28-06-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow OKUMAK NEDEN KUTSALLAŞTIRILIYOR?
OKUMAK NEDEN KUTSALLAŞTIRILIYOR? PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 2
KötüÇok iyi 
Yazar Raci DURCAN   
10-01-2013
OKUMAK NEDEN KUTSALLAŞTIRILIYOR?

                                                                            Raci DURCAN
     İkamet ettiğimiz bölgenin belediye başkanı, okulların her açılış döneminde sokakları ‘oku diye başladı hayat’ yazan afişlerle donatıyor.  Kuran’ın ikra (oku) diye başlayan ayetine atıf yapmak için! Birkaç sefer belediye ilgililerine, bu durumu eleştirir mektuplar gönderdiysem de nafile! Vaz geçiremedim.

   Kuran’ın ‘oku’  emrinin şimdiki okullara tekabül ettiğini düşünmek Kuran’ı hiç anlamamaktır. Bundan çok değil; 30 sene önce çocuklarını gâvurluk öğrenmesin diye okullardan uzak tutanlar şimdi aynı okullarda okumanın, kuranın emri olduğunu iddia etme noktasına geldiler.

 Yazarlar birliği başkanı bir konferansında istatistik verilere dayanarak Türk halkını en az okuyanlar arasında göstermişti. Bu durumdan memnuniyetsizliği her halinden belli idi. Türkiye’de bu yaklaşımla hemen her yerde karşılaşmak mümkündür. Yayınlanan gazete ve kitap sayısına bakarak bu sonuca varıyorlar. Konferans salonunda; ‘bu rakamları ele alırken Kuran’ı da bir kitap olarak değerlendiriyor musunuz?’ demeyi düşündüm. Soru sırası bana gelmedi. Fakat değerlendirmedikleri açıktır. Dünyadaki geri kalan bütün kitapları toplasanız Kuranın yarısı kadar doğruyu iletemez. Buna rağmen halkın yanından hiç ayırmadığı ve günde beş vakit kısım kısım okuduğu kitabı hiç okunmamış sayıyorlar. Zaten istatistik raporlarını da, her vesileyle eleştirdikleri batıdan alıyorlar.

  Kuran’ın oku diye başladığına kimin itirazı olabilir? Fakat O’nun okumaktan kastı nedir? Okunacak şey ne olabilir? Okuma yazma bilmeyen bir peygambere henüz ortada olmayan bir Kitap’ı okumak emredilmiş olamaz. O zaman belediye başkanımızın anladığı manada mektepler de yoktu. Başka kitaplardan bahsedildiğini düşünsek, o manada da kitap fazla yoktu. İnsanlar düşünüyor fakat bunları kitaplaştırmaya sıcak bakmıyorlardı. Çünkü o dönemde ilim; siyasal bir araca dönüşmemişti. Günümüzde bilim dedikleri şey siyasal iktidarların halkı inandırmak için kutsallık mertebesine ulaştırdıkları metinlerdir.

   Kuran’daki İkra ile kastedilen, olsa olsa hayatın okunmasıdır. Orada  çokça övülen İbrahim peygamberin yaptığı gibi… O çevresine bakarak her şeyin bir yaratıcısı olması gerektiğini düşünmüştür. Sonra da bunun kim olacağını… Tahmin ettiği cisimler üzerine mantık yürütmüş ve sonuçta bugün Kuranda tasvir edilen Allah kavramına ulaşmıştır. O’nun bu yöntemi tüm Müslümanlara örnek olarak gösterilmiştir. Mekteplere gidip profesör ünvanlı eğitmenlerin öğrettiklerini ezberlemek değil!

   Günümüzde okumadan anlaşılan başkalarının kaleme aldığı eserlerin okunmasıdır. Akademik çevrelerde bir makale ne kadar çok başka esere atıf yaparsa o kadar önemseniyor, değer kazanıyor. Bu yaklaşım bana hiçbir zaman doğru görünmedi. En akademik yazılar en çok dip notu olanlar oluyor. Başkalarının dediklerini nakledeceksem, ben neden yeni bir yazı yazayım? Onlardan farklı bir diyeceğim yoksa aynı düşünceleri tekrarlayan bir yazı daha niçin olmalı?

