15-04-2021
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)

Sn.Soner YALÇIN'dan 
dikkate değer bir yazı: 
Edebiyatla 
               Ahmaklaştırma
https://www.sozcu.com.tr/
2021/yazarlar/soner-yalcin
/edebiyatla-ahmaklastirma
-6335565/
 


Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                kardeşimizin
(facebook sayfasından 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  kardeşimizin
(facebook sayfasından
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow YANLIŞ OLABİLİR AMA FİKİR ZARARLI OLMAZ
YANLIŞ OLABİLİR AMA FİKİR ZARARLI OLMAZ PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 6
KötüÇok iyi 
Yazar Metin Önal Mengüşoğlu   
15-06-2012
YANLIŞ OLABİLİR                                                                                    
AMA FİKİR
ZARARLI OLMAZ
                                                                   Metin Önal Mengüşoğlu
Fikir kelimesi için Ragıp İsfahani lügati, “öğrenmek maksadıyla maluma meyleden kuvve” şeklinde bir tarif getirmektedir. Sonraki safhada meseleyi biraz daha açarak diyor ki: “Fikir sözcüğü anlamsal konularda kullanılır ve ‘hakikatlerine, özlerine ulaşma arzusuyla, talebiyle, meselelerin dış kabuklarını ovup soyarak özlerini çıkarmaya çalışma ve onları sanki kazar gibi araştırma’ anlamına gelir.” Türkçede kullanılış şekline bakıldığında da fikrin olumlu bir çaba olduğu çabucak kavranacaktır. İlahi Kelam’ın dilinde de tefekkür, son derece önemsenen insanî bir zihinsel davranış olarak değerlendirilir. Ve        
kendisine hiçbir sınır, ihtiyati haciz konulmaksızın sürekli teşvik edilir. Öyle ki doğru dürüst Kur’an okumamış olan insanlar bile bilirler ki Kur’an sürekli insanları “Ne kadar az düşünüyorsunuz?” diyerek kınamaktadır. Hikmet sahibi kimseler, arifler ve tıp hekimleri de teslim etmektedirler ki insanların büyük bir ekseriyeti, kendilerine keramet olarak Allah tarafından verilmiş bulunan düşünme melekesini, yetisini ortalama olarak ancak yüzde on beş gibi küçük bir oranda kullanmaktadırlar.

Bilindiği gibi Arapça’da, özellikle de İlahi Kelam’ın dilinde, Türkçede düşünme dediğimiz faaliyetin onlarca karşılığı vardır. Düşünme diyerek tek bir kelimede daraltılmış bu çaba, yalnızca insana mahsus bir zihni davranıştır ve son derece geniş anlamlar içermektedir. Çok muhtelif tezahürleri vardır. Söz gelimi fıkhetmek, tedebbür etmek, tezekkür etmek, akletmek, rey, nazar, basiret, feraset, hikmet sahibi olmak, idrak, irade, şuur, zihin, hafıza, nüha, hicr ve daha sayamayacağımız kadar kelime, bizzat Kur’an- Kerim’de de kullanılarak insanın düşünme biçimlerini karşılamaktadır. Burada konumuz fikir olduğuna göre bu tür düşünmeyi biraz daha iyi anlayabilmek için detaylarına girmeye çalışalım. Fikir evvela bilinmelidir ki hayvanlarda bulunmayan bir yetidir. Yalnızca insanlarda gerçekleşir. Ve “kalpte bir suretinin belirmesi/ ortaya çıkması mümkün olan şeylerle ilgili bir düşünme şeklidir.” Mesela bu durumda bir “Tanrı fikri”nden söz edemeyiz. Çünkü Allah’ın insan kalbinde bir suretinin belirmesi mümkün değildir. Nitekim bu sebeptendir ki Kur’an-ı Kerim ‘Allah Fikri’nden değil ama ‘Allah Zikri’nden bahseder. Zikir de aslında bir düşünme şeklidir. Ancak bu düşünme şekli fikirden çok başka türlü tezahür etmektedir. Bu düşünme şekli “kalpte önceden hazır bulunan bir şeyden hareketle” gerçekleşir. Kur’an-ı Kerim’e göre kendisine yaratılırken son safhada İlahi Ruh üflenen bütün insanlarda bu anlamda bir İlahi Dokunuş mevcuttur. Mevcuttur diyoruz bu kelime ve ce de kökünden türetilmiştir ve vicdan da vücut da aynı köktendir. Hani denilir ya “her kişinin içerisinde kendini hesaba çeken bir kendi vardır” diye. İşte vicdan, adeta herkesin içerisinde bir tür Tanrı Sesi gibidir. Ve onu dinleyen yani vicdanın sesine kulak vererek düşünen insan, kötü ahlak örnekleri sergilemekten sakınır. Çünkü bilir ki kendisine şah damarından daha yakında bulunan Allah, kişinin sürekli gözetleyicisidir.

