04-12-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow ÖĞRENİM ÇAĞINDA ÇOCUKLARIMIZIN BAŞÖRTÜLERİ HAKKINDA MEVZUATın BİLMEDİĞİMİZ HÜKÜMLERİ
ÖĞRENİM ÇAĞINDA ÇOCUKLARIMIZIN BAŞÖRTÜLERİ HAKKINDA MEVZUATın BİLMEDİĞİMİZ HÜKÜMLERİ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 15
KötüÇok iyi 
Yazar Mehmet YAMAN(*)   
13-10-2012
ÖĞRENİM ÇAĞINDAKİ ÇOCUKLARIMIZIN BAŞÖRTÜLERİ HAKKINDA MEVZUATIN BİLMEDİĞİMİZ HÜKÜMLERİ
                                                                                                    
                                                                                 Mehmet YAMAN(*)
   Daha önce bir vesileyle yazdığımız kitabımızda da belirttiğimiz (*) ve şimdilerde hem siyasetin ve hem de yazılı ve görsel medyanın gündemini oluşturan ve üzerinde, bilir-bilmez bir takım insanların fırtına kopardığı önemli bir konuyu, siyasetten ve günlük polemiklerden arındırılmış olarak ve sadece hukuksal boyutlarıyla nazarlarınıza sunmak istiyoruz.
   Şöyle ki: Bilindiği gibi Anayasamızın, “İkinci Kısım-Temel Haklar ve Ödevler” başlığı altında, 12.maddeden 74.maddeye kadar, toplam 62 maddenin tümü, vatandaşlarımızın bizatihi kendilerine
sıkı sıkıya bağlı, devredilmez ve vazgeçilmez haklarıyla, ödevleri hakkında bilgi verilmekte ve bu maddeler, bu konuyla ilgili olarak, mevzuatımızın temelini oluşturmakta olup, gerek devlet organları ve gerekse tüm halkımız, bu lazimenin gereklerini yerine getirmekle sorumludurlar.
Bu sorumluluklarını yerine getirmeyenler, “Anayasayı ihlal” suçunun müeyyidesi ile muhatap olurlar.

   Yukardaki maddelerde belirlenen temel hak ve ödevler, rüştünü ikmal etmiş bulunan vatandaşlar tarafından bizatihi, etmemiş olanlar tarafından ise, yasal velileri ya da vasileri eliyle kullanırlar.
   Anayasamızın 41.ve 42.maddeleri, ailenin korunmasıyla, eğitim ve öğrenim hak ve ödevlerini düzenlemekte olup, bu maddeleri özellikle, başlangıç (dibace) kısmının 6., 7., 8. ve 9. fıkralarıyla birlikte gözden geçirdiğimizde, sanırız bize önemli işaretlerde bulunacaktır.
   Yine Anayasamızın 90. maddesinin 4. ve 5. fıkralarında aynen “ usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletler arası anlaşmalar, kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile, Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası anlaşmalarla kanunların, aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle, çıkabilecek uyuşmazlıklarda, milletlerarası anlaşma hükümleri esas alınır”  denilerek, özellikle temel haklar ve ödevler hususunda uluslar arası sözleşmelerle sağlanmış olup ta, yasal prosedür yerine getirilerek, ülkemizde kanun hükmünde geçerli kılınan hükümlerde sağlanmış olan tüm hak ve yetkiler, vatandaşlarımızın haklarını oluşturmuştur. Bunun engellenmesi de, keza “Anayasayı ihlal” suçunun, yasal bir unsurunu oluşturur. 

      Bu genel ve temel bilgilerden sonra, usulüne uygun tarzda ülkemizde yürürlüğe konulmuş bulunan uluslar arası sözleşmelerden iki tanesinin ilgili maddeleri, aşağıda dikkatlerinize arz edilmiştir:
A - 19 Mart 1954 tarihli Resmi Gazete ile ilan edilmek sureti ile, ülkemizde kanun hükmünde geçerli bulunan “ İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme” nin ikinci maddesi, aynen şöyle demektedir:
 Madde-2 : Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın, bu eğitim ve öğretimin, kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına, saygı gösterir.
 B  – Keza, T.B.M.M. nde, 15.08.2000 tarihinde kabul edilerek, biraz geciktirmeli de olsa, Cumhurbaşkanı Sayın A.Necdet Sezer’ce de onaylanarak Resmi Gazete’de ilan edilen,  “Kişisel ve Siyasal Haklara İlişkin Uluslar arası sözleşme” nin 18.maddesinin 4.fıkrası aynen şöyle demektedir:
      Madde-18/4 : Bu sözleşmeye taraf olan devletler, ana-babaların ve –bazı durumlarda- yasalarca saptanmış vasilerin, çocuklarına, kendi inançlarına uygun bir dinsel, ahlaksal eğitim verme özgürlüklerine saygı göstermekle yükümlüdür.

   Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından, değişik zamanlarda altına imza konulup, resmi gazetede ilan etmek suretiyle, ülkemizde iptali mümkün olmayacak ve ülke kanunlarıyla çelişse bile, bu madde hükümleri uygulanacak bulunan, yukardaki iki maddenin gereği, çağdaş ve uygar devletler tarafından yapılan uygulamalar da dikkate alınarak, bizde nasıl uygulanıyor, acaba? Bu sözleşmelerin kabulünden bu tarafa, ülkemizde bu kanunların uygulanmasıyla ilgili olarak, gelip geçen tüm iktidarlar dahil olmak üzere, acaba nasıl bir iç düzenleme getirdiler?..  Başka bir deyimle, bu kanunların gereği bulunan müesseseleri kurdular ve velilerin etkin iradelerini aldılar mı, bu konularda?...    
 
   Hatırlanacak olursa, kendisinin alevi inanç sistemine bağlı olduğunu ve çocuğuna her hangi bir dinsel eğitim verilmesini istemediğini bildiren bir velinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, bu yönde yaptığı bir müracaat, yukardaki sözleşmelerin hükümleri dikkate alınarak, kabul edilmiş ve böylece ilköğrenimde bulunan öğrencilerin velilerinin, bu istek ve taleplerinin dikkate alınması gerektiğine hükmedilmişti.
   Bu mahkeme kararı da, yukarda zikredilen kanun maddelerinin, ülkesel bir uygulamasının sonucu idi.
   Son zamanlarda, ülkemiz siyasal ve bürokratik hayatında gündeme getirilen ve insanlarımızın birbirini anlama ve Anayasamızın dibacesinde belirtilen temel esaslar doğrultusunda, hepimizin ortak vatanı olan ülkemizde bir arada, birbirine saygı göstererek, toplumsal mutluluğu yakalama yolunda değerlendirmeler yapılmaktan uzakta, jakobenist bir anlayışla, kendi fikrini, yanlış ve yanlı da olsa, dayatarak, karşı fikir ve duyguları taşıyan insanları, yok saymaya yönelik bir tavır sergilendiğini, esefle görüyor ve çağdaş insanlara ve toplumlara hiç te yakışmayan bu tür davranışların, bilimsel ve rasyonalist bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, hiç te tasvip edilemeyeceğini, üzüntüyle beyan etmek isteğimizi hoş görmenizi diliyoruz.

   Çağlar boyu var olan dinlerin toplumsal tezahürleri, çeşitli çağlarda ve toplumlarda farklı farklı olagelmiş, farklı dinlere mensup insanlar, dinlerinin gereği bulunan yaşamlarını, gerek bireysel ve gerekse toplumsal uygulamalarıyla, bugüne kadar devam ettirmişler ve bundan sonra da devam ettireceklerdir.
   Bunun sonucu olarak, toplumumuzun çeşitli katmanlarında, çeşitli inanç sistemlerine gönül veren vatandaşlarımızın yaşam biçimlerini, ülkenin genel huzuru ve işleyen düzenimizin gerekli ilkeleri dikkate alınarak, gerek yasalarımızın ve gerekse ülkemizde kanun hükmünde geçerli bulunan uluslar arası yasaların, kendilerine verdiği temel hak ve özgürlüklerini yaşamalarını temin, devletimizin asli görevi olup, buna uygun düzenlemeleri yapması önemli bir gerekliliktir.
   Devlet aygıtımızın en üstünden en altına kadar tüm yetkilileri, iktidar ve muhalefet temsilcileri, taşıdıkları misyonun farkına vararak, bulundukları görevlerinin gereğini yerine getirmeleri gerekmektedir.
   İnanç ve inancın tezahürleri bulunan yaşam biçimleri, mahza, her hangi bir siyasal partinin, ya da gurubun iştigal alanı içinde olmayıp, ülkemiz insanlarını ve toplumsal yapılanmalarını  ilgilendiren bir konudur. Böyle önemli bir konuda, ortak akılla, çağdaş ve sosyal bir misyon ifasıyla, birlikte hareket etmek, birimizin değil, hepimizin ortak başarısı olacaktır.

   Ortada bulunan bu problemin çözümünde, ortak kıstaslar ışığında, aşırılıklardan uzak ve istismarlara kapı açılmayacak bir biçimde formatlamalarla, yöneticilerin, bu toplumsal isteğin gereğini yerine getirmeleri, asli görevleridir. Yönetici olmanın zevkini tadıp, imkanlarını bol bol kullanan insanlarımız, bunun gerektirdiği sorumluluğu da, problemleri giderecek tarzda, akıllı ve kurallı bir biçimde yerine getirmelidirler.
   Aksi hal, onların hayal edemeyecekleri sorumlulukların altında, günbegün eriyip gitmelerine neden olacaktır. Bu kaçınılmaz bir akibettir.