  Okumadan bugün, hâkim kültürün yaygınlaşması amaçlanmaktadır. Sansüre şiddetle karşı çıkmalarının altında yatan şey budur. Medyaya egemen olduklarından zaten kendileri gizli bir sansür uygulamaktadırlar. İstedikleri düşüncelerin reklamını yapıp istedikleri yazarı ön plana çıkartabilmektedirler. Kendileri gizlice uyguladıkları sansürün adı bile anılmazken,  kendi önlerinde asla böyle bir engel görmek istemiyorlar.

   Şimdiki şekliyle örgün eğitimin amacı insanlara yeni bir şey kazandırmak, onları bilim sahibi yapacak bir yöntem kazandırmak değildir. Onların sisteminde bilim yoktur. Bilim orijinalite gerektirir. Günümüz bilimi ..filan dedi ki… bilimidir. Bilim dedikleri şey adeta kutsal bir din gibi kurumsallaşmıştır. Bu dinin papazları, keşişleri vardır. İsteyen istediği düşünceyi öne süremez. Papazlıkta olduğu gibi bazı mercilerden onay alma gerekliliği vardır. Ulusal papazlar da uluslararası büyük camiaya bağlıdır ve oradan onay alırlar.

   Okullar herkesin bildiği şeyleri öğretirler. Hatta çoğu zaman yanlış öğretirler. Herkesin bildiği bir şeyi bilmek bizi farklı yapmaz. Farklı değilseniz sıradansınız demektir. Beni farklı kılmayacak bir şeye niçin ömrümü vermeliyim?

  Katıldığım bir konferansa eğitimci tahtaya tebeşirle bir nokta koyup bize ‘bu nedir?’ diye sordu. Herkes ‘nokta’ dedi. Öğretmen de teyit etti. Aynı noktayı anaokulunda çizdiğinde her çocuk başka bir şey söylemiş. Bizim nokta dediğimiz şey kimi için baba, kimi için anne, kimi için araba oluyormuş. Ve hiçbir çocuğun söylediği diğerini tutmuyormuş. Eğitim aldıktan sonra herkes ona nokta diyor. Eğitimin maksadını açıklayan gayet net bir hikâyedir bu! Herkes suya su olarak baktığında onun hidrojen ve oksijen elementlerinden meydana gelmiş olabileceğini kimse düşünemez. Farklı düşünenler farklılık yaratır. Bilim orijinalitedir, farklılıktır. Şimdiki eğitimin amacı asla bu değildir. Onlar size demokrasinin faydalarını, insan haklarına inanmanın gerekliliğini,, sizin için çizdikleri sınırları kanınızın son damlasına kadar niçin korumanız gerektiğini ve bayrağınızın ne kadar kutsal olduğunu öğretiyorlar. Her iyi vatandaşın da oranı ne kadar yüksek olursa olsun vergilerini niçin ödemeleri gerektiğini…

   Kuranda emredilen oku (ikra) hayatın okunmasıdır. Başkasından gelen bilgileri almak elbette değerlidir. Fakat bunu yeterli görmek veya temel amaç edinmek doğru değildir. Peygamberimiz dahi yaşadığı dönemde, kimseyi şimdiki gibi alıp belirli bir dönem içinde eğitmeyi düşünmemiştir. Hiçbir peygamber düşünmemiştir. Bilgiyi başkasına aktarmanın yolunun mektepte öğretmek olmadığındandır bu. Peygamberimiz, yaşadığı dönemde tefsir çalışması dahi yapmamıştır. Çünkü Kurandan anladığını kendi hayatında yaşıyordu. Ashap dediğimiz yakın çevresi de… Filanca ayeti şu şekilde anlayacaksınız diye kimseye öğretmedi. Soru sorulduğunda, mecbur kaldığında cevap verdi. Bağlayıcı olmasın diye, söylediklerinin kaleme alınıp kitaplaştırılarak aktarılmasından uzak durdu.

