24-11-2017
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR

(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)





























 
Önerdiğimiz sayfalar:
M. SAİD ÇEKMEGİL 
anısına
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090


Nuri BİRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek



Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   kardeşimizin
(facebook sayfasından
dikkate değer görüşler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52



M.Selami Çekmegil'den
(twitter'da kısa beyan 
                ve tartışmalar)
https://twitter.com/M
SelamiCekmegil



M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!
1-
http://tr.wikipedia.org/
w
iki/Selami_%C3%87
cekm
egil
2-
http://www.biyografya.com
/biyografi/5959



    ____________________
BU SİTE
    Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri:
    MelikeTANBERK ve 
    Fatih ZEYVELİ'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGİL 
  anısına ARMAĞANIDIR!  


   Anasayfa arrow Çocuklardan arrow ZEYNEP
ZEYNEP PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar Nurbüke TEKER   
16-09-2012
ZEYNEP

                                                Nurbüke TEKER
        Merhaba, ben Melike. 12 yaşındayım; uzun siyah saçlarım, kahverengi gözlerim, yaramaz mı yaramaz bir de kardeşim var. Adı Zeynep, henüz beş yaşında. Doğduğunda babaannem yeni vefat etmişti, onun adını verdiler. İlk doğduğunda onu fazla sevmemiştim. Ama şimdi onu o kadar çok seviyorum ki sizlere anlatamam. Tabi onu bu kadar sevmeme neden olan olayı şimdi size anlatırsam beni daha da iyi anlayacaksınız.
          
        Kardeşimin doğduğu zamanı iyi hatırlıyorum. Ben ilkokul 1. sınıfa gidiyordum. Soğuk bir kış günüydü. Annem ve babam bana yakında kardeşim olacağını söylüyorlardı. Evde sürekli hazırlıklar yapılıyordu. Önce benim yatağım ve eşyalarım biraz daha büyük olan bir başka odaya taşındı. Bana yeni oda takımları alındı; benim eski odam bebek odası olarak hazırlanmaya başlandı. Oda, kardeşim kız olacağı için pembeye boyandı. Küçük bir yatak alındı, küçük giysiler alındı. Annem alışveriş yaparken bana fikrimi soruyordu. Bazen bana da bir şeyler alıyorlardı. Açıkçası kardeşimin nasıl bir şey olacağını merak ediyordum. Siyah bir resim gösterdiler, bebeğin ilk resmiymiş. Ama çok çirkindi, hiçbir şey anlaşılmıyordu. Kendi kendime bazen seviniyordum, canlı oyuncak bir bebeğim olur, onunla oynarım diye. Aslında, keşke benim yaşımda doğsa birlikte oynardık diye de düşünüyordum. Ama arkadaşlarımdan kardeşi olanlardan duymuştum, bebekler durmadan ağlıyorlarmış, altlarına yapıyorlarmış, oynamak pek mümkün olmuyormuş. Kardeşimin kız olacağını öğrendiğimde de biraz canım sıkılmıştı. Annem bütün takılarını, güzel giysilerini, ayakkabılarını büyüdüğümde bana vereceğini söylemişti. Şimdi ona da vermesi gerekecekti. Ama önceden bana söz vermişti, hepsi benim olmalıydı. Ya annem babam benden çok onu severlerse. Anneannem, dedem, teyzelerim, dayılarım diğer dedem, halalarım, amcam…’’ Ya beni artık eskisi gibi sevmezlerse ben ne yaparım?’’ diye düşünüyordum.

