biçimsel öğrenimde tekelcilik anlayışı hakimdir.

     Eğitim sürecinin yüzlerce tanımının ortak paydası insan ve insanın niteliklerindeki farklılaşmalardır. Bu bağlamda   eğitim süreci  "Bireyin idraklerinde, kavrayışında, zihniyetinde, tutum ve değerlerinde, kabiliyet ve maharetlerinde bir gelişme ve değişmedir"( Özakpınar 1987,s.22). biçiminde tanımlanabilir

         Bireyin idraklerinde, kavrayışında, zihniyetinde, tutum ve değerlerinde, kabiliyet ve maharetlerinde planlı, amaçlı, zamanlı ve değerlendirmeli gelişme ve değişme gerçekleştirilme sağlanmaya çalışılması biçimsel eğitim sürecini ifade eder.

            Özellikle sorun biçimsel eğitim sürecinin işletilmesinde karşımıza çıkar. Çünkü bu sürecin işletilmesinde "tekel"cilik söz konusudur. Devlet denilen organizasyon bireyin ve bireyden birinci derecede sorumlu olması gereken ailenin istek ve tercihlerini dikkate almadan bireye terbiye ve talim alanlarında nitelik kazandırmaya çalışır.

        Bu anlayış totaliter düşüncelerin ürünü olup mesleki ve teknik öğreniminde "sorun"un kaynağını oluşturmaktadır. Totaliter anlayış sınırlamaları  ve kısıtlamaları sürecin tamamına yaymaktadır.  

         Sorunun Kaynağı
         Bireyin ve toplumun hayatında sorunlar bitmez. Önemli olan sorunların doğru teşhisi ve doğru teşhislere göre çözüm yöntemlerinin uygulanmasıdır. Konuya bu bağlamda baktığımızda ülkemizde mevcut olan mesleki ve teknik öğrenim sorununun temelinde "tekel"cilik anlayışını görürüz.


        Öğrenim bireye bir meslek ve teknik kazandırmayı hedeflemelidir.   Meslek  sanat veya iş için lüzumlu bilgi, tecrübe ve alışkanlık kazanmak maksadı ile yapılan çalışma, teknik ise    1-Bir sanat, bir bilim, bir meslek dalında kullanılan yöntemlerin hepsi 2- fizik, kimya, matematik gibi bilimlerden elde edilen verileri iş ve yapım alanında uygulama anlamındadır.

      Ülkemizde bireye meslek ve teknik kazandıracak öğrenim, biçimsel eğitim sürecinin "talim" boyutu ile ilgilidir. Bu alanda tamamen tekelcilik hakimdir.

     Bir meslek için lüzumlu olan niteliklerin nerede, ne zaman ve ne kadar kazandırılacağı ve kazandırılacak niteliklerin nasıl belgelendirilecekleri   hususunda devlet tekeli bulunmaktadır. Bireyin ve ailenin talepleri dikkate alınmaz. Mesleklerle ilgili "arz" tamamen tekel konusudur ve bu konuda oligarşik bürokrasi söz sahibidir.

        Kısaca mesleki ve teknik alanda öğrenim özgürlüğü yerine özgürlük engeli vardır. Bilindiği üzere öğrenim özgürlüğü, kişinin yapmak istediği bir meslek, sanat veya iş konusunda kazanmak istediği bilgi, tecrübe ve alışkanlık (tahsil) konusunda insan yapısı ve insanî müdahale ile değiştirilebilir herhangi bir tahdit veya kısıtlama altında olmaması durumunu ifade eder. Özgürlük engeli  "İnsan iradesiyle değiştirilebilir olan ve haklı bir nedene dayanmayan (keyfi) tahditlerdir. (Erdoğan, s.77.)

       Türkiye'de her alanda olduğu gibi mesleki ve teknik öğrenim alanında da keyfi tahditler söz konusudur. Sorunun kaynağı keyfi tahditlerdir. Sorunun kaynağını belirledikten sonra mesleki ve teknik bilgi edinme ve seçme özgürlüğünün tahdit ve kısıtlamalarının öğrenim kademeleri, etiketleme ve belgelendirme çerçevesinde ortaya konulması gerekir ki, çözüm bulunsun. 

            Süreçteki  Tahdit ve Kısıtlamalar  
          Eğitim ve öğrenim özgürlüğünün kullanılmasında Yaşar'ın tespitiyle üç unsur yer alır. "Kurumsal çoğulculuk, resmi eğitimin çoğulculuğu ve öğrenci- öğretenin özgürlüğü. Kurumsal çoğulculuk, değişik eğitim kurumlarının var olması ve bunlar arasında seçme özgürlüğünün bulunmasını, resmi eğitimin çoğulculuğu ise, ana ve babanın çocuklarının kendi dini ya da felsefi inançlarına göre yetiştirme hakkının varlığı anlamına gelmektedir. Öğrenci özgürlüğü birer aktif eleman olarak öğrencilerin kurum içinde yüklendikleri fonksiyonu, öğretmen özgürlüğü ise hem birer görevli, hem de birer eğitmen-birey olarak, öğretmenlerin öğretme özgürlüklerini içermektedir. Yaşar, s.191."

