18-05-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Medyadan Seçmeler arrow MÜMİNİN HEDEFİ SALAT-I DAİMUNA ULAŞMAKTIR!
MÜMİNİN HEDEFİ SALAT-I DAİMUNA ULAŞMAKTIR! PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 15
KötüÇok iyi 
Yazar Halit ÖZDÜZEN   
28-08-2012
MÜMİNİN HEDEFİ SALAT-I DAİMUNA ULAŞMAKTIR!

                                                               Halit ÖZDÜZEN 

İslam’da ibadet, kulu Allah’a yaklaştıran, belirli ritüel ve davranış biçimlerini kapsamak-tadır. Bunları Yüce Allah(C.C) Kuran’da belirtmiş; Hz. Muhammed (S.A.S) de Müslümanlara nasıl uygulanacağını öğretmiştir. Daha sonra çeşitli dönemlerde ilim, irfan ve takva sahibi önderler Kur’an ve sünnet çerçevesinde oluşan İslami esaslara dokunmadan uygulamaya yönelik bazı düşünce ve görüşler (İçtihat) açıklamışlardır. Bunların içerisinden İslam âlimlerinin çoğunluğu tarafından benimsenenler uygulamaya konulmuştur.

     Sonraki Ehl-i Sünnet uleması dinin özüne ters düşmeyen Rasulullah Efendimizden sonraki uygulamaların bir bölümüne bidat-ı hasene diyerek mahsurlu olmadığını açıklamış, Kur’an ve sünnete ters düşenleri reddetmişlerdir. Şia ulemasının fıkıh ve ibadetler konusunda Sünnilerle uyuşmayan bazı uygulamaları yanında,  Vahhabi âlimlerinin toplu ve bireysel ibadetlerde Şii ve Sünni görüşlere aykırı bazı uygulamaları bulunmaktadır. Ayrıca, Ehli Sünnet Mezhepleri arasında da bazı farklılıklar görülmektedir. Bir kısım uç gurup ve görüşler nazara alınmazsa, bugün mezhep, meşrep ve düşünce gruplarının tamamı Kuran’ın ibadetlerle ilgili ayetlerindeki esasları ve ilahi hassasiyeti kabullenmektedirler. İhtilafların bir bölümü Sünnetin uygulanması, hadislerin –sahihliğinin- kabul veya reddi ile Kur’an ayetlerinin yorumundan ileri gelmektedir. En önemli sebep ise siyasi ayrılıkları derinleştirmeye yönelik nüfuz ve hâki-miyet çekişmelerinden kaynaklanmaktadır.  Bu nedenle Müslümanlar arasında ibadetlerin uygulamasında birlik sağlanamamıştır. 

Bu araştırmamızda İslam dininin en temel ve vazgeçilmez şartı olan ibadet unsurlarından olan salat/namaz, dua ve zikre değinerek, müminde salat kavramını nasıl “daimi hale” (salat-ı daimuna) ulaştığını irdelemeye çalışacağız. 