Zikir ile fikir arasındaki ince farkı ortaya koyabildiysek şimdi fikir üzerinde yeniden yoğunlaşarak şunu söyleyebiliriz: bir suikast (kötü niyet)tan hareketle ortaya atılan bir söz, görüş, iddia fikir haysiyeti kazanamaz. Çünkü daha önce kalpte şekillenen başka bir veri, fikir ve algı olmadan, yeni bir fikir imalatı gerçekleşmez. Gerçekleşse de gerçekleşen şey fikir haysiyeti taşımaz. Yeni bir fikir iyi ya da kötü bir duygudan hareketle değil, doğru ya da yanlış bir önceki fikirden hareketle doğan bir düşünme şeklidir. O halde bir heves, bir arzu, bir kötü niyet, bir coşku yahut heyecan, anlık bir duygu sonrası ortaya konulan şey, fikir değil belki bir duygusal boşalmadır. Buradan hareketle rahatlıkla diyebiliriz ki fikir asla zararlı olmaz belki yanlış olabilir. Elbette insanların hatırına gelecektir yanlış olan aynı zamanda zararlı da değil midir? Bu ilk bakışta haklı bir soru gibi görünmektedir. Ancak Müslüman kültürün geliştirdiği Fıkıh ilminin usulüne bakıldığında bu sualin cevabı görülecektir. Bilinmektedir ki fakihler doğru içtihatlara iki, yanlış içtihatlara ise bir sevap verildiğini zikrederler. Yani yanlışa bile sevap verileceğini söylemekten çekinmezler. Burada ödüllendirilen bir yanlışlık değildir elbette. İçtihat yapan kişinin çabası, gayreti ve en önemlisi iyi niyeti ödüllendirilmektedir. Yani birçok kişinin fikrini ortaya sürdüğü sahada kendisi de var gücünü harcayarak yeni bir fikir ileri sürmekten çekinmemiştir. Hülasa Müslümanlar bilirler ki her hal ve şart altında İslâm, insanların düşünmesini (bazen yanılsa bile) ödüllendirmektedir. Ve zaten fikir yanlışsa, ancak eyleme dönüştüğünde belki zararlı olabilir; eyleme dönüşmedikçe fikrin kimseye zararı dokunmaz.

Zihinler karışabilir. Biraz daha açmak gerekirse deriz ki mesela şu tutum bir fikirdir. Hayvanlarını hiç tanımadığı bir dağa otlatmak üzere götüren bir çoban, namaz vakti geldiğinde, hiçbir araştırma yapmaksızın, rastgele bir yöne dönerek namaza dursa ve o yönde de tam isabet sağlasa, bu namazı sahih değildir. Ancak evvela gökyüzüne, sonra kayaların sırtlarına, ağaç kabuklarına, otların yatış istikameti gibi hususlara baktıktan sonra bir fikir sahibi olsa ve fikri istikametine dönse, üstelik bu sefer kıblenin tam tersi istikamete durmuş olsa, bu namazı sıhhatlidir. Burada yine ödüllendirilen çobanın düşünmesi, araştırması ve çabasıdır. Şimdi biliyorum yeni sualler doğacaktır. Her fikir içtihat mıdır, içtihat nedir v.b. Zaten kanaatimce Müslüman âleminde mevcut bugüne kadarki düşünce kısırlığı, işte tam da bu fikir zannedilen tecessüslerden doğmuştur. Yani şu zavallı çobanın kendi vüs’ati ölçüsünde olanca düşünme gücünü ortaya koyarak elde ettiği sonuca içtihat desek ne olur, demesek ne olur? İçtihat kelimesi ce he de kökünden türememiş midir? Kişinin herhangi bir hususta var gücünü harcayarak ulaştığı fikir değil midir içtihat? Ve bu kelime Cihat ile de akraba değil midir? Cihat için ise kişinin bütün ilimleri yutmuş olması mı aranmaktadır? Öyleyse bütün müminler güçlerinin yettiği her alanda fikir sahibi olmalıdırlar; bütün müminler isterlerse içtihat yapabilirler, bunun önü tıkalı değildir demenin ne mahsuru vardır?