   Günümüzde Bergson gibi bilginin sezgi yoluyla elde edilebileceğini düşünenler var. Fakat buna, bir düşünce akımı olarak bakılıyor ve ciddiye alınmıyor. Bir yöntem olarak kabul edilmiyor. Mesela üniversite bir tez çalışmasında, farklı bir düşünceyi savunurken ben böyle düşünüyorum deyip meseleyi kapatsanız, teziniz geçerli not almaz. Farklı bile olsanız sizinle aynı paralelde,  akredite edilmiş kişilere ya da eserlere atıf yapmalısınız.

   Kültürümüzü oluşturan dinsel metinler asla günümüzdeki gibi bir çabanın eseri olarak elde edilmemiştir. Çağımız düşünce yapısını etkileyen önemli fikirler de böyledir.  Mesela Einstin’e ait görecelilik teorisi, şimdiki anlamda bir akademik çalışmanın sonucu değildir. Birden Eintein’ın zihninde şimşek çakmış ve üzerinde düşündüğü konuyu aydınlatacak, açıklayacak çıkar bir yol bulmuştur. Dünyanın büyük edebiyat eserleri, çağı değiştiren keşifleri de böyledir. Bilim sanki insana dışarıdan bir yerden iletilmekte, ulaştırılmaktadır. Bergson ve O’nun gibi düşünenler buna sezgi, başkaları ise ilham diyorlar.

  Yazımı bir ayet okuyarak sonlandıracağım: Dilediği dışında onun ilminden bir şey ihata edecek (kavrayacak) yoktur. Bakara suresi 255. Onca yıllık mektep tahsilimde müphemliğini koruyan şeylerin bir dua ile başlayan süreçte anlaşılır hale geldiğini görünce, bu ayetin manasını daha iyi idrak ettim.

Yorum
Yazar Fahri açık 2013-01-13 03:48:04
Sezgiyle, ilhamla gelen bilgiye veyahut ‘rüyada keramete inanmak’ bilemem ne kadar Kuran’a uygun düşer.! 
Hz. Muhammed’e ve O nun tanrısına inanmayanlar, O’ndan ispat ederler ve tanrısının bir mucize göstermesini isterler.. 
Devamını buraya nakletmek, fuzulidir, saygısızlık olur. 
Açıktır, Hz.Muhammed, son peygamberdir. Kimse, bu makama da küçük de olsa, kenarından kıyısından ortak koşmaktan DA sakınmalıdır. 

Oku’nun manası da yanlış anlamaya fırsat vermeyecek kadar nettir: ‘Oku, söyle, Kuran’ı Kerimi, ayetlerimi anlat, tebliğ et’ demektedir Yaradan peygamberimize. 
Ben, Sn ÇEKMEGİL in çobanı gibi başka bir şekilde tefsir etmek isteydim eğer, ‘en kıymetli ve sence en mucizevi ‘ayetim’ dünyayı, evreni, insanı, hücreyi, atomu oku, anla, keşfet, hikmete ulaşırsın, Tanrı nı yani beni Allah’ı bulursun..’ derdim. 
 
Lüften, tarihte altın çağını yaşayan Müslüman dünyanın alimlerine ve hatta filozoflarına bakınız, hepsi birer müspet bilim insanıdır. 
 
 
 