İbadet  
     İbadet: Dar anlamıyla Müslümanın Yüce Yaratıcının elçisi vasıtasıyla tebliğ ederek, uygula-maya koyduğu belirli ritüellerle kulluğunu arz etmesi; geniş anlamıyla İlahi iradeye uygun bir şekilde hayatını disipline ederek, sosyo-kültürel yaşam ve ekonomiye yönelik uğraşılarında vahiy ve sünnetin belirlediği esaslar dâhilinde davranmasıdır.  Müslümanın ibadeti günlük yaşamındaki tavır ve davranışlarının tamamını kapsamaktadır. Bu nedenle sadece namaz, oruç, hac, zekât, cihat, zikir, dua gibi zaman, mekân,  şekil ve şartlara bağlı ritüellerle sınırlı olmayıp; İslam’ın belirlediği esaslar dâhilinde insanlara,  tüm canlılara ve doğaya yönelik davranışlarla, çalışma, yemek- içmek dinlenmek gibi aktiviteleri; evlenmek, eş ve çocuklarla ilgilenmek v.b. yükümlülükleri kapsamaktadır.
      İbadet bireysel yapıldığı gibi, Yüce Allah’ın emri ve Peygamber Efendimizin sünneti gereği cemaatle de yapılmaktadır. Cemaat İslam sosyolojisinde çok önemli kavram ve toplumsal katmanı ifade eder.  İslami yapı seküler sistemde olduğu gibi birey, toplum ve millet esasına göre değil; mümin, aile, cemaat ve ümmet esasına göre şekillenmektedir. Bu nedenle cemaatle yapılan ibadetlerin sevabı çok fazladır. 
      Kısaca özetlemek gerekirse; Mümin’in Allah(CC)’ın iradesine uygun tüm hayatı ibadet; O’nun koyduğu sınırların dışında yapılan taşkın davranış ve eylemler ise Şeytan’a ibadettir (Yasin 36/60-63). İbadeti terk etmenin insanları nereye sürüklediğini Kur’an bize haber vermektedir.  “Sonra onların arkasından öyle nesiller türedi ki salatı/namazı bıraktılar ve şehvetlerine kapılıp uydular. Bunlar azgınlıklarının cezasını bulacaklar.” (Meryem 19/59)
     Yüce Kur’an kişinin taşkın eylemlerle, kendi nefsi, çevresi,  doğa ve topluma verdiği zararlardan yargılanacağını belirtmiştir. Müslüman’ın vahiy ve sünnete uygun davranışları kendisine önemli manevi zırhlar oluşturmakta,  onlar cinden ve insanlardan olan şeytanlardan bedensel yapısını ve ruhunu korumaktadır.

Salat  
      Salat Arapça “s-l-v” kökünden türemiştir. Kelimesinin kök anlamı, bir yere veya yöne doğru “gitme”. “meyletme' veya “yönelme”dir.  Kuran’da genellikle kök anlamına yakın anlamda kullanılmış olmakla beraber farklı vurgular ve farklı anlamlarda da kullanılmıştır.    Tespitlere göre yüzden fazla ayette, aynı kökten türemiş otuz farklı kavram kullanmıştır.  En çok kullanılan kavram  “müminlerin ibadetidir.”  Bir anlamda ibadet yönelmeyi ifade ettiğinden kök anlamına oldukça yakındır. İbadetin dışında bazı özel anlamlarda kullanılmış olmakla beraber, genellikle: tövbe –istiğfar, dua, niyaz, yakarış, rica, övgü, kutsama, saygı sunma, şükretme, ardınca yürüme, bağlanma, bağlılıkta devamlılık, gözetme, koruyup kollama, destekleme, ilahi iradeye teslimiyet, kulluk, mağfiret ve Allah’ın (CC) şanını yüceltme gibi ibadetin türevleri veya ibadeti güçlendirmeye yönelik kavramlar olarak kullanılmıştır. Diğer anlamlardan bazıları ibadethane, destek, din ve dindarlık, yaratılışın amacına uygun hareket etmek ve davet olarak bir veya iki ayet-i Kerime’de geçmektedir.
      Son yıllarda bazı araştırmacılar, Salat’ın dua ile eş anlamlı olduğunu bu nedenle dua edilerek de Salat’ın yerine gelebileceğini ima etmektedirler.  Delil olarak da “Onların mallarından sadaka al; bu sayede onları temizle ve arındır ve onlara salât(dua) et; zira senin salâtın onlar için bir gönül ferahlığıdır.” (Tevbe 9/103) ayeti gösterilmektedirler.
    Elbette dua ve yakarışlar da salat olarak, inşallah Rabbimizin katında yer bulmaktadır; ancak yukarıda da belirtildiği gibi salat’ın dua anlamı olduğu gibi salat namaz anlamını da kapsamaktadır. Bu nedenle salat kavramının Kur’an’da geçen bir anlamını alarak, diğerlerini göz ardı etmek yanlıştır. Hz. İbrahim’le ilgili “Rabbim, beni salatımda sürekli kıl, soyumdan olanları da… Rabbimiz duamı kabul buyur.” (İbrahim 14/40) diye yakarırken salatın hem dua, hem de ibadet bölümünü vurgulamıştır. Yine Kur’an’da geçmiş Peygamberlerin yaptıkları hayırlı işler zikredilirken, salat ve zekât pek çok ayette beraber vurgulanmıştır. Hz. İbrahim, Lut, İshak ve Yakub’u salih kişiler olarak andıktan sonra“Ve hepsini, emrimizle yol gösteren rehberler yaptık ve kendilerine hayırlı isler işlemeyi, salatı/namazı, zekât vermeyi vahyettik. Hepsi Bize kulluk eden kimselerdi.” (Enbiya 21/73) 
   Salâtın bir özelliği de, Kur’an’da Allah, melekler, cinler insan, müminler ve kuşlar da dâhil bütün varlıkları kapsayacak şekilde kullanılmıştır. Bu nedenle salatı yalnızca namaz ve/veya dua sözcükleri ile de ifade etmek mümkün değildir. Ancak Salat’ın namaz olarak anlaşılacağı pek çok ayet bulunmaktadır.