        Nihayet kardeşimin doğduğu gün beni okuldan Özlem teyzem aldı. Kardeşimin doğduğunu ve hastaneye gideceğimizi söyledi. Hastaneye gittiğimizde nerdeyse bütün akrabalarımız, annemin bütün arkadaşları hastaneye dolmuştu. Bazıları dışarıda benim kafamı okşayıp:
— Ah canım kardeşin oldu.
—Çok tatlı bir kardeş geldi sana…
— Ay! Ne kadar şanslısın bak abla oldun artık… Gibi tuhaf konuşmalar yapıyorlardı. Ne varmış sanki? Bu kadar kişi küçücük bir bebek için gelmiş. Bebek gelmesi önemli mi? Bir haberde duymuştum dünyada her gün bir sürü bebek doğuyormuş. Bu düşüncelerle hastanenin içinde giderken insanlar koşuşturup duruyordu. Tuhaf kokular beni rahatsız etmişti. Nihayet bebeklerin doğduğu kata geldiğimizde, sessizlik vardı. Sadece birkaç odadan ince ince bebek ağlama sesleri duyuluyordu. Teyzem bir odanın önünde durdu:
 –İşte burası, dedi.

       O zaman iyice heyecanlandım, kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. Bütün merakım gidecekti. Teyzemle annemin yattığı odaya girdiğimizde annem uyuyordu, hasta gibiydi, çok yorgun ve kötü görünüyordu. Yanındaki küçük bebek yatağına doğru yanaştık. Yatakta yatan, küçücük bir bebekti. Pembe yanakları, yumuk elleri vardı. Üzerinde, annemle aldığımız pembe giysiler vardı. Oyuncak bebeğe benziyordu; gözlerini yumdu açtı. Ellerini havaya kaldırıyordu. İşte benim kardeşim buydu, demek artık gelmişti. Başını kaldırıp bakamıyordu bile. Altına bez bağlanıyordu; tuvalete gidemiyordu. Yemek filan yiyemiyordu. Yataktan kalkıp bakamıyordu bile. Ellerine dokundum, benim ellerimin yanında daha minik görünüyordu. Bu haliyle çok çaresiz gibiydi. Biraz mutlu olmuştum, kendimi daha akıllı ve daha becerikli hissediyordum. Ben bir sürü şeyi tek başıma yapabiliyordum: bisiklete biniyordum, yüzüyordum,  hatta okuma yazmayı bile öğrenmiş, büyüklerden farkım kalmamıştı.

      Aradan aylar geçti… Kardeşim yavaş yavaş emeklemeye, sonra yürümeye, hatta koşmaya başladı. Önceleri anlamsız sesler çıkarırken, kelimeler söylemeye, sonra cümleler kurmaya başladı.  Yani kardeşim yavaş yavaş büyüyordu ve artık 2 yaşına girmişti. Büyüdükçe hem yaramazlaştı hem de yapamadığı şeyleri yapmaya başladı. Bana “aba aba “diye sesleniyordu. Dişleri çıkmıştı, tuvalete gidebiliyordu. En çok televizyon ve bilgisayar yüzünden kavga ediyorduk. Hele kitaplarımı defterlerimi görmesin, hemen karalamaya başlıyordu, elinden zor kurtarıyordum. Korktuğum gibi olmamıştı; akrabalarım beni hala seviyorlardı. Ama kardeşim gelince annem ve babam evde onunla daha fazla ilgilenmeye başlamıştı.

      Babam onu sürekli kucağına alıyordu. Ben istediğimde ise:‘’Belim ağrıyor‘’diyordu. Bazen koltukta uyuyakaldığımda bile beni uyandırıp yerime gönderiyorlardı. Zeynep’in banyosunu annem yaptırıyordu, bana gelince ise: ‘’Hadi kendin yıkanabilirsin, büyüdün artık ‘’diyorlardı.  Derken 3 yıl önce yaz tatilinde çok korkunç bir olay yaşadık. 