     Yönetme gücünü elinde bulunduranlar ve onların oluşturduğu kurumlar bahsi geçen üç unsuru da ihmal etmektedir.

     Ülkemizde biçimsel eğitim süreci alanında kurumsal çoğulculuktan bahsedilememektedir. Çünkü kurumsal çoğulculuk "değişik eğitim kurumlarının var olması ve bunlar arasında ebeveyne tanınmış bir seçme özgürlüğünün bulunmasıdır. Yaşar, s.193" Biçimsel eğitim süreci alanında farklı öğrenim şebeke ve ağlarının olmayışı ebeveynin ve çocuğun   seçme özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır.

    Farklı öğrenim şebekeleri olmadığı gibi resmi eğitimin çoğulculuğundan da bahsedilemez. Zira resmi eğitim kurumlarında uygulanmakta olan programlar katı olup okullar arasında hatta bir okul çeşidinde bile geçişlere meydan vermemektedir.

       Eğitim sürecindeki bir diğer tahdit öğretmen ve öğrencilerle ilgilidir. Ülkemizde öğrenci ve öğretmen öğrenim sürecinde aktif öge değil pasif unsurlardır. Neyin öğrenileceğini ve   neyin öğretileceğini kendileri bilmezler. Eğitim sürecinde neyin nasıl öğrenileceği ve öğretileceğine, daha geniş bir ifade ile nasıl davranacaklarına ve giyineceklerine "başkaları" karar verir. Öğretmen ve öğrenci eğitim sürecinde "özne" değil, "nesne"dir. Dolayısıyla bu boyutta da eğitim ve öğrenim özgürlüğü yoktur.

     Yukarıdaki izahattan anlaşılacağı üzere biçimsel eğitim sürecini işleten yapı "birey"i ve "aile"yi tamamen göz ardı etmektedir. Bunun temel nedeni kurum ve kuruluşlara atfedilen kutsallıktır (açıktan ifade edilmese bile). Birey ve ailenin istek, arzu ve ihtiyaçları değil, kutsal kurum ve kuruluşları yönetenlerin istek, arzu ve ihtiyaçları esas alınır.

     Bahsi geçen mantık dolayısıyla eğitim sürecinin tanziminde birey ve birinci derecede ondan sorumlu olması gereken aile tamamen ihmal edilmektedir.

  Dolayısıyla bilgi edinme ve beceri geliştirme talebi keyfi tahditler biçimsel eğitim sürecinin tamamında söz konusudur. Okulların kuruluşu, öğretmenin istihdamı, program içerikleri, öğrenci kabulü ve seçimi, kurumların denetimi ve sertifikalandırma (Diplomalar)gibi hususlar tamamen keyfi tahditlere tabi tutulmaktadır.

    Keyfi tahditlerle adeta "toplumsuz okul" anlayışı egemen kılınmış durumdadır. Keyfi tahditler Illıch'ın ifadesiyle "çocuklar okula aittir; çocuklar okulda öğrenir; çocuklar için öğretim sadece okullarda gerçekleştirilebilir. Okulsuz Toplum, s.42" önermesine dayandırılır.

     Tekelci yaklaşımın egemen olduğu yerlerde bireyin ne öğrenmesi gerektiği ve ailenin ne istediği üzerinde durulmaz. Önemli olan yönetenlerin ne istediğidir. Konuya bu bağlamda bakıldığına "öğrenim hakkı" ortadan kaldırılmış olur. Çünkü öğrenim;  "Bir meslek, sanat veya iş için lüzumlu bilgi, tecrübe ve alışkanlık kazanmak maksadı ile yapılan çalışma, tahsil." biçiminde tanımlanmaktadır. Tanıma göre birey kendisi ve yapmak istediği iş, meslek veya sanatla ilgili bilgi, tecrübe ve alışkanlık kazanmak ister. Bu onun hakkıdır.

         Üzülerek belirtmeliyiz ki, ülkemizdeki biçimsel eğitim süreci ile ilgili alanda öğrenim hakkının kullanılması   durumu hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

    Devlet adına yönetme gücünü elinde bulunduranlar bireye sunacakları imkanları arttıracağına imkan ve alanları daraltmakla meşguldürler. Mantık bu olunca;

    Nerede okul kurulacağı, Neyin öğretileceği, Ne kadar öğretileceği, Nerede öğretileceği, Kimlere öğretileceği, Kimlerin öğreteceği, Kademeler arasında geçişlerin nasıl olacağı, Diploma ve sertifikalandırmalar vs. yönetme gücünü elinde bulunduranlar tarafından belirlenir.

