18-05-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow Suriye'de Alacakaranlık
Suriye'de Alacakaranlık PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 35
KötüÇok iyi 
Yazar El-Cezireden Çev.Abdullah Metin/Genç Birikim   
23-11-2012

Suriye'de Alacakaranlık

                        El-Cezire’den Çev. Abdullah Metin/Genç Birikim dergisinden
Suriye gecesi koyulaşıyor, hiçbir günışığı belirtisi yok. Birleşmiş Milletler Barış Gücü başkan vekili Edmond Mulet, BM'in izleme görevini geçen ay şu sözlerle yarıda bıraktı: "Şu açık ki her iki taraf da savaş ve çatışma yolunu seçmiş, bu noktada siyasi diyalog, ateşkes ve arabuluculuk imkânı çok çok zayıf." Ölü sayısı 20.000'in üzerinde, on binlerce insan yaralı ya da yerlerinden edilmiş.

Suriye'nin ikinci şehri Halep'te 10 haftadır şiddet hüküm sürüyor ama ortada sivillerin acısını dindirecek kesin bir sonuç yok. Yiyecek ve yakıt eksikliğinin yanı sıra, hukuksuzluk yayılıyor.
Beşşar Esed'in güçleri isyancıların kontrolündeki yerleri havan toplarıyla ve havadan füzelerle vuruyor. Ağustos ayında en az on fırın bombalandı ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, rejimi kasıtlı olarak ekmek kuyruğundaki sivilleri hedef almakla suçladı. Yine de rejim taraftarları ve silahlanmış siyasi muhalifler yumruk yumruğa ateşli bir kavgayla meşguller.

Esed bir televizyon röportajında "biz bölgesel ve küresel bir savaşın içindeyiz" dedi. Şiddetin asıl kaynağı rejimin on yıllardır devam eden zulmü ve geçen seneki protestolara karşı sert istibdadı olmakla birlikte, krizin bölgesel ve küresel destekçileri olduğu da açıktır. Lübnan, Ürdün ve Türkiye'ye kitlesel mülteci akınları, Suriye ve Lübnan'da mezhep kaynaklı kaçırma olayları, kuzey Lübnan'da gruplar arası şiddet ve Türkiye'de PKK'nın eylemleri ve ordunun saldırılarının artması, Suriye'deki çatışmaların bölgesel yankılarının işaretleridir.

İsyancılar kazanıyor
Geçen ay rejimin bir MİG savaş jetini İdlib'te düşüren Özgür Suriye Ordusu, Suriye'de devrimci gruplar ve komşu ülkelerdeki Suriye mülteci kampları arasında en popüler grup haline geldi. Yüzden fazla ekibin bir araya gelmesiyle oluşan bu şemsiye grup, içindeki kişisel rekabetlerin yanı sıra (en göze çarpanı Özgür Suriye Ordusu komutanı Riyad Esed ile askeri konsey başkanı Mustafa Eş Şeyh arasındadır) emir komuta yapısını tekleştirerek daha önce elde ettiği kazanımları perçinlemeye çalışıyor.

Özgür Suriye Ordusu'nun, Suriye'nin % 70’ini kontrol ettiğine dair iddiasını doğrulayabilmek zor. Fakat son haftalarda, Humus ve Dera gibi flaş noktalardan çıkarılmalarına rağmen, Özgür Suriye Ordusu'nun cesur askerleri ülkenin kuzey yerleşimlerinde ve ekonomi başkenti Halep'te önemli ilerlemeler kaydettiler. Kuzeydeki bu başarılar bölgeyi elde tutma amaçları açısından kritik, çünkü bu bölgeler yeni Kürt özerk bölgeleri gibi Türkiye sınırına bitişikler ve önemli destek merkezleri olabilirler.
Ne var ki, isyancıların ilerlemesi iki taraflı bir görüntü arz ediyor. Özgür Suriye Ordusu Şam'ın merkezinde ve şimdi de Halep'te mücadeleye devam ederken, bu ilerleme bu ana şehirlere askeri müdahaleye de davetiye çıkarmaktadır. Kendileriyle birlikte hareket etmeyen veya kendileriyle bir sözleşme içerisinde bulunmayan milyonlarca sivil, bir kent savaşının içinde kalmaktadır. Bu gerçek, rejimi destekleyen tabanın muhalefete öfkesini yükseltmekte (isyancı komutanlardan biri Halep sakinlerinin çoğunun rejimin yanında olduğunu kabul etti) ve devrimin amaçlarını destekleyen ama araçlarını desteklemeyen nötr bir topluluk ortaya çıkarmaktadır.