 
İhtyaca dayalı okuma
Yazar bülent sayın açık 2013-01-13 08:56:21
Bir ay içerisinde iki haber Kardeniz'de bir ilçede kaymakam, memurlara okuma yazmayı zorunlu kıldı, Keçiören'de belediye memurlar için okuma salonu açtı. Okumadan kasıt kitap okumadır- Yoksa nazar değmesin 7'den 70'şe facede,Web'de,chat'ta geçen kıytırık yazıları herkes okuyor! Kardenizli kaymakamın okumayı zorunlu kılması ders kitabı dışında kitaba el sürmemiş memurun doğru dürst Türkçe yazamamasıdır. Okumak bir ihtyaçtır. Rus romanı Suç ve Cezanın o kadar reklamı yapılmıştı ki, okumadığım için kendimde boşluk hissediyordum. Okuduktan sonra şu kadar abartılan romanı okumadığım için yaptığım hayıflanmaya acıdım.Beni sarmadı. Savaş ve Barış da öyle.Onların yerine Necib Fazıl'ın bir kaç şiirini ezberleseydim daha iyiydi
KİTAP DÜŞMANLIĞI OLMASIN AMA!
Yazar bülent sayın açık 2013-01-13 15:34:48
Hocam Prof Osman Ersoy, "zararlı kitap yok, okuyucusunu bulmamış kitap var" derdi. Söylediğinde o söze bir yorum getirememiştim.Ancak şimdi onun görüşüne karşıyım. O kadar kıytırık kitap var ki her biri zaman katili,okunmasa daha iyi olur. Hiç bir şey katmaz insana bakın bazı kitaplar olur saman alevi gibi bastseller de yerini alır sonra unutulur gider. Çünkü ihtyaç değildir.
Yazar girisim açık 2013-01-14 13:07:46
Müspet ilim derken, söylediklerimin bu tabir ilme karşı olduğunu düşünmüyorum. Vahiy ya da ilham beklemek, hiçbir çaba sarf etmeden yatıp beklemek anlamına gelmiyor. Zaten insan merak ettiği konularda yatıp bekleyecek tabiatta bir varlık değildir.  
Gerçek bilgi sahibi tüm insanlar ancak Allah’ın izniyle O’nun ilminden kavrayabilirler. Bunu bizzat yaşamışlığımdan böyle kesin konuşuyorum. Okulda öğretmeye çalıştıkları şeyleri iyi öğrendiğimi düşünüyorum Derslerimde başarılıydım. Fakat bunlardan bütüncül bir dünya görüşü elde edemedim. Somut bir örnek belki konuyu açıklığa kavuşturur: İlgi alanım olarak siyasette anlayamadığım çok konu vardı. Partilerin sürekli birbiriyle didişmeleri, Atatürk’ün tek lider olduğu halde kendi karşısında bir parti kurdurmak istemesi, demokrasinin uygulanabilirliği gibi… Bunlarla ilgili sayısız kitap okudum ve çok sayıda kişiyle konuşup anlamaya çalıştım. Ne yaptıysam fayda etmedi. Pes edip ‘ Allah’ım bu işin iç yüzünü bana öğret’ diye dua ettim. Gerçekten çaresiz kalmıştım. Ve içten bir duaydı. Fakat bu duayı daha sonra unuttum. Yani dua ettim, şimdi her şey açıklığa kavuşacak diye bir beklentim olmamıştı. Bir süre sonra olaylar teker teker zihnimde aydınlanmaya başladı. Araştırma şeklim değişmemişti. Fakat önümdeki bilgileri farklı okuyabiliyordum. Herkesin anladığından daha farklı anlamı oluyordu gelişen hadiselerin. Siyasi gelişmeleri doğru olarak irdeleyebilir hale gelmiştim. Bunu, öngörülerimin doğru çıkmasından teyit edebiliyordum. Demek istemem o ki, ne kadar çaba sarf ederseniz edin, bu çabanızın başarısı Allah’ın iznine tabiidir. 
Kendisine ilim verilen her kişi rabbini çok iyi bilir. Fahri beyin sözü bu anlamda önem taşıyor. Kendine ilim verilene de çok önemli bir şey verilmiştir diyor Kuran. 
Bülent sayın dediği gibi, kötü kitap niçin olmasın? Kötü insan oluyor, kötü düşünce oluyor da niçin kötü kitap olmuyor? İyi insan iyi, kötü insan da kötü kitap yazar. Bu kadar basit bir mantık hatası niçin gözlerden gizleniyor? Kitap niçin adeta kutsallaştırılıyor? Benim kanaatim modern kültürü aktarmak içindir. İnsanların gerçek ilme uğraşmalarını engellemek içindir. İlim üretilen bir değer değil, tüketilen bir nesne olsun diyedir.Başka izah tarzı varsa dinlemeye hazırım. 
Raci D.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 17-01-2013 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
83688227 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net