      Bu anlayış "öğrenme ve öğretme hakkı"nın daraltılması ve "öğrenim ve öğretim özgürlüğü"nün gaspıdır.

    Biçimsel eğitim sürecindeki öğrenim özgürlüğünün gaspını bir bütün olarak izah etmek makalenin sınırlarını aşar. Burada mesleki ve teknik öğrenim özgürlüğünün gaspını açıkça gösteren birkaç başlıkla yetinmek durumundayız.
                 Mesleki ve Teknik Öğrenimi Kısıtlama Araçlarına Örnekler 

       Okul Kurma
        İş kurma ve iş bulmayı kolaylaştıracak mesleki ve teknik bilgi resmi otoritenin tanıdığı okullarda kazandırılır. Bunun için okul ve kurs merkezleri gerekir. Süreçteki kısıtlama okul kurma ile başlar.

     Günümüzün Türkiye'sinde izinsiz okul kurulamamaktadır. Eğitim kurumları ile ilgili mevzuatı incelediğimizde eğitim kurumu oluşturmanın özgürce olmadığı görülür.

    Eğitim kurumu açma ve işletme tamamen devletin yetkisindedir. MET Kanunu ve Anayasada Okul açma yetkisi ile ilgili maddeler şu şekilde düzenlenmiştir. MET Kanunu : "Madde 58 - (Değişik: 16/6/1983 - 2842/16 md.)

     Türkiye`de ilköğretim okulu, lise veya dengi okullar, Milli Eğitim Bakanlığının izni olmaksızın açılamaz.

      Yükseköğretimde de durum farklı değildir. Anayasanın   130. Maddesine göre; "üniversiteler Devlet tarafından kanunla kurulur. Kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tâbi yükseköğretim kurumları kurulabilir."

      İki maddenin tahlilinden anlaşılacağı üzere "biçimsel eğitim süreci" alanında özgürce öğretim kurumu oluşturmak mümkün değildir.

       Eğitim kurumu kurma ve işletmenin önündeki engeller hem "seçme" hem de "girişim" özgürlüğünü baltalamaktadır. Ebeveynin önüne farklı eğitim kurumu konulamadığından "seçme", müteşebbisin önündeki engel "girişim" özgürlüğüne terstir.

    Başlama ve Bitirme Yaşı                                                                      

    Biçimsel bilgi ve becerinin "okul"da verilmesinin gerekliliğini ileri mevcut süren sistemin işleticileri bireyleri "yaş" kategorilerine ayrıştırmakta ve bilginin ancak belirli yaşlarda kazandırılabileceği tezi üzerinde durmaktadırlar.

    Sistemi işleten tekelci güç genel anlamda biçimsel öğretim kurumlarında bilgi ve becerinin ancak 6-22 yaşları arasında verilmesi gerektiğini ileri sürerler. Bu mantık değişik yaş gruplarındaki insanların bilgi ve beceri edinme özgürlüğünün yok edilmesi en hafif   anlamıyla kısıtlanması demektir.

      Bu konunun daha iyi anlaşılması için şöyle bir misal verilebilir. 35 yaşındaki bir birey Endrüstri Meslek Lisesi denilen ortaöğretim seviyesindeki biçimsel bilgi ve becerileri edinmesi mümkün değildir. Çünkü sistemin işleticilerine göre onun yaşı geçmiştir. Sistemi işletenlerin mantığı bununla da sınırlı değildir. Tıp fakültesini veya Avukatlık stajını bitiren kişi Sağlık Bakanlığınca atanmadan veya baroya kayıt yaptırmadan mesleğini icra edemez. Sadece bu örnekler oligarşik mantığı gözler önüne sermeye yeter.

        Esasında bireylerin öğrenmesi değişik yaşlarda gerçekleşebilir. Bireylerin değişik yaşlarda yeni bilgi ve beceri kazanabilecekleri veya kazanmaları gerektiğini düşünen ve kabul eden eğitim sistemleri "yaşa bağlı olmayan eğitimi"ni zorunlu görmektedir. Genel anlamda "yaşa bağlı olmayan   eğitimin felsefesi,eğitim sürecinin modası geçmiş eğitim sistemlerinin bir parçası veya uzantısı olarak değil, geniş kapsamlı  ve esnek programlı olarak yaygınlaştırılmasını gerektirir(Lowe, s.15.)

     Yaygınlaştırma   "bireyin vazgeçilmez haklarıyla" ve "öğrenmenin yaşı yoktur" anlayışıyla ilgilidir. Bu haklar genel olarak eğitim fırsatlarını insan hayatının tamamına yaymanın zorunlu olduğu anlayışından kaynaklanmaktadır. Yetişkin eğitimini gerektiren haklar   şu şekilde sıralanabilir: (  Lowe, s.31.)