   Bu konuda, iktidar danışmanlarının görevleri de çok fazladır. Danışmanlık bir kızak, ya da yan gelip yatma makamı hiç değildir. Hele hele bankamatik memurluğu, onlara hiç yakışmaz. Onların görevleri, yardımcılıklarını üstlendikleri kişileri yetenekli, bilgili, tecrübeli ve ortak hedeflerde başarılı kılmak olmalıdır. Onlar bu problemin, yönetsel bir biçimde çözülmesiyle ilgili olarak, ne gibi geliştirmeler yapılabileceğinin - tüm çağdaş ve batılı devletlerin düzenlerini de değerlendirerek - araştırmasını yapmak, her ne kadar provokasyona açıksa da, %99’u Müslüman dediğimiz (!) halkımız içerisinden, çoğunlukla masum bulunan velilerin, temel hakları arasında bulunan bu isteklerinin, hangi formatlarla karşılanabileceğini, çizimlerle ortaya koymak ve sorumluların yükünü de hafifletmek zorundadırlar. 

   Yoksa “bu bir provakasyondur”, “bu konular bizim çalışma alanımız dışındadır”, “bunlar yanlış isteklerdir” vs. gibi sözler, sorumlu insanlara hiç yakışmayan şeylerdir. Hele 10 yıl gibi uzun bir süre iktidar olmuş insanlar, hazırlıksız yakalanma yerine, bu istemleri de içeren konularda, geniş kapsamlı hazırlıklar ve donanımlar içinde olmak zorundalar. Bu onların asli ve affedilemez görevleridir.

   Maalesef  “sahte evrak tanzimi” suçu işlenerek oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, Leyla Şahin hakkında verdiği başörtüsüyle ilgili 29.06.2004 tarihli kararına yapılan itiraz üzerine, yine “sahte evrak tanzim etme” suçu işlenerek, Genel Kurulca verilen 10.11.2005 tarihli kararında, yanlış değiniler yanında, önemli tesbitler ve idaremizin yapması gerekli zorunlu uygulamalarla ilgili talimatları da vardır.
   Bir örnek teşkil etsin diye, ilerde basıma vereceğimiz önemli bir kitabımızın konusunu oluşturmakla birlikte, başlığımızdaki konuyla ilgisi de bulunmakla, AİHM Genel Kurulu’nun yukardaki kararından bir paragraf aktarmamıza da izin verirsiniz, sanırız.
   Genel Kurul Kararının 107. paragrafında şöyle denmektedir:
   “ MAHKEME, DEVLETİN, KARŞIT GURUPLAR ARASINDA KARŞILIKLI HOŞGÖRÜYÜ SAĞLAMASI GEREKTİRDİĞİ GÖRÜŞÜNDEDİR. BUNA GÖRE, BU GİBİ DURUMLARDA (idari) MAKAMLARIN ROLÜ, GERGİNLİĞİN KAYNAĞINI, ÇOĞULCULUĞU ORTADAN KALDIRARAK (yani başörtülüyü kapı dışarı ederek) YOK ETMEK DEĞİL, RAKİP GURUPLARIN BİRBİRLERİNE HOŞGÖRÜ GÖSTERMESİNİ SAĞLAMAKTIR.”

   Hiç kimseye, her hangi bir siyasal ya da sosyal ithamda bulunmaksızın, yukarda yazdığımız kanun maddelerinin, bunun uygulamasına örnek olarak verdiğimiz alevi vatandaşımızın talebi ile ilgili olarak verilen, A. İ. H. M. Kararının ve son olarak, aynı mahkeme genel kurulunca, Leyla Şahin’le ilgili olarak verilen ret kararının, sunduğumuz ilgili paragrafının, birlikte incelenmesini teklif ediyor ve ülkemiz uygulamasında, iktidarın da muhalefetin de, önlerini açacak bulunan bu kanun ve kararların, bir kere daha ciddi bir sorumlulukla gözden geçirilerek, bunun gerektirdiği idari işlev ve formatların derhal uygulamaya konulmasını teklif ediyoruz. Bu, gayet kolaydır ve ülkemizdeki kavga ve gürültüleri önleyecek, herkesin birbirine saygıyla yaklaşacağı, temel bir uzlaşı formülüdür. Bu konuda, herkesin elini taşın altına koyması gerekmekte olup, bize de düşen başkaca görevler olursa, şahsi hiçbir beklenti içinde olmaksızın, fahri olarak beklediğimizi de arz ederek, ülke yönetiminde, ciddi misyon ifa edenleri, bu konularda çözüm getirici çalışmalar içinde görmek istiyoruz.
  * - İnsanlarımız temel hak ve özgürlüklerimizin ne kadar farkındalar?         

                                    Mehmet Yaman
                                    Araştırmacı-Hukukçu, Noter
                                                                                    

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 13-10-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
90944794 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net