Ek olarak, ordunun düşük rütbelilerinin taraf değiştirmesi Özgür Suriye ordusu tarafından yüksek sesle dile getirilmektedir- gerçekten, Özgür Suriye Ordusu'nun evrilen stratejisi taraf değiştirmeleri teşvik etmek yerine, ordunun içerisine sızma üzerine odaklanmıştır. Fakat bu eğilim, Sünni rütbelilerin Alevi subaylara sırtını dönmesiyle mezhepsel bir hattın ortaya çıkmasına sebep olabilir. Sonuç olarak bu durum Suriye ordusunu çoğunlukla Alevilerden müteşekkil bir savaş gücü haline getirir ve çatışmanın mezhepsel yanını derinleştirerek, savaşın uzamasına neden olur.

Krizin Şiddetlenmesi
Sonuçta, isyancıların mutlak bir askeri başarısı Özgür Suriye Ordusu'na gönderilen silahların türü ve kapsamının artmasına ve/veya uluslararası hava desteğinin gelmesine, belki de bir tampon bölge oluşturulmasına sebep olabilir. Fakat savaşın mantığına göre, bu cereyanlar Suriye'nin yüzleştiği krizin şiddetlenmesine sebep olabilir.

Evvela, Libya'da milis kuvvetlerinin hâlâ silahsızlanmaya gönülsüz olmaları örneğinde görüldüğü gibi, bazı silahların militan aşırıcılara karşı milliyetçi Suriyelilerin elinde kalacağını garanti etmek imkânsızdır, bir kez oyun bitti mi o silahları tekrar ele geçirmek çok zor olacak. Selefi ideolojinin Özgür Suriye Ordusu'nun piyadeleri arasında yaygın olduğu bilinmekte, yabancı (dışarıdan) Sünnilerin de onların saflarına katıldığı noktasında da şüphe olmayabilir.

Suriye'nin çoğunluğunun Sünni olması, başındaki hükümetinin sallantıda olması ve İsrail'in hemen kapı eşiğinde olması düşünüldüğünde bu yabancı savaşçılar için savaş meydanına girmenin cazipliği sürpriz değil. Yerel isyancıların, davalarında kendilerine destek vermelerinden dolayı bu savaşçılara minnettar olmaları ve onlara salahiyetli kişiler ve kahramanlarmış gibi bakmaları da aynı derecede şaşılacak bir şey değil. Aynı zamanda, Sürgündeki Suriye Ulusal Konseyi'nin çok baskın bir unsuru olan Müslüman Kardeşler'in Suriye tabanında kayda değer bir varlığı yok ve mücadele eden birimler arasında yalnız, bu yüzden radikaller ve gittikçe radikalleşenler için yol gösterici bir güç olamaz.

İsyancıların menfaatine olabilecek herhangi bir havadan müdahale beraberinde yeni riskleri de getirecektir. Türkiye 12 millik bir tampon bölge oluşturmak için en kısa zamanda uluslararası destek çağrısı yapacak -ilk destek Fransa'dan geldi- ama buranın güvenliğini sağlamak için uçuşa kapalı hava sahası ve karada da on binlerce birlik gerekecek. Dış güçler tarafından herhangi bir müdahale kesinlikle yeni bir denklem yaratacak ve çatışmanın genetiğini değiştirecektir. -Gerçek ya da hayali- bu dış müdahalenin emperyalist çağrışımları Suriye hükümeti ve müttefikleri tarafından bölgesel, uluslararası ve yerel taraflara karşı savaş borusunun öttürülmesi anlamına gelecek ve böyle bir müdahale Batı'nın sponsor olduğu bir saldırganlık hareketi olarak görülecektir.

