16-08-2022
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow KİMSE CEHENNEME GİTMEK İSTEMEZ AMA-IV
KİMSE CEHENNEME GİTMEK İSTEMEZ AMA-IV PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 3
KötüÇok iyi 
Yazar Hurşit PEKER   
12-07-2012
KİMSE CEHENNEME GİTMEK İSTEMEZ AMA…
                                Bölüm IV                                                                                          
                                                          Hurşit PEKER   
    İnsanın bütün yaptığı hayırlar, iyilik ve güzellikler Allah’ın vaat ettiği saadete ermek için birer vasıdadır. Bu vasıtaların sorumluluk bilinci ile yerine getirilmesinin karşılığı ise cennet…

    Puta tapanların Allah’ın varlığı hakkında herhangi bir şüpheleri yoktur. “Ebrehe Mekke’yi kuşattığı zaman Kureyş Kabe’nin kurtarılması için putlara değil, Allaha yalvarmışlardı.” 34 Allahın var olduğunu bilip kabul ediyorlardı. Ancak sorun Allah’ı gereği gibi takdir edip etmeme sorunuydu. (22/74) Dolayısıyla tarih boyunca hep (bugünler dahil) sorun Allahın varlığı değil birliği olmuştur.
      Çünkü Allaha inanmak fıtri bir olgudur. “Puta tapanlar da dahil, şuurunda Allah inancı olmayan bir kimse yoktur.”35 Putperestler “Biz bu putlara bizi Allaha daha çok yaklaştırsınlar diye tapıyoruz”(39/3) diyorlardı. Kendilerine “Allahtan başka ilah yoktur denilince Hz. Muhammedi (a.s) kastederek “Tanrıları tek tanrı mı yaptı, doğrusu bu çok tuhaf bir şeydir.”(38/5) diye hayrete düştükleri haber veriliyor. Böyle marazlı bir inancın ruh haletinin altında basiretsizlik, tembellik ve bilgisizlik yatmaktadır. Bu tür hastalara “Bu mudur, bunlar mıdır, benim tanrılarım” diyecek İbrahim (a.s) gibi doktorlar gerekir. (6/76,77,78)

      Cehalet, hakka giden yolda insanın yönünü/yolunu kesen en büyük engeldir. Daha doğrusu, bilgisiz, cahil insan hakka, doğruya, hikmete kapalı; inanç adına yaptığının farkına varmadan, bidat ve hurafelerin kucağına düşenlerin durumu, küfre düşmek kadar tehlikelidir.

      İnsan imtihan için yaratılmış, özüne (fıtratına) imtihan olma duygusu yerleştirilmiştir. Bu duygular ilim ile disipline edilmeyip duygusal boyutlarda kaldığı sürece sınavı başarılı olamaz. Din, insanlığın yegane vazgeçilmez ihtiyacıdır. Ama Allah’a rağmen başka rab, ilah ve inanç edinenlerin bu ihtiyaçları karşılanamayacağı, O’nun rahmetinden ve mükafatından mahrum kalacağı, kurtuluşa- esenliğe erecek olanlar ise; Allah ve Resulüne itaat edenler olacağı haber verilmektedir. (33/71)

      Sağlam bir iman; gaflete düşmeden salih bir amel ve sıhhatli bir akide ile gerçekleşir. Mesele taklidi bir imana teslim olup onun elinde oyuncak olmak, o veya bu dine mensubiyet değil… Allah’ın belirlediği hudutlar içerisinde sadece ve sadece O’nun adını koyduğu dine uymak gerekir. Dolayısıyla sağlam kaynaklara dayanarak bilinçli bir teslimiyet gerekir. Şekli bir inanç- imanla yetinmek, kulluğun ruhunu ve hakikatini araştırmamak günah kirlerinden temizlenmeye yetmez. Kulluk adına derinleşmek, Allah ile irtibatı nitelikli hale getirmek gerekir. Zaten insan doğruyu bulma kabiliyeti ile yaratılmış, doğruyu bulma ve ona uymakla da sorumludur. Doğru yolu bulmanın kriteri ise, duygusallık değil ilimdir. İlmi sorumluluk bilinci insanı hidayete, hidayette onu “onur makamı” cennete götürür.