Namaz 
     Namaz olarak Salat, bir anlamıyla Allah’a (CC) yapılan “ibadetlerin tümü”; diğer anlamıyla Kıbleye(Kâbe) yönelerek, içerisinde niyet etme, başlangıç tekbiri (ara tekbirler) kıyam, kıraat (Fatiha ve bir miktar kuran okuma), rükû (eğilme), secde (yere kapanma), ka’de (tahiyyat oturuşu) ve sonunda sağa ve sola selam verme gibi ritüellerden oluşan ibadete verilen isimdir. Namaz şekle bağlı bir ibadet olup vakitleri   (Hud 11/114; İsra 17/78; Nur 24/58) ayetleriyle;  kıyam, rükû, sücud, kıraat gibi farzları da  (Bakara 2/125; Tevbe 9/112; Hicr 15/98; Hacc 22/26) ayetlerle belirlenmiş, Hz. Muhammed (S.A.S.)’in uygulamalarıyla da müminlere örnek olmuştur. Farzlardan önce ve sonra Hz. Peygamberin kıldığı namazlar, sünnettir. Müminlerin farzların yanında sünnetleri de yerine getirmeleri bir fazilettir.
     Kavram, Arap kültüründe salat olarak geçmektedir. Sözcük olarak Hintçeden Farsçaya  “nemaz” olarak geçen salat, Türklerin Müslümanlığı kabullendikleri yıllarda İslami kavramları Fars kültüründen öğrendikleri döneme rastladığından oradan dilimize geçerek, o dönemden sonra da kullanılagelmiştir. Aynı deyim Kürtçenin Kırmanci lehçesine biraz değişikliğe uğrayarak “naemmi” olarak geçmiştir.
    Bilindiği gibi Türkler,  İran coğrafyasında yaşadıkları Selçuklular dönemiyle, Anadolu Selçuklularında resmi dilleri Farsçaydı. Türkçe, Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından çok uzun yıllar sonra uygulamaya konulmuştur. Tarihi süreç içerisinde Farsçadan, Osmanlıcaya geçen pek çok kelime günümüz Türkçesine aktarılmış olup, “Namaz” da o kelimelerden biridir. Hint kültüründe “mabudun” karşısında tazim ve eğilme olan nemaz, Perslerin Zerdüşt dinlerinde ve Ateş gede(ateşperest) kültürlerinde ateşin karşısında tazim ve eğilmeyi kapsa-maktaydı. Eski Türklerde ise “Gök Tanrısı” karşısında tazim ve yüksünme(secde) ritüelleri bulunmaktaydı. Bu nedenle Pers ve Türkler girdikleri İslam’ın ibadet şeklini kabul etmekte fazlaca zorlanmamışlardır.
    Namaz, Müslümanların Rabbiyle baş başa kalarak, O’na şükrünü, yakarışını, beklentilerini, duygu ve düşüncelerini ifade ettiği gibi, övgü, dua ve dileklerini arz ettiği bir ibadettir. Nama-za başlamadan temizlenme ( Taharet ve Abdest) uygun kıyafet,(setr-i avret), namaz kılınacak yerin temiz olması gibi bazı özel şartlarda bu ibadetin önemini göstermektedir.
        Salat, namaz olarak eski ümmetlere farz kılındığı gibi Hz. Peygamberin ümmetine de farz kılınmıştır. Bu konum Kur’an’da şu ayetlerde geçmektedir.”