28-06-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow YA MUM YA PARA
YA MUM YA PARA PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Metin Önal Mengüşoğlu   
07-08-2012
YA MUM YA PARA
                                                         
                                   Metin Önal Mengüşoğlu
Kandil geceleri namıyla, yaşadığımız toplumda kutsanarak itibar gören yarı resmi geceler bulunmaktadır. Kandil kelimesi Latin kökenli olmakla birlikte Arapça ve Türkçeye de girmiştir. Niçin, nasıl girmiştir; üzerinde biraz düşünelim. Bu gecelerin daha gündüzünden başlanarak kutlandığına şahit olmaktayız. İnsanlar birbirlerine tebrik mesajları atmakta, yüz yüze görüşerek kutlamalarda bulunmaktalar. İşin bir de ekonomik boyutu var. Kandil simitleriyle başlıyor. O günlerde gazeteler sayfa sayısını artırmakta  kandil kutlama reklamı basmakta, radyo ve televizyonlar geceye özgü anma
programları ve mevlitler düzenlemektedir. Kutlamaların sahih kaynağı nedir, nereden gelmektedir pek merak eden yok. Çoğu kimse mademki yüzlerce yıldan beri uygulana gelmektedir, öyleyse doğrudur düşüncesiyle hareket etmektedir. Yani bir nevi ataların dini üzere davranmaktadırlar. Atalar elbette her zaman yanılmış olamazlar. Ancak ataların dinleri ile Allah’ın din’i arasında bir çatışma çıktığında insanlar hangisini tercih edecektir; soru budur. Acaba Allah, gönderdiği Kitap’ta müminlerden böyle özel gün ve gecelerde daha ziyade kendisini anmalarını istemiş ve bir vaad’de bulunmuş mudur? Bu yazı vesilesiyle birkaç soru işareti koyarak insanların yeniden düşünmesini sağlama denemesi yapmak istedik.

Şuradan başlayabiliriz; şehirlerin ara sokaklarında, küçük çocuklar, sokağı bir yandan diğer yana kadar gerilen iplerle kapatarak, gelip geçenlere şöyle seslenirler: “Ya mum ya para!” Bu talebin kökeninde yatan sebep ne ola ki? Bir düşünelim. Acaba Müslümanların yaşadığı bölgelerde, halkların arasına karışmış, kendileriyle kültürel ve folklorik anlamda kaynaşmış, sayıları bir hayli kabarık olan Hıristiyanların varlığıyla alakalı mıdır? Çünkü toplumda birçok alışkanlık bazı Hıristiyan ayinleriyle ilginç benzerlikler göstermektedir.

Bugün sözgelimi Midyat’ta hâlâ çok sayıda Hıristiyan var. Bizim Türkiye toplumu, insiyaklarıyla/içgüdüleriyle hareket eden ve maalesef çok düşünen bir toplum olmadığı için, nerede bir Arap görse, onun Müslüman olduğu zehabına kapılır. Bu çok büyük bir yanılgıdır. Suriye, Irak, İran ve Arabistan’da (Arabistan’ın Hicaz bölgesindeki nüfus cüzdanı Müslümanlarını da unutmadan) çok sayıda Arap kökenli insan, Hıristiyan’dır. Öyle ki yeryüzünde Arap Hıristiyan sayısı Türk Hıristiyan’dan çok fazladır.  Hele Lübnan’da bir hayli Hıristiyan nüfus bulunmaktadır. Dolayısıyla Arap Hıristiyanlar kandilin yani mumun kutsallığından haberdardır.

Bilinmektedir ki Hıristiyanlar Kilise dışında ibadet edemezler. Onların ibadetleri haftada bir defa kiliseye uğrayarak oradaki ayine katılmak ve İsa, Meryem yahut Haç’ın, bulamazlarsa bir Çan’ın önünde istavroz çıkartmak ve Kilise’de mum yakmaktan ibarettir. Yani mevcut Hıristiyanlık bu haliyle bir tür fetişist dine dönüştürülmüştür. Günahkârlar ise yine Kiliseye uğrayarak günahsızlığına inanılan Papazın karşısında günahlarını itiraf eder, böylece Tanrı nazarında papazın yüzü suyu hürmetine temizlendiklerine inanırlar. Kaygıların merkezileştiği nokta odur ki, masum Müslüman çocukları, eğer ciddi biçimde uyarılmazlarsa, çevrelerinde, medyada, okulda, sinema ve tiyatroda sınırsız biçimde tanıklık ettikleri benzer uygulamaların büyüsüne kapılırlar.
Mumdan bahsetmiştik. Türkiye’de kandil geceleri öncesi, insanların önünü kesen çocukların, “ya mum ya da para” dilenmelerine de değinmiştik. Şimdi maksadımızın ne olduğuna gelelim. Parayı anlıyoruz, çocuklar kendilerine mahalle bakkalından bombom şekeri alacaklar. Peki, mumu neden talep etmektedirler acaba? Yoksa geçmişte mahallelerinde yaşayan Hıristiyan çocuklarının yortularda, ayinlerde, şölen ve törenlerde kilisede yakmak, bundan bir oyun çıkartmak maksadıyla ebeveynlerinden mum istemelerine mi özenmektedirler? Oysa müminlerin mum yakacak bir kiliseleri yok ki.