      İnsan, inandığını anlamaya, muhakeme etmeye, emekler verip gayret göstermelidir. Tembellik ve gaflet korkunç bir hastalıktır. Gaflet içerisinde ne yaptığının farkında olmayarak şuursuzca yapılan bir ibadet, ibadet olma özelliğinden ziyade adet ve alışkanlık olur ki, oda insanı özlenen mutluluk yurduna götürmez. Her ne kadar niyeti ve samimiyeti (kendince) iyide olsa ilme dayanmayan bir iman- amel, Allah katında karşılığının müsbet yönde olacağı düşünülemez.

      Tarihin hiçbir devrinde insanlık inkarından değil; batıl, bozuk ve yanlış bir itikadın kurbanı olmuştur. Dinin temeli imandır. İnsan neye inanırsa onun kuludur. Ceza ve mukafatını onun elinden alır. Allaha inandığını söyleyip putlara/yaratıklara secde edenlerin niyeti ne olursa olsun, Allahın elinden alacağı bir ikram yoktur. Böyleleri Kuran’ın tabiri ile “cahiliye” vasfını üzerlerinden atamazlar.

      İnsanoğlu fıtratı gereği yaşamakta olduğu dünyada ebedi olmadığını; bu dünyadan başka hayat için hazırlanmış bir sahnenin de bulunduğunu, ince bir hesaptan geçeceği bilincini taşıyarak geleceğini (ahretini) kurtarma endişesi ile yaşamaktadır. Ama ne var ki; düşüncesizliğin, hesapsızlığın, bilgisizliğin ve gafletin sonu ancak pişmanlık ve yorgunluk olur.

      Dini-İslami kaynaklarda Mekke toplumunun kendilerince bir Allah inançları ve ibadet şekilleri vardı. Ancak, Allaha daha çok yaklaşmak ve ahrette mutluluğa ermek için putlara tapmaları “cahiliye toplumu” olarak anılmalarına sebep olmuştu. Günümüz insanlarında da benzer sapmalara rastlamak mümkündür. O zamanki putlar, insan suretinden başka bir şeyler değildi. Ziyaret ve yatır denilen yerlerdekiler  de insan sureti ve nihayet kabirlerdir. İstekler aynı olmakla beraber farklı olan sadece zamandır. Zaman farkı cahiliye denilen kavramın özelliğini ve kimliğini ortadan kaldırmıyor. Ne zaman ve nerede Allahtan başka varlıklara yönelinip isteklerde bulunulursa cahiliye devam ediyor demektir. Öyleki, cahiliyenin tabiatında Allahı inkar değil, O’na yaklaşma adına vesileler vardır.

      Bilgisizliği, zannı ve tembelliği yüzünden cehenneme yolladığımız putperestleri bir kenara bırakıp, Müslüman namı ile anılan, toplumlarda bir takım istekleri için yatırlarda adaklar adayıp kurbanlar kesen, adı Müslüman olan insanlarımıza sormak lazım; itikat ve amellerinizin menzili nereye…

      “Kimse cehenneme gitmek istemez” başlığı taşıyan yazı dizimizdeki amacımız; içeriyi iyi sanılan davranışlar arasındaki olumsuzluğu vurgulamaktır. Daha güzel bir ifade ile A.Bayındır Hocanın “doğru bildiğimiz yanlışlar” ifadesidir. Hedefimiz; yanlışta olanları hidayete ermiş olanların arasına katmak, onlara da hidayet payesi vermek elbette değildir. Amacımız; doğru adımlarla yürümeye katkı sağlamaktır. Müsrikleri, münkirleri masum göstermek gibi bir çaba gösterilmesi hoş olmaz. Kimsenin de haddi değildir. Önemli olan Allahın vermiş olduğu aklı fıtratı gereği doğru kullanmaktır.

      “Oğlum sınavı kazansın, kızım koca bulsun, torunumun çocuğu olsun” diye ziyaret ve yatır denen yerlerde dualar edip, istekte bulunanlar… Ölmüş yakınlarının “sevapları artsın, günahları azalsın” diye hatimler sipariş verenlerin saf niyetleri günah işlemek, şirk koşmak ve azap çekmek için midir?