        Temmuz ayında çok sıcak bir gündü. Annem, beni ve kardeşimi akşamüzeri her zaman götürdüğü çocuk parkına götürdü. Bu park, deniz kıyısı ile cadde arasında, kıyı boyunca uzanan büyük bir dinlenme parkıydı. Caddeye yakın kısmında sık çalılıklar diziliydi. Sahil kısmında ise oturma yerleri vardı. Parkın sonunda ise büyük bir bina ile bitişik bir oyun parkı daha vardı. Evimize yakın olmasına rağmen annem yalnız gitmeme müsaade etmezdi. Çünkü yalnız mahalle sakinlerinin değil, her gün bir sürü insanın değişik yerlerden gelip uğradığı bir yerdi. Özellikle yaz akşamları serinlemek ve dinlenmek için çok idealdi. İnsanlar, çimlerin üzerine, ağaç altlarına, yol kenarlarına, boş buldukları her yere oturur, kimileri piknik yapar, kimileri termosta çayını getirip çekirdek çitlerdi. Kimileri de oltasıyla balık tutmaya çalışırdı. Kendisine güvenenler boğazda yüzmek için denize atlardı. Tabi atladığı yerden çıkamaz biraz sürüklendikten sonra parkın sonundan çıkar, kıyıdan yürüyerek geri gelirdi. Gelip geçen gemileri, vapurları, sürat teknelerini izlemek ise daha büyük eğlenceydi. Hele bazı akşamlar havai fişek atıldığında dahada keyiflenir, havai fişeklerin gökyüzüne dağılışını hayranlıkla izlerdik. 

       O gün, parka geldiğimizde henüz güneş batmamıştı ve tam kalabalıklaşmamıştı. Annem kardeşime yemek yedirdi, su içirdi, onu bebek arabasından çıkarıp kum havuzuna koydu. Kardeşimle birlikte kum havuzunda oynamaya başladı. Annemin, Zeynep’le bu kadar çok ilgilenmesi bana vakit ayırmamasına kızıyordum ve üzülüyordum. Arkadaşlarımın çoğu, tatil olduğu için başka şehirlere gitmişlerdi; parkta hiç arkadaşım yoktu. Kaydıraktan kaymaya, salıncakta sallanmaya başladım. Ama hiç eğlenemiyordum. Bir yandan da annemle Zeynep’i uzaktan izlemeye başladım. Kardeşim durmadan gülüyordu, çok eğlendiği her halinden belli oluyordu. Ya ben? Ben ise tek başına, yapayalnız, uzaktan, sadece onları izliyordum. Her seferinde ‘’Zeynep keşke hiç doğmasaydı.’’ diye içimden düşünüyor, onsuz daha mutlu bir hayatım olduğunu hayal ediyordum.

           Anneme defalarca seslendim beni arkamdan salıncakta sallamasını istedim. Her seferinde ‘’Tamam şimdi geliyorum.’’ dedi ama hiç gelmedi. Sonra ağlamaya başladım, ben ağlayınca annem düştüğümü, canımın acıdığını zannederek yanıma koştu ve bana:
—Ne oldu kızım iyi misin? dedi.
      O anda çok mutlu oldum. Bu anın hiç bitmemesini istedim.

       Ona ağlayarak çok sıkıldığımı, oynamak istemediğimi, hep kardeşimle ilgilendiğini, benimle ilgilenmediğini söyledim. Bunları söylerken, o kadar kötü oldum ki sesim güçlükle çıkıyordu sanki, boğazıma bir şeyler düğümlenmişti. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Annem bana sarıldı, beni çok sevdiğini ama Zeynep’in küçük olduğu için daha çok ilgilenilmeye ihtiyacı olduğunu söyledi. Küçükken benimle de çok oyunlar oynadığını, yemeğimi yedirip  her şeyimle ilgilendiğini anlattı, ben yavaş yavaş sakinleştim. 

   Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, annem saçımı okşuyor, beni öpüyordu. Gözyaşlarımı sildi, burnum akmıştı.
-“Hadi, beraber kardeşinin yanına gidelim!” ,’’Çantadan mendil alırız.’’dedi ve elimden tuttu. Kum havuzuna doğru baktığımızda Zeynep yoktu. Bebek arabası, çantası orada duruyordu, ama Zeynep yoktu.  Kum havuzunun çevresine, etrafa baktık Zeynep görünmüyordu.