…Onlar sadece Allah’a kulluk etmek namazı dosdoğru kılmak ve zekâtı vermekten başkasıyla emrolunmadılar. İşte en doğru din budur”  (Beyyine 98/5). Yine Hz. İbrahim, Lut, İshak ve Yakup(A.S.)’un anlatıldığı Enbiya suresinde  “ Ve onları kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık onlara hayrı kapsayan fiiller, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet ederlerdi (21/73). Hz. İsmail’in anlatıldığı surede “Halkına namazı ve zekâtı emrederdi. ” (Meryem 19/55). Hz. Lokman (A.S), oğluna, ”Ey oğlum namazı dosdoğru kıl, marufu(iyiliği) emret, münkerden (kötülükten)  sakındır, sana isabet eden (musibetler) karşı sabret” (Lokman 31/17)  Hz. İsa(A.S.), Yüce Allah’ın kendisini peygamber kıldığını belirttikten sonra “… Hayat sürdüğüm müddetçe namazı ve zekâtı emretti.”(Meryem 19/31).Yüce Allah İsrail oğullarına, Hz. Muhammed’in Peygamber olduğunu bildirdikten sonra Kur’an’a uymayı emrederek “Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte sizde rükû edin”  (Bakara 2/43) diye buyurmaktadır.  
     Namazdaki ritüellerin tamamı Kuran’da gösterilmiş ve Hz. Rasulullah ’ın uygulamaları ile belirlenmiştir. Nitekim savaş durumunda dahi Salatın/namazın nasıl kılınacağı anlatılan surede, "Sen de içlerinde bulunup onlara namazı kıldırdığın zaman, onlardan bir grup seninle beraber namaza dursunlar, silahlarını (yanlarına) alsınlar. (Namazda olanlar) secde edince diğerleri arkanızda beklesin. Sonra namaz kılmayan öteki grup gelsin seninle beraber namazlarını kılsınlar, (namaz kılıp arkada bekleyenler) silahlarını ve korunma (tedbir)lerini alsınlar. (Nisa 4/ 102) Namazın savaşta düşman karşısında bile terk edilemeyeceği gibi ertelenemeyeceği de belirtilmektedir. Bazılarının sandığı gibi Salat sadece dua veya zikir olsaydı ayakta veya oturmuş vaziyette düşmana karşı gerekli tedbirler alınarak da yapılabilirdi.
   Geçmiş ümmetlerle ilgili ayetlerde Salat daha çok “ibadet” vurgusuyla öne çıkarken pek çok ayette namaz ve zekât beraber zikredilmektedir. Namaz nasıl dinin direğiyse, zekât da İslam’ın toplumsal direğidir. Namaz Kur’an’da İsrailoğulları’ndan alınan beş sözden biri olup, diğeri de zekâttır. 
       Namaz bazı surelerde yalın olarak geçtiği gibi ” Namazı hakkını vererek (dosdoğru) kılın, zekâtı verin ve Rasul’e itaat edin.  Umulur ki rahmete kavuşursunuz.” (Nur 24/56). Bazı surelerde de namazın rükû ve secde ritüelleri ayrı olarak da zikredilmektedir. Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten men edenler ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar... İşte o müminleri müjdele” (Tevbe 9/ 112). Bu nedenle, kıyam, rükû ve secde namazın ritüellerini oluşturmaktadır.
       Zikir
     Zikrin sözlük anlamı  “anma, ifade etme”  ibadet anlamı: Kur’an ayetleri ve onlarda geçen ve Hz. Peygamberin hadisinde zikredilen Esma’ül Hüsna okunarak, Rabbimizi yücelterek anmaktır. Kur’an-ı Kerim’in bir isminin de zikir olduğu düşünülürse,  zikrin ne kadar önemli bir kavram olduğu anlaşılır. Bu nedenle ibadet amaçlı olarak huşu içerisinde Kur’an okuyan kişi de Yüce Allah’ı zikrederek, O’na ibadet etmektedir.