   1- Herkes, zorunlu öğrenimini bitirdikten sonra daha ileri düzeylerde eğitimini kendi seçeceği zamana erteleme ve aynı zamanda, eğitim sistemine yeniden girme hakkına sahiptir. 
   2- Herkes işinde ilerlemek, iş değiştirmek ya da istihdam fazlası haline geldiği takdirde yeni iş edinmek üzere meslek eğitiminden geçme hakkına sahiptir. 
   3- Herkes, sosyal rol ve statüsünü dilediği zamanda değiştirme ve geliştirme hakkına sahiptir. 
   4-Herkes, eğitici, öğretici ve eğitsel faaliyetlere katılma hakkına sahiptir.

         Yaşa bağlı olmayan eğitimin önemini arttıran nedenlerden birisi yaş kategorilerine dayanan biçimsel eğitim sürecinin sağladığı faydaya yöneltilen eleştirilerdir. Örgün eğitimin uygulamaları, amaçlarının gerçekleşme düzeyi, maliyeti ve değişime uyumu en çok tartışılan yönlerdir. Bu alanın tartışılması değişime hızlı intibakı sağlayan yaşa bağlı olmayan eğitimin önemini arttıran bir neden olarak görülmektedir.(Lowe, s.28-29)

    Yaş kategorilerine dayanmayan bu eğitimin önemini arttıran bir başka neden değişen pratik ihtiyaçlara uygun olarak işlevlerinin çeşitlendirilmesidir.   

     Kategorik olmayan   eğitimin önemini arttıran  bir başka neden teknolojinin hızlı değişmesi ve biçimsel eğitim sürecinde kazanılan bilgi ve becerilerin hızlı eskimesidir.

     Esasında okulları mutlak yaşlara bağlama belirtilen nedenlerden dolayı "öğrenim özgürlüğü"nün ortadan kaldırılması anlamına gelir.

    Öğrenim özgürlüğü açısından bakıldığında yaş tahditlerinin okuldan uzaklaştırmalara ve akabinde "işlenilmeyen suçun af"ları gündeme gelmektedir. Bu durum zaman ve ekonomik israftan başka bir şey değildir.
      Program İçerikleri  İlk, orta ve yükseköğretim

      Biçimsel eğitim sürecinde "öğrenim özgürlüğü"nün engellerinden birisi de  program içerikleridir. Müfredat programları evrensel öğrenim ve öğretim ilkelerine dayandırılmadan birkaç kişi tarafından hazırlanmakta ve mecburiyetten öğrenciler programlarla doğruluğu tartışılır pek çok bilgiyi ezberleme cihetine gitmektedir.

     Müfredat planlaması adı altında değeri, geçerliği ve işe yararlığı her zaman tartışma konusu olan bilgiler süreçte yer almaktadır. Esasında Illıch'ın deyimiyle "herkes nasıl yaşanacağını, en iyi, okul dışında öğrenmektedir. Bizler bir öğretmenin müdahalesi olmaksızın konuşmayı, düşünmeyi, sevmeyi, hissetmeyi,oynamayı, lanet etmeyi, politika yapmayı ve çalışmayı öğreniriz. Gece gündüz bir öğretmenin gözetiminde bulunan çocuklar bile bu kural içerisinde istisna oluşturmaz. Öksüzler, aptallar ve öğretmenlerin kendi çocukları, sahip oldukları bilginin çoğunu kendileri için planlanmış "eğitim" sürecinin dışında edinmişlerdir. Okulsuz Toplum, s.45"

     Gerçekler göz ardı edilerek müfredat oluşturulmakta ve toplum adeta uyuşturulmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığı ve YÖK'çe belirlenmekte olan ortak dersler bunun başlıca örnekleridir.

     Program içeriklerine bakıldığında talim sürecinde işe yaramayan pek çok konunun yer aldığı görülür. Bundan dolayıdır ki, ders içeriklerinin belirlenmesindeki "tekelcilik" anlayışı ilmi çalışmalara engel teşkil etmekte ve bireyi adeta atıllaştırmaktadır.

    Öğrenme-öğretme
     "Hepimiz sahip olduğumuz bilginin çoğunu okul dışından elde etmişizdir. Öğrenciler öğrendiklerinin çoğunu öğretmenlerinin yardımı olmadan, hatta öğretmenlere rağmen öğrenirler Ivan Illıch, Okulsuz Toplum, s.45."  ifadesi doğru olmakla birlikte ülkemizdeki biçimsel eğitim sürecinin işleyişi açısından konuya baktığımızda "öğrenci ve öğretmen"e "montaj hattı"nın parçası gözüyle bakıldığını görmekteyiz.