      Memleket tabandan tavana bir kaos, kafa karışıklığı içerisinde.. Müfessir bir Profesör “Kuran; anlamak, vermek istediği mesaj ve manaları kavramak ve Allaha kulluk yolunda onun rehberliğinden istifade etmek maksadı ile okunur. Sadece Allah rızası için yapılan ve riya vb. maksatlar karıştırılmayan ibadetlerden sevap umulur. Fakat sadece lafzını acele acele okuyup hatim indirmek ve sevabını bedelli-bedelsiz birilerine göndermek maksadı ile veya desinler, görsünler gibi basit düşünceler ile okunursa bunlar ibadette ihlası ortadan kaldıracağı gibi riya anlamına da gelir.”36 Riyanın sözlükteki anlamı ise şirktir.

      Şu an bir üniversitemizin dekanı olan müfessir profesör, hatim indirmelere vb. durumlara “riya olur” derken aynı müfessir; “yanılmıyorsam 1993 yılında Bosna-Hersek için 1001 hatmin Diyanet İşleri Başkanı Nuri Yılmaz’ın riyasetinde ve Başbakan Tansu Çiller’in de katılımı ile duasının yapıldığını televizyonlardan izledik.” 37 der. Günümüz Diyanet İşleri Başkanı Prof. Mehmet Görmez’in riyasetinde de birçok şehrimizde ne maksatla yapıldığı net olmayan 1001 hatimler indirilip duyalar yapıldığını çeşitli medya kanalları ile canlı ve haber olarak görüp dinledik ve okuduk. 
 
     Ziyaret ve yatırlarda adaklar adayarak isteklerde bulunan vatandaşlara “araştırmamış, bilgisiz, ilimsiz, fıkıhsız, gaflete düşmüş vs. diyelim”. Müfessir Profesörün “sevap beklenmez, riya olur” dediği bir eyleme; hem profesör, hem Diyanet İşleri Başkanı hemde yüzde çoğunlu Müslüman olan bir toplumun Başbakanları… Onlara ne diyelim… Niyetlerini nereye koymalı? “Al birini vur ötekine” hesabı zihinleri bulandıran, yoran çelişkiler devam edip duruyor…

      19.12.2011’de emekli bir vaiz “Sayın Başbakanım; sizi sevgi ve saygı ile selamlar. Rahatsızlığınız geçmiş olsun der, Allahtan acil şifalar, ülkenin hayrına matuf bütün teşebbüslerinizde üstün başarılar; valideniz Tenzile Erdoğan’a da Allahtan rahmet ve gufran dilerim… Sayın başbakanım merhum’e (anneniz) için “üçüncü günü mevlidi” “kırkıncı günü mevlidi” okuttunuz, törenler düzenlediniz. Misafirlere yemekler yedirdiniz. Bu konuda:

      1. Allah’ın dininde kitabında “yedinci günü mevlidi, kırkıncı günü mevlidi” üçüncü günü, elli ikinci günü mevlidi, ölüm yıldönümü mevlidi diye teşri olunmuş bir ibadet biçimi veya böyle bir dua töreni var mı?
      2. Yapacağınız ibaretlere tek “yol göstericimiz” olan İslam Peygamberinin (a.s) bu mealde bir fiili veya sözlü önerisi, yani sünneti var mı?
      3. Kaynaklarımızın tespitine göre Peygamberimiz (a.s), hayatta iken yakın arkadaşlarından veya akrabalarından bir kısmını kaybetmiş, bunlar için üzülmüş, ağladığı da olmuştur. Bunlar için Allah’tan rahmet ve gufran dilediği, dua ettiği olmuştu. Ancak bunlardan hiçbiri için yedinci veya kırkıncı mevlit töreni veya bir “dua merasimi” düzenlediği olmuş mudur?
      4. Bilindiği gibi, İslam’da tek kaynak vardır ki o da, vahiydir. Bu kaynağın arı-duru ve şaibesiz hükümleri arasında, “mevlit okuma”, ölü için yedinci ve kırkıncı törenleri var mıdır?
      5. İbadet diye yapılan bu işlere Kuran ve sünnet dışında bile “mesnet” sayılabilecek bir içtihat var mı? İçtihat erlerinden hiçbirinin bu anlayış ve uygulama ile uyumlu sayılacak bir ameli veya şifai fetvaları var mıdır?...