Bir husus daha var. Yine aralarında yaşadığımız toplumda kimi telakkiler dikkat çekicidir. Nan-ı aziz diye bir söz söylenir, aziz ekmek anlamına gelen bu söze bazen, kendisine su ikrâm eden küçüklere büyüklerin, “su gibi aziz ol” deyişini de katabiliriz. Oysa biliyoruz ki Cenab-ı Allah Kur’an’da “izzet Allah’ın, Resulünün ve müminlerindir”diyor. Bunun dışındaki izzet iddiaları kibir, riya, heva, heves ve yalandır. Yani bir insanın “benim izzetim var” diyebilmesi için mümin ya da Allah elçisi olması lazımdır. Bir de bizatihi Allah’ın izzeti vardır.  Onun dışında yaratılmış hiçbir nesnenin ve nimetin izzeti söz konusu olamaz.

Nesneler ve nimetler insanların emrine verilmişlerdir. İnsanlar, iman etmedikçe kendilerinde bulunması mümkün olmayan bir ahvalin, onların emrine verilmiş şeylerde bulunması iddiası temelsiz bir iddiadır. Eğer Allah’ın vahdaniyetine imana ulaşmamış ve hala O’na ortaklar koşuyorsa, insanların bile izzetinden söz edilemeyeceğine göre mum, tasvir, heykel, mabet, din adamı, ekmek gibi nesne ve sıfatların izzeti düşünülemez bile. Oysa Hıristiyanlar kendilerine gönderilen din’i geçmiş fetişist inançlarıyla karıştırarak yaşamaktadırlar. Böylece kimi nesne ve sıfatlara kutsallık yüklemekte ve onları da hayatlarına katarak ayinler icra etmektedirler. Bu sebepten diyorum ki acaba gerek mum gerekse aziz ekmek ve hatta kutsal şarap gibi benimsemeler, tipik Hıristiyan itikatları ile bir akrabalık taşıyor mu?

Asırlardan beri Hıristiyanlarla bir arada yaşayan Müslüman halkların, teslimiyetlerini bilinçli imana yükseltemeyen bilgisiz ve düşüncesiz geniş kitleleri, maalesef Kandil Geceleri gibi aslı astarı olmayan kutlama gün ve gecelerinde mum talebinde bulunmaktadırlar. Ekmeği aziz sayabilmektedirler. Oysa Müslümanlar için ne mum ne de ekmek aziz olmadığı gibi bunlar insanlara hizmet için yaratılmış nimetlerdir sadece. Onları kutsamak gibi ilkel bir anlayış nasıl Müslüman bir gönülde barınabilir? Müslüman bir idrak, hayatı kutsal ve profan diye ikiye ayıramaz. Böylesi düalist (ikici) bir mantık ancak Batı zihninin üretimi sapkın bir anlayış ürünüdür. Zira hayatın esasında Müslümanlara göre Tevhid vardır.

 Müslümanlar için bütün yeryüzü mescittir. Onlar temiz olmak koşuluyla her yerde Allah’a secde edebilirler. Onların herhangi bir ibadet için bir mabede ihtiyaçları yoktur. Kapalı mekânlar sosyal zaruretler sebebiyle inşa edilmişlerdir. Ayrıca ibadet kavramı da ayinden çok farklı bir iştir. Müslümanların meşru olan bütün davranışları, Allah’a kulluk bilinci taşıdığından, ibadet kavramı içerisinde mütalaa edilir. Ama İslâm’ın dışındaki dinlerin ritüelleri, dikkat edilirse tamamıyla şölen ve tören havasında geçen ayinlerden ibarettir. İlkel kabilelerin yönelimleriyle birçok ortak yönü vardır ayinlerin. Ayinler birer trans hali, nirvana özentisi görüntüsünde iken, müminlerin Allah’a yönelişleri bir bilinç ve göz açıklığı hadisesidir.

 “Fatihasız namaz olmaz” denilmiştir. Fatiha’daki yedi âyetin manasını düşünmek bile, ibadet ile ayin arasındaki farkı gösterecektir. Kiliselerdeki müzik, mekânın bilhassa loş ve yarı karanlık görüntüsü, ayin esnasındaki sessizlik, ortamı kaplaması bilhassa istenen manevi atmosfer, yapay bir görüntü arz eder. Ama müminlerin tekbir ile başlayıp selam ile sona eren salât (namaz) yönelimi, huşu ile yani azami ölçüde kendinde oluşla gerçekleşen, bir tanıklık eylemidir. Tanrı’nın tekliğine ve Son Allah Elçisi’nin evvela Allah’ın kulu sonra da habercisi olduğuna tanıklıktır bu. Ayrıca müminlerin bütün Allah’a yönelimlerinde “niyet” esastır. “Niyet” ise kişinin ne yaptığını biliyor olması anlamına gelir. Bu bakımdan inandığını iddia eden şimdiki geniş kitlelere bakarak, İslâm’ı tanımaya çalışanlar, sahih bilgi edinemezler. Çünkü hem zihinler, hem de uygulamalar maalesef bulanmış ve başka dindarlara özenerek ayin formuna dönüşmüştür. Öyleyse Müslümanların ibadet için ne mabede, ne kutsal bir gün ve geceye, ne din adamına, ne bir ibadet nesnesine ihtiyaçları vardır. Onlar her an dilerlerse hiçbir aracıya ihtiyaç duymaksızın doğrudan Allah ile temasa geçebilirler. Ve yine bilirler ki Allah, insanlara şah damarlarından daha yakındır; gökte veya yukarılarda, uzanılamayacak bir yerde değildir. Kutsallık kavramı üzerinde yeniden düşünmek umuduyla.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 09-08-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
83689385 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net