   Kuran'ın birçok ayetinde geçen zikir kavramı, salat gibi insanın  Rabbi ile arasındaki iletişimi belirleyen önemli araçtır. Nitekim Kuran'da: Anma, yâd etme, hatırlama, hatırda tutma, şükretme, anlama, düşünme, akletme, ibret alma, izzet kazanılan vasıta, ibadet, Kur’an, Tevrat, vahy, uyarı v.b. anlamlarında kullanılmıştır.
Hz. Musa’ya, “Bana kulluk et; namaz kılarak beni zikret” (Tâhâ 20/14) Bu ayetin yorumunda zikrin namazın içinde olduğunu belirten âlimler olduğu gibi namazın amacının zikir olduğunu belirten âlimler de olmuştur.  Bize göre namazın yanında zikre de vurgu yapıl-maktadır. Başka ayetlerde, “Rabb’ini öz benliğinin içinden, yalvarıp ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah –akşam zikret, gafillerden olma.” (A’râf 7/205) Ve “ Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.”(Hicr/ 15/98) ayetlerinde zikrin de ilahi emir olduğu görülmektedir.
Kur’an’da geçen onlarca ayete göre, Allah’ı zikretmek diğer ibadetler gibi farzdır. Zikir salat veya türevi olarak pek çok sürede geçtiği gibi, Hz. Peygamberin hadislerinde de oldukça uzun bir bölüm oluşturmaktadır. İbni Hanbel’in kitabına aldığı, Peygamberimizden gelen bir rivayette, “Allah’ı zikretmek için toplanan bir cemaati melekler kuşatır. Onların üzerlerine rahmet kapılarından, ”sekine” ve vakar iner. Cenabı Hak da onları katında bulunan meleklere metheder.”( II,359) Bu konudaki hadislerin çokluğu nedeniyle hadis derleyicisi âlimlerinin kitaplarında ayrı özel bölümler (Bab) ayrılmıştır. 
       Günlük namaz kılan kimsenin vücut diliyle Rabbe kıyam, rükû ve secde ile rabıta kurması nasıl zorunluysa, Kur’an okuyarak ve özel olarak zikretmesi de kulluğunun gereğidir. Esasen zikir Yüce Allah‘a olan sevgi ve muhabbetin nişanesi olarak namaz,  hac ve başka ibadetlerle sınırlı olamadan sürekli yapılması gereken bir ibadettir. “Namazı bitirdiğinizde Allah’ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin.”( Nisa 4/ 103). Bu ayet savaş ve tehlike sırasında müminlere ruhsat olduğu gibi, “Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı üzerine düşünürler...”(Âl-i İmran 3/191)  ayeti de başka zamanlarda da yapılabileceğini göstermektedir.
Kur’an Ayetlerinden, Allah’ın güzel isimlerinden (Esma’ül Hüsna) ,Rasulullah Efendimizin yakarışlarından ve hikmet ehlinin zikirlerinden tertip edilen miktarın, her gün tekrarlan-masına vird denmektedir. Virdler (evrad) irfan ve aşk ehli tarafından azdan başlayarak, manevi hizmet yükseldikçe, çoğaltılarak vird edinilmiştir. Yine hikmet ehli tarafından, “dilin zikri”, “kalbin zikri“, “ruhun zikri”, “sırrın zikri” gibi derece ve safhalara ayrılmıştır.
(Devamı):
http://forum.memurlar.net/konu/1629313/

 

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 20-09-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
82153039 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net