      Annem çıldırmış gibi etrafa koşuşturmaya, insanlara Zeynep’i sormaya başladı. Park hava serinlediği için iyice kalabalıklaşmaya başlamıştı. Ben ne yapacağımı şaşırdım. Çok üzüldüm, pişman ve çaresiz bir halde;
-“Zeynep kardeşim nerdesin?” diye ağladığımı bağırdığımı hatırlıyorum.

      Zavallı annem çaresizce parktaki insanlara gidip Zeynep’i tarif ediyor, üzerindeki giysilerinin rengini söylüyordu. Görüp görmediklerini soruyordu. Hiç kimseden bir cevap alamadık. Anneme koşup, özür dilemeye, ağlamaya başladım. Kendimi çok suçlu hissediyordum. Annem haklıydı, o daha küçücüktü, ya bulamazsak ya Zeynep’i bir daha göremezsem kime kardeşim diyecektim, kiminle oyun oynayacaktım? Keşke ortaya çıksa bütün eşyalarımı ona vereceğim yırtsın karalasın diye, Bütün oyuncaklarımı ona vereceğim isterse kırsın.  Ama yoktu bulamıyorduk. Parkı bir uçtan bir uca dolaştık. Orada balıkçılık yapan birkaç kişi ve mahalleden bazı tanıdıklar bizimle birlikte koşuşturmaya başladı. Bize yardımcı olmaya çalışıyorlardı. Denize, caddeye baktılar. Maalesef Zeynep yoktu. Ya haberlerde duyduğumuz olaylar gibi bir olay geldiyse kardeşimin başına diye iyice korkmaya başladım.

           Annem polisi ve babamı aradı. Parkta bulunan insanlar korkmuşlardı herkes çocuğunu alıp uzaklaşmaya başladı. Park yavaş yavaş tenhalaşmaya başladı. Polis gelmişti anneme bir şeyler soruyorlardı. Annem olanları ağlayarak anlatıyordu. Aradan ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum ama uzaktan bir ağlama sesi duydum. Bu onun sesiydi. Evet, evet, Zeynep’in sesiydi! Biraz ileride, yol kenarından geliyordu. O tarafa yöneldim. Sesi dinlediğimde çalılıkların arasından ses geldiği için hemen o tarafa koşmaya başladım. Biraz sık çalılıkların arasından güçlükle geçerek Zeynep’in yanına girdim. Kollarım çizilmişti, birazda kanamıştı. Başka zaman olsa ağlardım, ama canımın yandığını bile hissetmedim. Rüyada gibiydim. Yanında beyaz bir kedi vardı, Zeynep’in yüzü gözü kir içindeydi ağlamaktan burnu akıyordu; çok komik görünüyordu. Galiba kum havuzundan kalkmış, kedinin peşinden gitmiş sonrada çalılıkların altındaki boşluktan emekleyerek girip burada uyuyakalmıştı. Tabi uyanınca da ağlamaya başlamıştı. Hiç bu kadar mutlu olmamıştım, kardeşimi kaldırdım ona sıkıca sarıldım. Sonra çalılıkların arasından önce onu geçirip sonra ben çıktım. Kucağıma alıp koşmaya başladım. Bu defa Zeynep sustu gülmeye başladı, ben ise koşarken mutluluktan hem ağlıyor hem gülüyordum. Canım kardeşim, canım kardeşim, diyordum.

       Annemin yanına doğru giderken annem de bizi gördü ve bize doğru koşmaya başladı. Annem de sevinçten ağlamaya başladı, bize sarıldı. Babam geldiğinde Zeynep çoktan bulunmuştu. Hep birlikte eve dönerken çok mutluyduk. Ama ben daha çok mutluydum çünkü kardeşimin sevgisini daha çok hissediyordum. İyi ki doğdun Zeynep, iyi ki varsın…
                                                                                                   Nurbüke TEKER

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 17-09-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
29554789 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net