      Müfredat programları konusunda ifade edildiği gibi "neyin öğrenileceği" ve "neyin öğretileceği" merkezi yapılanmanın içinde yer alan ve adına Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığı denilen "dar bir kadro" tarafından kararlaştırılmakta öğretmen ve öğrencinin özgür iradesi hiçe sayılmaktadır.

      Halbuki öğrenme bir çok unsurun bir araya gelmesini gerektirir ki, öğrenim özgürlüğünden bahsedilebilsin.  Yaşar bunu,"öğrenenin özgürlüğünün ilk bakışta bile anlaşılacak birden fazla unsuru olduğu söylenebilir. Öğrencinin kurum içinde eğitim özgürlüğünün temelini teşkil eden ifade özgürlüğüne ek olarak, eğitim hakkından yararlanma süresince okulda insanî muamele görme ve nihayet inançlarını dışarıya izhar özgürlüğü gibi. Yaşar, s.197" açıklamaktadır.     Ülkemizde yer alan biçimsel eğitim kurumlarının sınıflarında ifade , insanî muamele ve inançlarını izhar özgürlüğünün bulunduğunu hiçbir kimse ileri süremez.

    Öğrenme öğretme özgürlüğünde bahsedilebilmesi için öğrenenin özgürlüğü kadar öğretenin de özgürlüğüne vurgu yapılması gerekir.  Öğretenle ilgili "bu özgürlük daha çok öğreticinin bağlı bulunduğu kurumuna karşı bir özgürlüğüdür. Yani, 'eğitmen ve öğretmen' kadrosunun bir özgürlüğüdür. Eğitim görevlilerinin, eğitimin genel yapısı ve ilkeleri içinde kişisel birikimlerini ve deneyimlerini 'alıcılar'a aktarma ve onları bu doğrultuda yönlendirme veya en doğru ifadesi ile 'etkileme' özgürlüğü demektir. Yaşar, s.204"

     Öğretenlerin sınıflarda kişisel birikimlerini ve deneyimlerini alıcılara bir başka deyişle öğrenenlere aktarmaları ve öğrenenleri bu doğrultuda etkilemeleri yüzünden uğradıkları takibat öğretme özgürlüğünün olmadığını göstermektedir.

      Yukarıdaki izahtan anlaşılacağı üzere öğrenme ve öğretme özgürlüğü biçimsel eğitim sürecinde bulunmamaktadır. Kısaca; öğreten kendisine takdim edilen metinleri mutlak doğru olarak öğretmekle mükellef, öğrenen de kendisine öğretilmeye çalışılan metinleri mutlak doğrular olarak öğrenmek mecburiyetindedir.

        Öğretim Kademelerinden Faydalanma ve Kademeler Arası Geçişler     

     Ortaöğretim kademesinden yararlanma hakkı MET Kanununun 27. Maddesinde   "İlköğretimini tamamlayan ve ortaöğretime girmeye hak kazanmış olan her öğrenci, ortaöğretime devam etmek ve ortaöğretim imkanlarından ilgi, istidat ve kabiliyetleri ölçüsünde yararlanmak hakkına sahiptir." biçiminde ifade edilmiş olmasına rağmen yararlanma hakkı kullandırılmamaktadır. Teorik olarak ilköğretimi bitiren her birey ortaöğretime geçiş yapabilme ve devam etme hakkına sahip görünmektedir.
        Teorik olarak her öğrenci adayının dilediği ortaöğretim okulu türünden faydalanması ve   varsa yanlış tercihlerinden vazgeçme hakkı olması gerekirken mevzuattaki keyfi değişiklikler yüzünden bu hakkın kullanımı imkansız hale getirilmektedir.

      Ortaöğretimdeki "özgürlük engelleri" sadece girişte değildir. Ortaöğretim denilen süreçte de devam etmektedir. Bunun tipik misalleri çoktur. Kolaylık olsun diye genel yapıdan başlamak gerekir. Bilindiği üzere ortaöğretim genel ve mesleki ve teknik alan olmak üzere ikiye ayrıştırılmıştır. İki temel alan arasında geçiş imkanları yok denecek kadar azdır. Yanlış tercih yaptığını düşünen bir birey ebediyen tercih ettiği alana mahkum edilmektedir.

      Özellikle mesleki ve teknik ortaöğretim alanını tercih edenlere "işçisin sen işçi kal" mantığı ile yaklaşılmaktadır. Bologna süreci mesleki ve teknik öğretime "pozitif ayrımcılık" öngörmesine rağmen süreç ülkemizde tersine işletilmekte ve alan tahrip edilmektedir.