Biliyorum bütün korku, fikir kelimesini doğru tarif etmemiş kültürün insan zihnine yığdığı endişelerden kaynaklanmaktadır. İnsanlar her iddiayı, her teklifi, her görüşü fikir diye adlandırırsa elbette böyle endişeler doğar. Oysa başta da zikredildi, bir suikast sonrası doğan insan davranışı fikir haysiyeti taşımaz. Said Nursi bakınız ne güzel söylemiştir: “Arzu bazen fikir suretini giyinir, duygusuna mağlup olan kişi arzusunu fikir sanır, bu bir aldanıştır.” Amerika, petrol zengini ülkelerin servetine göz dikerek bir biçimde oraları işgal edip, servetlerine ortak olmak yahut tamamını ele geçirmek isteyebilir. Bu arzusunu gerçekleştirmek için türlü dalaverelere tevessül edebilir. Türlü yollar dener, çareler arar ve sonunda bunu gerçekleştirir de. Bütün bu yapıp ettiklerini Said Nursi’nin yorumundan hareketle söylersek, asla fikir sayamayız. Bunlar kabarmış hayvani iştahlardır. Bunlar suikastlardır. Bunlar hezeyanlardır. Bunlar tecavüzler, zulümler, bozgunculuklardır, ama fikir değildir.

Zaten başta da söylediğimiz gibi zarar veren fikir değil eylemdir. Eyleme dönüşmeyen yanlış fikir, neticede bir insan cehtinin saygın ürünü olarak fikirler atlasındaki yerini alır. Hatta bazen öyle bir gün gelebilir ki o gün yanlış bulunan fikrin bugün uygulanmasına ihtiyaç bile doğabilir. Öyleyse fikri hor görmeyi bırakmalıdır. İleri sürülenin fikir mi yoksa heves, arzu yahut hezeyan mı olduğuna bakılmalıdır. Fikir övülmüş, hezeyan yerilmiştir çünkü. Korku, kuşku, vehim, kuruntu gibi zaafların ürettiği, sergilediği her iddiayı fikir haysiyeti taşır zannetme aldanışı insanların başına ne felaketler açmıştır. Mesela “eşcinsellik insan hakkıdır; beden benim değil mi, karnımdaki çocuğu ister doğurur ister öldürürüm; mademki dünyanın jandarmasıyım, bazen Afganistan’ı bazen de Irak’ı işgal benim hakkımdır; Kürt diye bir kavim yoktur, onlar Türklerin dağda gezenleridir; her kürtaj bir Uluderedir; laik olmayanlar insan bile değildir” gibi ifadeler dikkatle okunursa, bunların hiç birisi fikir değildir. Söz sahiplerinin arzusu, hevesi, vehmi ve hezeyanlarından başka bir anlamı yoktur. Hangisinde bir meselenin hakikatine ulaşma, özüne varma gayreti vardır? İnsan kalbinde önceden var bulunan hangi veri veya hakikatin ışığından yola çıkarak yeni aydınlıklar bulma çabası gözleniyor bu iddiaların? Son derece uydurma, temelsiz, köksüz ve deyim yerindeyse işkembeden atılma izlenimi bırakan böylesi çıkışların, fikirle uzaktan yakından bir alakası bulunmamaktadır. Fikir, o yüce insanlık davranışı işte bu sebeptendir ki İlahî Kelam’ın dilinde durmaksızın teşvik edilerek onurlandırılmıştır. Ve asla ona bir sınır biçilmemiştir. Çünkü fikir zaten kişinin birikimi çerçevesinde adeta otomatik şekilde kendiliğinden sınırlandırılmıştır. Arzu, heves, vehim, kuruntu, hezeyan gibi zaafların esiri olmamaya çalışmak da bir sınırlama değil midir? Kişi ya bir fikrin sahibi olacak yahut o hususta bir fikrinin bulunmadığını zikrederek susacaktır. Bu susuşu da ayrıca bilmediğini bilmek gibi bir erdemi taşıyıp getirecektir ona. Zaten bilmediğini bilmek kişi için erdemlerin başıdır.

                                                                                                                    Metin Önal Mengüşoğlu

Yorum
Acaba?!
Yazar admin açık 2012-06-17 05:30:50
Başlığa ve uyandırdığı kapsamlı düşünceye bir ihtirazi kayıt koysak mı koymasak mı?

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 24-06-2012 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
66502660 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net