Ayrıca, mevcut durumun gösterdiği üzere, Rusya ve Çin'in muhalefet edeceği kesin olduğu için, oluşturulacak bir tampon bölge Birleşmiş Miletler Güvenlik Konseyi'nin yetki alanı dışında olacaktır. Fransa hava kuvvetleri eski komutanına göre, rejimin hava kapasitesinin etkisizleştirilmesi için Amerika'nın tüm silahlarına ihtiyaç duyulacaktır. Ama Amerika'nın Irak'taki 10 yıllık fiyaskosu göz önüne alındığında, Suriye'de asker bulundurma konusunda tereddütler olacaktır.

Amerika'nın Irak işgali de BM otoritesi olmadan gerçekleşti. Bu çatışmada Amerikan ordusu çok başlı bir düşmanla yüz yüze geldi ve bölgenin tarihindeki bu vaziyet kaçınılmaz olarak "öz savunma savaşını" ortaya çıkardı. Washington ve Tampa'daki Merkezi Komuta, aynı tecrübeyi yaşamak istemeyecektir.

Her ne olursa olsun, bir yıllık kanlı ve 40 yıllık baskıcı azınlık yönetiminin ardından herhangi bir tarafın bariz bir zaferi Suriye'de daha büyük bir krize yol açabilir.

Geri adım mı?
Fakat bölgesel ve küresel aktörlerin, Suriye'de büyük riskleri almanın kazanmayı garanti etmeyeceğini anlamaya başladıkları muhtemeldir. Son günlerde şiddetlenen savaş ve tüm çıplaklığıyla ortada olan bu mücadelenin gerçekleri -Şia milis güçlerinin Irak'tan otobüslerle taşınmasının bölgede tepki yaratması ve yabancı Sünni savaşçılara aylık maaş dağıtılması gibi- belki kolektif bir düşünmeyi gerektirebilir.

Türkiye'nin Kürt meselesi konusunda kontrolü kaybetmesi ve iki askeri kampa bölünmesi gibi (PKK ve Esed'e karşı) ihtimaller de ufukta görülmeye başlıyor. Bunun yanında, Ankara İran'a karşı bütüncül bir savaş istemiyor. Nükleer programını geliştirmesine uluslararası toplumun razı olmadığı bir ortamda, İran'ın da uzun dönemli sonuçları kestirilemeyen bölgesel bir savaşa ihtiyacı olmadığı açık. İran'ın liderleri, çok korktukları fitnenin çoğalmasının Şam'da müttefikleri tarafından hızlandırıldığını görmeliler.

İran'ın Lübnan'daki müttefikleri, Hizbullah, Lübnan'da sokağı kaybettiği için muhtemel bir seçim yenilgisiyle karşı karşıya ve ordu güçlerine karşı da kontrolü elinde tutmak zorunda. Rusya'ya baktığımızda, küresel bir zorunluluk olarak Amerika ile güç dengesini korumaya çalışması ve Suriye'nin kendi nüfuz alanı içerisinde olmasını garanti altına almaya çalışmasıyla, Esed'in reformlarla iktidarını devam ettirebileceğine umut bağlamanın gittikçe anlamsız bir hale gelmesini dengelemek zorunda. Moskova biliyor ki kendisinin bölgesel ve küresel konumu biraz da ünü sayesindedir ve Suriye hükümeti bu vahşi savaşı devam ettirirse, ona bu gücü verenin Rusya ve Çin olduğu düşünülecektir.

Amerika'nın asıl baş ağrısı (Rusya’nın ki de öyle) Suriye'de bir güvenlik zaafının oluşması ve dini milislerin Ortadoğu'nun kalbi olan bu yerde canlanması beklentisidir. Siyasi geçişin geniş ölçekli şiddet olaylarıyla gerçekleştiği Mısır ve Tunus gibi ülkelerde son gelişmelerin aşırıcılar kaynaklı olduğunu ve milislerin korku ortamı yarattığını hatırlayalım. Benzer bir durumda Riyad da bilmeli ki, Suriye'deki çatışmada desteklemiş olduğu Sünni aşırıcıların daha sonra dönüp de Arabistan'a bakış açılarını değiştirmeyeceklerinin hiçbir garantisi yok.