     Bir diğer hatalı yapılanma genel eğitim verilen ve lise tabir edilen kuruluşlardadır. Keyfi uygulamalarla bireylerin "sayısal", "sözel" ve "eşit ağırlık" olarak nitelendirilen alanlar arasında   geçişleri engellenmektedir. Bu yetmiyormuş gibi alan tercihleri yükseköğretime geçişte esas alındığından bireyin öğrenim özgürlüğü daralmakta veya tamamen ortadan kalkmaktadır. Mesela "sayısal" alan öğrencisinin "hukuk fakültesi"ni, "sözel alan" öğrencisinin "tıp fakültesi"ni kazanması mümkün olamamaktadır. Dolayısıyla; bireyin "tercih etme" ve "vazgeçme"  özgürlükleri tamamen yok edilmektedir.

     İlk ve ortaöğretim alanındaki öğrenim özgürlüğü engelinin yüzlerce kat fazlası yükseköğretim alanında görülmektedir. MET Kanununun 31. Maddesinde "Lise veya dengi okulları bitirenler, yükseköğretim kurumlarına girmek için aday olmaya hak kazanır."

    Hangi yükseköğretim kurumlarına, hangi programları bitirenlerin nasıl girecekleri, giriş şartları Milli Eğitim Bakanlığı ile işbirliği yapılarak Yükseköğretim Kurulu tarafından tespit edilir."   Yükseköğretimin düzenlenmesi başlığını taşıyan 37. Maddesinde   "Farklı seviyeler ve kuruluşlar arasında öğrencilere kabiliyetlerine göre, yatay ve dikey geçiş yolları açık tutulur." denilmesine rağmen yüksek öğretime geçiş ve farklı seviyeler arasındaki yatay ve dikey geçişler sınırlandırılmakta ve bireylerin bilgi seçme ve edinme özgürlükleri ortadan kaldırılmaktadır.

       Özellikle ortaöğretimden yükseköğretime geçişte teorik olarak da olsa   öğrenim özgürlüğü bulunmamaktadır. Şöyle ki, 1.800.000 kişinin başvurduğu bir alana ancak 300.000 kişi alınacak dediğinizde girişte bir engellemede bulunmuş olursunuz. Bu durum ayrımcılık ve işkence boyutundadır.

    Bunun dışında yükseköğretime geçişte uygulanan katsayı, başarı puanı ve alan kısıtlamaları "öğrenim özgürlüğü"nü ortadan kaldıran diğer giriş faktörleri olarak devam etmektedir.

    Yükseköğretim kurumlarına girme şansını bulanlara yatay ve dikey geçiş imkanları tanınmamaktadır.

     Buradaki özgürlük engelinin temelinde YÖK denilen merkezi yapılanma gelmektedir. YÖK'ün   keyfi uygulamaları ve kontenjan kısıtlamaları ile öğrenim özgürlüğünü ortadan kaldırmaktadır. Bütün bu uygulamalar iç hukuk ve iç hukuktan üstün kabul edilen uluslar arası sözleşmelere aykırı bir şekilde yapılmaktadır. Öğretim kademelerindeki uygulamalar tamamen ayrımcılık niteliğindedir.

      TCK'nın 122 maddesinin birinci fıkrasına göre ayrımcılık "Kişiler arasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım yapma" olarak tanımlanmış ve cezalandırılması öngörülmüştür. Eğitimdeki ayrımcılık 14 Aralık 1960 tarihli B. M. Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Uluslararası Sözleşmenin 1. maddesinde "ayrımcılık terimi; ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, ekonomik güç ya da doğuş temeli üzerinde, eğitimde davranış eşitliğini kaldırmak ya da bozmak amacı ya da sonucuyla ve özellikle, Herhangi bir kişi ya da grubu herhangi bir tür ya da düzeyde eğitim görmekten yoksun bırakmak" biçiminde tanımlanmış ve   yasaklanmıştır.

      Kanuni yasaklara rağmen biçimsel eğitim sürecinin kademelerinde ve geçişlerde özgürlük tahditleri, işkence ve ayrımcılık devam etmektedir.

        Diplomalar
         Biçimsel eğitim süreci ile ilgili tekellerden birisi de diplomalar ve sertifikalarla ilgilidir. Uygunluk ve yeterlik göstergeleri olarak kabul edilen diploma ve sertifikaların nasıl verileceği YÖK ve MEB tarafından belirlenir.


      Bireyin okul dışında kazandığı ve gerçekten sahip olduğu bilgi ve beceriler diploma ve sertifikalardaki tekelcilik anlayışı yüzünden hiçe sayılmaktadır. "Paketlemeler"le toplumda "kast"lar oluşturulmaktadır.