      Bu gibi iddiaların “vahiy kaynağında veya tarihi verilerde” dayanağı var mı? Eğer yoksa, Allahın dinine, kitabına ilave yapılmış olmaz mı, dine –din uslubuyla- yapacak her ilave yanlış değil mi? Eğer yanlış ise, siz de bu yanlışa katılmış olmaz mısınız?”37 diye sorar.

      Bu ünvanlı kariyerli insanların niyetlerini nereye kaymalı? Bilindiği gibi iyi niyet her zaman iyi neticede vermiyor. İyi niyet güzel bir eylemi de garanti etmiyor. Hatta istenmeyen olumsuzlukların bir bölümü iyi niyetlerden kaynaklandığı ve insanlığın bir problemi olarak gündemdeki yerini koruduğu bilinmektedir. Bilgiden mahrum tüm davranışlar; hatalı, kusurlu ve yanlış olur ki iyiliğe güzelliğe vesile olmaz. Bilimle, hakikatle ilgisi olmayan duygusal her bilgi insanı yanıltır ve sonu pişmanlığa çıkar. Bir düşünür; “Bu kadar açık tembihlere/sorulara rağmen, iyi niyetlerle oluşmuş sanılsa da, kesif İslam aleminde bilmezlerce cehennemlik suçlar işlenip durmuştur. İyi niyet ilme ve takvaya dayanmıyorsa bazen de çok acı neticeler verir olmuştur.” 38 der. İşte bir hikaye:

      “Uzaklarda bir köyde; kocası, çocuğu doğmadan ölmüş; tek başına yaşayan hamile bir kadın vardı. Kadın, kendisine arkadaş olması için dağda yaralı olarak bulduğu gelinciği evlinde beslemeye başladı.

      Gelincik kadının yanından bir an bile ayrılmazdı. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasada oldukca uysallaşmıştı.

      Birkaç ay sonra kadının çocuğu doğdu. Tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak oldukça zordu.

      Günler geçti, kadın birkaç dakikalığına da olsa evden ayrılmak ve yavrusunu evde bırakmak zorunda kaldı. Gelincikle bebek evde yalnız kalmışlardı, aradan biraz zaman geçti ve anne eve geldi. Gelinciği ve kanlı ağzını gördü. Anne çıldırmışcasına gelinciğe saldırdı ve oracıkta öldürdü hayvanı. Tamda o sırada içerdeki odadan bir bebek sesi duyuldu. Anne odaya yöneldi… Ve odada beşiği, beşiğin içindeki bebeği ve bebeğin yanında duran parçalanmış yılanı gördü..”39 Kadın sabırlı olup araştırma yapsaydı yavrusunun amansız düşmanını öldüren sevimli hayvanın canına kıyar mıydı. Demek ki niyetler her zaman iyi neticeler vermiyor.
                                                                Devam edecek İnş. 2012 Hurşit PEKER
     
      KAYNAKLAR
      -34 mevdudi.(Tefhimu’l  Kuran 3/359)
      -35.B.Bilhan.(Bu Yol.Çağlar Ofset.Cami Şerit Mah.Akdeniz/Mersin)
      -36.Prof.M.Z.Duman(Kur’an ve Müslümanlar.3 baskı .2006.s.282-3)
      -37.A.G.E (Sayfa:305)
      -38.B.Bilhan:Mersin E.Merkez Vaizi.Kriter ORG.sitesi
      -39.M.S.Çekmegil.(İman.Nabi-Nida Y.2.Baskı.Sayfa :121)
      -40.KenBlakhad .H.Y.Veren Öyküler.Epilson y.Çev:Akın Alıcı.sayfa:149-150)

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 25-07-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
85774884 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net