Ayrıca, bütün güçler iktisadi olarak kaybedecek gibi görünüyor. Ana aktörler için aynı zamanda göz ardı edebilecekleri bir alan var mıdır?

Sonuçta, şu iki gelişme bazı umut verici vaatlerde bulunuyor. Birincisi, Lakhdar Brahimi krizin çözümünü yumuşatmaya yönelik bir girişim olarak Kofi Annan'dan görevi devralacak. Felce uğramış BM Güvenlik Konseyi yerine bu Cezayirli gazi diplomat herkesin uçurumdan geri adım atarak kurtulabilecekleri bir geçiş müzakeresi üzerinde duruyor. Eymen El Emir'in de işaret ettiği gibi "Brahimi, müzakerenin kapsamını geniş tutup, geride kaybeden üzgün bir taraf bırakmamasıyla tanınıyor."

İkincisi, Kahire Suriye dosyasını açtığında orada Mübarek sonrası Mısır'ın oynayabileceği potansiyel bir dürüst simsar rolü var. Suriye'deki durumu gözler önüne sermek için bölgesel güç olmanın verdiği sorumluluğu kavrayan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi Suriye üzerine, Mısır, Suudi Arabistan, Türkiye ve İran'ı içine alan bir Bölgesel Bağlantı Grubu kurulması için geçen hafta çağrı yaptı. Mısır-İsrail barış anlaşması sebebiyle İran'la yirmi küsur yıldır diplomatik ilişkisi olmayan Kahire'nin yeni hükümeti İran'ın problemin değil, çözümün bir parçası olduğuna inanıyor. Pekin'e gidip Beyaz Saray'ı hâlâ ziyaret etmeyen Mursi, hali hazırda İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'la iki kez görüştü.

Bu görüşmelerden ikincisi bu hafta Tahran'daki 16. Bağlantısızlar Hareketi zirvesinde gerçekleşti ve Mursi delegelere "bütün meşruluğunu kaybetmiş baskıcı rejime karşı koyan Suriyeli halkla dayanışmamız, siyasi ve stratejik bir zorunluluk olduğu kadar, ahlaki bir görevdir de" diyerek öfkesini dile getirdi. Mursi ayrıca, Suriye'de demokratik bir sisteme geçişin Suriye'yi bir iç savaşa ve parçalanmaya sürüklemeyecek şekilde barışçıl olması gerektiğini vurguladı. Mısır; Esed rejiminin kabul edilemez olduğu noktasında Suriye muhalefeti, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve Amerika ile hemfikir olmakla birlikte, Esed'in düşüşünün savaş meydanında aranamayacağı ve aranmaması gerektiğine inanıyor görünmektedir.

Brahimi'nin, müzakerelerin dikkatli bir şekilde gerçekleştirileceği vaadi, Mursi'nin Suriye'deki krizin bölgesel güçlerin sorumluluğu altında olduğu inancıyla bağlantılıdır ve Suriye'de kanın durdurulması ve bölgeye yayılmasının önlenmesi umudunu dile getirmektedir. Felce uğramış bir uluslararası toplum, bölgedeki mezhep rekabeti ve bölgedeki insani trajedi göz önüne alındığında Suriye konusunda kurulabilecek ittifakların Suriye'de kesin bir zafer elde etmek iddiasını mümkün kılmamaktadır. Çatışmanın mevcut çizgisi çok fazla kaybeden olacağını gösteriyor. Bütün tarafların gerçeği kavraması ve alacakaranlıkla yetinmeyi kabul etmesi bir kumardır.

Alia Brahimi, London School of Economics'de araştırma görevlisi.  Kaynak: http://www.aljazeera.com Erişim. 19 Eylül 2012 Çev. Abdullah Metin

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 23-11-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
82152216 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net