    Esasında "Sertifika (diploma) uygulaması, akademik özgürlük imtiyazı adına, bir başka kişinin sahip olduğu bilgiyi paylaşmaya dayalı kamu yararını değiştirmek suretiyle, eğitim özgürlüğünü kısıtlama eğilimindedir. Illıch,s112"

     Diplomalardaki tekelcilik o kadar ileri safhalara taşınmaktadır ki, bazen bireylerin yıllarca süren emeğinin hiçe sayılması noktasına varır. İlmi çalışmaların önündeki tıkaç durumundaki YÖK denilen   kurumun Açık Öğretim Liseleri ve pegagojik formasyon ile ilgili tutumu bunun canlı belgeleridir. (10-11.03.2006 tarihli gazeteler)

      Eğitim tarihimizi incelediğimizde bireye verilen "belgeler"in bir işin becerilebileceğini gösterirken, günümüzde belgeler (diploma-sertifika) olmadan iş yapılamaz hale gelmektedir. Bir başka ifadeyle iş, bilgi ve beceriyle değil belgelerle yapılır hale gelmiş bulunmaktadır.

    YÖK'ün yurt dışından edinilmiş diplomalarla ilgili tutumu ( son örnek 08.03.2006 Yeni Şafak) ve Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığının denklik adı altında sürdürülen "tekelci" anlayışları "öğrenim özgürlüğü" önündeki engellerin  tipik bir göstergesidir.
   Yurt Dışı Eğitim
      Biçimsel eğitim süreci ile ilgili   "Öğrenim Özgürlüğü"nün engellenmesi sadece yurt içi ile ilgili değildir. Engellemeler ülke dışına da taşmaktadır. MET Kanununun 59. maddesi bunun göstergelerinden birisidir. Maddede "Türk vatandaşlarının yurt dışında eğitim, öğrenim ve ihtisas görmeleri ile ilgili Devlet hizmetlerinin düzenlenmesinden (askeri öğrenciler hariç), Milli Eğitim Bakanlığı sorumludur."


   Öğrenim özgürlüğü yurt içinde kısıtlandığı gibi yurt dışında da kısıtlanmaya çalışılmaktadır. Bunun başlıca nedeni ideolojik yaklaşımdır. Zira yurt içinde başta   müfredat olmak üzere biçimsel eğitim süreci ile ilgili her konuya müdahale söz konusudur. Bu durum yurt dışında söz konusu olamadığından engellemeler başka şekillerde karşımıza çıkarılır.

   Yurt içinde olduğu gibi yurt dışında bilgi edinme ve beceri geliştirme isteğinin engellenmesinin temelinde oligarşik yapının despotizmi bulunmaktadır. Yurt dışında bilgi edinme ve beceri geliştirmenin engellenmesi için merkezi birimler devreye sokulur

   YÖK ve Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığı devreye girerek yurt dışında "bilgi ve beceriler"le ilgili edinilmiş "belgeler" yok farzedilir.

               Çözüm 
               Yukarıdaki tahlillerden anlaşılacağı üzere mesleki ve teknik öğrenimle   ilgili kısıtlamalar "biçimsel eğitim süreci" alanı ile ilgilidir. Biçimsel eğitim ve öğretim alanında  gerçekleştirilen her kısıtlama ve konulan her yanlış kural ferdin ve toplumun vicdanında büyük tahribat oluşturmaktadır. Esasında, "İnsanın bilgilenme ve hakikati arama hürriyetini engellemek; insanî varlığa karşı çıkmak ile eşdeğerdir.(Şener,S.,s.9.

       Dünyanın her tarafında olduğu gibi ülkemizde de "biçimsel eğitim süreci" de eğitim hakkının kullanılmasının önündeki engellerin başında sistemi işleten "Tekelci Güç"ün koyduğu ilke ve kurallar ve bunların  keyfi yorumları gelmektedir.

    Esasında; "eğitimde serbest ve açık rekabeti sağlamak, otomobilde, gömlekte ya da herhangi bir üründe serbest ve açık rekabeti sağlamaktan çok daha önemlidir. Hayat bir öğrenme sürecidir; edinilecek eğitimin muhtevası bireysel uğraş, kabiliyet, potansiyel ve isteğe bağlıdır. Lynch, A. Benegas, a.g.m."

       Dolayısıyla bireyin mesleki ve teknik donanımının gerçekleşmesi ve günün ihtiyaçlarına göre yenilenmesi için   "ideolojik" ve "tekelcilik"  anlayışının sergilenmemesi gerekir.                            

      Tekelcilik biçimsel eğitim sürecinin bütün alanlarında ortadan kaldırılmalıdır ki, kölelik mantığı bitsin.

       Öğretim sürecinde temel sorun bilgi edinme ve beceri geliştirmenin hem bireyin kendi kendine yeterliğini, hem de yaşadığı topluma katkısını sağlayıp sağlayamadığıdır. Öğretim süreci bu katkıları sağlayamıyorsa ister devlet ister birey tarafından gerçekleştirilsin bir işe yaramaz.

        Bilinmelidir ki, "Kaliteli bir eğitim sistemi şu üç amacı gerçekleştirmeye çalışmalıdır. Yaşamın herhangi bir anında mevcut kaynaklara ulaşmak suretiyle bir öğrenim gerçekleştirmek isteyen herkese imkan sağlamalıdır, bilgi sahibi olanların bu bilgilerini paylaşmaları konusunda kendilerinden bir şeyler öğrenmek isteyenleri bulmalarına yetki tanımalıdır, halka, yeteneklerinin ortaya çıkmasını sağlayabilecek bir imkan olarak, bir konuyu onlara sunmak isteyenler için gereken her türlü olanağı sağlamalıdır. Böylesi bir sistem eğitim için yasal garantiyi gerektirmektedir. Illıch, s.96-97.

      Kısaca önemli olan bireyin "özgürlük" alanında hayatını bağımsız şekilde veya bir grup içinde devam ettirebilecek niteliklerle meslekî donanımını hiçbir engelle karşılaşmadan sağlayabilmesidir.

      Bilgiye sınırsız bir şekilde erişimin giderek kolaylaştığı, "e-devlet","e-eğitim" ve "e-öğretim" kavramlarının hızla hayata geçirildiği, öğretim ve eğitim ağlarının yaygınlaştığı bir zaman diliminde mesleki ve teknik alanda   öğrenim-öğretim  özgürlüğünün ihlal edilmesi ve her ne sebeple olursa olsun bireyin bilgi-beceri edinme hakkının kısıtlanması kabul edilemez .

       Bütün bu gerekçelerin  bir sonucu olarak ve "her birey  bizim insanımız" anlayışından hareketle öğrenim hakkı  savunucuları ideolojik yaklaşımların olmadığı, kendini "devlet" sananların bireyleri şekillendirmediği, her insanın gerek tek başına gerekse grupla birlikte kendi benliğini, kişiliğini ve bireyselliğini geliştireceği, kendi çalışmasının, gayretinin, çabasının karşılığını elde ettiği, Okul kurma (okulöncesinde yükseköğretime kadar ev okulları, İnternet okulları dahil), Başlama ve bitirme yaşı, Müfredat program içerikleri, Okul- aile işbirliği, Öğrenme-öğretme, Okullar ve alanlararası geçiş tarzını, Öğretim süresini, Öğretme mesleği, Meslek seçme ve değiştirmeyi,Yurt dışı eğitim, Diploma veya sertifika (akredite-uygun bulunmuş ve kabul edilmiş ) denilen belgeleri seçme ve değiştirebilme hak ve özgürlüğüne sahip olmasını ön koşul olarak görür, görmelidir.

      Bu ön kabul bizi öğrenim özgürlüğünün önündeki her engeli, kuralı ve yapıyı (YÖK, Talim ve Terbiye Dairesi Başkanlığı vs.) reddetmeye sevk eder. Eğitim sendikalarının da   mesleki ve teknik öğrenimin özgür ortamlarda gerçekleşebildiğini ön koşul olarak kabul edip mücadelelerini bu minvalde sürdürmeleri gerekir ki sorun çözülsün.


   ** Öğrenim Özgürlüğü konusunu geniş bir biçimde öğrenmek ve savunmak isteyenlere   "Dr. Veysi ERKEN, Topyekun Öğrenim Özgürlüğü" isimli kitabı tavsiye ederim. İsteme Adresi: G.M.K. Bulvarı 80/1 Maltepe/Ankara, tel:03122326218  

KAYNAKLAR:
AKTAN, Coşkun Can, Haklar ve Özgürlükler Antolojisi, Ankara 2000.

ANAYASA

ERDOĞAN, Mustafa, Dersimiz Özgürlük, İstanbul 2001.

ERDOĞAN, Mustafa; Hikmet-i Hükümet'ten Hukuk Devletine Yol Var mı? Doğu Batı Dergisi, Sayı: 113, Ankara 2000.

ILLICH, Ivan, Okulsuz Toplum, benseno yayınları, İstanbul 2002.

LYNCH, A. Benegas, Açık Toplumda Eğitim, Liberal Düşünce, Yıl 6, Sayı 21, Ankara 2001. Milli Eğitim Temel Kanunu (1739 ve değişiklikleri)

MESİTİ, Pat, Hayalleri Olanlar Asla Uyumaz, Sistem Yayıncılık, İstanbul

ŞENER, Sami, Eğitim Hürriyet İlişkisi, İnsan Adına Dergisi,Sayı 3,İstanbul 1998

YAŞAR, Nuri. İnsan Hakları Avrupa Sisteminde ve Türk Hukukunda Eğitim Hakkı ve Özgürlüğü, Filiz Kitabevi, İstanbul 2000.

Yükseköğretim Kurumları Kanunu (2547 ve değişiklikleri)

LOWE, John   : Dünya'da Yetişkinler Eğitimine Toplu Bakış, Ankara, 1985.

TÜRKÇE SÖZLÜK, TDK, Ankara.


Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 04-04-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
96095451 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net